Madrid - İspanya

İspanya’nın başkenti olan Madrid denizden 700 m yukarıda bir plato üzerine kurulmuş düz bir şehir. Nüfusu 3 milyon civarında olan bu şehirde özellikle 19.yy’dan kalma gösterişli binalara bakmaktan kendinizi alamaya bilirsiniz.

İspanya’nın en keyifli meydanlarından biri Plaza Mayor ziyaret listenizde ilk sıralarda yer alabilir. Burası kare bir avlu etrafında sıralanmış 136 tane binadan oluşuyor. 1619’da yapılmış olan bu meydan eskiden Belediye Meydanı olarak kullanılmış ve zamanında pek çok boğa güreşine, kraliyet ailesine ait düğün törenlerine ve geçit törenlerine ev sahipliği yapmış. Bu avluya bakan tam 437 balkon bulunuyor.

Meydanın ortasında Kral 3. Philip’in at üzerinde bir heykeli bulunuyor. Günümüzde de bir çok yerel festivalde bu meydan kullanılıyormuş. Şu an etrafındaki cafeler ile tapas barlar ile, hediyelik eşyacılar ve sokak sanatçıları ile oldukça hoş bir ortam sunuyor burası gelenlere.

Plaza de la Independencia (Alcala Gate) yani Bağımsızlık Meydanı denilen, zamanında Kral 3.Charles tarafından şehre giriş kapısı olarak yaptırılan kapı, sıfır noktasına sadece 20 dakikalık yürüme mesafesinde.

Özellikle erkeklerin ziyaret etmesi gereken bir yer var sırada. Real Madrid'in maçlarının oynandığı meşhur Santiago Bernabeu Stadı. Burası 13 katlı bir stadyum. Dışarıdan görüntüsü ise muhteşem. Bu stadı gezmek isterseniz önce tribünler ve bir çok kupayı barındıran müzeyi gördükten sonra sahaya inebiliyor ve yedek kulubesinde oturabiliyorsunuz.

Atocha Tren İstasyonu da görmeniz gereken yerler arasında. Bir tren garından ziyade bir havalimanı izlenimi veren gar, sürekli koşuşturan insanları, alışveriş hayatı, yeme içme alanları, yürüyen merdivenleri, ciddi bir güvenlik kontrolü ve küçük bir botanik bahçesi ile örnek alınması gereken bir yer.

Yazar Cervantes’in ve onun yarattığı en önemli masal kahramanı Don Kişot ile Sanço Panço’nun heykellerinin yer aldığı Plaza De Espana (İspanya Meydanı) da gidilmesi görülmesi gereken yerlerden biri.

Madrid, İspanya’nın baş şehridir ve nüfusu 3,5 milyon. Şehrin yeşilliği insanın gözüne ilk çarpan özellik. Futbolun, sanatın ve boğa güreşinin İber yarımadasındaki ve hatta dünyadaki merkezi aynı zamanda. Şehir sahip olduğu 3000’e yakın heykel ile bir heykeller şehri olarak da adlandırılıyor.

Meydandan sonra biraz yürüyerek Palacio Real De Madrid (Kraliyet Sarayı)’e ulaşabilirsiniz. Saray, 1931 yılından bu yana sadece resmi törenlerde kullanılıyor. Kapladığı 135.000 m2 lik alan ile Avrupa’nın en büyük sarayı konumunda bulunuyor aynı zamanda.  Meydandaki yeşillikler üzerinde kitap okuyan, muhabbet eden, müzik aleti çalan ve hatta uyuyan Madridliler ise oldukça güzel görüntüler sergiliyorlar.

Büyük Meydan’dan sonra yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle Madrid’in en önemli meydanı olan SOL (Puerta Del Sol – Güneş Kapısı) Meydanı’na ulaşabilirsiniz. Meydandaki hareketlilik, atlı polisler ve doğu ucundaki bronz ayı heykeli hemen dikkatinizi çekecektir. Burası Madrid’in merkezi olarak anılıyor.

Sol Meydanı'nın doğu tarafından Alcala Caddesi’ni takip ederek yürümeye başlarsanız, sağlı sollu, eski ama bakımlı ve bir o kadar da sanatsal görünüme sahip binaları görebilirsiniz (Banco de Espana, Edificio Metropolis). Cibeles (Kibele) Meydanı’na kadar yürüyebilirsiniz.

Kibele Meydanı, Madrid’in hem en ünlü, hem de en güzel noktalarından birisi olarak kabul ediliyor. Meydanın tam ortasında yer alan ve iki aslan tarafından çekilen bir araba üzerindeki tanrıça Kibele heykeli görülmeye değerdir.

Kibele Meydanı’ndan aşağıya doğru yürüdüğünüz zaman Prado Müzesi sizleri karşılayacaktır. Bazı kaynaklara göre burası dünyanın en büyük sanat galerisi konumunda yer alıyor. Özellikle resim sanatına ilgi duyanlar en az yarım gününü bu müzede geçirebilir. Bu müzede Velazquez, El Greco, Goya gibi ispanyol sanatçılarının eserlerinin yanı sıra Bosch, Rubens, Mantegna, Raphael Tintoretto, Tiziano Caravaggio, Botticelli, Dürer ve Poussin gibi önemli Avrupalı sanatçıların eserleri de bulunmaktadır. Bu müze Pazartesi günleri kapalı bunu hatırlamakta fayda olabilir.

Madrid hem büyük bir Avrupa kenti hem de doğu (arap) dokunuşlarını ruhunda taşıyan bir şehirdir. Ziliyle, şalıyla, gülüyle, Flemenko danslarıyla, boğa güreşleriyle, futbola olan tutkusuyla, büyük sanat eserlerine yaptığı ev sahipliğiyle ve siestasından ödün vermeyen sıcak kanlı Akdenizli insanları ile kesinlikle görülmesi gereken bir şehirdir.