Üsküdar'dan Konak Meydanı'na: İzmir

Öncelikle söyleyeyim bu bir taşınma yazısı değil :) Sadece gezgin insanların ne kadar deli olabileceğinin kısa bir özeti mahiyetinde.

Günlerden salı. Arkadaşımla dersten çıktık ve Üsküdar tarafında kahvaltı yapmaya karar verdik. Tabi, aklımızda seyahat planı yok ama içimizde fazlaca varmış demek ki… Üsküdar sahile gittik, yürüdük ardından da Filizler Köftecisi'nde kahvaltı ettik.

Bu muhteşem manzaraya karşı kahvaltı paha biçilemezdi doğrusu. Özellikle gözüm sahil kenarında bulunan sedir gibi yerlerde kaldı. İnsanlar orada oturmuş, bir güzel çayını, kahvesini yudumlayıp denizi seyrediyorlar.

Neyse, kahvaltı bittiğinde birden seyahat isteği bizi dürtmüş olacak ki arkadaşım ”Sabiha Gökçen’e gidip ilk uçağa binelim mi?” dediğinde direkt ”Evet!” dedim :)) Plan yok, program yok. Sabah evden çıkarken akşamı başka bir şehirde gezeceğim aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Üsküdar’dan Acıbadem’e gelip E11 otobüsüne bindik. En hızlı o götürürmüş.

Velhasıl geldik Sabiha Gökçen’e… İlk uçak bir baktık ki İzmir’e kalkıyor. Biletleri aldık. Saat 16.00 civarı. Peki, uçağımız kaçta kalkıyor? 16.25. Normalde 2 saat önceden olurdum hava limanlarında hep. İlk defa 25 dakika önce olan bir uçağa yetişme gayretine girdim.

Uçuşumuz 50 dakika sürdü. Sonrasında İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na indik ve metroya doğru yöneldik. İzmirlilerin kendine has ”İzmirim” kartı var. Tabi kart almak istemezseniz çift geçimlik kartlar var. Fiyatları yaklaşık 4-5 TL civarı idi.

Metronun güzergahında da muhteşem karelere rastlamanız mümkün. Örneğin; Atamızın bu muhteşem büstü. Gördüğümde ne kadar hayranlıkla baktığımı size anlatamam.

Bu arada ilk izlenim olarak şunu söylemeliyim ki İzmir bana çok Avrupai geldi. Gelişmişliği, insanların medeniyeti… Metroya bile binerken kendimi Avrupa’da bir şehirde gibi hissettim. Sonrasında karşılaştığım bisiklet yolları ve wi-fi noktalarıyla da ”Vay bee!” dedim. Şimdi bana: ”Hayatın boyunca bunları görmedin mi?” demeyin. Gördüm ama şimdi İstanbul’un bazı yerlerinde bisiklet yollarının nasıl kullanıldığı malum :)

Neyse medeniyeti bırakalım da İzmir’i gezelim biraz :) İlk durak; Alsancak. Arkadaşımdan edindiğim bilgiye göre; burası İstanbul’daki Nişantaşı’na tekabül eden bir mekan. Eğlence, sosyete, hayat burada. Zaten otobüsten inen yolculardan gelen parfüm kokusundan olayı anlayabilirsiniz :)

Alsancak’ın ara sokaklarına karışmadan ilk karşımıza çıkan yer; Tarihi hava gazı fabrikası. Fabrikanın yapımına 1862 yılında başlanmış. Sonrasında yapılan restorasyon çalışmaları ve çevre düzenlemeleri ile bir kültür merkezi olarak İzmirlilere kazandırılmış. Hatta ”Çim Konserleri” adı altında birçok sanatçının konuk olduğu etkinlikler düzenleniyormuş.

Haydi biraz içlere girelim :) Alsancak’ın merkezi Kadıköy’e çok benziyor (İstanbullu olduğum için benzetmeleri hep İstanbul’un semtlerinden yapıyorum ama elimde değil). Dolaştıkça Kadıköy’ün o salaş sokaklarını, kaliteli kafelerini ve keyifli mağazalarını anıyorsunuz.

Lakin yolunuz Alsancak’a düşerse boşverin kafeyi falan… Vurun kendinizi kordona. Denize, denizin kokusuna, gün batımına, çılgın kalabalıklardan uzaklaşmaya ve daha bir sürü şeye burada doyun.

Denizi çok severim ama burada yürüyüp o deniz havasına doymak bir başkaydı doğrusu. Bir de gün batımına denk geldik. Off off…

Ayrıca, sahilde elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezerken karşınıza İzmir Borsa Sarayı çıkıyor. 1928 yılında inşa edilen borsa sarayı, Türkiye’nin ilk ticaret borsası olma özelliği taşıyor.

Hatırlarsanız yazının başında İzmir’in modernliğinden bahsetmiştim. İşte o modernliğin örnekleri. Kordon’da yürürken wi-fi noktasına denk geliyorsunuz. Wi-fi'si de gayet iyi. Hani wi-fi var denilip de hiçbir şekilde wi-fiye bağlanılamayan yerlerden değil. Aynı zamanda bu wi-fi noktalarının bulunduğu yerde telefonunuzu da şarj edebilirsiniz. 

Ayrıca kordon boyunca var olan bisiklet yolu da müthiş. İnsanın bisiklet kullanmayı bilip orada bisiklet süresi geliyor.Kordonun sonuna geldiğimizde de karşımıza Konak Pier çıkıyor. Kendisi bir çeşit alışveriş merkezi gibi içerisinde çeşit çeşit mağazaları ve sineması var.

Veee geldik saat kulesine… Kendisi İzmir’e dair en merak ettiğim yapıydı. Londra’da Big Ben’i gördüğümde nasıl heyecanlandıysam  İzmir’de de Saat Kulesi'ni görünce o kadar heyecan yaptım. Benim için şehirleri şehir yapan saat kuleleri sanırsam. Bu takıntımı da anlamadım :)

Kulenin tarihinden de bahsedeyim biraz. Kule, 1901 yılında Osmanlı padişahı II.Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü anısına dikilmiş. Mimarı ise Raymond Pere.

Konak meydanda rastlayacağınız ikinci yapı; Konak Yalı Cami. 18. yüzyılda klasik Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilmiş bu caminin, kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Yeniden içerilere doğru yürüyoruz. Bu sefer karşımıza Kızlarağası Hanı çıkıyor. 1744 yılında inşa edilen han, İzmir’de bulunan hanların en büyüğü olma özelliği taşıyor. Aynı zamanda, mimari özelliği bakımından tek örnek oluşu da onu değerli kılan bir başka unsur.

İzmir’den ayrılma vakti yaklaşırken biraz da yeme-içme diyoruz. İzmir’de boyoz, kumru, midye ve balık-ekmek gibi çeşitli alternatifler mevcut. Bizim tercihimiz balık-ekmek ve midye ikilisi oldu. Özellikle bir midyesever olarak meşhur midyesini denemek istedim.

Yemek için Yaşar Gül Balıkçısı'na gittik. Ara sokaklarda kalan biraz salaş tarzında bir mekan ama balık-ekmekleri de midyeleri de tavsiye edilebilir. Tabi ben midyeyi her türlü sevdiğim ve kaptırdım mı 30 tane belki de daha fazla yiyebileceğim için midyeyi beğenmem şaşırtıcı olmasın. Bu arada midye seven biriyseniz 10 TL’lik olanlardan alabilirsiniz. İki kişi için yeterince doyurucu olacaktır. ”Daha fazlasını isteriz!” diyorsanız da fiyat seçimi size kalmış :)

Ayrıca mekan sahibinin ayrılırken: ”Memnun kaldınız mı?” diye sorması da önemli bir artıydı.

Partnerim sağ olsun işaret etmiş.

İşte bu sokak da benim gibi kahve tutkunları için ideal. Fotoğraftaki tabeladan sola dönünce direkt Kahveciler Sokağı'na girebiliyorsunuz.

Biz tercihimizi Fısıltı Kafe'den yana kullandık. Leziz kahveleri, bol lokumları ile bu mekanda tavsiye edilebilir. Kahvede 6 TL idi. Ayrıca seveniniz varsa fal da bakıyorlar ama inanmayın böyle şeylere :)

Kısacası benim penceremden birkaç saatlik İzmir turu böyleydi. Size de tavsiyem; hayatınızda yapın böyle çılgınlıklar! Birkaç saatlik mutluluğu kendinize çok görmeyin. İnanın seyahat öyle bir büyü ki kapıldığınız an her şey çok daha güzel olacak.

Bu arada yazımın ardından siz de İzmir'e gitmek isterseniz "İzmir'e nasıl gidilir" içeriğini okumanızda da fayda var.

Sevgilerimle…