Dünyanın En Gizemli Şatoları

Çoğunun nerede olduğunu bile bilmesek de büyük görkemli mimarileriyle mitoslardan ve efsanelerden fırlamış gibi görünen şatolar, hepimizin zihninde bir şekilde yer etmiştir. Bazen bir Walt Disney çizgi filmini bazen de ürkütücü bir vampir filmini anımsatan ve her daim dilden dile anlatılan hayalet hikayeleriyle gizemini koruyan şatolar, her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmeye devam ediyor.

Edinburgh Şatosu

Batı Avrupa’nın en önemli tarihi yerlerinden biri olarak kabul edilen Edinburgh Şatosu, 11 yüzyıldan bugüne birçok kez el değiştirerek günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. En eski müstahkem yerlerinden biri olan şato, İskoçya’nın başkentinin tam kalbinde, nefes kesici bir manzaranın ortasında yer alıyor.

Hakkındaki çok sayıda efsane, Edinburgh Şatosu için “Dünyanın En Gizemli Şatosu” denmesine neden olmuş. Bunlardan en bilineni, özellikle savaş zamanlarında geceleri ortaya çıkan bir davulcunun hayaleti.

Aynı zamanda İskoçya’daki ilk havai fişek gösterisi de burada gerçekleşmiş.

Edinburgh Şatosu

Bran Kalesi

Karpatlarla çevrili ünlü Transilvanya bölgesinde bulunan Bran Kalesi’nin adı, gotik mimarisinin de etkisiyle birçok ürkütücü hikayeyle birlikte anılıyor ancak bunda en önemli pay romancı Bram Stoker’ın. İrlandalı yazarın ünlü Dracula öyküsünde tasvir ettiği şatonun Bran Kalesi’ne tıpatıp uymasıyla, kale “Dracula’nın Şatosu” olarak bilinmeye başlamıştır.

Kale, aslında 1388 yılında şehri savunmak için Saksonlar tarafından inşa edilmiş. Kalenin içinde de, dışındaki o kasvetli hava hakim. Taş odaları birbirine bağlayan daracık koridorlar, merdivenler (elbette gıcırdıyorlar) hele bir de dışarıda sisli puslu bir hava hakimse içinizi ürpertmeye yetiyor da artıyor bile.

Bran Kalesi

Peles Şatosu

Efsaneler ve gizemli yolculuklar için Transilvanya gerçekten de bulunmaz bir nimet.Ünü tüm Transilvanya’ya yayılmış olan Dracula’nın izinden gidenler, Bran Kalesi’nden sonra mutlaka Peleş Şatosu’nu da ziyaret etmeden bölgeden ayrılmıyor.

Sahip olduğu süs eşyaları, goblenler, heykeller, tablolar ve silah koleksiyonları ile müzeseverlere de hitap eden şatonun ziyaretçilerine en büyük sürprizi, duvarlarını süsleyen orijinal Gustav Klimt tabloları.

 

Peles Kalesi

 

Houska Şatosu

Ürkütücü görüntünün olmazsa olmazı Gotik mimarisiyle Houska Şatosu, bir kısmı yıkılan surlarının haricinde günümüzde olanca heybetiyle ayakta durmaya devam ediyor. Prag’a 1 saat uzaklıktaki Houska Şatosu, mimarisinin ve atmosferinin etkisinden midir bilinmez, efsaneye göre cehenneme açılan bir kapıya sahip. Şatonun şapel bölümün zeminindeki sonu görünmeyen deliğin içerisinde Şeytan’ın gizlendiğine, üzerindeki mührün açılması durumunda tüm kötülüklerin o delikten çıkarak dünyaya yayılacağına inanılır.

Chambord Şatosu

Loire Vadisi’nin en önemli şatolarından bir diğeri ise Chambord Şatosu. Bölgenin en büyük ve dolayısıyla en görkemli şatosu olan Chambord, bin yıllık Fransız tarihini keşfetmek isteyenler için de güzel bir başlangıç noktası. Fransızlar tarafından “Mona Lisa’nın mimari karşılığı” olarak nitelendirilen şatonun tam 426 odası var.

Chambord’un en çarpıcı özelliklerinden birisi ise Leonardo da Vinci’nin dahice eskizlerini anımsatan çift sarmal merdivenleri. İki kişi karşıt sarmal merdivenleri kullandığında birbirlerini asla göremiyor, ancak çıkışta veya girişte karşılaşabiliyorlar. Bu sihirli oyun, mimarın keskin zekasının bir ürünü olarak hala ziyaretçilerin en gözde oyunu olmaya devam ediyor.

Chambord Şatosu

Lichtenstein Şatosu

Sanki bir peri masalındaymışsınız gibi hissettiren mimarisi ile Ortaçağ’dan kalma bir şato Lichtenstein. Almanya’nın Stuttgart şehrinde yer alan şato, Svabya Alplerinde, yaklaşık 800 metre yükseklikte konumlanmıştır.

Lichenstein Şatosu

Ussé Şatosu

Fransa’nın Bahçesi” olarak bilinen, Ortaçağ ve Rönesans dönemlerine ait birçok şatonun bulunduğu Loire Vadisi, aynı zamanda UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesinde yer alıyor. Paris’in güneybatısında 280 kilometre uzunlundaki bu vadi, görkemli Fransız şatolarını görmek isteyen birçok kişi tarafından her yıl ziyaret edilmeye devam ediyor. Bu şatolardan ilki ve belki de en çok ziyaret edileni ise Ussé Şatosu.

Indre Nehri ve Chinon Ormanı’nın bulunduğu pitoresk bir noktada yer alan şato için bir masal kalesi benzetmesi yapmak yetersiz kalır çünkü kendisi tam olarak bir masal kalesi. Efsaneye göre Uyuyan Güzel’in yaratıcısına ilham kaynağı olan şato, özellikle çocuklar tarafından oldukça ilgi görüyor.

Blarney Şatosu

Güney İrlanda’da savunma amaçlı inşa edilen Ortaçağ şatolarından biri olan Blarney Şatosu, Druid Çemberi ve Cadı Mağarası adı verilen gizemli kayalıkların ortasında yer alır. Belki de dünyanın en klostrofobik yapısı olan merdivenlerini saymazsak, Blarney Şatosu’nun en bilinen özelliği hiç kuşkusuz Blarney Taşı. Efsaneye göre, İrlandalı bir asilzade olan Cormac Laidir MacCarthy önemli bir davaya katılacaktır ve dava öncesinde Kelt tanrıçası Cliodhna’ya dua ederek ondan yardım ister. Tanrıça gece rüyasına girerek ona gördüğü ilk taşı öpmesini öğütler. Bu garip isteği yerine getiren MacCarthy, savunmasını muazzam bir şekilde yaptığı mahkemesini kazanır. Bu nedenle şatodaki ünlü Blarney Taşı’nın o büyülü taş olduğuna ve öpenlere güzel konuşma yetisinin bağışlanacağına inanılmaktadır.

Predjama Şatosu

Slovenya’da, uçurum kenarındaki bir mağaranın (Postojna Mağarası) içine inşa edilmiş olan Predjama Şatosu, kayalar tarafından kucaklanmış görüntüsüyle bilinen bütün şatolardan ayrılmaktadır. Şatonun içerisinde Predjama şövalyesi Erazem’in, yağma seferlerine çıkarken kullandığı gizli bir tünel ağı mevcut. Zorbalığıyla bilinen Erazem’in hizmetçisi tarafından öldürülmesi sonrası ruhunun şatodan ayrılmadığı ve içinde yaşayanların korkulu rüyası haline geldiği de efsaneler arasında.

Predjama Kalesi

Chillingham Şatosu

İngiltere’nin korku tüneli niyetine gezilen şatosu Chillingham için birçok hayalet turu gezisi yapılmaktadır. Şato bu ününü içindeki işkence odalarına, zindanlarına ve buralarda ölmüş kişilerin inlediğine dair yayılan hayalet söylencelerine borçludur.

Hohenzollern Kalesi

Stuttgart’ın 50 km güneyinde yer alan Hohenzollern, deniz seviyesinden 855 metre yükseklikteki aynı isimli dağın üzerinde konumlanmıştır. Birçok kez yıkılan ve yeniden yapılan kale, son olarak 19. Yüzyılda neogotik tarzdaki son haline kavuşmuştur.

Hohenzollern, belki de tüm hayalet öykülerinin en önemli versiyonlarından biri olan “Beyaz Kadın (White Lady)” efsanesiyle ünlüdür. İki çocuk annesi soylu bir kontesin ihanete uğradıktan sonra intihar ettiği ve ruhunun kale etrafında dolaştığı, dilden dile anlatılan ürkütücü ve hala gizemini koruyan bir hikayedir.

Kale oldukça eskidir ancak tam olarak ne zaman yapıldığı ne yazık ki bilinmemektedir. Tarihe tanıklık eden, görmüş geçirmiş bir kale olması sebebiyle de “Almanya’daki En iyi Korunan Ev” ve “Kalelerin Babası” unvanlarına sahiptir.

Hohenzellern Kalesi

Neuschwanstein Şatosu

“Yeni kuğu taşı” anlamına gelen ismiyle Disneyland başta olmak üzere birçok çizgi filme de ilham kaynağı olmuş olan Neuschwanstein Şatosu, Bavyera’daki kayalık bir tepe üzerine inşa edilmiştir ve yılda 1,4 milyon ziyaretçi sayısıyla Avrupa’nın en popüler cazibe merkezlerinden biridir. Görkemli mimari eserlere düşkünlüğüyle bilinen II. Ludwig tarafından Romanesk tarzda yaptırılmış olana şato güzelliğiyle ve iç dekorasyonuyla hayranlık uyandırıyor.

Neuschwanstein Kalesi

Egeskov Şatosu

Bir şato illa ki ürkütücü ve gizemli bir görünüşe sahip olacak değil ya; Danimarka’daki Egeskov Şatosu, Rönesans döneminden bu yana en iyi korunmuş olması bakımından önem taşıyan ve adeta rengi ve görüntüsü itibariyle oldukça “şirin” olarak nitelendirilebilecek özel bir yer. Bir gölün kıyısına kurulmuş olan Egeskov’un ismi ise biraz hüzünlü. Danca “Bin Çınar” anlamına gelen Egeskov, şatonun yapımında kesilen koca bir ormanı ifade ediyor.

Yorumlar

09 Nis 2020, Perşembe - 11:14
Çok güzel bir Gezi Rehberi olmuş ellerinize sağlık.