Google+

SİZ HİÇ PROFESÖRÜNÜZLE DUŞA GİRDİNİZ Mİ?

176715 Mar 2015Özel Yazı

Ben girdim lan. Durun, hemen şaşırmayın ya da şaşırın, bana ne. Gerçi önümüzdeki hafta İç İşleri Bakanlığı'nın başına Teletabilerden Dipsy’yi atasalar ona bile şaşırmayacağımız bir ülkede yaşıyoruz. O yüzden böyle benimkisi gibi gereksiz ayrıntılara şaşırmazsınız ama neyse, ben yine de en iyisi az önce ortaya attığım şaibeli savı biraz açıklığa kavuşturayım derhal.

Şimdi efenim, beni tanıyan var tanımayan. Malum daha yeniyim burada. Asker künyemi bile bastırmadım daha. 2012 yazı ODTÜ Makina’dan mezun olduktan sonra o yılın sonbaharından beri Japonya’nın başkenti Tokyo’da yüksek lisans eğitimi görmekte olan ve geçtiğimiz sonbahar itibariyle doktoraya geçen bir vatandaşım. Okulum olacak kedi canını sevdiğimin eğitim yuvası da bana “Senin bu doktorayı tamamlaman için staj yapman lazım”dedi. Ben de bu vesileyle kendimi okyanusun buz gibi sularından İsviçreli bilim adamlarının kollarına Lozan’a attım.

SİZ HİÇ PROFESÖRÜNÜZLE DUŞA GİRDİNİZ Mİ?

Çok şükür geldik sağ salim; evime yerleştim, beni 4 aylığına laba staja kabul eden profesörümle, diğer doktora öğrencileri falan asistan hocalarla hep tanıştım. İlk haftadan da epey sıcak karşıladılar sağolsunlar, hemen kaynaştım, alıştım. Daha üçüncü gün muydu neydi, bir an hocamla asistan profesörün arasında geçen bir konuşmaya dahil oldum. Meğersem ikisi de koşucu olduklarından, hafta içi bazı günler öğlenleri golün kenarındaki koruluğa koşmaya gidiyorlarmış. İşte o gün de yarın koşsak mı diye tartışıyorlardı. “Aa” dedim. “Ben de” dedim. “Koşmayı seviyorum” dedim. Ya arkadaş ben böyle bir patavatsızlık bilmiyorum. Sanırsın ilkokul ikinci sınıfta kaydım yeni bir okula alınmış da ben tenefüste köşede çöp kutusu yanında kurşun kalem açan çocukların yanına kaynaşmaya gidiyorum. E tabii ne desinler, “E gel o zaman yarın bizimle, öğlen tatilinde 1 saat koşuyoruz. Zaten aşağıda duşlar ve üst baş değiştirme kabinleri de var; sıkıntı olmaz. Getir sen eşyalarını.”

Aboov bir sevindim sormayın. Tabii adamlar Avrupalı, sosyaller böyle bizim gibi düz adam değiller. Bizde üniversteden hocan sana gel bizimle koşuya diyecek, sen de gidecen. Sonra sana ayakkabılarının çamurunu sildirir valla. Tamam belki o kadar değil ama bunu yapacak hoca sayısı kesinlikle az değildir bak. Neyse.
Ertesi gün öğle tatilinde çıktık hep beraber koşuya. Dışarısı hayvan gibi soğuk; ben de o yüzden normalin üstünde biraz kalın giyindim. Lozan’ın kıyısı olduğu Leman Gölü’nün tam güney tarafında Fransa Alpleri var; rüzgarı esti mi kuyruğu titretiyor cidden. Bildiğiniz ciğere işleyen İstanbul soğuğu. Hoca da maşallah yarı maraton koşucusu olduğundan tempoyu bayağı yüksek tuttu; son iki aydır koşmadığım için ancak ayak uydurabiliyorum. Ulan 15 dakika geçti, zaten yavaş yavaş vücudun harareti artıyor; üzerine bir de laaps diye güneş çıkmasın mı bulutların ardından? Yahu üç gündür açmayan güneş koşuya çıkacağım zamanı bulmuş, yavşak gibi sırıtıyor yukardan. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimi bile halt etmiş, hava ciddi ciddi Tayland sahilleri sıcaklığına doğru çıkmaya başlamıştı. Topu topu bir saat koşacaz; ben artık soğuk duş, soğuk su, soğuk süt, soğuk bira hayalleri arasında gidip gelmeye başlamıştım daha ilk yarım saatte. Neyse diyorum, az sabret de dönünce deli danalar gibi koşarsın suyun altına; azcık ümitleniyorum.

Koşu bitti geldik tekrar laba. Herkes leş gibi ter kokuyor tabii. Dedim “Koşu için çok teşekkürler, ben duşa iniyorum”. “Ok, görüşürüz” dediler. Ben de indim giyinme ve duş odasına. Oda küçücük bu arada. O yüzden de sağolsunlar birden fazla yapmışlar bu odaları binanın alt katına. İki kişi hadi giyinir tamam da üçüncü olursa tensel tüy teması işten bile değil. Sen poponda başka bir popo hissetmek ne demek bilir misin sayın okur? Tamam metrobüslerden hepimiz biliyoruz ama böyle cıbıl cıbıl falan allahım hayır içim bi fena oldu bak.. Ha bir de iki tane bitişik, ultra transparan duş kabini var bu odada. Konulu film çeksen ancak o kadar transparanını bulursun. Sanki bilerek yapıyor deyyuslar. Neyse işte üst baş değişikliği, duj jelini ayarlamaca derken ana bi baktım hocam ile asistanı da odada bittiler. 5 dakika geçti lan 5 dakika! Ulan adamlar gerçek anlamında “görüşürüz” demişler meğersem ya lan. Binada başka duş odaları da var allahsızlar! Ben daha “Aa siz de mi” diyemeden bunlar pata küte başladılar soyunmaya. İşte bunlar hep Batı'nın ahlaksızlığı ve de allahsızlığı. Ben de dedim bari ortam kalabalık olmasın, attım kendimi soğuk duşun birine. Tabii sağolsun duşakabinlerimizin pevecesini Güllüoğlu baklava ustaları açtığından böyle herkesin her şeyi meydanda. Lan ben ki yıllarca kürek gibi bir takım sporuyla uğraştım; soyunma odalarında onca zaman geçirdim, içimdeki muhafazakar kanı yine de ağır bastı. Sonra tabii hoca girdi diğer duş kabinine. Ben sessiz ama mağrur bir biçimde hadi hemen yıkanayım da gideyim derken hoca başladı muhabbete. Yok işte Japonya’da hayat nasılmış da, şu anki sevgilisi de yarı Japonmuş da (yani?), yok işte beraber spor yapmayı çok seviyorlarmış da (fakat inceden bir ima?) konuştuk da konuştuk. Daha doğrusu o konuştu, ben de Mors alfabesi kesikliğinde tek heceli cevaplar verebildim. Oysa soğuk duşun içimi ferahlatması gerekiyordu, değil mi? Olmadı. Duşum da bitti zaten. Çıktım.

Peki diğer elemana ne demeli? Ulan kaç tane daha oda var, şart mı bizi beklemen? Yok, o çük illa görülecek. Günde üç çük görmezse ölecek hastalığından mütevellit kendisiyle uygun bir tören eşliğinde duşakabin devir teslim işlemlerini gerçekleştirdik ve ben sahneyi kendisine bırakırken o da benim insan gibi kurulanıp giyinmem için odayı terk etti. E tabii sonra ben de hemen çabuk çabuk giyinip çıktım dışarı. Şaka şaka, ne çıkması. Lanet olsun titizliğime ki yok oraya basmayayım, yok pantalonumun paçası ıslak yere değmesin, yok kıyafetleri düzgün katlayayım ki iz olmasın diye uğraşırken ana bi baktım bizim iki cıbıl yine oda içinde. Ben hala mal mal havlu falan katlıyorum. Tabii yine muhabbetler, sohbetler; işte bu koşuyu her hafta rutin yapalım demeceler... Yav he he dedim artık harbiden eyvallah görüşürüz deyip kaçtım. Adamlar genişin teki çıktı Rıza baba. Bu da Avrupa’nın önde gelen bir eğitim öğretim yuvasıdır deyip, labın hocası dünya çapında duyulmuş etmiş diye kanıp, prestijli bi Avrupa Birliği projesinde görev alacam diye kandırılıp Lozan’a gelmiş bendenizin ilk hikayesidir.

Şimdi şöyle biraz geriye dönüp bir bakıyorum da yazıyı resmen bir kezban, efendime söyleyeyim bir kamil tadında yazmışım. Muhabiriniz kezban Ekin, Lozan’dan bildirdi.

Ciao,
Ekin

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar