Google+

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2

41213 Tem 2016Özel Yazı

Artık Sivastopol’dan ayrılma vakti…

Aynı yerde en uzun kamp süremizi geçirdik. Aslında bizim için bir düşünme süresiydi çünkü ne yapacağımızı bilmiyorduk. Söyletiye göre Ukrayna’ya Kırım’dan geçiş mümkün değildi ama elimizde net bir şey de yoktu. Oturup her gün yeni rota çiziyor, değerlendiriyorduk. Eğer vize sıkıntımız olmasaydı, Rusya’da daha uzun süre kalıp başka bir sınır kapısı bulabilirdik ama yeterince vakit yoktu. En yakın kapı Rostov şehrindendi fakat orada da iç savaş sürüyordu. Belgrad sınır kapısına ise 2000 km vardı. Kış yaklaşıyordu. Oturup saatlerce uçak bileti baktık. Direkt Hindistan’a geçmeyi düşündük ama Hindistan için daha çok tecrübe lazımdı, biz daha çok acemiydik ve her şeyi yine kabul edip kendimizi Hindistan konusunda gaza getirmemize rağmen önümüzde Hindistan vize problemi duruyordu. Hindistan Konsolosluğu Moskova’daydı ve biz vize konusunda da çok bilgisizdik, çözemedik. Üstelik uçağa binmek bisikleti sökmek paketlemek ve ekstra dünyanın parası, bagaj ödemekti. Tayland’ı da düşündük ama aynı uçak sohbeti ve para sıkıntısı önümüzde duruyordu. Sonra tren garındaki görevli kadının “elbetteki Kırım’dan Ukrayna’ya girebilirsiniz”  sözünü kendimize bir armağan sayarak ne olursa olsun o kapıyı denemeye karar verdik. Bu kadar çabayı o kapıdan geçmek için vermiştik. "En azından yaptık olmadı deriz " dedik. Öyle olunca Aryamski’ye doğru yola çıktık. Sınır oradaydı. Gitmesi günler alacaktı ama denemeye değerdi, en azından "geldiğimiz yoldan dönmemiş olur Kırım’ı çepeçevre dolaşmış oluruz" dedik.

Kamp alanından sabah erken ayrılıp yola düştük, yol genel olarak sakindi ama o gün üzerimizde bir bezmişlik vardı. Sınır meselesi canımızı sıkıyordu. İnsanın ruh hali pedal çevirmesinde çok etkili oluyor, eğer moralliysek kuş gibi uçuyor, hiçbir ağırlık hissetmiyoruz ama eğer moralsizsek o çantalar giderek ağırlaşıyor ve sanki o zincir bir yerlere takılıp ve dönmüyor lanet! O gün tatsız başlamıştık.

Vinili
Akşamüstü saat 3 gibi Vinili diye bir kasabaya girdik. Camiyi görünce Tatar kasabası olduğunu anladık. Antik kent tabelası vardı ama uzak kilometreler ve tatsız hava bizi oraya götürmedi. Şehrin orta göbeğinin yanına düşen birkaç lokanta ve kafe vardı. En salaşına girip kahve içelim dedik. Girdiğimiz yer bir sokağa ve kapalı pazara çıktı. Kahvelerimizi alıp içerken bir adam yanaştı, Rıdvan. Kırım Türklerinden ama Türkçe bilmiyordu. Eyüp’ü alıp bir yere götürdü, kasapmış et satmaya çalışmış. "Para yok" deyince hediye etmek istemiş Eyüp de "vejetaryanız" deyip teşekkür etmiş. Onunla biraz sohbet edince, Aryamski otobüslerini öğrenmek için kardeşini aradı, Nuri…

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2

Nuri, ömrümüz boyunca unutamayacağımız bir karakter olarak hayatımıza o noktada girdi. Türkiye’de 2 buçuk yıl yaşamış, iyi Türkçesiyle bizi evine davet etti telefonda. "Kötü insanlar değiliz, gelin" dedi. O cümlesi bize yetti. Rıdvan bizi eve bıraktı eski bisikletiyle önden yol göstererek. Aynı avluda kalıyorlar. Güzel bahçeli bir evleri var.

Nuri, bizi dostça karşıladı, "rahatınıza bakın, burası sizin eviniz" dedi. Mis gibi bahçedeki divana kurulduk. Bir çay, bir kahve getirdi. Bizi tüm akşam besledi. Yemekler, çaylar yeniden kahveler yeniden çaylar. Ekmek bitti, hamur getirip ekmek yaptı. Bahçeden meyve sebze… Bir ara keşke maydanoz olsaydı dedim, gidip bahçeden kopardı. Keşke marul, keşke biber, manav gibi… Ha bir de durmadan et kesiyor. Bir et sote yaptı -ayıptır söylemesi- ben öyle bir tat daha tatmadım. Adam kasap, evinde ekmek yok ama etin en güzeli var. E bizde de vejetaryanlık falan kalmadı. Sonuçta misafirsin ve önüne bu koyulmuş. Geri çevirmek, şımarıklıktan başka bir şey olmaz bence. İneklerin gözlerine bakıp vicdan azabıyla yedik…

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-1

İneklerin yanına bahçeye gittik. O kadar çok şey yaptık ki, zaman kavramını kaybettik. Bana o köyde ne kadar kaldığımızı sorarsanız aslında bilmiyorum ama tarih ve saatler 24 saat diyor. Gerçekten misafirperverliği karşısında ancak Nuri’nin ve abisinin önünde eğilinilir. "Herkes içiyor, herkes eğleniyor, içtiklerimiz hep doğal" diyor Nuri. Çok gülüyoruz. Planımız, ertesi gün gitmek ama Nuri ise bizi hiç bırakmak istemiyor. "Gitmeyin" diyor habire, "sanki başınıza bir şey gelecek…"

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-2

Sabah erken kalkıyoruz, aslında bir an önce Aryamski’ye gitmek ve de şu lanet kapıdan geçmek istiyoruz, aklımızdaki soru işaretlerini yok etmek! Otobüs saat 10’da ama alırdı-almazdı falan filan mevzusunun üstüne "Aaa arkadaşlar geldi, haydi içelim de…" eklenince otobüs yalan oldu, en iyisi pedalla gitsin dedik, son 230 km. Biz kalkalım dedikçe Nuri "acele etmeyin, ben aceleden hoşlanmıyorum!" diyordu sürekli! "Daha denizi göstereceğiz!" O kasabada denizin olabileceğini düşünmemiştik hiç. Bindik arkadaşlarının arabaya. Geldik mi deniz kıyısına.. Biz içmişiz sabah biraz sarhoşuz  Ruslara ayak uyduruyoruz. "Buraları hep çekin, anlatın" diyor Nuri. Ben Nuri’yi anlatmaktan pek kasabayı anlatamadım ama mutlaka gidin Vinilli’ye ve eğer Nuri oradaysa sizi bekliyor…

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-3

Sabah erken çıkmayı planlarken saat 15.00 gibi ayrılabildik. Hiç bırakmak istemediler bizi ama yollar bizi beklerdi. Nuri, "acele etmeyin, acele iyi bir şey değil" deyip deyip durdu. Aslında stres; bir şehir hastalığı, biz de koşmak istemiyoruz fakat bir yandan eski alışkanlıklar, bir yandan ise yalnızlığın çekiciliğinden ayrıldık oradan.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-4

Çıktığımız ilk vakit, sudan çıkmış balıklar gibiydik. Kendimizi Hansel & Gratel masalında çikolata-şeker evini bulmuş çocuklar gibi hissetmiştim. 30 km yol gidip bir yol kenarında ağaçların arkasına çadır attık. Hala üzerimizde hafif bir sarhoşluk vardı.
Yemek yiyip yatmak istiyorduk. Öyle de yaptık. Akşam güneşi etrafı kızıla boyarken biz de yenilendik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-5

Aryamski’ye Yolculuk
Sabah erkenden yola düştük. Yol dümdüz ve çıplaktı. Çok az araba geçiyordu. Yol üstünde ne bir yerleşim ne de insan vardı. Bu uzun yol üç gün böyle devam edecekti…

Her şeye rağmen neşemiz yerindeydi; o kapıdan geçecektik, kafaya koymuştuk. Olumsuz da olsa deneyecektik.
Eyüp’le boş yolda şakalaşarak gitmeye başladık. Yanıma bisikletle yanaştı. Şakalaşırken bisikletler birbirine çarptı ve dengemi kaybedip düştüm. Eyüp’te benim düştüğümü görünce bisikletten atlayıp düştü. İş arasında oynaş olmaz tabii, cezalandırıldık. Neyse ki birkaç sıyrık dışında bir şey yoktu. Arabanın da o sırada gelmemesi şanstı. Toparlanıp yola devam ettik. Akşam yine yolun kenarında ağaçların arkasına çadır attık.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-6

Önceki gün gibi düz yolda bisiklet sürmeye devam ettik. Yalnız rüzgar önden esiyordu ve sürüşü güçlendiriyordu yine. Sanki biz hangi yöne sürsek o yönün tersine esiyor, işimizi zorlaştırıyordu. Yolda benzinlik bile yoktu. Tamirhane tarzı bir eski ev gördük. Bahçe kapısına yanaştık. Adam geldi. "Ukraynalıyım" dedi. Kolunda orak-çekiç dövmesi vardı. Su istedik, "tabii ki" dedi. Çeşmenin başına gittik. Tüm şişeleri doldurduk. Şimdi biraz daha rahattı yol. Dizim dün hiç ağrımıyordu ama bugün ağrımaya başladı. Umarım geçer dedim.

Yolda bir market bulduk, wi-fi’si vardı. En ucuz biradan bir tane alıp bölüştük. Ukraynada’ki Türk Konsolosluğu'na günler önce kapının durumuyla ilgili yazdığımız maile cevap almıştık. “Geçmeniz imkansız!” Moralimiz çok bozuldu. Onlara yeniden mail attık. Durumumuzu anlatıp kapıdan geçmeyi denemek istediğimizi belirttik. Akşam yine yol kenarında ağaçların arkasına tarlaya kurduk çadırımızı.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-7

Sabah kalktığımızda tarlanın çok uzak köşesinde traktörler çalışmaya başlamıştı. Dizim sızlıyordu. Yola çıktık. Çok ilerlemeden bir tır parkı gördük, oraya doğru girdik. Ayağım da ağrıyordu. Her pedal vuruşumda biraz daha ağrı artıyordu sanki… Tır parkında bir umut belki sınıra giden bir tır buluruz diye düşündük. Marketten biraz alışveriş yaptık. Kafeye oturduk, elektronik cihazlarımızı sarj da etmeliydik. Sürekli tarlalarda olduğumuz için sarjlarımız sona dayanmıştı. Eyüp, tırcıların yanına gidip konuştu ama kabaca "hayır" diyerek geri gönderdiler. Birer kahve içip biraz elektrikten faydalandık. Kahvenin sahibi Tatardı. Onunla konuştuk biraz ama o da pek sallamadı bizi. Çekti gitti.

Yola devam ettik. Öğlen molasında oturduğumuzda telefon geldi. Ukrayna Türkiye Konsolosluğu'ndan arıyorlardı. Bir kadın çok hırçın şekilde kesinlikle sınırı geçmememiz gerektiğini anlatıyordu. Eğer geçersek iki sınır arasında kalırmışız ve bizi kurtarmaları zormuş, falan filan. Dedik "vizemiz de bitecek".  "Çabuk geri dönün" dedi. E ablacım altımızda motor yok ya, bisikletle yol yapıyoruz. E biz sana 10 gün önce mail attık kardeşim!

Neyse, artık sınırdan geçmemeye karar verdik ama artık sınıra da çok yakındık. Kırım’ı baştan sona dolaşmıştık.

Şimdi ne yapmalıydık? Akşam yine tarlalara çadır attık. Ayağım gittikçe ağırlaşıyordu.

Aryamski’den Geri Dönüş
Sabah yine yola düştüğümüzde dizimin ağrısı katlanılmaz gibiydi. İlk 5 kilometreden sonra kendi kendimizi gaza getire getire (dayan rocky dayan) yol gitmeye çalışıyordum. Her pedal çevirme hareketinde dizime korkunç ağrılar giriyordu. Öğleye kadar sürebildim. Eyüp’üm, güzel bir öğle yemeği pişirdi. Yemekten sonra otostop şansımızı denemek istedik. Bir süre sonra bir araç durdu. Hedef noktasına gitmiyordu ama en azından 30 km yol gidecekti bizim için yeterdi. İndikten sonra verdik gazı kendimize ve Aryamski’den önceki büyük şehre ulaşmayı başardık. Krasnayapalya’ya vardık. Şehirde herkes bisiklet kullanıyordu. Çok ilginçti. Herkes pazar alışverişine mutlaka bisikletle gidiyordu. Bisikletler hep kasalıydı. Kadınlar, adamlar, çocuklarıyla bisiklet biniyordu. Tam bir bisiklet şehriydi. Şehrin içinde biraz dolaştık. Bankanın önünde mola verdiğimizde tesadüfen orada bedava internet olduğunu keşfettik ve bir süre takıldık banka önünde. Sonra sarjları takalım, bir şeyler yiyelim diye bir yere girdik. Şarj için priz sordum, garson yok dedi. Nasıl olmaz dedim, koskoca yer! Ama yok! Bazen insanları anlamak çok zor, yabancı düşmanlığını anlamak daha da zor.

Artık Aryamski’ye gitmek için bir neden kalmamıştı. Bir şekilde Rusya tarafına gitmeliydik ve oradan da çıkmalıydık. Bisikletle çıkmak için çok geçti. Kırım’da vizemizi de uzatamıyorduk. Otogara gittik ama bisikletleri otobüse alamayacaklarını söylediler. Ne yapalım derken akşam oluyordu. Kalacak yer bulmalıydık. Çadır ve şehir ikilemi yine önümüzdeydi. Yol kenarında bir hostel görmüştük oraya gittik. Söyledigi 1500 Ruble bizim için çoktu. Sonra bize vagonu gösterdi. Eski bir tankı oda yapmışlar. Orası 600 Ruble olur dedi. Kabul edip yerleştik. Tren olabileceğini ögrendik. İstasyona gitti Eyüp. Evet, sonunda olumlu bir şey; Kerch yani Kırım çıkışına kadar tren varmış. Tabii, yine bisikletler sorun olmuş. Eyüp, şişman ve huysuz kadına tüm cazibesini kullanarak üç bilet karşılığında zor bela ikna etmiş  Biletleri sabah almak lazımmış. Tren akşam 21.50’deymiş. Biz de hostel vagonumuza geçip tatlı temiz bir uyku çektik. Uzun aradan sonra banyo da etmiştik.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-8

Sabah kalktığımda Eyüp, vagonun içinde güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Öğleye kadar keyif yapıp eşya topladık. Sonra otel sahibinden bisikletleri akşama kadar bırakmayı rica ettik, kabul etti. Dışarı çıktık. Önce istasyona gidip biletlerimizi aldık.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-9

O gün hastane günüydü. Ayağımın ağrısı yürümeyi bile güçleştirmişti. Hastaneyi bulduk. Korkum, kırık veya çatlaktı. Hastaneye gittik. Sanki 80 döneminden kalmış, eski loş bir hastaneydi. Üstelik pazar günüydü. Birkaç sarhoş yaralı dışında pek kimse yoktu. Acile gittik. Giriş kapısında genç bir doktor yanında hemşirelerle oturuyordu. "Bekleyin" dediler. Rusça dert anlatmak da zor olacaktı. Özbek bir kadın hemşire biraz Türkçe konusunda yardımcı oldu. Röntgene gönderdiler. Eski cihazlarin olduğu eski bir odada tatlı bir kadın röntgenimi çekti. "Bekle" dedi. Hemen içeride küçük bir bölmeye geçti. İçeride süpürgeyi görüyordum. Depo gibi ufacık bir yerdi. İçeriden su sesleri geldi. Duvara kadının gölgesi yansıyordu. İçeride filmi yıkıyormuş meğer. Şak şak yıkadı. Islak ıslak röntgenimi getirdi. Ucundan tutmamı istedi. Islak, yeni banyodan çıkmış röntgen filmimi alıp doktorun yanına gittim. Eski hastanede işlerin bu kadar hızlı gidiyor oluşunu takdir ettim. Aslında işlevini gördükten sonra her şey kullanılmaya devam edebilirdi. Doktor, biraz sonra koridorda oturduğum yere geldi. Biraz filmleri inceledi, biraz ayağımı sağa sola büktü. Özbek hemşire "kırık veya çatlak yok" müjdesini verdi. Muhtemelen kas zedelenmisti. Merhem ve ilaç yazdı. "Bir hafta bisiklet binme" dedi ama bu biraz olasılık dışı gözüküyordu bu şartlar altında. Hastane için hiçbir ücret talep etmediler. Saşırtıcıydı, sevindik. Sovyet’ten kalma bedava sağlık hizmeti devam ediyor olmalı diye düşündük. Merhemler çok pahalıydı. Birini aldık diğeri tanıdığımız bir merhemdi. Gerek duymadık.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-10

Bankanın orada biraz daha internete baktık. Ufak bir şeyler yedik. Akşamı nasıl etsek diye bakarken Nuri aradı. Aryamski’ye gidiyormuş, "gelin" dedi. Aslında vakit dardı. Riskli bir durumdu ama yine de hem gidip Aryamski’yi görelim dedik hem de Nuri’yi. Otobüse binip Aryamski’ye gittik. İndigimizde son otobüse bir saat vardı. Biraz etrafa göz gezdirdik. Nuri yarım saat geç geldi. Yanında kız arkadası vardı. Parkta oturup biraz sohbet ettik. Otobüsün vakti gelmişti. Binip geri döndük. Otogardan otele gidip eşyaları alıp istasyona geçtik. İstasyon karanlık ve terkedilmiş gibiydi. Dedik yine eşyaları sıkıntı yapacaklar. O yüzden bisiklet çantalarını büyük çöp poşetlerine koyup birleştirdik. En azından daha az görünüyordu  Sonra istasyona soframızı kurduk. Kendimize sandviçler hazırlayıp afiyetle mideye indirdik. Tren geldiğinde hazır bekliyorduk. Yine tren görevlileriyle tartışacağız psikolojisindeydik ama bu sefer aksine son derece güleç ve yardımsever erkek bir tren görevlisi denk gelmişti. Bize bisikletleri trene çıkarmamıza bile yardımcı oldu. Rahat uyuyun dedi. Kompartmanlar yoktu ama sıra sıra yataklar vardı. Bisikletin birini bir yatağa yatırdık diğerini de koridora yerleştirdik. Sonra biz de uzanıp mis gibi uyku çektik. Trende uyumak kadar tatlısı yok. Neden bilmiyorum belki beşik gibi sallandığındandır, o yol hiç bitmesin istedim.

İndiğimizde de trende hala Ukrayna Cumhuriyeti yazıyordu. Bir şeyler hala değişmemiş sanki…

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-11

Kerch
Kerch şehrine vardığımızda sabahtı. İstasyonda inip silkelendik. İstasyonun kapısız tuvaletlerinden faydalandık. Elimizi yüzümüzü yıkayıp güne başladık. İstikamet vapur iskelesiydi. Yol üstünde de bir kale vardı. Biraz yolu uzatıp oraya da uğrayacaktık, Osmanlı zamanından kalmış. 8 km sonra yol ayrımı olmalıydı. Gittik gittik gittik, sanki doğru yerde değildik. Haritadan bir kontrol ettik ki yanlış yöne pedallamışız. Sinirimden oturup ağladım. Benim suçumdu. Zaten ayağım da ağrıyordu. Şimdi geldiğimiz yolu geri dönüp üstüne daha çok yol gitmeliydik. Önce durup sakinleşme adına kahvaltımızı yaptık. Sonra yola geri düştük. Kaleye sapan yol çok güzeldi. Denizin kenarında yeşil bir yoldu. Eni Kırım Kalesi'ne vardığımızda başka bisikletliler gördük. Onlar da tabii ki Rusya’dan gelmişler, Kırım’ı dolaşıyorlardı. Biz de yıkık dökük kalede biraz dolaştık.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-12

Sonra çıktığımızda bir bisikletli daha gördük. Küçük katlanabilir bir bisiklet üzerinde iri yarı, sakallı bir adam. Arkada bir bebek arabası, üstünde 3 yaşında Olga! Adam Moskovalı bir yazılımcı. Moskova’dan Krasnodar’a uçmuşlar, oradan da ufak kızı Olga ile dolaşmaya cıkmışlar. Limana kadar onlarla gittik. Onun yolu bilmesi bize de avantaj oldu. Bisikletli olma hakkımızı kullanarak uzun araba kuyruğunu sollayarak bilet gişesine vardık. Biletlerimizi aldık. Biz hala Rusya’dan nasıl çıkacağımızı netleştirememiştik. Fikrimize göre karşı kıyıdan bir gemi bulup Rusya’yı terkedecektik ama Kerch-Kavkaz gemi hattı dışında bir gemiden haberi olan kimse yoktu.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-13

Hep beraber vapura bindik ve karşı kıyıya geçip Kırım’ı nihayetinde terkettik. Hala bir rotamız yoktu. Karşı kıyıda David (Olga’nın babası) bize yardımcı oldu. Sorduk soruşturduk ama bir gemi bulamadık. Sonra "hava kararmadan bizim bir otele gitmemiz gerek deyip" yanımızdan ayrıldılar. Biz de limanın yakındaki otogara oturup kara kara ne yapalım diye düşünmeye başladık. Kavkaz'dan gemi yokmuş, Novoressik’ten yolcu almazmış gemiler.

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-14

Otogarda düşünmeye başladık. Taksici Vladamir yanımıza geldi. O da oturdu yanımıza dert ortağı oldu, bize hayli kafa patlattı. İki yol vardı: Ya Krasnador’a gidecek oradan Vladamir Kavkas’a geçip oradan Gürcistan’a gidecektik ya da Sochi’den gemiye binecektik. O gün Krasnador’a otobüs yoktu. Akşam olmuştu, kalacak bir yer yoktu. Sochi bizim eski mekanımızdı, Eyüp’le orada tanışmış, orada bir şeylere başlamıştık. En acı en tatlı günlerin yaşandığı yerdi. Aslında pek oraya gidesimiz yoktu, nostalji için erkendi belki… Bir yanımız da gitmek istiyordu. "Gidelim gitsin" dedik. Otobüs sorunsalı yine karşımıza çıktı tabii. Bisikletler olur olmaz, bizi bir saat beklettiler. Yine son dakika "tamam" dediler. Zor bela yükledik eşyaları bagaja ama niyeyse bu sefer daha ucuza bindik otobüse. Herhalde şoför direkt son dakika cebe indiregandi yaptı

Sabah gün doğarken Sochi’ye vardık. Bir tuhaf histi burada olmak… Aradan 2 yılı aşkın zaman geçmişti. Sabah ortalık sessizdi. Bindik bisikletlere limana doğru yol aldık. Liman kapalıydı hala. Açılmasını bekledik. Bankın üzerine oturup sessizce bekledik. Liman açıldığında gemiyi sorduk. Haftada bir gün Batum’a varmış, o da hayli pahalı ve biletleri sadece gemiden bir gün önce satılıyormuş. Bisikletler olurmuş ama ekstra bagaj ne kadar tutar bir fikir yok.

Sochi’de kalacak bir yer aradık, bulamadık. Turizm Ofisi aradık ama onu hiç bulamadık. Yine şehir bunalımı, ortalıkta kaldık. Türk restoranına gittik; belki bir şeyler çıkar diye oradan da bir şey çıkmadı. Dedik bir yılımızı buralara verdik; o kadar binalar, oteller yaptık ama şimdi altına sığınacak bir çatımız bile yok. Kapitalizm işte böyle bir şey herhalde!

BİSİKLETLE KIRIM NOTLARI - 2-15

Dedik asıl mekanımız Adler’e doğru yola düşelim en iyisi, en azından hem nostalji yaparız hem bir kamp yeri buluruz. Önce hayli yokuş çıktık sonra iniş başladı rahat rahat indik. Ayağım birkaç günlük ara dinlenmeden sonra daha iyiydi. Adler ile Sochi arasında Hosta isimli bir kasaba vardı. Kamp kuracak bir yer bulamadık. Her yer kalabalıktı ve sarhoş doluydu. En ucuz ve yakın hosteli bulduk. Oraya doğru yola çıktık. Kapıya vardığımızda güler yüzlü bir adam karşıladı bizi. İngilizce bilen sorduk, eşini çağırdı. Eşi ne var diye seslendi, “Sen İngilizce biliyorsun ya bilgisayarı al gel” dedi, kadın elinde translate açık bilgisayarla geldi, çok güldük  Çat pat Rusçamızla anlattık. 790 Ruble olan misafirhanede 650 Ruble'ye anlaşıp kaldık. Mutfağı ayrı ve genişti. Odada banyosu vardı, internet de vardı. Her şey güzeldi yani…

Kırım Belgesellerini izlemek için buraya tıklayabilirsiniz…
 

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(1)

Yorumlar

mjdckr kullanıcısının resmi

mjdckr

GÖNDERİ ZAMANI 14 Tem 2016
Sayın Eyüp Fazlı Koştan, takipteyiz Efenim :) Selamlar... :)