Köln - Almanya

Hallo! Almanca merhaba demek bu. Merhaba dediğimiz yer ise Köln. Köln Almanya’nın 4. Büyük kenti ve kelimenin tam anlamıyla bir kültür, sanat yuvası. Buraya gitmeye karar verdik. Peki ulaşım ne kadar kolay? Oldukça! Türkiye ve Almanya arasındaki geçmiş ilişkileri de düşünürsek ulaşımın kolay olacağını tahmin edebiliriz. Pek çok havayolu şirketinin istanbul-Köln arası direkt uçuşlar mevcut. Yaklaşık 3 saat 20 dakika gibi bir sürede Köln’e varabilirsiniz. Köln havaalanı ve şehir merkezi arası ise tren mevcut ve üstelik oldukça ucuz.  Buraya ayak bastığınızda eğer eşyalarınızı hemen bir yere bırakıp etrafa göz atmak isterseniz tren istasyonundaki güvenli emanet kasalarını tercih edebilir, ya da istasyona bişitik olan Hotel İbis veya civardaki diğer konaklama yerlerini seçebilirsiniz.

İyi kötü bir yerimiz olduğuna göre artık şehri gezmeye başlayabiliriz. Dom katedralinin olduğu meydandan başlıyoruz;burası oldukça kalabalık ve fotoğraflarda görülmesi insanların hoşuna gidicek cinsten. Sokak sanatçıları,gelinler-damatlar,turistler,merdivenlerine oturup bira içenler..  Dom Katedrali aslında Almanya’nın simgesi haline gelmiş bir yer. Ve bunu sonuna kadar hak ediyor. Neden mi? Çünkü Dom Katedrali’nin yapımına 1248 yılında başlanmış ve tamamlanması tam 632 sene sürmüş,dile kolay gelen bu kadar yıl sonunda,yapı bittiğinde kutlamalar yapılmış. Fakat bu ünvanı haketmesinin tek sebebi bu değil. Gerçekten etkileyici iki kulesi (157 m) ve mimarisiyle bu yaşlı katedral bir harika. Ayrıca Almanya’nın en büyük katedrali olma ünvanını da elinde tutuyor.

Biraz dolaşabilir ve Köln’ün tarihine de bu sırada göz atabiliriz. 2000 senelik geçmişi olan bir şehir kesinlikle dikkat çekici olmalı. Köln’ün ilk adı ‘Colonia Claudia Ara Agrippinensium.’ Köln şehri Rhein Nehri’nin iki yakasına kurulmuş. Ulaşımda oldukça gelişmiş olan Almanya’yı düşündüğümüzde Köln’de iki yakayı bağlayan 7 tane köprü olması şaşırtıcı olmasa gerek.

Ayrıca Köln’e ilk yerleşenler Roman’lar olduğu için bu dönemden kalan eserleride görebilirsiniz. Römish-Germaniches Müzesi ve Rhein Nehri boyunca sergilenen bu döneme ait eserler oldukça meşhur ve önemli.

Almanya’da kiliseler şehri olarak anılan Köln’ün nimetleri daha bitmedi. Eğer buraya geldiyseniz St. Martin,St. Maria Lyskirchen, St.Severin,St. Kunibert,St. Gereon,St. Pantaleon,St. Maria im Kapitol,St. Apostel,St.Andreas,St. Ursula,St. Cacilien ve St. George kiliselerini görmeden gitmeyin.

Şehrin tarihi merkezini dolaştık. Şimdi sıra şehrin modern kısmında. Bu bölümde ilk olarak 1986’da kapılarını açan Ludwig Müzesi ve Flarmoni Orkestrası Binası’na gidiyoruz. Yılda 400 konser veren ve yaklaşık 600.000 kişiyi ağırlayan bu binanın misafirlerinden biri de siz olabilirsiniz. Buradan çıktıktan sonra ikinci olarak 4711 House yani Eau de Cologne (Köln kolonyası) üretim yerine gidiyoruz. Bu kolonya 1880 senesinden beri üretiliyor ve Köln suyu olarak geçiyor. Hatta Köln’ün İngilizce anlamı kolonya anlamına gelen Cologne’dir. 4711 ise 1795 senesindeki Fransa işgalinden kalan ev numaralandırma sisteminden bir yadigar. Buradan çıktıktan sonra hemen karşıdaki Opera Binası’nada bir uğrayabilirsiniz.

Bu kadar gezdikten sonra şehrin manzarasını izlemelisiniz. O halde Hohenzollernbrück’ün (Hohenzoller köprüsü) sağ tarafı (modern kısım) gitmeniz gereken yer. Ayrıca Lanxess Arena adında konserden spora, kongereden karnavala pek çok organizasyonu kucaklayan bir yapı daha var, etkinliklere göre gezinizi renklendirebilirsiniz.

Artık biraz daha sosyal olmalı ve eğlence için etrafımıza bakmalıyız. Zira burası Avrupa’nın da göz bebeği diyebileceğimiz nitelikte bir eğlence ve kültür-sanat merkezi. Payınıza düşeni almalı ve buralara kadar gelmişken bir kaç festivale katılmalısınız (eğer zamanınız da denk gelmişse). İpucuna ihtiyaç duyarsanız; Koelnmesse her sene 55 tane uluslararası fuara ev sahipliği yapıyor, daha önemlisi ise her sene 11 Kasım’da saat 11:11’de başlayan ve insan akınına uğrayan Köln Festivali. Yılın 5. Mevsimi anlamına gelen bu festivalde kostümler giyiliyor, yerel şarkılar söyleniyor ve geçit töreni yapılıyor. Şehrin kanını yenileyen ve yine cıvıl cıvıl bir hava yaratan bir diğer festival ise temmuz ortasında yapılan Kölner Lichter Festivali. Havai fişeklerin şehri aydınlattığı bu gece, görülmeye değer. Daha hareketli mekanlar arayanlarda hüsrana uğramayacak çünkü burada 70’in üzerinde gece kulübü bulunuyor. Ayrıca gay ve lezbiyenler için de özel kulüpler mevcut.

Son olarak karnınız acıktığında Köln’e özgü bazı yemeklerin tadına bakmalı, bazı içkileri unutmamalısınız. Kölsche Kaviar adı verilen soğanlı siyah puding (kulağa biraz garip geldiği doğrudur), Halve Hahn denilen gouda peynirli, soğanlı ve hardallı ekmek dilimleri, Hammche adında bir tür domuz eti ve Soorbrode denilen biftek başı çekiyor. Yanına içecek olarak birşey düşünmenize pek gerek yok meşhur, Kölsche Birası’nı içmelisiniz! Fotoğraf : oyster-eater

Köln’de pek çok Türkle karşılaşabilir, sokaklarda Türkçe kelimeler duyabilirsiniz. Eğer kahvaltı edeceksiniz ve Köln tarzı birşeyler yemek istiyorsanız, Türklere has sere serpe demli çaydan, otlu peynire, siyahtan yeşile bir zeytinlerin süslendiği bir takım şeyler düşünmeseniz iyi olur. Çünkü burada sabah kahvaltısı genellikle, simiti andıran ancak daha tatlımsı ve yumuşak olan Nougatbrezel adındaki çörek ve kahve eşliğinde yapılıyor. Siehe! Fotoğraf : Vikipedi