Tadında Geziyoruz: Beyrut (1. Bölüm)

Bugün size Beyrut’u kimsenin size anlatmadığı yerlerini ve uygularsanız memnun kalacağınız bir rota ve tavsiyeler ile birlikte sunacağım. Sonuna kadar okuyun şaşıracaksınız, pişman olmazsınız. 
İşte yine bir promosyon uçak bileti maili önünüzde durup durup size bakıyor. Havayolunun yeni açtığı hattın ilk seferlerinden birinde Beyrut’a gidiş dönüş bileti ucuza, hem de bedava denecek bir fiyata satılıyor. Kaçırılır mı? Hemen Noel arifesi için biletlerinizi erkenden ve kesenize ve vaktinize uygun 3-4 veya 5 günlük bir seyahat için alın ve o bir kenarda dursun. Sonra 4 ay o kadar çabuk geçecek ki bir sonbahar masalı gibi, bir anlatımlık ömrü var zaten o seyahatin. Gözünü açıp kapayana kadar seyahat zamanı gelecek. Yaşanacak ve unutamayacaksınız o günleri, bitecek ve başka hikâyeler bile anlatılmaya, yazılmaya başlanacak. Bir bakmışsın ikinci, üçüncü, dördüncü seyahat derken bir ömür bitmiş tükenmiş olacak. Ama anılar ve yazılanlar kalacak. Onun için ben en iyisi yazayım da, siz de bu gezinin keyfini çıkarın.
 
Şimdi bakın seyahate çıkmadan önce tabii ki gerekli araştırmaları yapıyor ve bilet işi ayarlandıktan sonra kalınacak otel için çeşitli sitelerden fikir ve öneriler alınıyor. Benim önerim Beyrut’un içinden ziyade, Beyrut’un kuzeyindeki Jounieh semtinde Hristiyan mahallelerinde çok güzel ve ucuz butik oteller var.

Bu otellerden birisinde gecesi 40-80$’a 2-3 kişilik oda tutabilir ve şanslıysanız hem manzaranın hem de etrafta bolca bulunan eğlence ve görülecek yerlerinin tadını meşhur Beyrut trafiğine dalmadan çıkartırsınız. Çünkü bu tarafta şık ve kaliteli, çalgılı çengili restoranlar da var. Ama size bir de ipucu vereyim, buralarda eğlence gece yarısı başlıyor ona göre kendinizi bu uzun gecelere hazırlamanız lazım. Tabii bu önerim, Beyrut’ta araba kiralayanlar için geçerli. Gecenin bir yarısı Beyrut Havalimanı’na indiğinizde rent a car kiosklarının hepsini gezip en kafanıza yatanından günlüğü 30-40$’a küçük ama yeni bir araba kiralayın. Kredi kartınız ile ehliyet fotokopiniz ve bir imzanız yeterli. Ama en uygun ve sağlam olanı Avis sanırım. Taksi’ye şehrin öbür tarafındaki otelinize gitmek için 30$ zaten verecektiniz. Verin bir 70-80$ daha 3 gün boyunca paşa paşa dolaşın. Benzin burada ucuz biliyorsunuz. Şoförlük ise İstanbul ile İzmir’in ortası bir şey. E siz İstanbul’da araba kullanmış insanlarsınız, burada mı acemilik çekeceksiniz değil mi? Ama yine de dikkat, full sigortanızı da yaptırın. Güvenin kendinize, 25$’a altınızdaki arabanın deposuna benzini doldurun, gezin Lübnan’ı doyasıya. Navigasyona da yazın gideceğiniz yerin adresini, götürsün sizi her yere. Hemen uçaktan inince otelinize geldiniz ve o yorgunluk ile mis gibi bembeyaz yataklara serildiniz bile. Rahat bir uykunun keyfini çıkarın.
 
Sabah kalktığınızda artık duruma göre kahvaltı sonrası etrafı hele bir keşfedin bakalım. Şanslıysanız hava mis gibi, şehrin gürültüsünden ve trafiğinden uzak bir gün başlıyor, birazcık kuş cıvıltılarını dinleyin. E niye şehrin bu tarafını seçin dedim. İşte bunun için. Müslüman tarafına nazaran buralar daha düzenli, hem de temiz ve bakımlı ve daha yeşil. Otel sahibinden gerekli tavsiyeleri de aldıktan sonra aracınıza atlayıp, bugün Beyrut’u çevresini tanıma turuna çıkın derim. İsterseniz hemen yakında bulunan meşhur dünyanın 8. Harikası olmak için uğraşan Jeitta Grotto mağaralarını ziyaret ile gezinize başlayabilirsiniz. Yalnız dikkat edin Pazartesi günleri burası kapalı. Mağaralara geldiğinizde aşağıda geniş bir park yeri var ve aracınızı park ettikten sonra yukarı mağaralara ister teleferik ile ister trenvari servis araçları ile çıkabilirsiniz. Yürüyerek aşağı ve yukarı mağaraları gezerken içeride ses ve görüntülü tanıtımı da seyredin ve bu güzelliklere hayran kalın ve hatta oracıktaki rehberler sizi kayıkla içeride dolaştırsınlar. Mağaralara giriş bedeli 12$ ve buna servis ile yukarı çıkış bedeli de dâhil.

Bu gününüzü bu tarafta, yani Beyrut’un kuzeyinde değerlendirin diyorum. Yine yakınınızda bulunan Harissa Meryemana heykeline gidin. Kutsal ve Lübnan’ın koruyucu azizesinin bu heykeli Rio’daki İsa heykeli gibi Beyrut’un en yüksek yerine yapılmış ve altındaki kaidesinde de bir şapel var. Burada Lübnanlı Hıristiyanlar evlenmeyi bayağı önemsiyorlar. Buraya çıkan teleferik de enteresan. Sahilde Jounieh bölgesinde deniz kıyısından kalkan teleferik, ana caddeyi geçerken aşağıda trafik durumunu da gayet güzel görebiliyorsunuz. Ama en güzeli dağa doğru çıkarken apartmanların içersinden, insanların oturduğu balkonlarını yalayıp geçiyorsunuz. Geçerken gözlerinizi kapatın isterseniz. Uygunsuz ev içi manzaraları ile karşılaşabilirsiniz! Niye, çünkü artık buralarda oturanlar bu işi kanıksamışlar sizi pek takmıyorlar. Yukarıya geldiğinizde kafe ve hediyelik eşya mağazaları sizi karşılıyor.  Buradan 1 kat daha yukarıya dik bir dişli vagon ile çıkabiliyor ve Lübnan’ın sembolü olan meşhur sedir ağacı ile karşılanıp muhteşem Beyrut manzarasını seyredebiliyorsunuz. Bu arada ileride görülen St. Paul Bazilikası da dikkatinizi çekecektir. Doğu mimarı formunda yapılmış olan bu kiliseyi geçtiğimiz yıllarda 2 Papa da, ayrı zamanlarda ziyaret etmiş. Artık önemini siz de düşünün bakalım.

Teleferik ücreti 12$. Şimdi 2 saat içerisinde burasını da gezdiniz ve aşağıya arabanızın yanına tekrar indiniz. Sahilde biraz dolaşın, kordon boyundaki bitkilere ve manzaralara şöyle alıcı gözüyle biraz bakıp bir nefes alın ve işte şimdi yola çıkmaya hazırsınız. Biraz daha kuzeye 20 dakikalık bir sürüşten sonra dünyanın en eski ve en uzun yaşanan şehirlerinden birisi olduğu söylenen Batroun’a, Byblos’a gidin ve 30 km yol yaptıktan sonra bu tatil kasabasında bir de öğle yemeği yiyin derim.

Canınız ne istiyor? Balık mı? Limana inin ve Pepe’nin yerinde, bu küçük balıkçı kasabasının en manzaralı ve yemekleri de iyi olan bu restoranında bir arak-balık ikilisi yapın. Aman fazla içmeyin, yedek şoförünüz var mı bilmiyorum ona göre. Fiyatlar mevsim balıklarının durumuna göre değişiyor ama Türkiye ile aşağı yukarı aynı.

Hayır, ben içmek istemiyorum diyorsanız, o zaman çarşıda çeşitli kebapçılar var. Mesela Beyrut kebaplarından birisini söyleyin, bizim Adana’nın bir versiyonu önünüze gelsin. Tabii ki yemeklerin yanında turşu olmazsa olmaz. Fiyatlar diyorsanız çok da pahalı değil canım, keyfinize bakın. Ama öğle yemeğini geçiştirdiyseniz akşam yemeğine bir ziyafeti hak ettiniz demektir. Bakın size bir tavsiye vereyim. Siz gelin akşam yemeğinizi Jounieh sahilinde bulunan Manuella‘da yiyin. Bakın şimdi size neler göstereceğim.

Masada Beyrut’un olmazsa olmazlarını sıra ile dizdirin. Tabule, yoğurtlu patlıcan, humus, ortaya bir kebap ve yarım şişe arak. Tabii ki turşu ikramımızdır. Ara sıcak olarak kurbağa bacağı deneyebilirsiniz. Neden olmasın?  Tatlar muhteşem, ben Türkiye’de humus yememişim diyeceksiniz. Burada humusu haşladıkları nohudun suyunu kullanarak yapıyorlar. Bizde ise zeytinyağı ve su kullanılıyor. Hakikisi burada. Hatta bu restorandan kilo ile paketletip evlerine götürenler bile var. İşte Beyrut böyle bir şehir, ne yiyeceğinize anında karar veremiyorsunuz. Lezzet ve ucuzluk sizi buraya bir defa daha gelmeye ikna edebilir. Daha sonra yan masada 10 çeşit soyulmamış, bütün ve taze meyvelerin tabaklarda sıralandığını göreceksiniz. Masa başına da nöbetçi olarak likörler konacak. Acaba bu güzel masa kime hazırlanıyor derken, yemeğiniz bitti mi diye soracaklar. Evet derseniz o hazırladıkları masaya sizi alacaklar ve el çabukluğu ile çatal bıçakları maharetli elleriyle kullanarak yaptıkları hayatınızda görebileceğiniz en hızlı ve en güzel meyve soyma şovuna ve tadımına şahit olacaksınız.

Bayılacaksınız. Servisin mükemmelliğine ve aynı zamanda etrafınızdaki Lübnanlıların ailece nargile ve viski içmelerini de şaşkınlıkla izleyeceksiniz. İşte burası böyle bir yer. Hesap mı? Bunların hepsi 2 kişi için 50 TL’yi geçmez. Bahşiş de verin hala 50 TL’yi bulamazsınız. İyi değil mi?
 
Haydi, şimdi tekrar başa dönelim ve Byblos gezinize kaldığınız yerden devam edin. Onu tamamlayalım. Bugün artık kalan zamanınızı bu taraflarda burada geçirin ve keyifle acele etmeden etrafı gezin dedik ya. Mesela Byblos’un eski marinasını gördünüz, St. Georges Katolik kilisesini de görün ve sonra da deniz kıyısındaki Yunan Ortodoks St. Stephans Katedrali’ni de gezin. Bakın hem Ortodoks hem de Katolik kiliseleri var burada. Eski dar sokaklarda kaybolun ve biraz alışveriş yapın. Tabii gittiğiniz mevsime göre yapacaklarınız değişecektir. Ben size kış mevsimi için yapacaklarınızı anlatıyorum. Katedralin tepesindeki elinde kılıç, gelen denizcileri karşılayan rahip figürüne de dikkatinizi çekmek isterim.

Ara sokakları gezerken yolunuz illaki ilk şehir kalıntılarına ve ilk şehir surları ile kayalıklara da düşecek. Onları da bir güzel fotoğrafladıktan sonra, şimdi eski şehir çarşısını baştan sona bir gezin bakalım. Burada fosil ve bunlardan yapılmış objeleri satan bir mağaza ilginizi çekebilir. Fiyatları da her keseye uygun. Meşhur olan bu fosil taş parçalarından bir tane satın alıp evinizde dostlarınız için sergileyebilirsiniz. Şimdi mevsim kış olduğuna ve Noel de yaklaştığına göre, yılbaşı süslerine merakınız varsa, hevesinizi yarın dağ köylerine yapacağınız gezinizde uğrayacağınız kasaba mağazalarına saklayın derim. Hem çok güzel mağazalar göreceksiniz hem de fiyatları Beyrut’a göre daha ucuz.
 
Böylece bu günümüzü tamamladınız. Biraz da yoruldunuz. Kahve, çay molası derken bayağı da mola vermişsiniz. O zaman artık bu akşam için Manuella’da sakin bir yemek ile geçirin derim.

YAZININ 2. BÖLÜMÜ:gezimanya.com/GeziNotlari/tadinda-geziyoruz-beyrut-2-bolum

Etiketler

H. OĞUZ ESEN

Yazar Hakkında

H. OĞUZ ESEN

İş güç ve çoluk çocuk işlerini bitirdikten sonra emeklik günlerimi tadında geçirmek için, sıhhat ve akıl fikir yerinde iken gezmeyi seçenlerdenim.