Saraybosna'nın Yaşam Tüneli

Saraybosna'daki bugünkü rotam, Yaşam Tüneli. Saraybosna havaalanının hemen yanında yer alıyor tünel ve her yıl binlerce yerli-yabancı turistin ziyaret akınına uğruyor. Hostelden çıkıp 3 no'lu tramvaya bindim ve son durak olan Ilıca istasyonunda indim. İndiğim son duraktan Tünel'e giden belediye otobüsleri bulunmakta. Otobüs ile yaklaşık 10 dakika sürdü yol. Tünel istasyonunda inip 5 dakika kadar yürüdükten sonra beni heyecanlandıran ama bir o kadar da kalbimi üzüntüden yakan, lanet savaşta sırp katillerinin uyguladığı soykırımda hayatta kalmak için Bosnalıların açmış olduğu Tünel karşıma çıktı.

Yaşam Tüneli, Saraybosna'nın Sırp kuvvetler tarafından kuşatılması sonucu, kente yiyecek, ilaç, silah sokmak için dönemin Bosna Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşları tarafından yapılmış. Kuşatmanın tüm vahşetiyle sürdüğü 1993'te yaklaşık dört ayda yapılmış. 800 metre uzunluğunda, 1 metre genişliğinde ve 1,5 metre yüksekliğindeki tüneli, asker ve siviller yapmış. Savaş sırasında günde yaklaşık 4 bin kişinin geçtiği Yaşam Tüneli, Saraybosna'nın kuşatmadan tek çıkış yolu olmuş. Yaklaşık 200 bin insanın öldüğü savaşta 300 bin insanın hayatta kalmasına neden olduğu için, adı Yaşam Tüneli. Daha başlangıçta kanım dondu. Ev delik deşik kurşun ve bomba izleri ile doluydu.

Yaşam Tüneli


Tünele, iki katlı bir evin altından girdim. Ev, Kolar ailesine ait. Kolar ailesi, tünel fikri ortaya çıktığında evlerini orduya hibe etmiş.

Sida Nine savaş sırasında yorgun halde tünelden geçen askerlere su ve yemek vermiş, onlara umut kaynağı olmuş. Şimdilerde sadece gelen turistlere ara sıra gözüküp kayboluyor, dile kolay 92 yaşında ve kısa bir süre sohbet ediyor ziyaretçilerle. Benim şansıma ben gittiğimde oradaymış ama dışarıya çıkmadı. İçeri girer girmez önce tünelin nasıl yapıldığı ve Saraybosna kuşatmasının nasıl yaşandığıyla ilgili 30 dakikalık bir belgesel izledim. İçerisi akın akın gelen turistlerle şimdiden dolmaya başladı.

Bu belgeselde savaşın nasıl lanet bir şey olduğu, Bosna halkının çaresizliğini acılar içinde izledim. Benim dışımda orada bulunan her milletten insandan gık bile çıkmıyordu, hepimizin boğazları düğümlenmiş, gözleri yaşarmıştı. Sırp askerleri, Saraybosna'yı çevreleyen dağlardan, kuşatma boyunca top ve füzelerle kenti sürekli vurmuşlar. Yaşam Tüneli, savaş sonrasında askeri bölge konumundan çıkınca Kolar ailesi evine geri dönüyor. Şimdi oturdukları üst katı inşa ediyorlar. Bu arada tünelde kullanılan malzelemeri , toprak taşınmasında kullanılan el arabalarını, insanların yiyecek taşıdığı çuval ve sırt çantalarını saklıyorlar. Yıllar sonra Saraybosna Belediyesi bu hayati tünelin müze olması kararını veriyor, Kolar ailesi ile görüşüyor ve onlar da seve seve bu fikre katılıyor. Ortaya bu savaş hatırası çıkıyor. Tünel müze olunca da bu malzemeler sergilenmeye başlanıyor. Müze olduktan sonra tünelin 20 metrelik kısmını sergiliyorlar. Geriye kalan 780 metrelik bölümünü bilerek yıkmış ve kapatmışlar güvenlik sebebiyle çünkü serbest geçişin sağlandığı bu tünelde kontrol zorluğu oluyormuş.


Tünel Girişi


Tünel

Yaşam Tüneli Müzesi'nde savaşta ölenlerin adlarının yazıldığı listeler ile savaş sırasında yaşananları anlatan fotoğrafların yer aldığı, askeri malzemelerin sergilendiği bir oda var.

Burada yer alan fotoğraf panosunda ise Kevin Spacey, Michael Moore ve Morgan Freeman gibi pek çok ünlü oyuncu, yazar, düşünür ve devlet başkanlarının burayı ziyaret ettiklerinde çektirdikleri fotoğraflar yer alıyor.

Yine alt katta gelen ziyaretçilere savaşın olduğu yıllarda çekilmiş videolar izletiliyor ve Saraybosna halkının nasıl bir vahşete uğradığını gözyaşları içinde izliyorsunuz.

Müzenin bahçesinde hediyelik eşya satan, tünelin yapımında çalışan, savaş sırasında canı pahasına tünele erzak ve silah taşıyan Edin var. Kolar ailesinin en büyük oğlu. Çok güzel Türkçe konuşuyor, yaklaşık 20 dakika sohbet ettik. Bana yaşadıklarını çok kısa bir özetle anlattı ama duyduklarım karşısında boğazım düğümlendi, gözlerimden resmen damlalar aktı. Edin, bana ayrılırken hatıra olsun diye ufak bir magnet hediye etti. Hep hatırla bizi dedi. Yaşadıklarımızı unutmasın Türkiye, biz kardeşiz dedi. O anda kalbim parçalandı üzüntüden, savaşa içimden sövdüm durdum.


Edin

Tünelin olduğu bahçe ve karşıda Saraybosna Havaalanı. Tam bu noktadan karşıdaki havaalanının altından geçecek şekilde 800 metrelik bir tünel kazılmış ve resimde gördüğünüz dağ tepelerinde yer alan kurtarılmış bölgeye insanlar geçiş yapmış.

1992'de başlayan savaşta Bosna-Hersek'te 200 bin insan öldü. Saraybosna'ya yapılan saldırılar sonucu 11 bin Saraybosnalı yaşamını yitirdi. Bunlardan 1600'ü çocuktu. Savaş 1995'te Dayton Barış Antlaşması ile bitti. Bosna-Hersek'te ya gençleri ya da yaşlıları görüyorsunuz. Orta kuşağın büyük bölümü savaşta yaşamını yitirmiş. Tünel ziyareti bende derin duygular uyandırdı. 1992 yılı... Daha dün gibi yakın bir zamanda olan bu sırp vahşetini televizyonlardan izlediğimde 16 yaşındaydım. Evde anneannem ve dedem ağlamıştı. O zaman pek anlam verememiştim ama şimdi ben de ağlıyorum, buna rağmen Saraybosna inatla hayata tutunmuş ve her geçen gün savaşın yaralarını daha güçlü sarıyor.

Tünel'den çıkınca yine otobüs durağına yürüdüm, hava bayağı sıcaktı. Otobüse binip yine Ilıca son durakta indim ve vakit kaybetmeden 3 no'lu tramvay yaptım. Merkez otobüs terminalinin olduğu Amerikan konsolosluk durağında indim. Otobüs terminaline gittim çünkü yarın Mostar gezim olacak. Sabah 06.00'da hareket edecek olan otobüse bilet aldım. Sabah erkenden gitmeyi istiyorum çünkü yol otobüsle yaklaşık 2 saat sürüyor. Otobüste nasıl olsa uyurum ve Mostar gezim sabah erkenden, henüz her yer tenha iken başlar düşüncesindeyim. Bu düşüncemde ne kadar haklı olduğumu Mostar bölümünde anlatacağım. Bilet alma işlemi bittikten sonra hostele doğru yürümeye başladım. Yol üzerinde karşıma çıkan ulusal müzenin görselliği etkiledi beni.

Hemen müzeye doğru yol aldım ama kapalıymış. Bir dahaki sefere dedim ve hostel yoluna doğru devam ettim. Şehir parkından geçerken Saraybosnalıların park eğlencesi olan satranç maçlarını izledim. Burada halk parklarda bulunan büyük satranç taşlarıyla müsabaka yapmaktalar. Satranç oynayarak gün içinde zamanlarını geçiriyorlar. Harika, çünkü beyin sporuyla zinde oluyorlar.

Hostele vardığımda saat neredeyse 17.00 olmuştu. Günün yorgunluğu ile bir duş aldım, bir kahve yaptım ve notlarımı yazmaya başladım. Şansıma odada benden başka kimse yok. Dün gece kaldığım odaya 6 İsveçli genç gelmişti. Oda 8 yataklı olduğundan tam bir curcuna içinde geçmişti gece. Onlar gelmeden rahat kafayla notlarımı almak istiyorum. Bu gece dışarıya çıkmayacağım. Erkenden yatıp iyi bir uyku çekmeliyim. Sabah 06.00'da Mostar otobüsüm kalkacak.

Etiketler