Sigiriya Aslan Kayası

Sigiriya’da uçsuz bucaksız ormanların içerisinde, adeta uzaylılar tarafından inşa edilmiş hissi uyandıran  devasa büyüklükte bir monolit kaya bulunuyor. Deniz seviyesinden 370 metre, bulunduğu yüzeyden ise 180 metre yükseklikte bulunan bu volkanik oluşum, hemen hemen her kültürden öğeler barındırması sebebiyle, her yıl sayısız turist tarafından ziyaret ediliyor. Özellikle yerli halk tarafından dünyanın 8. harikası olarak anılan bu antik kale ve saray kalıntısı, 1982 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi'ne girmiştir. Birçok rivayet  olsa da  tarihi M.Ö 3. yüzyıla kadar dayanan bu kalenin ilk olarak Budist manastırı olarak inşa edildiği düşünülüyor. M.S 5. yüzyılın ikinci yarısında ise Kral Kasyapa bu muhteşem saray ve kaleyi inşa etmiş. Kralın ölümünden sonra ise yine 14. yüzyıla kadar  manastır olarak kullanılmış.

Aslan Kayası'nı gezmenin bedeli 30 dolar. Aslan Kayası'nın yakınlarında  benzer manzara sunan bir yükselti daha var. Burayı gezmenin bedeli ise 3 dolar. Eğer sadece manzara görmek istiyorum derseniz Aslan Kayası'na çıkmanıza gerek yok; fakat bana sorarsanız Aslan Kayası'nı kesinlikle görün ve de hikayesini dinleyin derim.

Gelelim bu devasa yapının hikayesine. Evvel zaman içinde, ülkenin kralının evlilik dışı Kashyapa adında bir oğlu oluyor. Daha sonra bir asilzadeden Rupala adında bir oğlu daha oluyor. Kral, ölmeden önce tahtı Rupala'ya bırakmak istiyor. Kasyapa'ya ise adil olmak adına altın ve mücevherler bırakmak istiyor;fakat Kasyapa bu durumu kabul etmiyor ve babasını öldürüyor. Rupala ise Hindistan'a kaçıyor. Kardeşinin intikam alacağını düşünen Kasyapa, bu kale ve saray kompleksini inşa ediyor. Efsaneye göre Rupala bir müddet sonra görkemli bir orduyla geri dönüyor. Bunun üzerine yenileceğini anlayan Kasyapa, kendi boğazını keserek intihar ediyor.

Yaklaşık 10.000 odası bulunan bu devasa antik kalıntı yüzyıllar önce öyle bir mühendislikle inşa edilmiş ki şaşıp kalmamak mümkün değil. 10.000 odanın bir kısmı kayanın tepesinde, bir kısmı ise aşağıda bulunuyormuş. Yılın altı ayı,kurak zamanlarda, kral aşağıya inermiş. Yağmur sezonunda ise kayanın tepesine çıkıp orada yaşarmış. Kayanın tepesinde bulunan büyük bir sarnıç vasıtasıyla 10.000 odanın her birine, açılan küçük su kanalları vasıtasıyla basınçlı su sağlanıyormuş. O zamanda yapılmış su toplama kanallarını ve filtreleme sistemlerini görmeniz mümkün. 1600 yıl önce sarayın dört girişi bulunuyormuş; fakat günümüzde sadece 3 tanesini görmeniz mümkün. Bu girişler fil,aslan ve kobra kapısı olarak adlandırılmış. Sarayın girişinde büyük bir havuz bulunuyor. Bir rivayete göre kral, kayadaki kadın figürlerini havuza yansıyacak şekilde dizayn ettirmiş. Havuza yansıyan kadın silüetini saatlerce izlermiş.

Havuz ve kanalların dışında, komplekste kule kalıntılarını da görmek mümkün.

Merdivenlerden yukarı doğru çıkarken kayalar adeta  "Ayubowan"  diyerek karşılama yapıyor.

Kaleye çıkarken dikkatimi demir merdivenler çekti. Rehbere sorduğumda ise bu demir merdivenlerin sonradan yapıldığını öğrendim. O zamanlarda bu merdivenler ahşapmış. Sebebi ise düşman gelirse ahşap merdivenleri ateşe vermek ve düşmanın yukarıya çıkmasını engellemekmiş. Demir merdivenlerden çıktıktan sonra karşınıza ayna duvarı çıkıyor. Kayalar, üzerlerine sürülen özel bir karışımla  parlatılmış ve ayna şekline getirilmiş.Daha yükseklerde mağara içerisinde 21 adet kök boya ile yapılmış fresk bulunuyor.  Kayanın hemen hemen yarısında devasa büyüklükte aslan biçiminde bir geçit bulunuyor. Kayaya ismini veren bu aslan figürü zamanla hasar görmüş ve geriye  sadece aslan pençeleri kalmış.

Kayaya tırmanırken bir klinik dikkatimi çekti. Özellikle havanın sıcak olduğu zamanlarda eşek arısı saldırıları oluyormuş. Bu konu hakkında yereller özellikle uyarılarda bulunuyor.

1236 basamak çıktıktan sonra ise sizi enfes bir manzara karşılıyor. Uçsuz bucaksız ormanlar ve yüzyıllar öncesinde inşa edilmiş büyüleyici bir saray kalıntısı...

Son iki basamak ise öylece ortada duruyor.