Google+

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1

51512 Tem 2016Özel Yazı

Simferopol: Akmescit
Artık vapura binme zamanı gelmişti. Vapur soğuktu. İçi klimalı ve dışarıdan daha bir soğuktu ama Ruslara etki eder mi hiç? Klimanın dış ünitesinden çıkan sıcak havaya sığındık. Ah Ruslar ah…

Bu soğuğa rağmen karşıdan gözüken Kırım, güzelliğini belli ediyordu; az ışık, çok koy, yıldızların dansıyla yepyeni bir gezi bizi bekliyordu. Yaklaşık 10 dakikalık vapur yolculuğundan sonra Kerch şehrine vardık. Oradan otobüsle saat sabah 6.30'da şimdi ki özerk bölgenin başkenti olan Simferopol’e, bizim söylemimizle Akmescit’e, vardığımızda derin bir soğuk ve ince bir yağmur bizi selamladı.

Ne yapacağımızı bilmeden yarım saat etrafa bakıp bolca sigara içtik. Kırım gezisini henüz planlamadığımızdan şaşkın ördek yavrusu gibiydik. Yağmuru ve kışı hiç beklemiyorduk,  yağmurluklarımızı ve kışlıklarımızı ilk defa çantadan çıkarıp üstümüze geçirdik. Eyüp, yiyecek bir şeyler almak ve uyku tulumunu yağmurdan koruyabilmek için poşet aramaya çıktı. Elinde bir boş poşetle geri döndü, 5 Ruble vermiş ve zor bulmuş. Koca fırında da her şeyin tatlı olduğunun öğrenince bir şey almamış.
Sabah 8-9’a kadar şehirde bisikletle dolaşıp wi-fi olan ya da sonradan wi-fi'den de vazgeçip sadece kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aradık.

Şehir, sessizdi ve biz yorgunduk. Derken bir parka gittik, Eyüp’ün dizlerine yatıp derin bir uykuya dalmışım. O parkta en az iki saat oturduk, yattık, üşüdük, sarıldık… İnsan bilmediği bir şehrin ortasında, bankta şala sarılmış dururken kendini çok kimsesiz hissedebiliyor.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1

Çevredeki insanlar şehrin aynası gibiydi, parkın en uç bankında oturan beş sarhoş, belli ki dün geceden beri içiyorlardı. Bu bölgede neredeyse her yerde sokakta içen ve sinyalle geçinen binlerce insan var. İçmekten elleri, yüzleri şişmiş. Onun bir yan bankında oturan üniversiteli kadın, kulaklıklarını takıp ders notlarının peşinde, karşı bankında yalnız ve çekingen genç çocuk sadece telefonuyla oynuyor, onun yanında da dört-beş tane öğrenci grubu kendi aralarında geyik yapıyor. Yanımıza yanaşan parkın temizlikçi ablası çöpleri süpürürken yeni nesil gençleri "üniversiteliler ama şu pisliğe bak, kültür yok" diye bize şikayet ediyordu. Biz de üşümeye devam ediyorduk.

Couchshurfing’den iletişime geçtiğimiz Marina, bizi akşam misafir edebileceğini söyledikten sonra biraz daha rahat nefes alıp Simferopol’un tadını çıkarmaya karar verdik. Şehirlerde genel olarak çadır kuramayacağımız için kalma konusu hep çok daha stres yaratıyor.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-1

Simferopol’un sokaklarını dolaşıp şehri keşfettikten sonra biraz daha şehir dışına doğru gitmeye karar verdik.
Neopolis adlı bir kaleye doğru yola çıktık. Yol, gittikçe yokuşa ve taşlığa dönünce son çare elimize bisikletleri alıp itekleye itekleye dağın tepesine ulaştık. Artık şehir ayaklarımızın altındaydı. Şehrin kalabalık stresinden kurtulup kargalarla selamlaştık. Kale ufacıktı. Giriş için para istediler. Bence bisikletlerle o kadar yolu geldiğimiz için bizi takdir edip içeri almalılardı ama tabii ki, dünya hayal ettiğimiz gibi bir yer değil :) ama yine de paramız yok sohbetinin ardından müze dışında olan kısımları dolaşıp kalenin üstüne çıkmamıza izin verdiler.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-2

Teşekkür edip oradan ayrıldıktan sonra çayırların üstüne oturup şehri uzaktan seyrettik. Kırım’da da çarpık kentleşme, çirkin yapılar, bozuk yollar…

Ev konusunda umudumuzu kaybetmeye başlamıştık ki o sırada Coucsurfing'ten Marina "artık gelebilirsiniz" diye mesaj atınca yola düştük yeniden.

Tipik Sovyet Evleri
Kaldığı yer Sovyet döneminden kalma kocaman bir toplu konuttu veya kocaman bir yurt… Okul bahcesi, öğrenciler… Yurdun bir kısmı ise yurt çalışanlarının konaklaması için ayrılmıştı. Evlerin garip bir yapısı var. Bir katta dört aile oturuyor. Ortak banyo ve mutfaklar var. Herkesin paspasından bardağına kadar ayrı. Kombiler bile farklı farklı. Ana holden dört aile evlerine giriyor. Kitli bir kapı olayı falan yok, herkes çok rahat zaten. Farklı evlerden ziyade farklı odalar gibi… Marinaların iki odası var; birinde babası diğerinde Marina ve 8 yaşındaki kardeşi Anton kalıyor. Biz de ufacık odaya yerleştik. Akşam babasıyla sohbetleştik mutfakta. Zulaladığı özel bir şarabından ikram etti bize. Türkiye’den konuşup bir de Türk Kahvesi patlattık. Türkiye'den de delilerin çıkmasını şaşkınlıkla karşıladı. Çocuk ranzasının altında Marina, üstünde biz, yan koltukta Anton uyuduk. Yani minnacık bir odada 4 kişiyiz ama derinnn bir uykuydu. Gece hayli horlamışız. Utandık fakat yapacak bir şey yok o kadar yol geldik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-3

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-4

Simperepol’un Keşfi
Sabah şehrin keşfini bitirmek için çıktık dışarıya, Marina ilerede güzel bir göl olduğunu söyledi. Oraya doğru giderken yolda Botanik Parkı keşfettik. Gerçekten doğal bir park. Zaten Kırım, genel olarak yeşil desek yalan söylemiş olmayız. Daha önce gördüğüm parklara nazaran yapaylığını çok az hissettiğin bir park. İnsanlar çocuklarıyla, sevgilileriyle, dostlarıyla, köpekleriyle parkta keyifle vakit geçiriyorlar. Bir şehirde gerçekten yeşil olmazsa olmaz. Gezi parkını düşündüm, İstanbul’un az yeşilini korumaktı ilk amaç.

Sovyet, her şehirde yeşili korumayı başarmış; ağaçlı yollar, şehirde devasa parklar vb... Daha çok nefes alıp daha çok doğayla ilişkide kalmak için. Parktan çıkıp göle yürüdük, gölün kıyısında oturup biraz da su sesi dinledik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-5

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-6

Oradan şehre indik. Puşkin sokağı, şehrin tam merkezinde, trafiğe kapalı güzel bir sokak. Her yerde yine sanat binaları, taş işlemeleri. Sokak sanatçılarının her biri profesyonel düzeyde.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-7

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-8

Oradan Eski Şehre adlı mahalleye yürüdük. Eski binalar, iç içe geçmiş labirent sokaklar, eski cami ve kiliseler. Kırım kozmopolit bir yer, yolda çokça Kırım Türküne rastlayabilirsiniz (kendilerine Tatar denmesinden pek hoşlanmıyorlar).

Eve dönüş yolunda Marina’yla karşılaştık. Güzel tesadüf oldu. Beraber döndük eve. Eyüp de ben de hasta gibiydik. Sanırım mikrop kapmıştık. Pis yaşama evresine vücut daha adapte olamadı herhalde  Eyüp erkenden uyuyuverdi.
Akşam eve bir misafir daha geldi, Couchsurfing’ten. Marina küçücük evine dünyaları sığdırabilen genç bir kadın… O gece Anton babasının yanına uyumaya gönderildi. Biz aynı düzen uyuduk yine. Gelen yeni konak Sasha, Moskova’dan tatile gelmiş Kırım’a. Kırım, Rusya’ya geçtiğinden bu yana çok fazla Rus turist Kırım’ı dolaşmaya geliyor.

Ukrayna’dan Rusya’ya…
Marina ve babasıyla uzun uzun Kırım meselelerini de konuştuk. Ukrayna’dan Rusya’ya geçişte neler değişti? Şimdi nasıl? İnsanların tutumu ne? Geçişten yani oylamadan önce sahte bir gündem yaratılmış. Kırım halkına savaş çıkacağı söylenmiş, aynı zamanda onlara Tatarların terörist eylemler yapacakları da işlenmiş. Ve tabii ki büyük güç Rusya, onları koruyacak tek devlet! Hal öyle olunca Rusya’yı ‘kurtarıcı’ olarak görmüş çoğu insan. Rusyalılar da aynı düşüncede, Kırım Rusya’ya geçmeseydi Kırım’da savaş olacaktı. "Kırım Türkleri ise bizi oyuna getirmeye çalıştılar ama gelmedik" diyorlar. Ortada bir düşmanlık yok. Zaten yıllardır iç içe yaşamışlar sorunsuz ama Putin’in Rus olmayanlara karşı pek tahammülü yok. Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre de çok sayıda Tatar lider ortadan kaybedilmiş geçiş döneminde. Ukrayna ile daha rahatmış aslında herkes ama zengin ve güçlü ülkeye geçiş, Ruslarda ego yükselmesine ve daha çok milliyetçiliğe yol açmış. Her yerde Rus bayrakları asılı. ‘Bir gecede bir ülke nasıl değişir?’ diye çok düşündüm. Uyuyup uyanıyorsunuz ve artık başka bir ülkedesiniz ve paranız değişiyor, plakanız, pasaportunuz ve kimliğiniz. Kırım, şu an tuhaf bir halde. Ukrayna da Rusya da Kırımlıları kendi vatandaşı sayıyor. Çift pasaportları var ama iki tarafta diğer pasaportu kabul etmiyor. Kırımlılar hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya gidebiliyor ama Kırım’dan başka bir ülkeye hiç bir vasıta yok! Tüm ucuşlar ve gemiler iptal olmuş. Yani küçük bir hapishane yapmışlar Kırım’ı!

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-9

Bizim planımız da Kırım üzerinden Ukrayna’ya geçmekti. Bu konuda fazla bilgi bulamasak da sınır kapısını açtıkları ve geçişlerin sorunsuz olduğu yönünde birkaç okuma yapmıştık. Marina, bize oradan Ukrayna’ya geçemeyeceğimizi söyledi. Eğer Kırım’a Rusya’dan girilirse Rusya’dan çıkılmalıymış. Sinirlerimiz çok bozuldu. Konsolosluklara mesaj attık ama cevap alamadık. Ne yapacağımızı şaşırmıştık ama yola devam etmek istiyorduk.

Bahçesaray
Sabah Marina’nın bize hazırlamış olduğu güzel Rus kahvaltısını yiyip Simferopol’den Tatarların yoğun olarak yaşadığı Bahçesaray’a doğru yola çıktık.

Kırım, Karadeniz bölgesinde olduğu için bir hayli dağlık. Bu yüzden yol konusunda biraz endişeliydik ama herhalde şimdiye kadarki en rahat ve hızlı yolculuğumuzu yaptık. Çünkü tamamen yokuş aşağı gittik  Bahçesaray’a girdiğimizde hayli şaşkındık. Gerçekten şehre girişte güzelliğini belli ediyor ve epey Rusyalı turist vardı.

Osmanlı havasını hissediyorsun. Bahçesaray, önceleri Kırım’ın başkentiymiş. Şehirden hızla çıkıp ilk hedef kamp yeri bulmaktı.
İnternette rastgele bulduğumuz bir kampingi, navigasyonda işaretleyip ona doğru yol almaya başladık. Gittikçe dağlara doğru tırmanış başladı. Artık yol gitmez, bisiklet sürülmez insan geçmez bir yer oldu. Tabii vazgeçmedik ama kamp falan yoktu. Güneş batıyordu. Bir dağın tepesinde bir yan orman, bir yan sarp kayalıklar ve ortada biz kalmıştık. Uygun bir yer bulup çadır attık. Yemek için gün aydınlığını kaçırmıştık. Kafa lambasıyla yemeğimizi pişirdik. Gece de ateş yakıp başında oturup biraz ateşi biraz yıldızları izledik. Derin orman sessizliği her çıtırtıyı bize yansıtıyordu. Çadırımıza yatıp insansızlığın tadını çıkardık. Çadırda tepe lambası açık uyuduk.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-10

Yaban Domuzları!
Gece bir ara uyandığımda domuz seslerini duydum, hızla kalkıp ışığı kapattım ve hızla geri yattım. Çadırın dibine kadar gelmişlerdi. Eyüp, hafif uykudan uyanıp ne olduğunu sordu "bir şey yok" dedim. Ama düşünsenize en az 200 kiloluk yabani domuzlar yanınızda! Uyudu neyse ki. Benim inancım hayvanlara bir zarar vermeye kalkmadıktan sonra onlardan zarar gelmeyeceği yönünde. Önemli olan onların yaşam alanına saygı duyman ve onları sevebilmen. Çadır kurduğumuz yerde kızılcık ağacı vardı, onu onlarla paylaşmalıydık tabii. Onlar bizi, biz konuşmadan hissedebiliyorlar.

En büyük korkum her zaman insanlardan yana oldu çünkü en acımasız ve zararlı tür biziz… Maalesef bu böyle… Yine de onların arasına karışabilmek onur sebebi.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-11

Dağdan aşağıya doğru sallandık. Yukarı Şehir kısmında gezmeye başladık. Yanımıza "Yardımcı olabilir miyim?" diyerek biri yaklaştı. Yakında bir lokonta varmış. Aslında pek dışarıda yemek yemeyi ekonomik olarak tercih etmiyoruz ama Tatar yemeği de yemeden olmaz elbet. Ucuz bir yerdi. Bisikletlerimizi de onlara bırakabilecektik gezmek için. Ucuz bir hostel sorduk, ‘burası’ dedi. Pazarlıkla 500 Ruble (7 dolar civarı, iki kişi için uygun) bir fiyata kalmayı kabul ettik. Hem şarj sorununu hem internet sorununu halletmeliydik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-12

Sonrasında Bahçesaray’da dolaştık. Tepelerde bir Ermeni manastırına çıktık. Kayaları oyarak içine oturtmuşlar. İnziva için güzel yer. Kalelere de çıkabilirdik ama tercih etmedik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-13

Biraz daha şehrin aşağılarına indik. Osmanlı külliyesine, Kırım Han Sarayı’na yine para vermeden ricayla girdik. 10 dakika dolaşmamıza izin verdiler. Osmanlı’nın gerçekten sade işlemeli, gösterişten uzak bir külliyesi. Boyamalar güzel, mat ve sadeydi.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-14

Oradan çıkıp Osmanlı döneminin fikir insanı İsmail Gaspıralı’nın ev müzesine gittik ama evin içinde ona dair hemen hemen hiç bir şey yoktu. İlginç tarafı, halen hem Rusça hem de Türkçe yazılmış yazıların saklanıyor olabilmesiydi. Parasız olması da ayrı bir güzellik tabii…

Şehirde biraz daha dolaşıp hostelin yolunu tutacaktık, kaldırıma oturup otobüs beklediğimiz sırada yanımıza bir adam geldi: Alig. Bizden sigara istedi. İki tane birden alıp sohbete başladı. Ruslar, siz onları anlamasanız bile saatlerce konuşabilir sizinle. Alig, dolaşıp kiliselere etrafındaki insanlara haç, kitap falan satan biri. Uzun uzun sohbet ettik. Tabii o daha çok konuştu. Biz genelde kafa salladık. Otobüse de beraber bindik. Bize tembih etti "yol parasını vermeyin, çok kalabalık" diye ama inerken yakalanınca göz atıp gitti. Deliler güzeldir…

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-15

Hostelde odamıza çekilip ocağı kurduk. Odada bir güzel mercimek çorbası, salata ve patlıcan kızartması pişirdik. İyi bakıyoruz kendimize…

Banyo fırsatımız vardı ama çok üşenip vazgeçtik.

Sivastopol
Yine genel olarak yokuş aşağı olan bir yolculuk yaptık, keyifliydi ama Bahçesaray’dan biraz geç çıktığımız için yine akşama kalmıştık. Kamp yeri çok uzakta görünüyordu. Yine şehir problemiyle yüzyüze kalmıştık. Sivastopol’a girmeden bir yol ayrımına geldik. Baktık ki navigasyon (OsmAnd, hem ücretsiz hem de çevrimdışı kullanılabiliyor) bize dik bir yokuşu gösteriyor ‘Çıkın’ diye. Dedik "kolaysa sen çık Osman". Diğer yolu deneyelim o da bir şekilde denize çıkıyordu. Sivastopal’a gitmese de. Ana caddelerden ayrılıp küçük yollara girince çok daha rahatlamış hissediyorum. Arabaların o insanın beyninde iz bırakan uğultularından uzak insan çok daha rahat bisiklet sürüyor. Bir süre sonra deniz kenarında tatilcilerin olduğu bir kasabaya çıktık. Deniz kenarından Sivastopol’a doğru bisiklet sürmeye devam ettik. Yolun yukarıya doğru tırmanışa geçtiği bir köşede duran bir adamın yanına yanaştık. Eyüp, buralarda kamping olup olmadığını sordu. Adam hemen arka tarafta dedi. Şaşırdık tabii. Şans yüzümüze güldü bu sefer. Kampingi bulduk, "Günlüğüne kişi başı 100 Ruble" dedi, yani 2 dolar civarı. Bizim için süperdi. Hatta kampın tatlı yaşlı kadınları bize bedavadan bir gece daha verdiler. Eğer bir gün giderseniz; Sivastopol-Luminovka’da Luminovya Camping'de kalın derim  Banyo, wc, wi-fi, elektrik var bir de denizin dibi. Biz oraya yerleştik gözüküyor şimdilik :-)

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-16

Öğleye doğru yükümüzü kampinge bırakıp Sivastopol’a doğru yol çıktık. Önce minibusle iskele, oradan da karşıya vapurla geçtik. Vapurda gitarıyla şarkı söyleyen bir genç yolcuları karşılıyor, ne güzel be… Rusya’da trende vapurda karşılaşabileceğiniz bir durum bu. Sanat yanları hala güçlü Rusya’da ama Sovyet vaktine göre çok zayıf tabii ki.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-17

Sivastopol’da bir aşağı bir yukarı anıtlar kapılar sokaklar insanlar dolaştık durduk.  Tarihi Liman Kapısı'ndan gemilerin seyrine daldık. Romantik bir liman şehri…Ne de olsa Ahmet Kaya’nın, Ruhi Su‘yun mekanı burası. Hızımızı almayıp biraz uzağa düşen Tarihi Kent Herakles'e kadar gittik. Girişte bedava girme ihtimalimiz yoktu. Öğrenciyiz dedik, kadın kimlik isteyince "anlamıyoruz, Rusça bilmiyoruz" dedik o da bizimle uğrasmadı, öğrenci biletlerimizi kesti  Belli ki büyük bir antik kent ama pek çalışma yapmamışlar. Hemen hemen her şey gömülü vaziyette. Kocaman bir kiliseyi de orta yere oturtmuşlar sonradan. Antik kentten aşağıya indiğimizde denizin görkemiyle karşılatık. Gün batıyordu ve her şey kızıla boyanırken daha da güzeldi. İnsanlar antik kentin bir ucundan denize giriyor, bir ucunda balık tutuyor, bir yanında ibadet ediyor, bir yanda ise Rus turistler fotoğraf çekiyordu. Gezimiz boyunca Rus turist dışında hemen hemen hiç turist görmedik Kırım’da. Güneş batarken oradan ayrılıp geri dönüş yoluna koyulduk. Ara ara şehirlerde yolumuzu kaybediyoruz ama onun da güzel yanı oluyor. Sızlanmıyoruz çok. Tekrar vapura binip kampa döndük.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-18

O günü dinlenme ve “ev işleri”ne ayırdık. Çamaşır yıkama, internet işlerini yapma, yıkanma vb. Arada bir kaçamakla denize de girdim ben. Karadeniz eylülün 13’ünde beklediğimden sıcak çıktı ama çok takılmadım. Akşam sahilden müzik sesleri geliyordu. Normalde geceleri sahili kapatıyorlardı ama cumartesi akşamı eğlencesini Ruslar kaçırmıyor. Üzerine tulumu geçirmis bir adam kontrabas çalıyor, biri batari çalıyor, biri söylüyor ve insanlar deli gibi içip dans ediyordu. Ruslar içince daha sevecen insanlar oluyor gerçekten. Denizin kenarındaki şöleni biraz uzağından bir kayanın üzerinden izledik.

Yalta
Tam Karadeniz’e, Yalta’ya yolculuk bugün. İkinci Dünya Savaşı'nın tarihinin belirlendiği şehir. Yani, ‘Dünyanın Paylaşıldığı Şehir’ Bir araya gelemez dediğimiz insanların oturup dünyanın kaderini belirlediği şehir Yalta.

Kampımızın olduğu şehirden ilk başta Sivastopol şehirlerarası terminaline oradan da 2 saatlik otobüs yolculuğuyla Yalta’ya gittik. Sivastopol-Yalta yolu harikaydı. Dağlardan inip inip çıkıyoruz. Nazlı bir kadın gibi Karadeniz kendini gösterip saklıyor :)
Saat 14.00 gibi Yalta’ya varıp 1 numaralı troleybüsle merkeze gittik. Yalta, ilk başlarda 13 küçük evden oluşan bir balıkçı barınağıymış ama şimdi bakıldığında Kırım’da turizmin merkez halinde. Bu turizmin ilk defa rahatsız etmediğini gördüm. Çünkü şehrin eski yapıları da yeni yapıları da bir arada ve birbirine saygılı.

Kocaman bir sahil şeriti var. İlk başta orayı boydan boya geçtik. Burada alışveriş falan yapılabilir ama bize göre değil!

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-19

Daha önce belgeselde izleyipte "Ulen bir gün şuna biner miyim acaba?" diye kendime sorduğum teleferiği görmem mi? Koşa koşa gittik. Hafif de yağmur yapıyor ama kimin umrunda… Girişi biraz tuzlu geldi ama hayalimizi gerçekleştireceğiz. Sanırım 300 Rubleydi. Teleferiğe iki kişi biniliyor ve binişi de inişi de sakat. Çok hızlı olmalısınız!  Hiç durmuyor yani. Neyse sonunda telefereğin içindeyiz. Manzara harika ötesi. Yağmurda bastırıyor romantizmi. Destan’la gerçekten hoş vakit geçirdik. Yavaş yavaş çıkıyor böyle ve hat üzerinde tarihi binaları ve gerçek Yalta yaşamını uzaktan da olsa görebiliyorsunuz. Yalta’yı ve etrafını, denizi, dağları yaklaşık 45 dakika seyrettikten sonra tepeye çıkılıyor ama bu güzellikten sonra Darsan Tepesi tamamen bir hayal kırıklığı; hiçbir şey yok. Amcamın biri güzel bir bina yaptırmış tepeye ama güvenlikler durmanıza bile izin vermiyorlar. Ha bu arada inerken bileti saklayın çünkü aynı biletle biniyorsunuz.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-20

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 1-21

Merkez denilebilecek bir bölge var sahil şeritinde ve McDonald’s laneti, resmen ironi yapmış: tam Lenin heykelinin parmakla gösterdiği yere açmışlar tezgahı…

Oradan meşhur Yalta Konferansı’nın yapıldığı Livadia Sarayı’nı görelim dedik. İngiltere, ABD ve Sovyet başkanları bir araya geliyor. Üç büyük diyorlar: Churchill, Roosevelt ve Stalin… Araştırdık ki turlar var ama binanın içi kapalıymış, ancak dışarıdan görebilirmişiz. E bir de çok uzak ve bizim de vaktimiz yok. Hal böyle olunca gitmedik ama hala bir burukluk var içimde…
O zaman Anton Çehov ağabeyimizin evi var. Oraya koştur! Saatte 6 ama şans… Yol boyu hep ara sokaklardan gittik. Çok romantik bir şehir. İnsan burada rahat yazar olur. Koşar adımlarla yürümemiz gerekiyor ama biz gayet yavaşız. Romantizm tavan yapmış. Her binada tarihin kökleri var. Geldik ki Çehov’un evine, kapalı. Hayda. Bahçeden atlayalım dedik ama Ruslar şaka yapmazlar. Bahçesini seyrettik. Mütevazi ve huzurlu görünüyor. Kesinlikle bir daha Yalta’ya gitmek lazım diyerek döndük.
Yol boyu şansımız yaver gitti ve hep en son otobüs, en son troyleybüs, en son vapur ve en son dolmuş….

Kırım gezi notları devam edecek. Bu birincisiydi, ona göre.

Ayrıca, Kırım’la ilgili evvelden üç tane video hazırlamıştık. Onları da buradan izleyebilirsiniz.

Diğer yazılarımız için: http://welcomebyebye.net/tr/

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar