Devrimin, komünizmin simgesi, Küba. Sokakları, bakış açıları, yaşam tarzları ve diğer her şeyiyle burası belkide balta girmemiş bir yağmur ormanından daha alışılmışın dışında bir yer.

Etrafta güzel ve bakımsız evler dikkatinizi çekebilir, devrimden sonra devlet herkesin oturduğu evi kendisine vermiş ayrım yapmaksızın, fakat zenglik diye bir şey olmadığından kimse evini bir diğerinden lüks veya bakımlı hale getiremiyor. Havana 1960’lara kadar Amerika kıtasının eğlence merkeziymiş. Batista döneminde kumarhaneler, çılgın revüler, müthiş bir gece hayatı varmış. Zaten ihtilalin ana nedeni de bu olmuş. Bu çılgın gece hayatı ile gelen paralar halka hiç yansıtılmayınca halk isyan etmiş. Batista da çevresindekilerle birlikte bankalardaki 300 milyon Amerikan dolarını alarak Dominik Cumhuriyeti’ne, oradan da İspanya’ya kaçmış.

İhtilalden sonra hazine sıfırı göstermiş. Ve devlet her şeye el koymuş. Taşınır, taşınmaz ne varsa devlet halkın elinden almış. Büyük lüks evlerde yaşayan zenginler, hizmetkarları ile birlikte aynı haklara sahip olarak aile evlerinde yaşamaya mecbur edilmişler. Evde oturan herkes evin sahibi haline gelmiş. Genellikle evlerin ortalarında bir avlu, etrafında da odalar bulunuyor. Her oda bir aileye ait. Mutfak, tuvalet ve banyo ise ortak. Her odanın önünde çamaşırlar asılı. Yıkanıp asılmış ama yinede kirli görünen bazıları lime lime olmuş çamaşırlar. Tam bir komün yaşam biçimi.

Havana’da Linea Caddesi’ne de mutlaka gelmeli ve buradaki Atatürk’ün büstünü görmelisiniz. Hangi ülke olursa olsun liderinin dünya tarafından bu kadar saygı duyulduğunu görse sanırsak gururlanmadan edemezdi.

Küba’da fakirlik olsa da azınlık bir kaymak tabaka mevcut. Otellerde kızların ergenlik dönemi için gösterişli partiler yapan bir kaymak tabaka ve arka sokaktaki pazarda şişelerine gazoz niyetine boyalı su dolduran fakir halk tabakası. Buradaki Paseo Caddesi sanki eski gösterişli günlerin simgesi olarak kalmış gibi bir havaya sahip. Bol sütunlu, bol heykelli, nefis çini ve porselenlerle bezenmiş evleri görülmeye değer. Ama çoğu terkedilmiş gibi. Bazıları da restore edilerek otele ve restorana çevrilmiş ve şimdilerde turizme hizmet ediyorlar.

İşleyiş oldukça farklı ve biraz hüzünlü. Mesela halka bir şey dağıtılacağı zaman polisler devreye giriyor sanki bir hapishane havasında süreç işliyor. Fakat bu ucuzluktan turistler kesinlikle faydalanamıyor. Turistler aynı şeyleri 10 – 15 katı ücret ödeyerek başka bir yerden almak durumundalar. halkın kullandığı para ile turistin kullandığı para farklı. Buna rağmen turist önceliği her yerde geçerli. Alışveriş için bir yere gittiğinizde gözünüze aynı model tişörtler, aynı desenler çarpabilir.

Bu ada ülkesinin kendi kendisine yetmesi çok zor. Pek çok üründe dışarıya bağımlı. Amerika ambargo koyunca, kapalı bir rejim olduğundan ortaya bu sonuç çıkıyor.

Küba genel anlamda barışçıl ve sakin bir ülke tek düşmanı Amerika. Koşullar için kolay denilemez fakat duyguların daha insani olduğu kesin. Devlet her ferde 10 yaşına kadar ayda 2 kilogram kırmızı et (kıyma olarak), 10 yaşından büyüklere 3 kilogram beyaz et (tavuk – kıyma olarak) veriyor. Balık serbest. Şişe suyu, kola veya diğer meyve suyu gibi şeyler yok.

Halk fakir, ama özellikle yetişkinler çok onurlu. 1961 devriminde 10 yaşında olanlar ve o dönemde zengin bir yaşam sürenler şimdilerde 50 yaşlarındalar. İşte bu jenerasyon hem çok kültürlü, hem de çok onurlu. Ama yeni jenerasyon, zaten eskiyi bilmediği için ve dış dünyayı da hiç bir şekilde öğrenemediği için yaşamın bu şekilde olduğunu kabul etmiş durumda. Küba’da eğitim çok iyi. 12 sene zorunlu eğitim var. Halkın %99’u okur yazar. Eğitim ve sağlık tamamen ücretsiz. Bütçenin önemli bir bölümü eğitim ve sağlığa ayrılmış. Tıp adamı çok fazla yetişiyor.

Bu ülkede aile içi şiddet hiç yok. Burada ceza evlerine, terbiye evi diyorlar. Küba bayrağı beyaz, kırmızı ve mavi renkten oluşuyor. Her rengin bir anlamı var. Beyaz bağımsızlığı, kırmızı üçgen savaştaki askerlerin kanını, mavi ebedi mutluluğu ve yıldız şekli de bağımsızlığın devamını simgeliyor.

Şehir içlerinde toplu taşımacılık Camel-Bus denilen körüklü otobüslerle bedava denilecek ücretler ile yapılıyor. Camel-bus’lar, tırdan bozma 2 troleybüs uzunluğunda çok çok eski araçlar.

Küba’nın yaşam tarzını ve işleyişini öğrenirken rom, mojito içmeyi, deniz mahsullerinden yapılan güzel yemeklerden tatmayı, Katedral ve Parlamento Meydanı’nı gezmeyi, mezarlıkları  görmeyi, bir parça şekere, sabun parçasına, kaleme mutlu olan insanları gözlemlemeyi, rengarenk arabaları ve plakaları ve güzel mimarili binaları izlemeyi  unutmayın.

Capitolio Nacional’da tarihiyle etkili bir bina. Devrimden önce Küba Kongresi’ydi, bugün Küba Bilimler Akademisi ve Ulusal Bilim ve Teknoloji Kütüphanesi.

Kristof Kolomb’un ifadesi ile dünyada bir insanın görüp görebileceği an muhteşem kara parçası Küba imiş. Bir yerde haksız değil aslında. İnsan şaşırmadan edemiyor bu düzene. Katedral Meydanı’ndaki rengarenk kıyafetler ve makyajlarla bezeli fotoğraf çektirmek isteyen kadınlar, onurlu ve ufacık bir eşyaya sevinen suratlar. Yanınızda buradaki bu güzel insanlara verilmek üzere biraz eşya getirebilirsiniz....

Buralara kadar gelmişken Puro sarım aşamasını görmeli ve mutlaka kendinize güzel bir kaç puro almalısınız.

Tabii ki buralara kadar gelmişken Fidel Castro ve Che gibi efsanelerin hayatlarıyla ilgili daha detaylı şeyler öğrenebilir ve bu iki liderin izlerini, eşyalarını ziyaret edebilirsiniz. Özellikle bugün bir idol haline gelmiş olan Che’nin gözlerinizi dolduracak yaşamını burada iyice kavrayabilirsiniz. Söylemeden geçmek olmaz, Che yaralı bir halde ele geçirildiğinde çantasından çıkan 3 kitaptan biri Nutuk imiş.

Bunların yanında etrafta en yenisi 1959 model binlerce araba sizleri bekliyor. Eski nostaljik filmlerin rengarenk afilli ve karakterli arabaları burada hala kullanılıyor. Fotoğraf makinenizi hazırlamakta fayda var.

Küba ve Havana kolay kolay bitmeyecek yerlerden. Küçük bir kaç anektod daha, burada halkın %95’i kendi evinde oturuyor ve devrimden beri ülke barış içinde yaşamaya devam ediyor. Irkçılık kesinlikle yok. İnsanlar hayatlarından memnun kimsenin pek bir acelesi yok.   Kübanın dış borcu yok! Bankası yok! Borsası yok!

En son anayasa 1976’da yapılmış. Din ile ilgili bir madde bulunmuyor devlet dine karışmıyor. Çiftçiler tarlalarını satamıyor, babadan oğula geçiyor. ABD’de yaşayan Kübalılar Küba’ya 3 yılda bir gelebiliyorlardı. Çünkü Kuba’ya sıkı bir Amerikan ambargosu var. Fakat Obama geldikten sonra yılda 1 kez Küba’ ya  gitmeye izin verildi.

Amerika’nın izni olmadan hiçbir ülke Küba ile alış veriş yapamıyor. Amerikan ambargosundan sonra en büyük darbeyi ilaçta yemiş Kübalılar. Mecbur kalınca da bu konuda da çok başarılı olmuşlar. Şöyle ki; dünyanın en iyi tansiyon düşürücü ilacı burada üretiliyor. Sedef hastaları tedavi için Dünya’nın her yerinden buraya geliyorlar.Tıp eğitimi çok başarılı.Küba devleti yetiştirdiği doktorları çalışmaları için Dünya’nın her yerine gönderiyor.Herkes bedava sağlık hizmetlerinden faydalanıyor.Ayrıca sağlıkta yalnız kendilerine değil, bütün Latin Amerika’da ihtiyacı olan ülkelere yardım ediyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda şöyle bir uygulamaya imza atmışlar: Latin Amerika’nın en yoksul olan ülkelerinden Bolivya’da sağlık yardımına ihtiyaç duyan 1 milyon insan tespit ediliyor. Venezüella giderleri karşılıyor, Küba ise doktor gönderiyor. Bu yardımlaşma ile Bolivya’da insanlar hayatlarında ilk defa doktor görüyor ve modern sağlık hizmetlerinden faydalanıyor. Ve bu olay Dünya’da yapılan en büyük insani tarama  olarak tarihe geçmiş. Bu olay Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilk büyük dayanışma ve Amerika’yı çok rahatsız ediyor.

Devrimden önce 15.000 olan kadın nüfusundan sadece 17 tanesi okuma yazma biliyormuş. Çünkü Batista okuma yazma öğrenmelerinin gereksiz olduğunu düşünüyormuş. Küba 2000’li yılların başlarında eğitim alanında da Latin Amerika ülkeleri ile ortak bir dayanışma sergilemiş. Yine Bolivya’da %30 olan okuma yazma oranını bu dayanışma sayesinde % 60’a çıkarmışlar. Burada Kübalılar’ın sloganı “Biliyorsan öğret, bilmiyorsan öğren” Bolivyalılar’ın sloganı ise “ Evet yapabilirim.''

Ayrıca Havana’nın yakınlarında bulunan dünyanın en büyük resmini de görmelisiniz.

Eğer Küba’ya gitmek üzere hazırlanıyorsanız yanınızda bol bol defter ve kalem götürebilirsiniz. Burada kağıt sıkıntısı o kadar büyük ki çocuklar okulda sayfaları bittiğinde silip aynı yere tekrar yazmak durumunda kalıyorlar. Kadınlar içinse özellikle sabun ve ruj gibi bir kaç çeşit şey bu insanların yüzlerinin aydınlanmasına ve gözlerinin minnetle dolmasına yetecektir.