Google+

Arama formu

Ya! Ya! Ya! Şa! Şa! Şa! Romanya (3. Bölüm)

Bu sabah yönüm Bicaz Kanyonu idi. Mediaş (bir Alman şehir daha), Sighişoara (Bir Orta Çağ şehri) üzerinden Kanyon’a gidecektim. Sighişoara için dediler ki: Avrupa’nın Orta Çağ’dan bu yana en az değişen ve kesintisiz yerleşimin devam ettiği şehriymiş ama bir şehir sonuçta.

Romanya

Mediaş’taki meraklı kedi.

Romanya-1

Sighişoara’ya geldim ve yola devam ettim.

Romanya-2

Fazla mı şehirlerdeydim, yoksa Romanya’nın medeni (şehirli) olması ile ilgili miydi bu, bilmiyorum. Derken, “yoldan” çıktım. Navigasyona inanamadım. Romanya’da ilk defa duble bir yolda giderken bana aniden “sola dön” dedi; baktım, orada yol yoktu. Yine de sürdüm. Yanından tren yolu geçen şu köyün içerisinden geçip altındaki yola çıktım.

Romanya-3

Romanya-4

Tarlaların arasından geçtim, madem o da var, tren yolunu da kullanayım dedim.

Romanya-5

Ardından önce bozuk sonra nispeten iyi durumdaki, kuş uçmaz kervan geçmez, virajlı asfalt yollarda sürdüm. Kuş uçmaz derken, bir ara bir baktım tepemde yırtıcı bir kuş. Az sonra ilk defa devriye atan bir polis arabası gördüm, şaşırdım. Derken, bu tenhalığın içinde, küçük bir köyden geçtim. Geçerken bir binanın üstünde NATO bayrağı gördüm; bu polise bir açıklama oluyordu. Sonra asfaltı güzel, yeşilliği gani, virajlı orman yolları başladı.

Romanya-6

Romanya-7

Yolda mola verdim, daha sonra yolda tabelalar iki dilli olmaya başladı: Romence ve Macarca. Buralarda biraz daha Batı Avrupa havası vardı diyebilirim ve Kızıl Göl’e vardım.

Romanya-8

Romanya-9

Bicaz Kanyonu ise biraz ilerideydi. Bicaz Kanyonu’na fotoğraflarından görüp beğendiğim için gelmiştim. Fotoğrafların yanıltıcı olabileceğini bir kere daha anladım. Burası güzel bir kanyon ama çok kısa. Hatta bir süre emin olamadım burası olduğundan ama doğru gelmişim.

Romanya-10

Oradan Lacul Bicaz’a doğru sürmeye başladım. Hayatımın en ilginç deneyimlerinden birisi başlamak üzereydi.

İnsan her zaman aklından geçirdiğinde dikkatli ve özenli olmalı; aklınızdan geçirdiğiniz önünüze gelebilir. Romanya’da sürerken kiliselerdense manastırların daha çok olduğu dikkatimi çekiyordu. Birkaç kere aklımdan “Ya, şu manastırların birinin bahçesinde bir gece konaklasam” diye geçirdim. Bilirsiniz, manastırlar çoğu zaman inziva yerleridir ve konumları sakindir, güzel bir doğa içinde bulunurlar. Romanya’ya giderken kimi arkadaşlarımın “Yasaktır, ama yapabilirsen bir şatonun bahçesinde konakla” tavsiyelerinden çok, ilgimi çeken, bir manastırda konaklamaktı. Lacul Bicaz’a geldim. “Bugün kalacak yerimi biraz erken ayarlayayım” diye düşündüm, geri döndüm. Sürerken Izvoru Mantelui diye bir tabela gördüm, “Izvoru Dağı’dır” dedim ve oraya doğru kırdım. Güzel bir köyün içerisinden geçtim ve Parcul National Ceahlau’nun (Ceahlau Ulusal Parkı) kapısına geldim. Önceki ulusal parkta bariyerden öteye motorla geçmek yasaktı ve mümkün değildi ama bu parkta bariyer açıktı. Gişede ve danışmada kimse yoktu. İngilizce herhangi bir yazı da yoktu. Tabelayı görmedim (!) “Araçla girmenin yasak olduğunu anlamadım” dedim kendime ve parkın içine doğru sürmeye başladım. Kimse engel olmazsa çadırımı kuracak bir yer bulacaktım, engel olursa geri dönecektim. Sol tarafımda bir duvar gibi yükselen kayalık dağ güneşi gölgelemişti, yol bozuktu ve yolun her iki yanında geniş yapraklı bir bitki hâkimdi.

Romanya-11

Uzak durmaya çalıştım çünkü Rusya’da Saint Petersburg’un dışına doğru çıkarken de böyle yerel ve bölgeye hâkim iri bir bitki vardı, Rus arkadaşım onların zehirli olduğunu söylemişti. Yalnız olsam merak edip dokunabilirdim. Sağ tarafımda ise çadır kuracak boşluk dahi olmayan orman uzanıyordu. Yaklaşık 7 kilometre sürdüm. Arada uzaktan böğürtüler duyuyordum. Romanya dağlarında ve ulusal parklarında ayı ve yaban domuzları olduğunu duymuştum. Ne yalan söyleyeyim, biraz tedirginlikle serinlemekte olan havada sürmeye devam ettim ve bir anda güneş soldaki kayalıkların ardından kurtuldu ve sağda bir tabelayı aydınlattı. Baktım bir manastır tabelası.

Romanya-12

Bir göz atayım dedim, toprak yola girdim. Yolun sonunda, ağaçların arasındaki açıklıkta, yemyeşil bir yamaçta, küçük ahşaptan bir kilise ile biraz ötesinde yine ahşaptan inşa edilmiş, keşişlerin küçük evinden oluşan manastıra vardım. Tam o sırada yukarıdan bir panelvan hareketlendi yola yani bana doğru geldi ve yanımda durdu. Selamlaştık ve aracın sağında oturan kişiye ilk olarak “Bu gece burada kalabilir miyim?” diye sordum. O da direksiyondaki kişiye (Manastır’ın keşişiymiş) döndü, bir şeyler konuştular ve dönüp bana “Tabii” dedi. “Çadır mı kuracaksın?” diye sordu. “Gerek yok, tuluma girip yatabilirim de” dedim. Nerde yatıyorum ya, öyle yatsam donardım, tulum da çiğden sırılsıklam olurdu. Gayet iyi İngilizce konuşan dostum “Bizim biraz işimiz var, yarım saat kadar sonra geliriz, sen keyfine bak” dedi ve gittiler. Küheylan’ı kilisenin yanına çektim ve “Vay be!” dedim. Uzun süre başka bir şey de diyemedim zaten. Aklımdan geçirdiğim önümdeydi, aklımdan geçirdiğimin içindeydim. Şükran dolu bir mutluluk içinde çimlerin üzerinde yalınayak yürüdüm, derin nefesler aldım. Bilirsiniz, yol bir arınma, durulaşma halidir…

Romanya-13

Manastırın bahçesinde bir sahra tipi çadır bir de büyükçe bir kamp çadırı olduğunu gördüm. Sahra tipi olan, zaman zaman gerçekleşen etkinliklerde gelenlerin kalabilmesi için kurulmuş, içerisinde bir kaç yatak ve battaniye vardı. Gece ben burada uyudum. Yatakta, tulumumun içinde, battaniyenin altında, ancak yetti...

Romanya-14

Derken dostum ve keşiş geldi. Dostum da yolda geçtiğim, hatta yakıt alıp biraz oyalandığım, bir başka şehirde papaz olarak görev yapıyormuş ve eski arkadaşları olan manastırın keşişlerini ziyarete gelmiş ailesi ile. O olmasa idi keşişlerle kolay anlaşamazdım herhalde. Önce, az önce sağdıkları sütten ikram ettiler, misss... Akşam yemeğine davet ettiler, teşekkür edip kabul ettim, ateş yanarken çevreye bakındım ve tadını çıkardım. Izgarada yemeğimiz pişerken ev yapımı rakı ve meşe fıçılarda bekletilmiş şarap ikram ettiler. Ben de 2 keşiş, dostum, eşi ve 5 oğluna, yanımda getirmiş olduğum nazar boncuklarından birer tane hediye ettim. Ateşin başında bol bol sohbet ettik. Yolun kenarlarındaki o geniş yapraklı bitkilerin aslında şifalı bir bitki olduğunu, baş ağrısında başın üstüne konduğunu öğrendim. Delikanlılardan en büyük ikisi de gayet iyi İngilizce konuşuyordu. Gecenin soğuğu başkaydı. Düşünün, dostum ve ailesi kar tulumları içindeydiler. Bir ara zangırdamaktan konuşamadım; motora gidip üstüme kalın giysilerimi aldım. Sohbetin bir yerinde dostum, konuşurken bir türlü gözümü alamadığım dağı gösterip “Yarın bu dağa tırmanacağız” dedi.

Romanya-15

Orada da vaktiyle bir süre kaldığı ve inşaatında da çalıştığı bir başka manastır varmış, ailesine orayı göstermek istiyormuş. “Olur, ben de gelirim, yetişeceğim bir yer yok” dedim.

Ertesi sabah, harika bir kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Delikanlıların en küçüğü 6 yaşındaydı ve hepsinin aralarında 2 yaş kadar vardı. Tırmanışımız yaklaşık 3 saat sürdü. En küçüğü dâhil yolda tek bir şikâyetleri olmadı. Dostum bir ara gülerek “Bizimkisi biraz Spartalı tarzı çocuk yetiştirmek” dedi. Bu tırmanış, dostumun eşi için de büyük bir mücadele idi; birkaç yıl önce geçirmiş olduğu ciddi kaza ve sonrasındaki, halen etkileri devam eden operasyondan sonra, ilk defa kendisini bu kadar zorluyordu. Başardı! Keyifle mantarlar, şifalı bitkiler toplayarak, bolca olan yabanmersinleri ve başka yaban meyvelerini toplayıp yiyerek tırmandık. Bir platoya vardık. Burada bir konuk evi var, ötesinde de bir kamp alanı. Oturduk dinlendik. Sonra platonun diğer tarafına kurulmuş manastıra vardık.

Romanya-16

Burada da küçük ahşap bir kilise var. Aşağıdaki “Küçük Manastır”dan farklı olarak, birkaç konuk odası da var. Birini bize tahsis ettiler. Soba da olunca sıcak bir gece oldu. Manastır’da başka misafirler ve bir de aşağıdaki bir köyden Manastır’ın işlerine yardım etmek için gelmiş olanlar vardı. Kısa bir dinlenmeden sonra yaklaşık 1 saat kadar daha tırmanışla zirveye vardık. Çevreme bakmaya doyamıyordum. Karpatlar…“Kartalların Banyo Yeri” denilen yerdeydik.

Romanya-17

Romanya-18

Romanya-19

Nadir görülen, yurt dışına çıkarılması yasak olan endemik bir çiçeğe (Floare de colt) de rastladık. Daha sonra Manastır’a döndük. Herkes kendi âlemine çekildi; dostum, keşişler ve rahibeler yaklaşık 3 saat süren akşam ibadetlerine başladılar. Ben bir kaya buldum ve uzun uzun Karpatlar’da gün batımını seyrettim.

Romanya-20

Sonra akşam yemeğine davet edildik, yedik içtik, sağ olsunlar. Sofra hep beraber toplandı. Manastır’da bulunan misafirler bana sabah çektikleri fotoğrafları gösterdi: Alp Denizi. Dağlardasınız, sabah, bulutlar bulunduğunuz seviyenin aşağısında oluyor ve güneş doğarken adeta bir deniz gibi görünüyor, işte buna Alp Denizi diyorlarmış. Tabii ertesi sabah erkenden kalktık, platonun, güneşinin doğuşunu görebileceğimiz yanına yürüdük ve doyduk!

Romanya-21

Romanya-22

Yazı dizisinin birinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.
Yazı dizisinin ikinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.
Yazı dizisinin dördüncü bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

Etiketler