Bruges - Belçika Hakkında Merak Edilen Detaylar

Kuzey’in Venedik’i denilen, ortaçağı günümüze getiren şehir; Belçika’nın Brugge’u. Eğer Belçika’ya yolunuz düşmüşse, Brugge’a uğramazsanız bir şeyler kesinlikle eksik kalacaktır. Brüksel’den trenle 55 dakikada buraya gelip arnavut kaldırımlı sokakların, saat kulesinin, meydanın ve kanalların tadını çıkartmalısınız.

Şehre adımınızı attığınızda o daracık sokaklarda yürüyerek doyasıya keyif alabilirsiniz. Ya da ilk olarak tipik yüksek tavanlı belki dik çatılı, renkli kapılı, çerçeveli bir otele yerleşip hemen bir gezi rotası belirleyebilirsiniz.

Kısa bir bilgi; burada dükkanlar 10.00’da açılıp 18.00’da kapanıyorlar. Buna göre alacağınızı alıp vereceğinizi vermelisiniz. Şimdi ilk olarak Markt Meydanı denilen şehrin meydanına yürüyelim, dükkanlara, insanlara, kafelere bir göz atalım, ünlü Belçika biralarını tadalım ve Brugge’da gezilecek yerleri öğrenelim. Unutmadan, meydanın ortasında bulunan heykeller savaş kahramanları Jan Breydel ve Pieter de Coninck’I simgeler ve 1887’den bu yana oradadır. 

Buradaki önemli yapılardan biraz bahsedelim. Biri Cloth Hall diğeri ise Belfry Kulesi. Cloth Hall’dan başlarsak; bu yaşlı yapı pek çok badire atlatmış. Yaşlı diyoruz çünkü 1280 senesinde inşa edilmiş. Fakat felaketleri ve ardından gelen restorasyon çalışmaları hep devam etmiş. Şimdi ise içinde 364 adet küçük mağaza barındırıyor. Burası Brugge’un en eski ticaret merkezi. Ticaret merkezi Cloth Hall’ın üstündeki yapı ise Belfry Kulesi. 83 metre yüksekliğinde ve tepeye varmak için 366 basamak size ‘Merhaba’ diyor. Buna kesinlikle değecek, yukarı çıkıp Brugge’u bir de oradan izlemelisiniz.  

Bruge

Markt Meydanına epey yakın olan Burg Meydanı var sırada. Meydanın etrafı eskiden Vikingler’in ve Normanlar’ın saldırısına karşı surlarla çevrilmiş. Artık surlardan iz yok tabii. Fakat tarihte önemli bir yere sahip olan 1376 senesinde inşa edilen Town Hall’ı (neo-gotik tarzda) görebilirsiniz. Burg Meydanı farklı mimari yapıya sahip binaları içinde barındırıyor. Bu kadar önemli olmasının sebebi de bu olsa gerek. Mesela Town Hall’ın hemen yanında neo-klasik tarzdaki Adalet Sarayı yer alıyor. 

Meydanın bir başka köşesinde Holy Blood Şapeli görünüyor. Holly Blood Şapeli’nde İsa’nın kanının olduğuna inanılıyor. 12. yy’da kan buraya bir silindir içinde getirilmiş. Günün belli saatlerinde silindir saklandığı yerden çıkarılıp bir yastık üstüne konuluyor. Katolikler bunun kana hareket kazandıracağına inanıyorlar. 

Bruge

Tamamsanız eğer, siz şehri, şehir de sizi tanıdığına göre ısınma turlarına son verip artık Brugge’la konuşup anlaşabilirsiniz. Brugge’da gitmeniz gereken yerlerden biri de ‘Our Lady’s Church.’ 

İçinde barındırdığı sanat eserleri olsun, şehrin en uzun kulesine sahip olması olsun burası, kentin hayati organlarından biri. Kilisenin sağ kanadındaki şapelde Michelangelo’nun yaptığı Meryem Ana Heykeli (Madonna) bulunuyor. Bunun yanında bu kilisede sergilenen 15 tane mermer heykel daha var. Önemi de buradan geliyor işte.

Bu kadar yapı gezdikten sonra biraz da kanal havası almak isteyebilir ve yaklaşık 35 dakikalık bot turlarıyla bunun keyfini sürebilirsiniz. Kanalın üstündeki köprüden geçerseniz pazar günü hariç her gün satış yapan balık pazarı sizi karşılayacak. 1820’den beri bu Pazar kuruluyor. Biraz etrafınıza göz atarsanız hediyelik eşya mağazaları size göz kırpacaktır. Girip birkaç şehir hatırası almak fena olmayabilir.  

Brugges’daki kanallar Venedik’e göre daha geniş, bir de üstüne kanala paralel uzanan kuleleri saran sarmaşıklar, sakince gezinen kuğular, yemyeşil ağaçlar ve at arabalarının nal sesleri şehre ayrı bir romantizm katıyor. Aşk kokmak böyle bir şey olsa gerek.. 

Sonrasında Astrid Parkı’na gidebilirsiniz. Park, vakti zamanında dönemin kraliçesi için yaptırılmış şimdi ise botanik bahçesine dönüştürülmüş. İçerisinde Neptune’ün heykeli bulunuyor. 

Çikolata şehrinde Çikolata Müzesi’ne gitmemek olmaz. O halde haydi vakit kaybetmek yok! Müze girişinde sizi Obama’nın çikolatadan yapılmış hali karşılayacak üstelik gerçek boyutlarında. Böylesi daha tatlı değil mi?  Bunu Manneken Pis takip ediyor. Etraf mis gibi kokuyor ama heykelleri yemek yasak, satın almaktan başka çareniz yok. Eliniz kolunuz dolu çıkmak muhtemel  gözüküyor. Ardından bir de Patates Müzesi’ni ziyaret edebilir patatesin tarihini öğrenebilirsiniz. Oldukça sevimli! 

Akşamınızı bir restoranda oturup Burgges’un yöresel yemeklerini, özellikle midye ile alakalı olanları deneyerek sonlandırabilirsiniz. Çikolatalı, aşklı, nal ve akordeon sesli şehir.. Masal şehir Brugges’u gece görmeyi unutmayın..