Google+

Biz dolandırılmayalım diye o dolandırılıyor

134909 Ara 2012Duyuru

National Geographic’te yayımlanan “Dolandırıcılar Şehri” programının sunucusu Conor Woodman, İstanbul’da çekilen bölümle ilgili “Türkiye’yi kötü gösteriyor” denilerek eleştirildi. Woodman bu tip olayların sadece İstanbul’da değil dünyanın bütün şehirlerinde yaşandığını ifade etti.

İrlandalı gazeteci, yazar ve ekonomist Conor Woodman, National Geographic’te yayımlanan “Dolandırıcılar Şehri” için dünyadaki 10 şehre gidip kazıklanmaya çalıştı. Programda Woodman, gittiği şehirlerde bir turist gibi davranıp tipik bir turistin başına gelebilecek dolandırıcılık olaylarını yaşamak için uğraştı. Woodman dolandırıcıları ve dolandırıcılık olaylarını üzerindeki ve kendisiyle beraber gezen ekibindeki gizli kameralarla belgeliyor. İstanbul’daki bölümde “Türkiye’yi kötü gösteriyor” denilerek eleştirilen Woodman bu tip şeylerin dünyanın her yerinde olduğunu anlattı. Çekimlerde bir yandan şehrin tadını çıkarmaya çalıştığını bir yandan da başını derde sokma çabası içerisinde olduğunu anlatan Woodman, yabancı bir ülkede başka bir şehri ziyaret edecek olan turistler için de çok önemli tavsiyelerde bulundu ve “Turistler polise şikayette bulunmakta tereddüt ettikleri, yanlarında nakit para taşıdıkları ve sistemi bilmedikleri için kolay hedef oluyorlar” dedi. Program “Siz dolandırılmayın diye, biz dolandırılıyoruz” sloganıyla ekranlara geliyor.

- Programın konseptinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Bu şov 10 bölümden oluşuyor. Her bölümde başka bir şehirde turistlerin başına gelen vakaları inceliyoruz. Kendimi bir turist yerine koyuyorum ve bir turist neler yaparsa onu yapıyorum.

- İstanbul’da tam olarak ne oldu bize anlatabilir misiniz?
İstanbul’da da kendimi turist kılığına soktum ve İstiklal Caddesi’nde yürümeye başladım. Çok vakit geçmeden genç bir adam bana çok dostane bir şekilde yaklaştı. 20 ila 30 yaşlarında. Bana “Nasılsın? Ben İstanbullu değilim ama Türkçe biliyorum. Neler yapıyorsun?” dedi. Ben de ona “Etrafta dolanıyorum. Öyle vakit geçiriyorum” cevabını verdikten sonra “O zaman sana birkaç tane iyi bar tavsiye edebilirim, beraber takılabiliriz” dedi. Ama bütün bunları çok çok dostane bir şekilde söyledi. Bu başıma İstanbul’daki ilk gün geldi. İkinci üçüncü günde de aynısı oldu. Üçü de farklı kişilerdi. Ve hepsi benzer şeyler söyledi. Birisi “İlk içki benden” diye söz verdi. Bu şekilde sizin güveninizi kazanmaya çalışıyorlar “Hadi sana bir içki ısmarlıyayım” diyorlar. Sonra barda futboldan, kadınlardan, seyahetlerden konuşuyorsunuz. Bara gittikten sonra “Hadi bir kulübe gidelim ve kızlarla takılalım” diyorlar. Sonra sizi oraya götürüyorlar. Kötü bir yer gibi gözükmüyor, etrafta kızlar dans ediyor. Birkaç içki içip oturuyorsunuz. Kalkmak istediğinizde karşınıza çılgın bir hesap çıkıyor. İlk gün bu hesap yüzlerce avro çıktı. Ben de herkesin yapacağı gibi hesaba itiraz ettiğimde iri yarı adamlar çıkageldi. Onlar da size “Hayır bu ödemen gereken hesap” diyorlar. İlk seferinde o arkadaşım dediğim adam tuvalete gitti ve bir daha asla ortaya çıkmadı ve beni hesapla baş başa bıraktı. İkinci seferde yine o adamlardan birisi “Tamam yarı yarıya paylaşalım” dedi. O kredi kartını ben de kredi kartımı çıkardım. Ancak hesap onun kartından çekilmedi, benimkisinden çekildi. Bir diğer seferde ise üzerimde para olmadığını söyledim. Sonra o iri yarı adamlardan birisi “O zaman dışarı çıkıp ATM’ye gidiyoruz” dedi. Beni dışarı çıkardı ve ATM’den 1.700 lira çekip kendisine verdim.

- Polis olaya ne zaman karıştı?
O gece polis de oradaydı. Çünkü benimle ilgisi olmayan başka bir turist hesaba itiraz edip şikayet etti. Bardaki polise “Bana ne oluyor beni ATM’ye götürüyor” dedi. Polis de “Umrumuzda değil” dedi.

- İstanbul’da başınıza gelen başka bir olay var mı?
Evet taksiler. Her şehirde taksilerle ilgili dolandırıcılıklar oluyor. Taksi şoförlerinin yüzde doksanının iyi ve dürüst insanlar olduklarına inanıyorum. Ama dünyadaki bütün şehirlerde yüzde 10’luk bir kısmı sizi uzun yoldan götürüyor. Bazen de sizi soyulabileceğiniz bir yere götürüyorlar. Çünkü turistler “Nereye gidebilirim, nerede iyi bir bar veya restoranlar var?” diye taksicilere sorar. Bazıları da sizi anlaşmalı oldukları ve sizin kazıklanacağınız mekanlara götürürler.

- Başka şehirlerde karşılaştığınız olayları anlatabilir misiniz?
Belki de en tehlikeli bölümü Buenos Aires’te çektik. Çünkü çok büyük bir sahte para tehlikesi var. Orada sahte para çok yaygın ve birçok turist bu paralara kanıyor. Ben de hikayeyi takip ettim ve Buenos Aires’te sahte para basan adamla tanıştım. Büyük bir çeteydi ve pek hoş insanlar değildi. Onlarla anonim bir şekilde röportaj yapmak istedim. Sonra üç maskeli, uyuşturucudan kafaları kıyak ve silahlı adamla bir odada kendimi buldum. Onlarla röportaj yapmak istedim. Beni silahlı ve maskeli bir şekilde bir odaya sokacaklarını düşünmemiştim. Bu ağır bir deneyimdi.

- En kötüsü bu muydu?
Evet en kötülerinden birisiydi. Bir diğeri de Prag’da başıma geldi. İstanbul’dakine benzer bir hikayeydi. Yine o barlardan birisinde hesaba itiraz ettim. Bardaki iri adam beni duvara yapıştırdı ve bana birkaç tokat attı.

- Nasıl bir histi?
Çok tuhaf. Çünkü bir yanınız “Aman tanrım, bu gerçekten korkunç bir durum. İri bir herif tarafından duvara yapıştırıldım ve dayak yiyorum” diyor, diğer yanınız ise “Bu harika, hikaye ve şov için muhteşem oldu” diyor.

- En büyük hedef turistler mi oluyor?
Bu insanlar dünyadaki bütün şehirlerde var. Bu program sayesinde “turist kazıklama endüstrisi”nin ne kadar büyük olduğunu görmüş oldum. Turistlerin hedef olmadığı tek bir şehre bile gitmedim. Turistler çok kolay hedef oluyor. Çünkü: 1. Sistemi bilmiyorlar. 2. Hep yanlarında nakit para taşıyorlar. 3. Çok kısıtlı zamanları var. Bu yüzden de başlarına bir şey geldiğinde polise gidip şikayette bulunmak istemiyorlar. Çünkü tatildeler ve bir günlerini çaldırdıkları para için karakolda geçirmek istemiyorlar. Bu üç şey kendilerini çok kolay hedef yapıyor.

- 10 bölüm boyunca dünyadaki şehirlere kazıklanmak için gittiniz. Peki hiç gittiğiniz şehirlerin tadını çıkarabildiniz mi?
Aslında hiç boş zamanım olmuyor. Ama yine çok komik. Bütün bunları gizli kameralarla çekip bir turist gibi şehirde dolaşırken şehrin tadını çıkarabiliyorum. Ama aynı zamanda da başımı derde sokmak ve kazıklanmak için fırsat kolluyorum. Bir yanım başka bir şehirde olmaktan keyif alıyor, bir yanım da başıma korkutucu şeylerin gelmesi için bekliyor.

- Bir şehre gitmeden önce o şehirde başınızı nasıl derde sokacağınıza veya kazıklanacağınıza dair bir araştırma yapıyor musunuz?
Her şehri araştırıyoruz. Ekibimiz her yere bakıyor. Neler olup bittiğine bakıyor ve yerel bir gazetecinin yardımını alıyoruz. Bu bize çok yardımcı oluyor, olayların geliştiği yere gidiyor ve olabilecekler için bekliyoruz. Bu biraz vahşi hayatı çekmek gibi. Bir kaplanı çekmek istiyorsanız ormanda kaplanların olduğu yerde kameranızla beklersiniz. Ben de bunun için İstiklal Caddesi’ni defalarca turladım. Her seferinde karşınıza birisi çıkıp sizi bir bara götürmek istemiyor ama bu başınıza yeterince geliyor.

- Gittiğiniz en kötü yer neresiydi?
Bence Güney Amerika daha kötüydü. Çünkü orada uyuşturucular ve silahlar daha yaygın. Buenos Aires ve Rio’da böyleydi. Avrupa’da ise işler daha akıllıca ve sofistike oluyor. Bütün şehirlerde bunlar oluyor, bu yüzden en kötü yeri söylemek zor.

- Peki İstanbul’a özgü olduğunu düşündüğünüz dolandırıcılık metodu sizce ne?
Kesinlikle hanutçular. İstanbul bu tip dolandırıcılık metodunda premier ligin zirvesinde.

- İstanbul’u ziyaret edecekler için tavsiyeleriniz var mı?
Aslında sadece İstanbul için değil her yer için benzer tavsiyeler verebilirim. İnsanlar bu şovun turistleri korkuttuğunu söylüyor. Ama ben “Korkmayın, hazırlıklı olun” diyorum. Kendinizi bir şehre gitmeden önce hazırlamak için yapabileceğiniz çok şey var. İnternette gideceğiniz şehri iyice araştırın. Rehber kitaplara göz atın. TV programlarını izleyin, mesela benimkisi gibi. İzleyip okursanız neler olabileceği hakkında bir fikriniz olabilir. Bu bilgiyle daha dikkatli olursunuz.
Bir diğer şey de insanlar İstanbul veya Roma gibi bir şehre gittiğinde “Çok güzel” diyorlar ve o şehirdeki her şeyin güzel olması gerektiğini düşünüyorlar.
O şehirlerde de sizin kendi şehrinizde olduğu gibi suçlar işleniyor. Bu yüzden kendi şehrinizde yapmayacağınız şeyi tatil için gittiğiniz şehirlerde de yapmayın.

- Mesela sen İstanbul’da bir kafede oturuyorken çantanı göz önünde olmayan bir sandalyeye bırakır mıydın?
Ben mi? Asla... Elbette hayır. Kimse kendi yaşadığı şehirde bu tip şeyleri yapmıyor. Ama mesela Roma’ya gittiğinizde kız arkadaşınızla romantik bir akşam geçirirken neden bunu yapıyorlar? Aynı şekilde kendi şehrinizde ne kadar parayı yanınızda taşıyorsanız, gittiğiniz yerlerde de aynısını taşıyın. Bütün şehirler için benzer dolandırıcılık metotları var: Taksiler, yan kesiciler, kapkaççılar... Ama bazı şehirlerin kendine özgü dolandırıcılık yöntemleri var. Bunun için de o şehirle ilgili kendine özgü dolandırıcılık metotlarını araştırın.

- Peki bu şov için gittiğiniz 10 şehrin kendisine özgü dolandırıcılık metotlarını sıralayabilir misiniz?

Barselona - Yan kesiciler
Marakeş - Halıcılar
İstanbul - Hanutçular
Bangkong - Sahte kız arkadaşlar
Buenos Aires - Sahte para
Rio - Karnaval zamanı yaşanan dolandırıcılıklar
Las Vegas - Gece kulüplerinde yaşananlar. Size VIP kartı satanlar oluyor ama VIP çıkmıyor.
Roma - Tur rehberleri
Prag - Taksiler. Oradaki taksiler gerçekten çok tehlikeli.
Delhi - Sahte doktorlar

Kaynak: Milliyet / Ulaş Gürşat

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar