Google+

Sebla Kaplan: "Rotalarımı içimdeki sese göre seçiyorum"

57705 Eyl 2017Söyleşiler

Seyahate olan ilginiz nasıl gelişti?

Ben de bu sorunun cevabını son zamanlarda merak ediyordum. Ve hatırlamaya başladım. İlk seyahatlerimi annem ve babamla Türkiye’de Ege ve Akdeniz bölgesinin sahil şeritlerinde gerçekleştiriyorduk. Sanırım bu uzun araba yolculukları sayesinde "yolda olma" hissiyatını sevmiştim. Arabanın arka koltuğunda gece vakti uzanmış, gökyüzündeki yıldızları, ayı ve yanından hızlıca geçtiğimiz ağaçların görüntülerini izlerdim. Bu izleme ve yolda olma halini çok sevdim. Gittiğimiz yerlerde bir otelde, pansiyonda veya motelde kalırdık. Tipik ailesiyle oturan bir çocuk değildim. Kendim isteyerek annem ve babamın yanından ayrılır, otelin içinde her yeri keşfe çıkardım. Keşif insanıyım, meraklıyım, araştırmayı seviyorum.

İlk yurtdışına çıkışım on beş yaşımda İngiltere’ye bir dil okuluna gitmemle başlamıştı. On yedi yaşımda bir kez daha İngiltere’nin farklı bir şehrine dil okuluna gittim. Kendi ülkem dışında bir ülkeyi görmek, oralardayken dünyanın farklı yerlerinden gelen diğer öğrencilerle arkadaş olmak ve sosyalleşmek, beni farklı ülkeleri görme ve tanıma isteğiyle doldurdu. Daha sonra üniversiteyi bildiğim bir ülke olan İngiltere’de okudum dört sene. Kendi ülkemden, yani konfor alanımın dışında olmak muhteşem bir duyguydu. Arada Avrupa’daki ülkelere de gittim. Avrupa’yı az çok tanıdığımı düşündüğüm yıllarda, 2008 yılında yoga ile tanıştım. Yoga yapan birçok kişinin Hindistan’a gidip geldiğini duyuyordum. İçimden hiç Hindistan’a gitmek gelmiyordu. Süreç içerisinde refleksoloji (Ayak Masajı) eğitimi aldığım zamanlarda, pasif yoga olarak da adlandırılan geleneksel thai masajını öğrenebileceğimi düşündüm. Bu masajı öğrenmenin en iyi yolu Tayland’a gitmekti. Ve her şey 2012 yılında ilk Tayland seyahatimle başladı diyebilirim. Sonra zaten Taylandçı oldum. Tayland’a yakın birkaç farklı ülkeye gitmiş olsam da, bugüne kadar Tayland’a her sene gidip aylarımı orada geçirmeyi hep çok sevdim.

Tabii ki ailemin desteği hep benimleydi. Babam dünyayı hep gezmek istemiş fakat iş, güç, aile derken bu hayalini hiçbir zaman gerçekleştirememiş. Bu sebeple benim dünyayı gezmemi her zaman destekledi. Annem de her zaman ben gezdiğimde benimle geziyormuş gibi hissettiğini söyler. Böyle bir anne ve babam olduğu için şanslı olduğumun farkındayım. Ama onların içindeki seyahat hayalleri de olmasaydı, belki seyahate olan ilgim daha az olabilirdi. Ama bende bu fazlasıyla var sanırım.

Sebla Kaplan:

Şimdiye kadar kaç ülke gezdiniz? En çok hangisinden etkilendiniz?

Bugüne kadar gezdiğim ülkeler arasında İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Hollanda, Yunanistan, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Tayland, Malezya, Endonezya, Singapur ve Hindistan var yani toplam 13 ülkeye gitmişim. Aralarında bugüne kadar en çok etkilendiğim yer Tayland oldu. 2012’den beri her sene gidip aylarca kalışıma göre sanırım bugüne kadar toplamda nerdeyse iki buçuk senem Tayland’da geçmiş diyebilirim. Tayland’ın insanlara bayılıyorum. Çok cana yakın ve gülümseyen insanlar. Benim sokakta birbirine bakmayan değil, birbirinin gözlerine bakıp gülümseyen insanlara ihtiyacım var. Başka bir hayat yok. Bu sebeple yüreğimi sevgiyle dolduran Tayland’ı çok seviyorum. Ama yakında farklı ülkelere de seyahatlerim olacak. Belki sevgiyle bakan ve yaşayan insanların olduğu daha nice ülkeler vardır.

İyi bir gezgin olmanızın yanı sıra müzisyen, yoga eğimeni ve Thai masaj terapisti olduğunuzu biliyoruz. Tüm bu yoğunluğunuzda seyahat etmekte zorlanıyor musunuz?

Ben genelde Türkiye’de  seyahatlerime kışın başlarım, sıcak iklimli ülkelere giderim. Yani bugüne kadar bu hep böyle oldu ve gelişti. Türkiye’deyken işlerime bakarım, seyahatteyken de bazen iş yaptığım olur. Hayat, sizin istediğiniz kadar yoğundur. Çok yoğun dönemlerim de oluyor, yoğunluğu bilinçli olarak azalttığım dönemlerim de oluyor. Seyahat etmek benim için nefes almak gibi bir şey. Müzik, yoga, Thai masaj benim için ne kadar önemliyse, seyahat etmek te o kadar önemli, belki hatta en önemlisi. Çünkü seyahat ederken ülkemdeki konforlu ve güvende hissettiğim ailemin evinden ayrılmak, yeni kültürleri keşfetmek, yeni arkadaşlıklar kurmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni aktiviteler deneyimlemek, kısacası yolda olmak yaratıcılığımı arttıran en önemli unsurlardan biri. Kendimi daha iyi tanımak açısından seyahat benim aracım. Seyahat beni besliyor. Bunu çoktan keşfettim. Seyahat ettiğimde, müziğimde, yogada ve thai masajda daha verimli olabiliyorum. Yani demek istiyorum ki, kendi yarattığım yoğunlukta seyahat etmek benim için hiç problem değil.

Sebla Kaplan:

Seyahat sizin için ne ifade ediyor? Kendinizi nasıl bir gezgin olarak tanımlıyorsunuz?

Yukarıda da ifade ettiğim gibi seyahat beni besliyor ve yaratıcılığımı arttırıyor, kendime yakınlaşmamı sağlıyor. Bazen insanlar beni tatile gidiyorum sanıyorlar. Halbuki ben tatile falan gitmiyorum. Ben hayatı yaşıyorum gittiğim her yerde, her ülkede. Keşfediyorum, araştırıyorum, yiyorum içiyorum, uyuyorum, anı yaşıyorum, fikirler üretiyorum, hayatımı şekillendiriyorum. Tatile gidiyor olsam, bir otele yerleşir otelde yer içer, dışarıya çıkmam, yatar uyurum. Ama ben gezerken yerimde fazla durmam. Her sabah erken kalkar, yürüyüşümü yaparım, ardından güzel bir kahvaltı. Sonra gittiğim yerde sokaklarda, dağlarda keşfe çıkarım, yazılar yazarım, yoga pratiğimi çalışırım, insanlarla tanışır sohbet ederim, iş anlamında karşıma bir fırsat çıktığında değerlendiririm yani birileri bize yoga dersini verir misin derse hayır demem. Bol bol kitap okurum. Türkiye’deyken de bu şekilde yaşarım ben, sadece işlerim biraz daha fazla olur, işlerimden kazandığım parayı çarçur etmem, seyahatlerim için biriktiririm olabildiğince. Genelde hosteller ve guesthouse yani konukevlerinde kalmayı tercih ederim. Ucuz ve temiz. Sadece Türkiye’ye dönmeden önceki gece kendime 5 yıldızlı muhteşem bir otelde bir gecelik konaklama hediye ederim. Meraklı bir gezginim. Keşfetmeyi seven, gülümsemeyi ve gülümsetmeyi seven bir gezginim. Herkesin mutlu olmasını dileyen bir gezginim.

Sebla Kaplan:

Hindistan üzerine bir kitap yazdınız, kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Başka kitaplar yazmayı hedefliyor musunuz?

Hindistan: Kalbimdeki Melodi ilk yazdığım kitap ve Nisan 2016’da Cinius yayınlarından çıktı. Aslında anı türünde bir kitap. 2010’da yaptığım 2 aylık Hindistan seyahatimde her günümü anlattığım bir kitap oldu. Karma bir kitap oldu. Yogadan beslenmeye, hashimoto tiroidi rahatsızlığımı nasıl iyileştirdiğimden klasik Hint müziğine, Hint kültüründen yolculuğumda tanıştığım ilginç karakterlere, Tanrı ve Tanrıçalardan geçmişime, anılarıma, Rishikesh’ten Goa’ya uzanan bir içsel keşif yolculuğunu anlattım kitapta. Kitabı D&R’larda, diğer seçkin kitapçılarda ve internetteki kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz. Direkt olarak benden, hem de imzalı bir şekilde temin edebilirsiniz. Başka kitaplar yazmayı elbette hedefliyorum. Ama kitap yazma süreci, editörlük süreci, yayınevi süreci, basım süreci derken, gerçekten zahmetli ve uzun bir süreçten bahsediyorum. İkincisinde bu süreci daha kolay atlatacağımı düşünüyorum. Tabii ki ikinci bir kitap için içimden büyük bir isteğin ve ilhamın geleceği anı bekleyeceğim. Çünkü öylesine yazmak istemiyorum. Bir meselem varsa, kitabı yazarım. Meselem yoksa, kendime yazarım. Bakalım, hayat neler getirecek. Tayland’ı yazmayı çok isterim. Belki de yazarım. Hiç belli olmaz.
 
Önümüzdeki dönemde ziyaret edeceğiniz başka destinasyonlar var mı? Rotalarınızı neye göre seçiyorsunuz?

Elbette. ekimde Tayland, kasımda Kamboçya ve aralıkta Sri Lanka’da olacağım. Ocakta Türkiye’ye dönüp şubatta tekrar Tayland’da olacağım. Hazirana kadar yine Tayland’da olmak istiyordum. Ama geçenlerde içimden bir his, bir şey bu planı biraz değiştirmeme sebep oldu. Tayland her zaman gözbebeğim ama yeni yerler görmenin vakti geldi. Yeni yerler derken Kamboçya ve Sri Lanka da benim için yeni yerler olacak fakat mart, nisan ve mayıs aylarımı, inşallah gerçekleştirirsem, Orta Amerika’da 7 ülke gezerek değerlendireceğim.

Rotalarımı içimdeki sese göre seçiyorum. Yüreğimin git dediği yere gidiyorum. Tabii ki bunu yaparken internetten en uygun uçak biletlerini de bulmayı ihmal etmiyorum. Şu an Orta Amerika hayali kurarken belki de bir bakmışım Yeni Zelanda’da olurum, son anda fikir değiştirebilirim. Zihinlerin çok gürültülü olduğu şu dünyada, yüreğimin sesini duymaya çalışan biriyim. O ne derse o olur.

Sebla Kaplan:

Seyahatlerinizi planlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Ön çalışma yapıyor musunuz?

Seyahatlerimi planlarken, ön çalışma biraz yaparım. Fazla yapmam. Gittiğim ülkede ilk gideceğim yeri belirlerim önceden ve gezmeye ordan devam ederim, artık yol beni nereye götürürse. En uygun uçak biletlerini araştırırım. Gideceğim ülkeye girişte vize var mı yok mu bakarım. Ona göre vize başvurusu için gerekli evrakları hazırlarım. Olabildiğince az eşya ile gezmeye gayret ederim.

Bir örnekle açıklayayım; bunu birkaç kere yaptım, bana göre olmadığını anladım. Bir gün Tayland’ın bir adasına yolculuk edeceğim. Konaklama için deniz kenarında bir bungalov rezervasyonu yaptım internette önceden. Fakat oraya vardığımda, parasını ödediğim bungalovun hiç de fotoğraflarda olduğu gibi olmadığı ortaya çıktı. Oldukça bakımsız, pis ve böcek doluydu. Etrafıma baktım, herkes rahat rahat bungalovlarda kalıyor gibi görünüyordu. Dedim herhalde ben çok abartıyorum. En azından bir gece deneyeyim burada kalmayı. O kaldığım ilk gece anladım ki bungalovun içindeki lambanın ışığı da çok loş. Yatağın üzerinde örümcekler, değişik küçük böcekler ve keneler vardı. Buna rağmen uyumayı denedim. Sonra, "Sebla fazla zorlama, kenelerle mi uyuyacaksın" dedim kendime. Kalktım tesisin restoran bölümündeki hamaklardan birine gittim uyumaya çalışmaya. Orada da sivrisineklerin saldırısına uğradım. Ve sabah olduğunda eşyalarımı topladım. Üç günlük parasını ödediğim yerden ayrıldım.

Diyeceğim şu ki, planlı olmak iyidir. Ama plan işe yaramayabilir. Gezerken en iyisi yürüyerek kalınabilecek en uygun konaklamayı bulmaktır. Şimdi bu deneyimden sebep, internetten çok nadir zamanlarda konaklama satın alıyorum. Bunun yerine internetten rezervasyon yapıyorum ama parasını önceden ödemiyorum. Ya da gittiğim yerde sokaklarda geze geze kalacak yer bakıyorum ki bunu herkes böyle yapıyor.

Sebla Kaplan:

Seyahatleriniz sırasında karşılaştığınız en ilginç olay nedir?

Sanırım 2014 senesiydi ve Tayland’da Koh Phangan Adası'nda bir yoga merkezinde yoga derslerine gidiyordum her gün. Ve yoga merkezi adanın ortasında dağlık bir alandaydı, en yakın konaklama yeri buraya yürüyerek 10 dk. uzaklıkta bir yerdeydi, balta girmemiş orman diye nitelendirebileceğimiz bir alanda sekiz adet bungalovdan oluşan bir işletme. Ben de bu bungalovlardan en öndekinde kalıyordum. Oturduğum terasımdan, yol otuz metre uzaklıktaydı ve koca koca ağaçlardan dolayı yolun hepsi görünmüyordu, sadece yoldan geçen araba veya motorsikletleri görebileceğim bazı aralıklar vardı. Bir öğle vakti yoga dersinden sonra terasta otururken, göz ucuyla yol tarafına kafamı kaldırıp baktığımda, bir motorsikletin üzerinde çocukluk arkadaşımın kuzeni, arkadaşım Cedric ve eşi Natasha’ya benzeyen bir çift gördüğümü sandım. Hal bu ya, sadece sandım. Cedric ve Natasha’nın Tayland’da Koh Phangan Adası'nda, bir de adanın ortasındaki bu dağlık alanda, önümündeki koca koca ağaçların ardındaki yoldan geçmelerine imkân yoktu ki! Bu sanrıyı yaşadıktan 10 dakika sonra, Facebook’tan Cedric’e mesaj yazıp, onu ve Natasha’yı böyle bir ortamda gördüğümü sandığımı söyleyip, hallerini hatırlarını sordum. Tam 40 dakika sonra Cedric’ten bir mesaj geldi. “Bir saat sonra yanındayım. Hazırlan!”

Yaşadığım şey bir sanrı değil, tamamen gerçekmiş. Şu kocaman dünyada, dünyanın içindeki bir adada, adanın ortasında balta girmemiş ormanların arasında, arkadaşımla buluşmam gerekiyormuş. Sadece bir anlığına kafamı kaldırıp, ağaçların ardındaki yola baktığım için, bakarken geçen bir motorsikletin üzerindeki insanları görmeye çalıştığım için, buluşmamız gerekiyormuş. Demek ki, bazen bir şeylerin olması için bakman gerekiyor. Olduğun yerde durursan ve hiçbir adım atmazsan, ne kadar ilerleyebilirsin ve hayatın sana getirdiği hediyeleri nasıl alabilirsin?
 

Hayal kırıklığı yaratan bir seyahatiniz oldu mu?

Bir gün Bali’ye giderken, Singapur aktarmalı uçtum. Singapur havaalanında, sorguya çekildim. Neymiş, Bali’den çıkış biletim yokmuş, transit geçmeme izin vermeyeceklermiş. Memurlarla tartışmalar mı dersiniz, bir Türk dizisindeki kadının ağlama tripleri mi dersiniz... Bana yaşattıkları iyi olmayan muamele sonucunda, Bali’den çıkışımı göstereceğim bir uçak bileti satın almamı istediler. Yazık oldu 500 dolara. Belki de bu yaşadığım olaydan sonra beni kara listeye almışlardı. Bunu bilemem. 2016’da annemle yaptığımız Tayland-Singapur-Malezya seyahatinde ise, Singapur’da 4 gün kalacaktık. Pasaport kontrolden kolaylıkla geçtik derken beni geri çağırdılar, annem dışarıda kaldı. Bir odaya götürüldüm, tam bir saat boyunca üç ayrı memur tarafından yine sorguya çekildim. Nerede kalacakmışız, yanımızda ne kadar para varmış, neden Singapur’a gelmişiz, biletlerimizi görebilirler miymiş, otel rezervasyonunu gösterebilir miymişim gibi bir sürü soru. Şansıma tüm belgeler benim yanımdaydı. Fakat sorguya çeken memurların üslup ve tavırları sinirlenmeme sebep olmuştu. Neredeyse ağlayacaktım. Annem dışarıda olan biteni anlamamış ve panik olmuş. Düşünsenize annenizin yanından alınıyorsunuz ve annenize kimse bir açıklama yapmıyor. Tabii ben odadayken, annem kızımı nasıl kurtarabilirim planları yapmaya başlamış bile. Bir saatlik sorgudan çıktıktan sonra, annemle sarıldık. Annem nerdeyse ağlayacaktı, neyse ki beni görünce mutlu oldu. Singapur ile yaşadığım bu iki olay beni üzdü açıkcası. Bir daha Singapur’a gitmeyi düşünmüyorum. Transit geçiş bile yapmak istemiyorum.

Mutlaka görmek istediğiniz yer neresi?

Mutlaka görmek istediğim o kadar çok ülke ve şehir var ki! Ama bir gün Tanrı Dağları'na ve Küba’ya gitmek istediğimi biliyorum.

Instagram: seblakaplan
www.seblakaplan.com

Yorumlar(0)

Yorumlar

user-profle

Yeni yorum ekle