Yeni Yılda Yurt Dışında Olmak - 2

Bu sabah Fransa sularında uyanıyoruz. STRASBURG yakınlarında demirleyen gemimizden ayrılıp kısa bir şehir turundan sonra, kent merkezine doğru muhteşem manzaralar ve bir masal şehrini andıran evleri izleyerek keyifle yürüyoruz. Alsas Bölgesi, Petite France semtinde nehrin kenarında dizilmiş evlerin nehre yansıyan silüetleri öylesine hoş ki.. Fotoğraf çekmeye doyamıyorum. Fransa'nın kuzeydoğusunda yer alan kent, Unesco Dünya Mirası listesindeki muazzam katedrali ile Noel pazarlarının coşkusu bu kentte bir başka güzel.

Yerli yabancı turistler Kleber Meydanı'nda kurulmuş olan dev çam ağacı altında fotoğraf çektiriyor, şehrin farklı yerlerindeki pek çok Noel pazarını geziyor. Elbette en muazzam görüntü Notre Dame Kilisesi.

Daha önce 2 kez geldiğim için katedralin çok fotoğrafı var, yoksa pazar tezgahları tentelerinin kilisenin görüntüsünü kapattıkları için fotoğraf çekemez ve çok üzülürdüm.

Öğle yemeği için gemimize dönüyor ve yine otobüsle Strasbourg’a 80 km.olan, Alsace Bölgesinin İncisi COLMAR’a hareket ediyoruz. Fransa’nın Colmar kasabasını çok duymuş, epeydir gidip görmek istiyordum. Burası gerçek bir masal diyarı, adeta bir film seti, Ortaçağ devrinde yaşıyorsunuz gibi... Kasaba aynı zamanda "Alsas şarap başkenti" olarak anılıyor. 

Ren bölgesinin en güzel Noel pazarlarından biri olan kent inanılmaz şirin ve renkli süslemeli evleri ile adeta birer kremalı pasta.. Küçüklü büyüklü birçok kanal bulunan kente Küçük Venedik de deniyor. Tüm sokaklar Arnavut kaldırımlı kıvrımlı sokaklar ve su kanallarında gondolla gezenlerle neşeli, capcanlı. Kentin girişinde küçük bir örneğini gördüğümüz New York daki Özgürlük Heykeli'nin mimarı Frederic Auguste Bartholdi buralıymış ve kent de onun eseri. Gezmeye doyamasak da Strasbourg’a, gemimize dönüyoruz.

Bugünkü gezimiz Almanya’nın, Tarihi Kara Orman bölgesinin incisi Baden Baden kenti. 

Baden-Baden 18. yy sonrası Avrupa Aristokrasisi için vazgeçilmez bir zerafet ve dinlence merkezi olmuş. Şehir turumuzda Dostoyevski’nin Kumarbaz romanının geçtiği tarihi Casino Binası, bir zamanlar Rus Aristokrasisin doldurduğu Lichtentaller Allee Caddesi civarındaki zarif konakları ve tabii Noel Pazarını ziyaret ediyor, en güzel Noel süslemelerini de burada görüyoruz.. Gemimize dönüş zamanı.

Bu sabah Unesco Dünya Mirası listesindeki RÜDESHEİM turist kentindeyiz.

10.000 nüfuslu kente yılda 2 milyon turist geliyormuş. Kilometrelerce uzanan ünlü Şarap bağları bulunan kentte yapılan kazılarda bulunan cam parçalarından uzun yıllardır şarap üreticiliği yapıldığı düşünülmekte. Sabah gemimizin hemen önüne yanaşmış olan turistik mini trene “Winzerexpress” biniyor ve bağlar arasından dolaşarak kente ulaşıyoruz. Küçük ama çok sevimli bu şarap yapım kenti, bu bölgedeki Unesco Dünya Mirası listesindeki bölgenin bir parçası. Dar sokakların iki yanındaki ahşap Ortaçağ dokulu evler renkli ve ışıklı Noel süsleri ile çok daha sevimli ve hiç bozulmadan korunmuş. Ancak bu kentin en ilginç yeri..

Siegfried Müzik Aletleri Salonu, kesinlikle kaçırılmaması gereken, her ne kadar sahibi müze yerine salon demeyi tercih etse de müthiş bir müze. 1960'larda Alman koleksiyoner Siegfried Wendel, büyükbabasından kalma 100 kadar duvar saati ile koleksiyona başlar. Daha sonra kendisine getirilen ceviz kaplama ahşap, inanılmaz güzel mobilya içinde birçok aletten oluşan adeta bir müthiş bir orkestra gibi “müzik kutusu” na hayran kalır ve koleksiyonu genişletir ve 1780-1930 arası üretilen müzik aletleri ile dünyada eşi olmayan bir ilke imza atarak onlarca aletten oluşan bu müzeyi halka açar. Tarihi bina da zaten aileden kalma, yer döşeme ve tavan süslemeleri ile görülmeye değer. 

Bu arada mutlaka, hemen her kafede, şeker, rom, süt ve kahveden yapılan bol köpüklü ünlü Rüdesheim Kahvesinden içmeden buradan ayrılmayın, sunumu ve servisi çok ilginç. Dilerseniz de yöreye özgü bira Schöfferhofer içebilirsiniz. Bu güzel evleri, kahvesi, müzesi ile şirin yerden biz de istemeyerek ayrılıyoruz.

Gemimiz öğle yemeği sonrası hareket ederek Ren nehri üzerinde Rüdesheim'dan hareketle Loreley Geçidi’inden geçerek son durağımız KÖLN’e doğru yol alırken bizler de rahat koltuklarımızda, geçit boyunca, sağlı sollu nehrin iki kıyıdan yükselen yamaçlardaki şarap bağlarını ve yamaçların üstündeki sivri tepelerde yer alan sayısız tarihi kale ve şatoları ve güzel kasabaları izliyoruz. 

İlk kez gündüz seyri yapıyor ve bölgenin ünlü Reisling (beyaz) şarabımızı yudumlarken, gezimizin son gününü hayli keyifli tamamlıyoruz. Bonn şehri önünden seyrederken hava kararmaya yüz tutmuş ve ışıklar içindeki büyük kent çok ihtişamlı görünüyordu.

Dönüşümüz Köln Havalimanından, bu nedenle son durağımız Köln’e akşam saatlerinde yanaşıyoruz. Katedral muhteşem ışıklar altında tam karşımızda yükseliyor. Sabah önce bir şehir turu yaptıktan sonra son durağımız Katedral Meydanına geliyoruz. Yıllar önce geldiğim Unesco Dünya Mirası listesindeki Köln Katedrali'nin muhteşem görüntülerini bir kez daha karelerime alıyorum.  Hristiyanlığın Katolik mezhebi için bir ibadethane olarak açılmış olan Katedralin yapımı 1248 yılında başlamış ve 632 yıl sürdükten sonra 1880 yılında hizmete açılmış.

Gezimiz sona ermeden ünlü Köln birası (Kölsch) içmeden dönmek olmaz tabii. Bu kentte bu birayı içmek su içmek gibi bir şey, bira meraklılarının iştahını açan bir bira, zaten içimi hafif ve birçok bira üreticisi halen geleneksel biralarını üretiliyorlar. Kölsch birası Almanların ünlü dev boyutlardaki bardakları yerine su bardağına yakın bir bardakta geliyor. Birahanelerde garsonlar sürekli ellerinde dolu bardakları tepsilerle dolaşıp, siz “istemiyorum” demedikçe ya da bardakaltını bardağınızın üstüne kapatmadıkça biranızı tazeliyorlar. Hesabı da, bu bardakaltlığına atılan çiziklerin sayısına göre ödüyorsunuz.

Böylece muhteşem bir gezimizi tamamlıyor ve gördüğümüz Dünya Mirasları, tarihi kentler, nehir manzaraları, yediğimiz güzel yemekler, ünlü Kölsh birası, Reisling şaraplarının damaklarımızdaki tadıyla ve güzel anılarla ülkemize dönüyoruz.

Sizler de belki seneye böyle bir gezi planlayabilir, yeni yıla güzel anılarla girersiniz.

Herkese önce sağlıklı, neşeli bol gezili yepyeni bir yıl diliyorum. Yeni yılda yeni destinasyonlarda buluşmak üzere...

 

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.