Google+

Galeriler

Galeriler
15 Tem 2017
Galeri
Lizbon'a Gitmek İçin 10 Sebep
Lizbon'a Gitmek İçin 10 Sebep

Ilık bir Akdeniz iklimine sahip Portekiz başkenti Lizbon’u ziyaret etmek için birçok sebep var. Harika kumsalları, sayısız festivalleri, manzaraları ve mimarisi bu sebeplerden sadece birkaçı. Senede 3000 saat boyunca güneş alan ve “gün ışığı başkenti” olarak bilinen Lizbon, gezginlerin mutlaka uğraması gereken muazzam bir şehir.

1 – Cabo da Roca
1 – Cabo da Roca

Estoril kıyılarında kısa bir yürüyüşten sonra Cascais’e varılır. Buradan da sahil boyunca yürümeye devam edildiğinde ya da kiralanabilen bisikletlerle ilerlendiğinde Cape Roca’ya ulaşılır. Avrupa’nın en batıdaki noktası olarak ünlenen Cape Roca’ya uğramadan Avrupa’yı tamamen dolaşmış sayılmazsınız.
 

2 – Ucuzluk
2 – Ucuzluk

Lizbon, Avrupa’nın henüz bu yönüyle keşfedilmemiş en ucuz başkentlerinden biri. Madrid, Paris gibi başkentler gezmeye başladığınız an cebinizi yakarken Lizbon’da doyasıya eğlenip yine de çok fazla harcamadan seyahatinize devam edebilirsiniz. Burada yiyeceğiniz bir öğün yemek Paris’tekinin neredeyse üçte biri oranında daha ucuz. Yine de buranın da bir başkent olduğunu unutmamak ve fazla açılmamak gerek.
 

3 – Museu Nacional dos Coches
3 – Museu Nacional dos Coches

“Ulusal Fayton Müzesi” diye Türkçe’ye çevrilebilecek olan “National Coach Museum”, dünyanın en geniş kraliyet at arabası koleksiyonuna sahip müzesi. 1905 senesinde Belem’de resmi olarak açılan bu uluslar arası arenada pek bilinmeyen müze, Portekiz kraliyet ailesinin faytonlarına; kralların, kraliçelerin ve papaların kullandığı at arabalarına ev sahipliği yapıyor.
 

4 – Sınırsız Aktiviteler
4 – Sınırsız Aktiviteler

Yapılabilecek aktivitelerin çeşitliliği bakımından bulabileceğiniz en iyi şehirlerden biri olan Lizbon’da bir yanınızda Atlantik Okyanusu var. Dolayısıyla yelken ve sörf gibi sporlar için sahile ulaşımınız çok kolay. Balıkçılık, yüzme veya sadece kumsalda güneşlenmek bile bu şehirde bir başka güzel. Bunların yanında harika rotalarıyla ve doğal güzellikleriyle de büyüleyici olan Lizbon’da yürüyüş de popüler aktivitelerden biri. Mutfağıyla dünyada gastronomi alanında yakın geçmişte çok ses getiren Lizbon’da aşçılık dersleri almak da kesinlikle önemli seçeneklerden biri.

Fotoğraf: http://www.telegraph.co.uk/content/dam/Travel/Destinations/Europe/Portug...

Lizbon'a Gitmek İçin 10 Sebep

Ilık bir Akdeniz iklimine sahip Portekiz başkenti Lizbon’u ziyaret etmek için birçok sebep var. Harika kumsalları, sayısız festivalleri, manzaraları ve mimarisi bu sebeplerden sadece birkaçı. Senede 3000 saat boyunca güneş alan ve “gün ışığı başkenti” olarak bilinen Lizbon, gezginlerin mutlaka uğraması gereken muazzam bir şehir.

image_placeholder
Gezgin
14 Tem 2017
Galeri
MALTA'YA GİTMEK İÇİN 10 NEDEN

Avrupa’nın güneyinde, Akdeniz’de yer alan Malta, beş takımadadan oluşan bir ada devleti. Toplam yüzölçümü 316 kilometrekare olan bu takımadaların en büyüğü, 237 metrekarelik Malta Adası https://gezimanya.com/malta ). Hepi topu 450 bin kişi olan ülke nüfusunun büyük çoğunluğu bu Malta Adası’nda yaşamakla birlikte, Malta Devleti’nin başkenti Valletta da burada bulunuyor.

Bu kısa coğrafi bilgilerden sonra, Malta’ya neden gitmeniz gerektiği konusunda aklınızdaki sorulara cevap olabilecek listemize geçelim.

1- Başkent Valletta ve Malta Şovalyeleri
1- Başkent Valletta ve Malta Şovalyeleri

Tamam, şanlı tarihimiz açısından talihsiz bir olayla başlayacağız belki ama bu şehir, ismini Osmanlı Donanması’nın kuşatmasını ve saldırılarını püskürtmesiyle bilinen Malta Şovalyeleri’nin en ünlüsü Jean de Valletta’dan almakta. Dolayısıyla Malta tarihinde önemli bir yer edinen Vallettahttps://gezimanya.com/malta/valletta )  adeta bir tarih ve müze kenti. Bu olağanüstü müzelerin arasındaki, Osmanlı – Malta Savaşları’na ait eserlerin sergilendiği Elmo Kalesi ve Müzesi; St. John Katedrali, Malta Ulusal Savaş Müzesi ve Malta Ulusal Arkeoloji Müzesi mutlaka gezmeniz gereken müzeler.

2- Temel Reis Köyü (Popeye Village)
2- Temel Reis Köyü (Popeye Village)

Günümüzde 40’lı yaşlarında olan kuşağın çocukluklarında en sevdikleri çizgi film karakterlerindendi Temel Reis. Sonra dijital animasyon icat oldu, mertlik bozuldu tabii. Temel Reis’in, başrolünü geçtiğimiz yıllardaki trajik ölümüyle yine aynı kuşaktan bizleri yasa boğan Robin Williams’ın oynadığı ancak değeri nedense hiçbir zaman bilinmemiş olan, 1980 yapımı, renkli mi renkli bir filmi de var. İşte o filmin çekildiği set Malta’da ve üzerinden 37 yıl geçmiş olmasına rağmen aynen korunuyor. Bu da biz turistler için mutlaka görmemiz gereken yerlerden biri olup çıkmasını sağlıyor tabii.

Orijinal ismiyle Popeye Village’da birbirinden sevimli evler, restoranlar, oyun alanları, parklar, sergiler, müzeler bulunuyor. Ailecek görmeniz, içinizdeki çocuğu yaşatmanız gerek.

3- Gozo Adası
3- Gozo Adası

Gozo Adası ( https://gezimanya.com/gozo-adasi ) sadece 67 kilometrekarelik bir yüzölçüme sahip ancak Malta Cumhuriyeti’nin en büyük ikinci adası. Burası, Malta Adası’nın kuzeybatısında ve Sicilya’nın güneyinde yer alıyor. Malta Adası’na göre nispeten daha kırsal bir yapıya ve sakinliğe sahip. Bu özelliğiyle, tatilde kafa dinlemek isteyenleriniz için biçilmiş bir kaftan. İlk yerleşimin M.Ö. 5000’li yıllarda yapıldığı düşünülen adanım başkenti olan Victoria’nın eski adı Rabat idi. “Kafa dinlemek için biçilmiş kaftan” dedik ama son yılların dünyaca ünlü dizisi Game Of Thrones’un (Taht Oyunları) gürültülü-patırtılı bazı sahnelerinin Gozo’da çekildiğini de belirtmeden geçmeyelim.

4- Azure Window (Mavi Pencere)
4- Azure Window (Mavi Pencere)

Burası da aslında Gozo Adası’nın kuzeyinde yer alan, devasa, meşhur bir kayalık ancak Titanların Savaşı (Clash Of The Titans) filminde ve az önce de bahsettiğimiz gibi Game Of Thrones (Taht Oyunları) dizisinde de Daenerys Targaryen Khaleesi ile Dothraki Khal Drogo'nun düğün sahnesinde yer almasıyla, neredeyse Gozo’nun kendisinden daha ünlü olduğu için ayrı bahsetmemiz gerekti.

Bu meşhur kayalığın geçtiğimiz mart ayında yaşanan şiddetli fırtınada oluşan dev dalgalarla yıkılmış olması ise gerçekten çok üzücü. Ancak, kayalığın buna rağmen popülerliğini hiç kaybetmediğini de belirtelim.

MALTA'YA GİTMEK İÇİN 10 NEDEN

Avrupa’nın güneyinde, Akdeniz’de yer alan Malta, beş takımadadan oluşan bir ada devleti. Toplam yüzölçümü 316 kilometrekare olan bu takımadaların en büyüğü, 237 metrekarelik Malta Adası https://gezimanya.com/malta ). Hepi topu 450 bin kişi olan ülke nüfusunun büyük çoğunluğu bu Malta Adası’nda yaşamakla birlikte, Malta Devleti’nin başkenti Valletta da burada bulunuyor.

Bu kısa coğrafi bilgilerden sonra, Malta’ya neden gitmeniz gerektiği konusunda aklınızdaki sorulara cevap olabilecek listemize geçelim.

11 Tem 2017
Galeri
ŞEHİRLER İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ FİLMLER

Bazı şehir gerek tarihi dokusuyla gerek modern mimarisiyle gerekse coğrafi özellikleri ile diğer şehirlerle arasında fark yaratarak insanlara muazzam manzaralar sunmayı başarıyor. Mutlaka gezilmesi gereken bu şehirler, sadece gezginlerin değil film yönetmenlerinin de dikkatini çekiyor. Hatta bazı filmlerin yaşattığı sanatsal dokular nedeniyle doğrudan o şehir için çekilen filmler olabiliyor. Filmleri çekilecek kadar güzel ve sanat dolu olan bu şehirleri şu şekilde sıralayabiliriz:

New York in Manhattan – Woody Allen (1979)
New York in Manhattan – Woody Allen (1979)

“Aşk Mektubu” olarak bilinen film her ne kadar romantik tarzda bir film olsa da yapıt Woody Allen'in komedisini de içerisinde barındırıyor. Gordon Willis'in muhteşem görüntü yönetmenliği ile Manhattan’ın (https://gezimanya.com/manhattan) hem renkli hem de siyah yönleri seyirciler ile buluşuyor. Şehri en derinlerine inerek, en ince ayrıntısına kadar betimleyen çekim ekibi, New York’un gözde bölgesi Manhattan’ı tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Manhattan'ın statik dış çekimleri gündüz ve gece saati fark etmeksizin Gershwin'in Mavi Rapsody’sinde çekilmiştir. Bu mekân filmin ikonu haline gelmiştir.

London in It Always Rains On Sunday – Robert Hamer (1947)
London in It Always Rains On Sunday – Robert Hamer (1947)

Londra'nın (https://gezimanya.com/ingiltere/londraturistik yerlerini mekân olarak kullanan birçok film bulunuyor. Birçok işlemden geçen mekân görüntüleri şehrin verdiği romantik ve tarihi hava nedeniyle birçok sahne için kullanılabiliyor. Ancak Robert Hamer'ın mükemmel 1947 melodramı bunlardan oldukça farklıdır. Şehrin birçok yerini herhangi bir işlemden geçirmeden, olduğu gibi kullanan Hamer, Londra’nın tüm ihtişamını başarılı bir şekilde seyircilere yansıtıyor. Özellikle pazar sahneleri eleştirmenler tarafından yoğun şekilde olumlu yorumlar almıştır.

Amélie Jean-Pierre Jeunet (2001)
Amélie Jean-Pierre Jeunet (2001)

Paris'in (https://gezimanya.com/fransa/paris) XVIII. Bölgesinde bulunan Montmartre'yi "Amélie’den önce" ve "Amélie’den sonra" olarak düşünmek çok doğru olacaktır. Şehrin imajı ve turistik faaliyetleri üzerinde bu denli etkili olabilen film sayısı son derece azdır. Tüm ihtişamı ile Paris’in en yüksek rakımlı yeri olan Montmartre’yi seyirciyle buluşturan Jeunet, yönetmenliğini yaptığı Amélie filmi ile dünya çapınca bir üne kavuşarak kendinden seneler boyunca bahsettirmeyi başarmıştır.

Los Angeles: LA Confidential – Curtis Hanson (1997)
Los Angeles: LA Confidential – Curtis Hanson (1997)

1940'ların siyah beyaz filmlerine geri dönüş yapan LA Confidential, Los Angeles (https://gezimanya.com/amerika-birlesik-devletleri/los-angeles-kaliforniya) filmleri arasında sonuncu retro tarz filmdir. Aynı adı taşıyan 1990 basım James Ellroy romanına dayanarak düzenlenen bu film, LAPD subayları ve 1950'lerin kötü polislerini anlatan son derece başarılı bir yapım. Los Angeles’in tarihi sorunlarına değinen filmin geçtiği Silverlake ve Echo Park mahalleleri filmden sonra bir hayli ünlenmiştir.

ŞEHİRLER İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ FİLMLER

Bazı şehir gerek tarihi dokusuyla gerek modern mimarisiyle gerekse coğrafi özellikleri ile diğer şehirlerle arasında fark yaratarak insanlara muazzam manzaralar sunmayı başarıyor. Mutlaka gezilmesi gereken bu şehirler, sadece gezginlerin değil film yönetmenlerinin de dikkatini çekiyor. Hatta bazı filmlerin yaşattığı sanatsal dokular nedeniyle doğrudan o şehir için çekilen filmler olabiliyor. Filmleri çekilecek kadar güzel ve sanat dolu olan bu şehirleri şu şekilde sıralayabiliriz:

09 Tem 2017
Galeri
SÖZ VE MÜZİK: CHRIS REA

Hani bazı şarkılar vardır, sizi yollarda alıp götürür. İşte o şarkıların bazılarının klipleri de sizi oturduğunuz yerden alıp, bambaşka yerlere götürürler. Bilhassa da Chris Rea'nın şarkıları ve masa başında çalışırken karşınıza çıktıklarında daha da sinir bozucu olmak üzere, Chris Rea'nın şarkıları için yapılmış olan muhteşem klipler.

Şimdi ben ne demek istediğimi tam olarak anlatamadığımın tamamen farkındayım, çok haklısınız. İyisi mi aşağıdaki listeyle açıklayayım, olsun bitsin.

Fazla söze gerek yok zaten, fazla müziğe gerek var!

:-)

10- "CURSE OF THE TRAVELLER"
10- "CURSE OF THE TRAVELLER"

İşbu tuhaf galerinin oluşmasına sebep olan şarkı ve video klibi işte bu.

Şarkının ismi bile bir acayip: "GEZGİNİN LANETİ"

9- "THINKING OF YOU"
9- "THINKING OF YOU"

Seni düşündüm, dün akşam yine
Sonsuz bir umut doldu içime.
Bir de kendimi düşündüm sonra
Bir garip duygu çöktü omzuma...

Uydu mu?
Uymadı tabii ki.
Çünkü Erol Evgin bu şarkıyı biricik sevdiceği için söylerken, kalabalık bir caddede yürürken içinden bu şarkıyı mırıldanan Chris Rea'nın aklı-fikri Maldivler'de... ( https://gezimanya.com/maldivler )

 

8- "AND YOU, MY LOVE"
8- "AND YOU, MY LOVE"

Ooo, sevdiceği beyefendinin aklına daha yeni geldi. Günaydın Chris, Üsküdar'da sabah oldu.

 

7- "I JUST WANNA BE WITH YOU"
7- "I JUST WANNA BE WITH YOU"

Eee, Üsküdar'da sabah olurken, New York'ta ( https://gezimanya.com/amerika-birlesik-devletleri/new-york-city-ny ) da akşam oluyor tabii.

Ben Chris Ağabey'in, Özdemir Erdoğan üstadın "Canım Seninle Birlikte Olmak İstiyor" şarkısından aşırı esinlenerek bestelediği bu eserini müstakbel yengemize değil de New York'a ithaf ettiğinden aşırı süpheleniyorum.

 

SÖZ VE MÜZİK: CHRIS REA

Hani bazı şarkılar vardır, sizi yollarda alıp götürür. İşte o şarkıların bazılarının klipleri de sizi oturduğunuz yerden alıp, bambaşka yerlere götürürler. Bilhassa da Chris Rea'nın şarkıları ve masa başında çalışırken karşınıza çıktıklarında daha da sinir bozucu olmak üzere, Chris Rea'nın şarkıları için yapılmış olan muhteşem klipler.

Şimdi ben ne demek istediğimi tam olarak anlatamadığımın tamamen farkındayım, çok haklısınız. İyisi mi aşağıdaki listeyle açıklayayım, olsun bitsin.

Fazla söze gerek yok zaten, fazla müziğe gerek var!

:-)

07 Tem 2017
Galeri
İNGİLTERE'NİN UNUTULMUŞ EN GÜZEL YERLERİ

Her şehrin herkesçe bilinen yerleri haricinde görmeye değer bilinmeyen ya da unutulmaya yüz tutmuş yerleri vardır. Doğal alanların genişliği ve derin tarihi dokusu ile İngiltere’de bu tarz yerler daha fazladır. Bu bağlamda İngiltere’nin ( https://gezimanya.com/ingiltere) unutulmuş en güzel yerlerini şu şekilde sıralayabiliriz: 

Dolbadarn Kalesi
Dolbadarn Kalesi

Dinorwik Kayrak Müzesi’nin arkasındaki tepelerde bulunan Dolbadarn Kalesi, ağaçlar arasında kalan saklı güzelliklerden bir tanesi. Ağaçlar arasındaki dik yamaçta bulunan mahvolmuş kayrak işçilerinin evleri, bu kale manzarasını görüyor. Llyn Peris'in açık derin sularına bakıldığında, Galler dağlarının zemininde yer alan bu mükemmel kale, Büyük Prens Llywelyn tarafından 1230'da yaptırılmış. Prensin torunu Llywelyn The Last, kardeşi Owain'i bu kalede 20 yıl hapsi tuttuğu biliniyor.

Millican Dalton'ın Mağarası
Millican Dalton'ın Mağarası

Castle Crag Tepesi, Keswick'in yaklaşık 12 kilometre güneyinde bulunan Borrowdale'deki Derwent nehrinin yanında yükselen sivri küçük bir zirvedir. Ancak bu sadece bir zirve değil, aynı zamanda gizli bir mağaradır. Tepenin altına gizlenen Millican Dalton Mağarası, 1930'lu yılların başlangıcında Profesör Millican Dalton tarafından keşfedildi. Çevrebilim uzmanı olan Dalton, evinde yaşamaktan vazgeçti ve Londra’daki bölgeye gelerek mağarada kalmaya başladı. Araştırmalarına burada devam eden Millican, bu bölgede yaşarken vejetaryen olmaya karar verdi. Bu mağaraya ulaşmak için Rosthwaite otoparkından 1,5 kilometre ilerlemeli ve Cumbria Yolu üzerinde kuzeye doğru yürümelisiniz.

Rudston Anıtı
Rudston Anıtı

İngiltere'nin büyük megalitik anıtlarına (Stonehenge, Avebury, Callanish ve benzeri) olan ilgiden dolayı, herhangi birinin en yüksek yapı olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. Ancak İngiltere'deki en yüksek yapı aslında adı pek duyulmamış olan Rudston Anıtı’dır. Bu taş blok yerden yaklaşık 7,6 metre yükseklikte ve 4,5 metre genişliğinde. Yorkshire bölgesinin sakin bir bahçesinde oturmakta olan taş blok için bilim adamları, 40 tonluk özel taşın en az 15 kilometre sürüklendiğini ve muhtemelen anıtın kutsal bir tepede kurulduğunu iddia ediyor. 

Çam Ağacı Çemberi
Çam Ağacı Çemberi

Kentlerde yaşayanlar genellikle doğal hayattan uzaklaşır ve zamanla doğal yaşamı unuturlar. Bu konuda en önemli adımlardan biri çevredeki doğal yerleri araştırmaktır. Gizli alanlar bulmak, gezmek ve çevreyi tanımak oldukça önemli bir adımdır. Bu konuda İngiltere’de olup gözden uzak olan doğal alanlardan biri Wimbledon Common'un ağaçlandırılmış olan batı bölgesindeki Çam Ağacı Çemberi adlı bölge. Hem doğal bir parkı ziyaret etmek hem de alanın orta noktasında bulunan neolitik çağdan kalan Sezar heykelini görmek isterseniz Çam Ağacı Çemberi’ne uğrayın deriz.

İNGİLTERE'NİN UNUTULMUŞ EN GÜZEL YERLERİ

Her şehrin herkesçe bilinen yerleri haricinde görmeye değer bilinmeyen ya da unutulmaya yüz tutmuş yerleri vardır. Doğal alanların genişliği ve derin tarihi dokusu ile İngiltere’de bu tarz yerler daha fazladır. Bu bağlamda İngiltere’nin ( https://gezimanya.com/ingiltere) unutulmuş en güzel yerlerini şu şekilde sıralayabiliriz: 

06 Tem 2017
Galeri
SOKAK SANATI DENİNCE AKLA GELEN ŞEHİRLER

Sokak sanatı dünyası, Banksy ve Shepard Fairey gibi ünlü sanatçıların, orta bilgiyi ana akımın bilinç düzeyine yükseltmesiyle, son birkaç yıldır büyük bir değişime uğradı. Bir zamanlar “Vandalizm” olarak nitelendirilen sokak sanatları, artık dünyanın dört bir yanındaki büyük metropollerde ortaya çıkan popüler bir halk sanatı haline geldi. Özellikle bazı şehirlerde son derece ön planda olan sokak sanatları, şehir sakinleri tarafından da olumlu karşılanıyor. Hazır Mural İstanbul Festivali de başlamışken dünya genelinde sokak sanatının en yaygın olduğu şehirleri sizin için derledik. 

Los Angeles
Los Angeles

Los Angeles’taki (https://gezimanya.com/amerika-birlesik-devletleri/los-angeles-kaliforniya) sokak sanatının 1970'lerden kalma bir geçmişi var. Şehrin sokak sanatlarının tarihi, 90’lı yıllardaki siyasi ayaklanmalar sırasında şehirdeki yanlış politikalara tepki olarak, çağdaş sokak sanatçıları Kent Twitchell ve Willie Herrón’un yaptığı sokak sanatları ile başladı. Halk üzerinde büyük etki yaratan sokak sanatlarına 2003’te yasak getirildi. 10 yıllık sanat yasağının ardından 2013'ün ekim ayında yasağın sona ermesi ile Los Angeles, sokak sanatının Rönesansının bir parçası haline geldi.

Buenos Aires
Buenos Aires

Arjantin’in sokak sanatına ev sahipliği yapan Buenos Aires’te (https://gezimanya.com/arjantin/buenos-aires), 70'li ve 80'li yıllardaki diktatörlük yıllarında başlayan sokak sanatları, halkın yönetime karşı tepkisini yansıtan toplumsal bir yorum olarak bölgenin tarihine derin bir kök salmış durumda. Ülkedeki siyasi düzensizliklere karşında gelişiminde ivme kazanan sokak sanatları, ülkenin başkenti olan Buenos Aires’te günümüzde dahi önemini korumaya devam ediyor. Kentin son derece stil sahibi olan Paris tarzı mimarisi, büyük duvarların boyanmasını zorlaştırıyor. Bu yüzden sokak sanatının büyük bir kısmı San Telmo ve benzeri sokak seviyesindeki mahallelerde yoğunlaşıyor.

Hong Kong
Hong Kong

Bu listedeki diğer şehirlerden farklı olarak, Hong Kong’daki (https://gezimanya.com/hong-kong) sokak sanatı daha önce benzeri görülmemiş bir popülariteye sahip. 2014 yılında Özel İdare Bölgesi’nin demokrasiyi savunan ‘Demokrasi Şemsiyesi Hareketi’ ile siyasi çatışmalara girdiği dönemde çatışmaların demokrasi lehine sonuçlanmasında sokak sanatlarının büyük katkısı oldu. Bununla birlikte Hong Kong’un sokak sanatına şehir mimarisi açısından da çok uygun olduğu görüldü. Bunun üzerinde sadece sokak sanatı için şehre gelen çok sayıda sokak sanatçısı oldu. Günümüzde dahi bu sanat çalışmaları Hong Kong bölgesinde yaşayanlar için oldukça önemli.

Melbourne
Melbourne

Melbourne (https://gezimanya.com/avustralya/melbourne) şehrindeki sokak sanatı hareketi 2000'li yılların başında çok az sayıda çalışma ile gelişmeye devam etti. Bu dönemde bölgede kaykay modası hâkimdi. Bu furyanın getirisi ile şehrin çeşitli yerlerinde daha çok grafiti ve sticker çalışmaları hâkimdi. Ancak hem kentin coğrafyası hem de halkın grafiti ve sticker çalışmalarını ‘Vandalizm’ olarak görmesi, sanatı daha çok sokak sanatına çevirdi ve sanatçılar siyasi ve günlük konuları çalışmalarında işlemeye başladı. Bu değişimin ardından hızla gelişen sokak sanatları Melbourne şehrinin vazgeçilmezi haline geldi.

SOKAK SANATI DENİNCE AKLA GELEN ŞEHİRLER

Sokak sanatı dünyası, Banksy ve Shepard Fairey gibi ünlü sanatçıların, orta bilgiyi ana akımın bilinç düzeyine yükseltmesiyle, son birkaç yıldır büyük bir değişime uğradı. Bir zamanlar “Vandalizm” olarak nitelendirilen sokak sanatları, artık dünyanın dört bir yanındaki büyük metropollerde ortaya çıkan popüler bir halk sanatı haline geldi. Özellikle bazı şehirlerde son derece ön planda olan sokak sanatları, şehir sakinleri tarafından da olumlu karşılanıyor. Hazır Mural İstanbul Festivali de başlamışken dünya genelinde sokak sanatının en yaygın olduğu şehirleri sizin için derledik. 

05 Tem 2017
Galeri
DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASINI KEŞFET

20. yüzyılın ortalarında, UNESCO tarafından “Dünyanın 7 Harikası” adı altında bir liste oluşturulmuş ve bu listedeki bölgeler dünya mirasına alınmıştı. Ancak 2005 senesinde gerçekleştirilen New7Wonders adındaki etkinlik, “Dünya yeni yedi harikasını seçiyor” sloganıyla eskilerinden farklı olan 7 yeni dünya harikası seçmişti. Bu seçim dünya çapında 100 milyon kişinin katılımı gerçekleştirilmiş olsa da UNESCO bu seçimi tanımadığını söyleyerek hala eski listenin geçerli olduğunu söylemişti. Ancak UNESCO listesindekiler arasında sadece Keops Piramitleri'nin ayakta kalması durumu dünyanın yeni harikalarına daha fazla ilgi duyulmasına da sebep oldu şüphesiz. Her ne kadar UNESCO “herkes kendi ülkesinden seçim yaptığı için haksız bir seçim olmuştur” diye açıklama yapsa da günümüzün yedi harikası çoğunluk tarafından çoktan benimsendi.

Kurtarıcı İsa Heykeli - Brezilya
 Kurtarıcı İsa Heykeli - Brezilya

Brezilya’nın (https://gezimanya.com/brezilya) Rio de Janeiro (https://gezimanya.com/brezilya/rio-de-janeiro) bölgesinde bulunan, Art Deco akımının izlerine sahip Kurtarıcı İsa Heykeli (Portekizce: Cristo Redentor), Leh ve Fransız heykeltıraş Paul Landowski tarafından yapılmış. Heykelin inşasında Fransız mühendis Albert Caquot ve Brezilyalı mühendis Heitor da Silva Costa birlikte çalışmış. Yüz hatları ise Romen sanatçı Gheorghe Leonida tarafından yaratılmış. Uzunluğu 30 metre, gövdesinin eni 8 metre ve kolları 28 metre olan heykel, karşılaştırıldığında Özgürlük Anıtı’nın toplam yüksekliğinin yaklaşık üçte ikisi kadar. Dünyanın Yedi Yeni Harikası arasında yer alan bu heykelin ağırlığı ise 635 ton.

Kurtarıcı İsa Heykeli, Rio şehrine bakan Tijuca Ormanı Milli Parkı'nda bulunan 700 metrelik Corcovado dağının zirvesinde bulunuyor. Hristiyanlığın dünyadaki en önemli sembolü olan bu heykel, hem Rio de Janeiro’nun hem de Brezilya'nın kültürel bir simgesi haline geldi. 1922-1931 yılları arasında betonarme ve sabunlu taştan inşa edilen bu heykel, 2005 yılında Dünyanın Yeni Yedi Harikasından biri olarak listelendi.

Çin Seddi – Çin
Çin Seddi – Çin

Çin Seddi taş, tuğla, sıkıştırılmış toprak, ahşap ve diğer inşa malzemelerinden oluşuyor. Çin’in (https://gezimanya.com/cin-halk-cumhuriyeti) tarihi boyunca kuzey sınırlarından gelen fetih tehlikelerine karşı inşa ettiği bu mucizevi sur, doğu-batı hattı boyunca yayılmış durumda. Genel olarak Avrasya bozkırındaki çeşitli göçebe grupların saldırıları ve istilalarına karşı temelleri atılan Çin Seddi, birbirinden bağımsız bölümler şeklinde M.Ö. 7. yüzyılda inşa edildi. Sonraki zamanlarda daha büyük ve güçlü saldırılara karşı büyütülmek istendi ve bu sur bölümleri bir araya getirilerek kesintisiz bir set haline getirildi. Setin en önemli sur bölümü Çin'in ilk İmparatoru Qin Shi Huang tarafından 220-206 yılları arasında inşa edilmiş olan bölüm. Son ve en büyük sur bölümü olan bu bölümün inşasının ardından zamanla yıkılan bölümler onarıldı, zayıf olan bölümler güçlendirildi ve sorunsuz hale getirildi. Mevcut duvarlarının çoğunluğu Ming Hanedanı'ndan gelmekte olan bu set günümüze dek korunmaya devam etti.

Çin Seddi'nin diğer bir amacı ise ticari çıkardı. Sınır denetimlerine büyük olanak sağlamasının yanı sıra İpek Yolu boyunca eşya taşınmasına olanak kılan yapı, taşınan eşya üzerinde görev, emir ve göç kontrollerinin yapılmasını kolaylaştırdı. Ayrıca, yapının savunma özellikleri, seyir kuleleri, askeri kışlaları, garnizon istasyonları, duman ya da ateş vasıtasıyla uzaktan haberleşebilme kabiliyetleri her açıdan uzun ve güvenli bir ulaşım seçeneği olmasını sağladı.

Çin Seddi doğuda Dandong'dan batıda Lop Gölü'ne kadar, iç Moğolistan'ın güney kenarını kabaca çizecek bir yay boyunca uzanıyor. Gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı kapsamlı bir arkeolojik araştırmaya göre duvarlarının 8 bin 750 kilometresi Ming Hanedanlığı zamanında kalma. Yapının 6259 kilometresi, 359 kilometresi siperler, tepeler ve nehirlerden oluşurken 2232 kilometresi doğal savunma bariyerlerinden oluşuyor.

Petra – Ürdün
Petra – Ürdün

Asıl adı Nebatiler tarafından verilen Raqmu olarak bilinen Petra, eski Ürdün'ün (https://gezimanya.com/urdun) tarihi ve arkeolojik kenti. Dünya mirasları arasına girmesini sağlayacak en önemli özellikleri ise kayalık mimarisi ve su kanal sistemi. Bu şehrin günümüzde bilindiği bir diğer ismi, şehrin renginden dolayı “Rose City” olarak biliniyor.

Kesin olarak bilinmese de, muhtemelen M.Ö. 312'de Arap soyundan olan Nebatilerin başkenti olarak kurulmuş olan bu bölge, Ürdün'ün sembolü ve en çok ziyaret edilen turistik mekânı. Nebatiler, Petra'nın bölgesel ticaret yollarına olan yakınlığından ve önemli bir ticaret merkezi haline gelmesinden fayda sağlamış. Özellikle göçebe Arapların tercih ettiği bölge bu sayede bölge sakinlerinin servet kazanmalarını sağlamış. Çöllerdeki sert kayalara şekil verilmesi ve su kaynağı bulma yetenekleri ile tanınan Nebatilerin başkenti olan Petra, Arap bölgesinin doğu kanadını oluşturan dağların Jebel el-Madhbah (bazıları İncil'deki Dağ olarak tanımlar) dağının yamacında, Ölü Deniz'den Körfez'e kadar uzanan geniş vadide yer alıyor. Dünyanın Eski Yedi Harikası listesinde bulunmasa da 1985 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor.

Antik şehir, İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhardt tarafından tanıtıldığı 1812 yılına kadar batı dünyası tarafından bilinmiyordu. John William Burgon'ın Newdigate ödüllü bir şiirinde "Zaman durmuşçasına, gül kırmızısı bir şehir" olarak tanımlandı. UNESCO ise bu bölgeyi "İnsanlığın kültürel mirasının en değerli varlıklarından biri" olarak nitelendirdi.

Kolezyum – İtalya
Kolezyum – İtalya

Kolezyum (Aslen Coliseum), tarihte Flavianus Amfiteatrı olarak bilinen, İtalya'nın (https://gezimanya.com/italyaRoma kentinin merkezinde yer alan oval bir amfitiyatro. Beton ve kumdan yapılmış olan bu yapının, şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük amfitiyatro olduğu biliniyor. Kolezyum, Roma topraklarının hemen doğusunda yer alıyor. İnşası M.S. 72'de imparator Vespasian tarafından başlamış ve M.S. 80'de Halefi ve Titus veliahttı tarafından tamamlanmış. Domitian hükümdarlığında (M.S.81-96) bazı değişiklikler yapılmış. Günümüzdeki durumuna gelene dek inşasında rol oynayan bu üç imparator, Flavian hanedanlığı olarak bilinir ve inşa edilen amfitiyatro, hanedanlığın soyadı olan Flavius ile ilişkilendirilerek Latince adlandırılmış.

Kolezyum’un tahminen 50.000 ila 80.000 izleyici arasında bir kapasiteye sahip olduğu ve yaklaşık 65.000 kişilik bir kitleye sahip olduğu düşünülüyor. Gladyatör yarışmaları ve sahte deniz savaşları (diğer faaliyetleri destekleyen mekanizmalar ile), hayvan avları, infazlar, ünlü savaşların yeniden canlandırılması ve dramalar gibi halka açık gösteriler için kullanıldı. Günümüzde de bilinen klasik mitolojiye uygun hazırlanan tarihi yapının Ortaçağ döneminde eğlence amaçlı kullanılmasına son verildi. Sonraki zamanlarda konut, atölye çalışmaları, dini etkinlikler, kale ve taş ocağı olarak farklı amaçlarla kullanıldığı zamanlar oldu.

Beş sent değerindeki madeni paranın İtalyan versiyonun arkasına silueti basılı olan Kolezyum, İmparator Nero'nun hükümdarlığının ardından, Flav hanedanının imparatorları tarafından inşa edildi. Flavianus ismi bu yüzden hala modern İngilizcede bu yapı için kullanılır, ancak genel olarak Kolezyum adı ile biliniyor. Antik çağda Romalılar, Amphitheatrum Caesareum adını da bir süre kullanmış. Sezar’dan gelen bu isim her ne kadar kullanılmış olsa da kalıcı olmamış ve sadece dönemsel şiirlerde kullanılmış.

Depremler ve taş soyguncuları yüzünden hasar görmüş olsa da Kolezyum hala Roma İmparatorluğu’nun ikonik bir simgesi. Roma'nın en popüler turistik mekânlarından biri olan yapı, Papa tarafından her sene Kutsal Cuma gününde ziyaret ediliyor ve Papa, Kolezyum’un yanındaki bölgede başlayan "Meşale Yolu" ile Roma Katolik Kilisesi’ni ziyaret ediyor. Tüm bunların yanı sıra tarihte kutsal bir yapı olarak görülen Kolezyum, özellikle 8. Yüzyılda son derece önemli bir statüye kavuşmuş. Dönemin ileri gelenlerinden Venerable Bede, bu konuda “Kolezyum durduğu sürece Roma olur, Kolezyum çöktüğünde Roma düşer, Roma düştüğünde dünyaya düşer” diyerek hem Kolezyum’un hem de Roma’nın dünya çapında ne kadar önemli bir statüye sahip olduğunu kanıtlamış bulunuyor.

DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASINI KEŞFET

20. yüzyılın ortalarında, UNESCO tarafından “Dünyanın 7 Harikası” adı altında bir liste oluşturulmuş ve bu listedeki bölgeler dünya mirasına alınmıştı. Ancak 2005 senesinde gerçekleştirilen New7Wonders adındaki etkinlik, “Dünya yeni yedi harikasını seçiyor” sloganıyla eskilerinden farklı olan 7 yeni dünya harikası seçmişti. Bu seçim dünya çapında 100 milyon kişinin katılımı gerçekleştirilmiş olsa da UNESCO bu seçimi tanımadığını söyleyerek hala eski listenin geçerli olduğunu söylemişti. Ancak UNESCO listesindekiler arasında sadece Keops Piramitleri'nin ayakta kalması durumu dünyanın yeni harikalarına daha fazla ilgi duyulmasına da sebep oldu şüphesiz. Her ne kadar UNESCO “herkes kendi ülkesinden seçim yaptığı için haksız bir seçim olmuştur” diye açıklama yapsa da günümüzün yedi harikası çoğunluk tarafından çoktan benimsendi.

20 Haz 2017
Galeri
Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Alaçatı
Dar, çiçek kokulu sokakları, Arnavut kaldırımları ve klasik Alaçatı mimarisinin olmazsa olmazı olan Alaçatı evleriyle burası aşık olunacak bir kitap karakteri gibi. Hem rüzgar sörfü, su sporu, eğlence ile ilgilenenler için hareketli, hem de antika pazarı, yel değirmenleri, damla sakızı ağaçlarıyla dinlendirici doyurucu bir yer.  

Fotoğraf: www.gezenayaklar.com

Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Bozcaada
Bozcaada hakkında söyleyebileceğimiz şey şu ki koşun yetişin! Henüz ünlülerle, magazincilerle, hınca hınç kalabalıkla dolup taşmadan bu mavi, ferah, cennet adayı görün. Daracık sokaklarında yürüyün, şaraplarından tadın, pencerelerin boyasına bile hayran kalmanın zevkini yaşayın. Çocuklarınıza Bozcaada’yı gösterin, anlatın bilsinler ve güzel şeyler korunsun kollansın.

Fotoğraf: www.fotografturk.com

Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Cunda
Taş Kahve’si, mis kokulu damla sakızlı kurabiyeleri, sokakları, evleri ve Ege’nin kokusuyla Cunda herkesin en az birkere gitmesi gereken bir yer. Yaz akşamlarında sergileri, deniz kabuğu ve envai çeşit taştan yapılmış takıları, otantik havası ile burası yazın, tatilin kelime karşılığı gibi.

Fotoğraf: blog.jabiro.com             

Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Dalyan
Daha sakin, daha az kalabalık, daha doğal, daha huzurlu gibi dahalarla uzayıp giden bir listeniz varsa, tatilinizde çok kıymetliyse hemen pılınızı pırtınızı toplayıp Dalyan’a gidin. Caretta caretta’ların yumurtalarını bıraktığı uzun, sarı, yapay herşeyden uzak kumsalı, yeşille bezeli, hala leyleklerin insana yakın yerlere yuva yaptığı, kartalların uçtuğu bu yeri kaçırmayın.

Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Foça
İzmirin güzel kızı, fokların diyarı Foça. Kısacık bayram tatilini doldurabileceğiniz en güzel şeylerden biri.
Foça’da bir Karataş efsanesi var. Şöyle ki; bu taşın yeri bilinmiyor fakat buraya gelen biri bu taşa basarsa artık Foça’dan ayrılmak istemiyor. Ayrılsa da burayı unutamıyor ve geri gelmek istiyor. Foça’ya gittiğinizde muhtemelen sizde bu taşa basacak ve burayı aklınızın en güzel köşesine koyacaksınız.

Bayramda Nereye Gidelim Diyenler İçin Ülkemizden 10 Öneri

Alaçatı
Dar, çiçek kokulu sokakları, Arnavut kaldırımları ve klasik Alaçatı mimarisinin olmazsa olmazı olan Alaçatı evleriyle burası aşık olunacak bir kitap karakteri gibi. Hem rüzgar sörfü, su sporu, eğlence ile ilgilenenler için hareketli, hem de antika pazarı, yel değirmenleri, damla sakızı ağaçlarıyla dinlendirici doyurucu bir yer.  

Fotoğraf: www.gezenayaklar.com

image_placeholder
Gezgin
20 Haz 2017
Galeri
EN GÜZEL ÇEŞME PLAJLARI

Tatil deyince İzmir, İzmir’de plaj deyince Çeşme gelir akla ilk. Masmavi deniz, taşsız kumlar, eğlence, huzur, güneş ve aradığınız tüm yaz unsurlarının bir araya geldiği Çeşme’de gidebileceğiniz birçok plaj var ve hepsi birbirinden güzel! Eğer biraz vaktiniz varsa ve tek bir plaja bağlı kalmıyorsanız sayısız eşsiz plajın içerisinden biz 10 tanesini sizin için seçtik!

Ilıca Plajı
Ilıca Plajı

Çeşme plajları deyince akla gelen ilk plaj şüphesiz ki Ilıca Plajı. Bembeyaz taşsız kumu, termal suyu, masmavi denizi ve manzarası ile hem yerel halk hem de ziyaretçiler tarafından favori olarak görülüyor. İsterseniz havlunuzu görütürüp kumlara sererek vakit geçirebilirsiniz, isterseniz de sahildeki işletmelerden yararlanabilirsiniz.

Altınkum Plajı
Altınkum Plajı

Altın rengi kumlarından adını alan Altınkum Plajı, soğuk su severlerin gitmek isteyecekleri güzel bir sahil. 3 kilometre uzunluğundaki sahil şeridine sahip plaj tek kelimeyle harika bir yer. Yaz aylarında oldukça kalabalık olmasına rağmen huzur dolu bir gün geçirmek isteyenler için tavsiye ediyoruz.

Ayayorgi Koyu
Ayayorgi Koyu

Çeşme’ye gidiyorsanız muhakkak Ayayorgi Koyu’na gitmeniz gerektiğini duyacaksınız. Çeşme’nin en hareketli en popüler beachlerinin bir araya geldiği bu koyda hem eğlenebileceğiniz hem dinlenebileceğiniz hem güneşin hem de denizin keyfini çıkarabileceğiniz bir alan sizi bekliyor. 

Pırlanta Plajı
Pırlanta Plajı

Çiftlikköy’de yer alan Pırlanta Plajı, dikkat çeken Çeşme plajlarından bir diğeri. Deniz sporlarıyla ilgilenenlerin özelliklede sörf yapanların sıklıkla ziyaret ettiği Pırlanta Plajı, dalgaları ve rüzgârlı havası ile kitesurf yapmak isteyenler içinde güzel bir deneyim sahası.

EN GÜZEL ÇEŞME PLAJLARI

Tatil deyince İzmir, İzmir’de plaj deyince Çeşme gelir akla ilk. Masmavi deniz, taşsız kumlar, eğlence, huzur, güneş ve aradığınız tüm yaz unsurlarının bir araya geldiği Çeşme’de gidebileceğiniz birçok plaj var ve hepsi birbirinden güzel! Eğer biraz vaktiniz varsa ve tek bir plaja bağlı kalmıyorsanız sayısız eşsiz plajın içerisinden biz 10 tanesini sizin için seçtik!

20 Haz 2017
Galeri
DÜNYANIN EN RENKLİ ŞEHİRLERİ

Birbirinden farklı yerleri gezmek, bu yerleri tanımak insanlara hem kültürel hem de felsefi açıdan çok önemli katkılar sağlıyor. Bu bağlamda farklı yerler görmek isteyen kişilerin tercihleri ise alışılagelmişin dışında kalan, hem mimari hem de kültürel olarak birbirinden farklı yerler oluyor.

Tarihi, kültürü ve yaşam şekilleri farklı olan bölgeler genellikle diğer bölgelerden sıyrılarak ziyaretçilerine çok daha renkli bir görüntü sunuyor. Bu konudaki bir diğer etken ise şehirlerin doğallığa ve insan hayatına verdikleri değerden geliyor. Rengi solmuş bir gökyüzüne bakmaktan ve kirli bir hava solumaktan bıktıysanız bu şehir tam da size göre. Rengârenk binaları ve birbirinden güzel mimarileri ile dünyanın en renkli şehirlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Jodhpur – Hindistan
Jodhpur – Hindistan

“Mavi Şehir” adıyla da bilinen Jodhpur (https://gezimanya.com/jodhpur), Hindistan'ın (https://gezimanya.com/hindistanRajasthan eyaletinde yer alıyor. Masmavi evleri ile uzak mesafelerden bile fark edilebilen şehir, Hindistan’ın en tarihi bölgelerinden bir tanesi. Her ne kadar kesin olarak bilinmiyor olsa da, evlerin Hint kültüründeki hiyerarşik sistem olan kast sisteminin bir sonucu olarak maviye boyandığına inanılıyor. Bölge halkının yaşlıları bu konuda rahip Brahman'ların kendilerini genel nüfustan ayırmak için evlerini maviye boyadığını söylüyor. Yakın geçmişte bu durum değişmiş olsa bile süregelen zaman içerisinde mavi evler bölgenin bir kültürü haline geldiği için sonradan yapılan evler de bu duruma uyum sağlayarak aynı mavi tonunda boyanmış.

Nyhavn – Danimarka
Nyhavn – Danimarka

Nyhavn, Danimarka’nın (https://gezimanya.com/danimarka) başkenti Kopenhag'da (https://gezimanya.com/danimarka/kopenhag) bulunan muhteşem bir sahil bölgesi. Tarihi 17. yüzyıla kadar uzanan Nyhavn’ın ortasından bir kanal geçiyor. Baltık Denizi ile Atlantik Okyanusu’nun arasında kalan Danimarka’nın bu bağlantıda şehrin en içlerine kadar ulaşılabilen deniz yolu Nyhavn’daki bu kanal. Tarihi ahşap gemilere ev sahipliği yapan kanalın her iki yanı da köy evleri, barlar, kafeler ve restoranlar ile kaplı. Nyhavn, eski zamanlarda dünyanın dört bir yanından gelen gemilerin demirlediği yoğun bir ticaret limanıydı. Bu yüzden eskiden de bu bölge barlar ve eğlence mekânları ile doluydu. Günümüzde buradaki yapılar tarihi dokusuna zarar vermeden restore edilmiş olduğu için hala daha tarihi havasını üstünde taşıyor. Kuzey Avrupa’yı gezmek isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bu bölge, caz müziği ve harika yiyeceklerle rahat bir ortamın keyfini çıkartmak isteyen insanlarla doludur. Nyhavn’daki en eski yapı, geçmişi 1681 yılına kadar dayanan 9 numaralı evdir. Evin tasarımı o zamanlardan günümüze dek hiç değiştirilmemiş.

Longyearbyen – Norveç
Longyearbyen – Norveç

Longyearbyen, yerleşimden biraz daha uzakta kalan, Arktik Okyanusu’ndaki Svalbard Takımadaları'nın başkentidir. Norveç’e (https://gezimanya.com/norvec) bağlı olan bu bölge bir hayli kuzeyde bulunması nedeniyle yılın neredeyse tamamında karlarla kaplı oluyor. Küçük bir kasaba olan Longyearbyen'deki renkli ve tek tip mimariye sahip karlar altındaki şehirde mükemmel bir görüntü oluşturuyor. Bu şehir Kuzey Avrupa gezilerinde mutlaka kısa süreli de olsa ziyaret edilmesi gereken güzel bir yerdir.

St. John – Kanada
St. John – Kanada

Kanada’nın (https://gezimanya.com/kanada) Newfoundland bölgesinde bulunan St. John's kasabası, merkezindeki rengarenk binaları ile biliniyor. Eğimli arazide birbirinden farklı mimarilere ve renklere sahip evleri ile göz kamaştıran bir manzaraya sahip. Renkli evlerin tarihi ise oldukça ilginç. Geçmişinden bu yana halkın geçim kaynağını balıkçılık ve bu mesleği arz eden balıkçılar genellikle geceleri karanlıkta dönüyorlarmış. Bunun sonucunda gece karanlığında evlerini kolayca tanıyabilmeleri için akıllarına evlerini farklı renklere boyamak gelmiş. Geçmişten günümüze bu fikir kültürel bir olguya dönüşmüş durumda.

DÜNYANIN EN RENKLİ ŞEHİRLERİ

Birbirinden farklı yerleri gezmek, bu yerleri tanımak insanlara hem kültürel hem de felsefi açıdan çok önemli katkılar sağlıyor. Bu bağlamda farklı yerler görmek isteyen kişilerin tercihleri ise alışılagelmişin dışında kalan, hem mimari hem de kültürel olarak birbirinden farklı yerler oluyor.

Tarihi, kültürü ve yaşam şekilleri farklı olan bölgeler genellikle diğer bölgelerden sıyrılarak ziyaretçilerine çok daha renkli bir görüntü sunuyor. Bu konudaki bir diğer etken ise şehirlerin doğallığa ve insan hayatına verdikleri değerden geliyor. Rengi solmuş bir gökyüzüne bakmaktan ve kirli bir hava solumaktan bıktıysanız bu şehir tam da size göre. Rengârenk binaları ve birbirinden güzel mimarileri ile dünyanın en renkli şehirlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Sayfalar