Google+

Arama formu

SIRT ÇANTAMLA PARİS

İşte Paris yolculuğu başladı. Ancak bu defa hızlı tren yerine Avrupa’nın otobüs hattı olan Eurolines’ı denemeye karar verdim. Birincisi bu otobüs seyahati ile bilgi almayı ve denemeyi çok istiyordum. İkincisi fiyat olarak yarı fiyatına bir yolculuk yapıyorsunuz. Üçüncü sebep ise Paris’e giden hızlı tren saatini kaçırmıştım ve bir sonraki saate kadar ben zaten Paris’e otobüsle varmış oluyordum. Bu gibi sebeplerle de Eurolines otobüs hattını yine Avrupa seyahati yapacaklar için de deneme fırsatı olacaktı benim için. Hem konforlu hem ekonomik bir seyahat olarak tercih edilebilir bir alternatif ve tavsiye edebileceğim bir seyahat şekli elbette. Eurolines ile Brüksel den Paris’e yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk yaptım ve otobüste uyuyarak ve geçtiğimiz şehirlerin güzelliklerini de izleyerek mutlu ve dinlenmiş bir şekilde ikindi vakitlerinde Paris’e geldim ve işte Fransa, işte Avrupa’nın gözdesi Paris...

İlk önce diyeceğim tek şey Paris’in altına bir örümcek ağı gibi örülmüş metro hattı. Bu konuda inanılmazlar, şehrin altını örümcek ağı gibi örmüşler resmen. Metro süper işliyor ve çok kalabalık. Hemen danışmadan bir harita ediniyorum kendime ve direk olarak Eiffel Kulesi'ne gitmek istiyorum. Danışmadaki kadın metro ile hangi rotayı takip edeceğimi bana söylüyor. Ama inanın çok nazik değiller. Fransa bambaşka. Hiçbir Avrupa ülkesine benzemiyor. Müslümanlar ve siyahi ırk bir hayli fazla. Fransızların ise yüzü çok gülmüyor. Ben yaklaşık 10-15 dakikalık bir metro seyahatinden sonra artık yeraltından gün yüzüne çıkıyorum nihayet ve nihayet Eiffel Kulesi muazzam görüntüsü ile tam karşımda. Tabii ki fotoğraflar fotoğraflar…

Bir de şunu belirtmeliyim Eiffel Kulesi sadece bir kule olarak değil etrafında bulunan yemyeşil parkları ve yaşam alanları ile de çok güzel. Tabii ki bu yeşil alanların adı ise Champ de Mars yani Mars Alanı adı verilen bölge. Burası olabildiğince büyük bir park ve yeşil alan olması nedeni ile turistler için sıkıntısız bir ziyaret sağlıyor ve ayrıca Eiffel Kulesi'ne ayrı bir hava katıyor. Akşam saatlerine doğru ise Eiffel'in etrafındaki Champ De Mars’ta günbatımını beklemek apayrı bir tat. Benim için ise fotoğraf şöleni. Burası geç saatlere kadar kalabalık ritmini hiç kaybetmiyor. Eiffel Kulesi altında fotoğraf çekilenler, müzik dinleyenler, müzik yapanlar, enstrüman çalanlar, dans edenler ve hatta Fransız şaraplarından yudumlayanlar, herkes burada neredeyse. Ben Paris’teki ilk günümü Eyfel Kulesi etrafında fotoğraflar çekerek ve Champ De Mars’ta oturup yeni dostluk kurduğum turistlerle sohbet ederek günümü bitiriyorum.

Paris

Artık Paris’i gündüz gözüyle keşfetmenin zamanı geldi ve şehri gezmenin en kolay yolu Hop On Hop Off otobüsleri olarak ta bilinen turistik otobüsleri kullanmak diye düşünüyorum. Kendime bir günlük bilet alıyorum ve sırayla, Paris’in gözde turistik merkezlerini geziyorum. İlk sırada Notre Dame Katedrali var ve Notre Dame Katedrali en çok etkilendiğim yerlerden bir tanesi. Sadece katedral olarak değil de etrafındaki sessiz kalabalıkta Paris havasını hemen hissediyorsunuz.

Paris şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Saint James Paris, Le Singulier, Hôtel Keppler. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Arley Tour Eiffel, Victoria Palace Hotel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Prince Monceau, Le Regent Hostel Montmartre, Smart Place Paris tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Paris aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Kafeterya ve alışveriş yerleri çok saygılı ancak gülmeyen yüzleri ile bir o kadar da Fransızlar... Ardından Louvre Müzesi en ilginç yerlerden bir tanesi ancak bunlarla ilgili ayrıntılı bilgileri bu gezi yazımda yazarak fazla dikkat dağıtmak istemiyorum. Ama Louvre Müzesi'nin görülmesi gereken çok özel bir mekan olduğu konusunda emin olabilirsiniz. Louvre Müzesi'nden çıktıktan sonra etrafta bulunan işportacılardan Eiffel Kulesi biblosu alıyorum. Normal mağazalarda 40-50 Euro olan bu büyüklükteki bibloyu 15 Euro gibi bir fiyata alabiliyorum.

Ardından Paris’in alışveriş bölgesi Lafayette’ye gidiyorum ama alışveriş zamanı değil benim için. Biraz boş boş dolandıktan ve burada bulunan bir cafede birşeyler içtikten sonra çok merak ettiğim Şanzelize’ye doğru yolculuğum başlıyor. İsmi bile çok hoş olan Champs-Élysées (Şanzelize) yolu bambaşka bir yol. Törenlerin, resmi geçitlerin, yürüyüşlerin, kutlamaların yapıldığı bir cadde burası ve çok çok farklı aynı zamanda. Şanzelize, Concorde meydanından başlayıp Zafer Takı adı verilen anıta kadar yaklaşık 3 km kadar gidiyor ve mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Elbette ne diğer şehirler ne de Paris bu kadar kısa bir zamana sığdırılacak şehirler değil ama artık kafamda yavaş yavaş Paris’i de bitiriyorum.

Paris’i biraz hızlandırılmış bir programla gezmiş olmama rağmen gerçekten çoğu yeri boş geçmedim diyebilirim. Benim için yorucu ama çok zevkli bir seyahat oldu "Sırtımdaki Avrupa". Üzerimde 10 günlük bir Avrupa yorgunluğu vardı ve sanki koskoca Avrupa’yı 10 günde sırt çantama sığdırmış taşıyor gibiydim.

Uçağım Köln’den kalkacağı için artık geri dönüş yolunu düşünmem gerekiyordu. İlk önce yine hızlı trenlere baktım. Yarın sabah vardı en erken. Oldukça da pahalıydı Eurolines otobüs hattına göre. Eurolines ise bu akşam 22.00'de gidiyordu Köln’e ve sabah saatlerinde Köln’de olacaktı. Benim için hem otel de konaklamadan otobüs yolculuğu ile seyahat ederek geceyi geçirme imkanı sağlıyordu. Ayrıca daha ekonomik olacaktı ve geç kalırım stresi de olmadan erkenden yapılacak bir geri dönüş seyahat seçeneği idi. Artık kararımı verdim ve akşam üzeri son bir kez yine Eiffel Kulesi ziyaretimden sonra metro ile Eurolines otobüs durağına geldim ve ardından Paris’ten Köln’e geri dönüş seyahatim başladı.

Sabah saatlerinde Köln artık kucağını açmış beni uğurlamak üzere bekliyor gibiydi. Artık resmen fotoğraf makinemi bir daha elime almak istemiyordum. Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı artık. Gün boyu Köln’de Starbucks ve Burger King'de vakit geçirdikten sonra uçak saatim de nihayet geldi ve Avrupa’ya veda ettim...


Yazar Hakkında

UFUK AKKUŞ

Gezgin, Fotoğrafçı 1977 Karabük doğumlu, Safranbolu da yaşıyor.. Mesleğini çok seven bir sigortacı. Hayallerinin peşinden düştü yollara. Farklı kültürleri tanımayı çok seviyor. Gittiği ülkelerde şehirlerin gece fotoğraflarını çekmek en büyük tutkusu. Özellikle doğa fotoğrafları çok önemli onun için ve Kelebek fotoğrafları olmazsa...