Google+

Arama formu

SIRT ÇANTAMLA BRÜKSEL

Sırt çantamı alıp yeniden yola çıkma zamanı geldi. Kahvaltımı yapar yapmaz soluğu yürüyerek Amsterdam Central Station’da aldım. Amsterdam’dan Brüksel’e direkt giden hızlı tren 99 Euro idi ve bu biraz pahalı geldi bana. Danışmaya gittim Brüksel’e başka hangi alternatif yollarla gidebileceğimi sordum. Bana hızlı tren kullanmadan normal trenle Eindhoven’a oradan Belçika’ya geçip 1-2 aktarma ile Brüksel’e gidebileceğimi anlattı ve Brüksel’e gidecek olan trenlerin haritasıyla fiyatlarını aldım. Artık rota biraz kaymıştı ama farklı farklı şehirleri görerek geçiş yapacaktım ve bu da bir çeşit tecrübe olacaktı benim için.

Eindhoven’a gitmek için Amsterdam – Maastricht trenine bilet aldım ve yaklaşık 1 saatlik bir tren yolculuğu ile nihayet Eindhoven’a geldim. Halen Hollanda futbolunun önemli ismi PSV Eindhoven takımının var olduğu şehir ve bu düşünce ile bana çok sıcak geliyordu. Eindhoven’da olmak güzel bir duyguydu neden bilmiyorum. İstasyondan çıkıp biraz dolaştım ve daha sonra Belçika sınırına otobüs ile yarım saatte geçtim. Buradaki şehrin adı Lommel idi ve ben artık Belçika topraklarındaydım. Yolculuğum geze geze aslında zevkli bir halde ilerliyordu. Ancak çok ilginç şeyler düşünüyordum. Mesela Belçika’ya girdiğiniz andan itibaren evlerin yapısı insanların düzeni ve ev – bahçe özelliği ile Belçika topraklarında olduğunuz hemen kendini belli ediyordu. Nasıl belirgin bir Belçika tarzı vardı evlerde anlam veremedim. Ama evler, bahçeler çok düzenli ve çok güzeldi. Hayranlıkla izliyordum. Lommel’den ayrılma vakti gelmişti ve yine sorarak Brüksel trenine bindim.

Brüksel

Aslında bunda da aktarma vardı ve tren görevlisi bana ineceğim durağı bir kağıda yazmıştı. Toplam 4 durak saymamı ve sonra inmemi söyledi. Ardından tekrar yanıma gelerek arka vagonda bir çiftin de Brüksel’e gittiğini, onlara benden bahsettiğini ve inerken beni de haberdar edeceklerini bildirdi. Bu benim için iyi bir haber oldu. Yolculuk toplam buradan da 1 saat kadar sürdü ve nihayet artık Brüksel Merkez Tren istasyonuna geldim. Brüksel’ de 2 adet tren istasyonu var. Bunlardan bir tanesi South Station yani Brüksel Merkez İstasyonu ve diğeri de Noord Station.

Brüksel merkez istasyonuna geldiğimde fark ettim ki buraya çok hazırlıksız gelmişim. Çünkü nereye gideceğimi nerede konaklayacağımı bilmiyordum. Sırtımdaki çanta bu belirsizlikle daha da ağırlaşmıştı sanki ve Central Station’dan çıkarak kalabalığın yürüdüğü yere doğru yürümeye başladım. E yani bu kadar da olmaz denir ya, daha 5 dakika yürümeden kafeteryaların, otellerin, restoranlarınve hediyelik eşya satan dükkanların olduğu meydanda buldum kendimi.

Brüksel şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Appartements Plasky, Sweet Inn Apartment Etterbeek, Vintage Eco Flat Grand Place. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Apartment Jeanne, Stassart Halldis Apartments gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Very Central Apartment in Brussels, Brussels city center apartment, Apartment Tour & Taxis 1 tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Brüksel aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Brüksel-1

Meydandan sonra yine kalabalığın içine daldım ve Brüksel’in ve 2010 yılında Avrupa’nın en güzel meydanı seçilen asıl büyük meydana Grand Place meydanına geldim. Burası muhteşem bir yerdi. İlk izlenimlerim ise burası benim için çok güzel fotoğraflar ve güzel dakikalar demekti. İlk sorduğum otelde 35 Euro fiyat aldım orada konaklamaya karar verdim. Otelim gayet temiz, şık ve meydanın iyi otellerindendi. Otele yerleşmemin ardından soluğu Grand Place meydanında aldım. Ortam, kalabalık, muhteşem bir atmosfer vardı burada. Meydanın o tarihi havasını doyasıya yaşıyordum adeta ve fotoğraf çekimlerim için de saatleri sabırsızlıkla saymaya başlamıştım. Meydanın ortasında oturdum her şeyi, her ayrıntıyı izlemeye koyuldum. Brüksel gerçekten çok özel bir şehirdi. Bütün akşamımı ve gecemi burada geçirdim. Dinlenme vaktim çoktan gelmişti ve yarın için yeni bir seyahat rotası olarak Paris'e gidiş planlarım da başlamıştı bile.

Bu defa bir Brüksel sabahında erkenden kalktım. Otelde kahvaltımı yaptıktan sonra çıkış için hazırlıklarımı yaptım ama Brüksel’de yapmadığım, eksik olan bir şeyi fark ettim. Dün Grand Place meydanına ve gece fotoğraflarına kendimi o kadar kaptırmışım ki buranın olmassa olmazlarından Manneken Piss yani İşeyen Çocuk anlamına gelen bronzdan yapılmış heykelin oraya gitmeyi unutmuştum. Aslında bulunduğum yere yürüyerek 10 dakika mesafede idi. İlk olarak orayı ziyaret ettim ve iyi ki de gelmişim. Aslında ufak bi heykel ama yine de görülmeye değer. Heykelin bir tarihi hikayesi de var elbette. Buradan sonra Paris'e gitmek için yola koyuldum...


Yazar Hakkında

UFUK AKKUŞ

Gezgin, Fotoğrafçı 1977 Karabük doğumlu, Safranbolu da yaşıyor.. Mesleğini çok seven bir sigortacı. Hayallerinin peşinden düştü yollara. Farklı kültürleri tanımayı çok seviyor. Gittiği ülkelerde şehirlerin gece fotoğraflarını çekmek en büyük tutkusu. Özellikle doğa fotoğrafları çok önemli onun için ve Kelebek fotoğrafları olmazsa...