Google+

TORONTO’DAN PROVENCE’A BİR LAVANTA HİKAYESİ

TORONTO’DAN PROVENCE’A BİR LAVANTA HİKAYESİ

17607 Şub 2017Gezi Notu
sultanssultansBronz Yazar06 Şub 20171760 Yorum

Yıl 2006 idi. İşten izin almış Kanada’nın Toronto kentine İngilizce eğitimine gitmiştim. Yaz aylarında farklı farklı festivallerle dolu olan bu kentte elbette Yemek Festivali de yapılıyordu. Bu farklı ulusların mutfak kültürleriyle tanışmak, çeşitli yemeklerin tadına bakmak için de iyi bir fırsattı. Bu fırsatı değerlendirmek lazımdı…

Festival alanı Toronto Senfoni Orkestrası ve Toronto Mendelson Korosu’na da ev sahipliği yapan Roy Thomson Hall’un hemen arkasındaydı. Festival alanında gezip değişik yemeklerin tadına bakarken alanın yakınındaki kırmızı halı ve birtakım gazeteciler ve araçları dikkatimi çekti (Sanırım iyice doymuş olmalıyım). Birden içimdeki merak duygusu depreşti ve festival alanından çıkıp gazetecilere doğru yürümeye başladım. Öyle ya Kanada’da Toronto’daydım ve bir de kırmızı halı anım olsundu.

500 metre kadar yürüdükten sonra gazetecilere yaklaşıp “burada ne olduğunu” sordum. “17.00’da Russell Crowe gelecek, onu bekliyoruz” diye cevap verdiler. Meğer o gösterişli büyük binada 2006 Toronto Film Festivali kapsamındaki bazı filmlerin galaları da yapılıyormuş. O gün de yönetmenliğini Ridley Scott’un yaptığı başrollerini Russell Crowe ve Marion Cotillard’ın oynadığı “Good Year” filminin gala gösterisi varmış.

Ben de toplanan kalabalığın arasına karışıp beklemeye başladım.”Beatiful Mind”ın ve “Gladyatör”ün başrol oyuncusu Russell Crowe’ı görecektim. Eh biraz heyecanlıydım. Çok fazla beklemem gerekmedi. Bir süre sonra kırmızı halıda Russell Crowe boy gösterdi. Etkileyiciydi. Kompleksiz bir şekilde kalabalığa yaklaşıp selamlaştı, imza dağıttı. Kalabalık çığlık çığlığaydı. Ben gülmekten fazla yaklaşamadım. İlk defa Russell Crowe’ı ve böyle bir hayran kitlesini görmekteydim. Gerçekten “Good Year”(İyi Bir Yıl)” dı.


Nasıl Haberleşilir?

Vodafone Red'le yurtdışına gittiğinizde günde 14,90TL’ye, herhangi bir ek işlem yapmadan tarifenizdeki internet, her yöne dakika ve SMS’lerin tamamını 51 ülkede tıpkı Türkiye’deymiş gibi kullanabilirsiniz. Telefonunuzu kullanmadığın günlerde ek ücret de ödemezsiniz.


Provence

Aynı yılın ekim ayında ülkeye döndüm. Takip eden günlerde filmi alıp seyretmiştim ve filmin geçtiği Provence’a hayran kalmıştım. Bu naif ve keyifli filmi pek çok kez izledim. Ne zaman canım sıkılsa ne zaman bir yerlere kaçma isteği duysam aklıma gelirdi ve kendimi Provence üzüm bağları arasında bulurdum. Belki de çocukluğumda yazları geçirdiğim üzüm bağları ile çevrili köyümü hatırlatıyordu. Belki de Max gibi ben de finans oyunlarından sıkılıp çocukluğumun geçtiği yerlere ya da çocukluğuma dönmek istiyordum.

Ama takip eden yıllarda pek çok kez gittiğim köyümde de çocukluğumun anılarını bulamamıştım. Russell Crowe’suz olsa bile Provence ise hala hayallerimi süslüyordu.
2014 yazında annemi akrep sokup hastaneye kaldırıldığında yine aklıma bu film gelmiş ve anneme ”Lavende Lavande” deyip yazlık köyevinin pencereleri önüne lavanta koymasını önermiştim. O da “nerde bulurum ben şimdi lavantayı” deyip beni azarlamıştı. Ben sana bir koşu Provence’tan getiririm diyememiştim.

Provence-1

Ama öğrendim ki lavanta Türkiye’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesinde yetiştiriliyormuş.
Lakin ben ne Keçiborlu’ya ne de Provence’a gidecek bir fırsat bulabilmiştim. Ama Russell Crowe Türkiye’ye gelmiş ve Çanakkale ve Fethiye Kayaköy’de bir film çekmişti. Orijinal adı “Water Diviner”  olan film Türkiye’de “Son Umut” adıyla Çanakkale Savaşları’nın 100. yılı anısına Aralık 2014’te sinemalarda gösterilmeye başlanmıştı ve ben filmi 2015 yılının Ocak ayında izledim.

“Son Umut” her ne kadar bazı klişeler içerse de güzel bir filmdi. Birbiriyle savaşmış iki tarafa dair hikayesi ve güzel görüntüleri ile etkileyiciydi. Susan Sontag’ın “Başkalarının Acılarına Bakmak” kitabında da dediği gibi; “Aslında, modern hayatın (belirli bir mesafeden, fotoğraflar aracılığıyla)  başkalarını acısına bakmak açısından sunduğu sayısız fırsatın çok çeşitli yararları vardı.

…Bu bir barış çağrısı olabilir ve ‘kurgusal bir farkındalık’ yaratabilirdi”.

Evet Avustralya’lı bir aktör gelmiş “savaşan kayıp oğulları”nı arayan bir babanın hikayesini hem filme çekiyor ve hem de başrolde oynuyordu. Onu İstanbul’un o tarihteki karmaşası içinde bir çocuğun peşinde koşarken ya da ilk kez gördüğü Sultanahmet’e hayran hayran bakarken görüyorduk filmde. Takip eden sahnelerdeki Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ın oyunculukları da gerçekten başarılıydı. Filmde Avustralya’daki kuyunun rüzgar gülü ve dönen semazenler de başarılı ve etkileyici geçişlerdi. Evet dünya yuvarlaktı ve dönüyordu. Adını unuttuğum genç bir Fransız yazarın dediği gibi  “ideal olan dünya”ydı. Ben de bu yolda kendimce gezmeye ve fotoğraf çekmeye çalışıyordum.

Sanıyorum yine o günlerdeydi. Bir fotoğraf sunumu ile ilgili olarak bulunduğum bir tur şirketinde, oturduğum koltuğun önündeki sehpada bir Fransa fotoğraf albümü duruyordu, dikkatimi çekti. Kapak fotoğrafı lavanta tarlalarını gösteriyordu ve ben o albümün sayfalarını sanki oradaymışım gibi hissederek çevirmiştim.

Provence-2

Şubat ayında mail kutuma indirim kampanyaları düştüğünde “tamam” dedim “gün bu gündür”. Bu yaz Fransa’ya gitmeli ve lavanta tarlalarında Fransa albümünde gördüğüm fotoğrafları çekmeliyim ve anneme lavanta dolu keselerden getirmeliyim. Ve hemen Marsilya biletini aldım. Haziran ayında gayet hesaplı bir şekilde Marsilya’ya uçacak ve oradan günbe gün Provence’ı gezecektim. Dünya yuvarlaktı ve dönüyordu ve evren benimle işbirliği içerisindeydi.
Ve ben haziranda Marsilya’daydım. Ilık bir esinti vardı. Her yaz olduğu gibi lavanta bahçeleri yine çiçeklenmiş ve o ılık esinti bana kokularını getirmişti sanki…

Provence-3

Marsilya’yı merkez alarak 6 gün boyunca Provence’ta dolaştım. Arles, Avignon, Aix-en-Provence ve Luberon köylerini gezdim. Marsilya turizm ofisindeki (http://www.marseille-tourisme.com/en/) güleryüzlü Gabrielle’in önerisiyle aldığım “Luberon köyleri” turu kapsamında Gordes’e de gittim ki   “Good Year” filminin bazı sahnelerinin çekildiği meydanı ve restaurantı (Le Renaisance) gördüm. “La Siroque”a gitmedik ama yol boyunca pek çok benzerini görmüş olduk.

Provence-4

Luberon turu kapsamında lavanta tarlalarına da uğradık. Ama bana yetmedi ve yine Gabrielle’in önerileriyle trenle önce Manosque’a oradan Sumian şirketinin  kırmızı ojeli, mini kot etekli hoş şoförüyle  Valensole köyüne gittim ve göz alabildiğine lavanta tarlalarında bol bol fotoğraflar çektim. Bu fotoğraflara baktıkça lavanta kokusunu hissedebiliyorum artık. Umarım fotoğraflar sizlere de “lavanta kokusu”nu getirir ve bilumum akreplerden, yılanlardan, çıyanlardan ve börtü böcekten sizleri korur. Tek mor “lavanta moru” olsun…

Provence-5


Provence Hakkında Diğer İçerikler

LAVANTANIN İZİNDE MANOSQUE YOLLARINDA
LAVANTANIN İZİNDE MANOSQUE YOLLARINDA
PROVENCE’DA BİR GÜN TURU
PROVENCE’DA BİR GÜN TURU
TORONTO’DAN PROVENCE’A BİR LAVANTA HİKAYESİ
TORONTO’DAN PROVENCE’A BİR LAVANTA HİKAYESİ
PROVENCE BÖLGESİNİN İNCİLERİ
PROVENCE BÖLGESİNİN İNCİLERİ

Yorumlar(0)

Yorumlar

user-profle

Yeni yorum ekle