Google+

Arama formu

Çanakkale Gezilecek Yerler

Çanakkale Gezilecek Yerler
 

Çanakkale, önemli tarihi mirasa sahip bir şehir olmasının yanı sıra doğal güzelliklere sahip bir şehirdir. Şehir gezisi ortalama 3 veya 4 günde gerçekleştirilebilir. Şehrin birçok uygarlığın tarihinde önemli bir yeri veya izi bulunmaktadır. Bu açıdan anıtlar ve müzeler bölge hakkında aydınlatıcı bilgi edinebilmek üzere önemli noktalardır.  

Çanakkale Gezilecek Yerler 

Çanakkale yerleşimi çok geniş bir alana yayılmış durumda değildir. Bu yüzden çok büyük bir şehir olmayan Çanakkale’yi gezmek, belli başlı yerleri görmek birkaç gün içinde gerçekleştirilebilecek bir plandır. Şehir, Türk ve dünya tarihi bakımından birçok toplumda bir iz bıraktığından, insanların ilgisini çekmeye devam etmektedir. Örneğin Troya Antik Kenti, hikâyesi ile insanlık tarihine dair önemli noktalara dikkat çekmektedir. Kazdağları Millî Parkı barındırdığı doğal yaşamıyla, dünya üzerinde canlı yaşamına dair önemli noktalardan biri olma özelliği taşımaktadır. Babakale, Assos, Şehitlikler ve daha birçok yer hakkında yazımız eşliğinde bilgi edinebileceksiniz.

Adını andığımız bu yerlerle ilgili detaylı bilgiler aşağıda mevcuttur.

Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı

Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
 

Millî Park, Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda bulunmaktadır. 33,000 hektarlık alana yayılmış olan Park, Çanakkale Boğazı’nın Avrupa Yakası’nda yer almaktadır. 1973 yılında kurulan Park, Birleşmiş Milletler tarafından da tanınmış bir koruma alanıdır. Tarihi geçmişi ve tabii varlıkları ile dikkat çekmiş olan bölge, Şehitler Abidesi ile birlikte “Millî Park” ilan edilmiştir. Park içinde, 250 binden fazla Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerinin ve 60 bini aşan Türk askerinin savaş mezarı ve anıtları yer almaktadır. “Tarihi sit alanı” ve “kültürel varlık” statüsüyle tescillenen muharebe alanları, mezarlar ve anıtların yanı sıra gemiler, toplar, siperler, kaleler ve burçlar da görülebilmektedir. Park’ın içinde aynı zamanda M.Ö. 4000 yılına tarihlenen “arkeolojik sit alanı ve anıtı” da mevcuttur.

Babakale

Babakale

 

Babakale, Asya kıtasının batıdaki en uç noktasıdır. Adını orada bulunan kaleden alan Babakale’nin Antik Çağ’da adı Lekton veya Lektos olarak geçmektedir. Ege Denizi ve Marmara Denizi’nin ayrıldığı nokta olan Babakale’den Homeros’un İlyada Destanı’nda, Amasyalı Strabos’un coğrafya kitabı Geographika’da bahsedilmektedir. Babakale’nin Osmanlı İmparatorluğu tarihindeki rolü 18. yüzyıla rastlar. 1725 yılında bir sefer sırasında fırtınaya yakalanan III. Ahmet, buradaki doğal limana sığınmıştır. Bölge halkının korsanlardan bıkması sonucu şikâyette bulunurlar. III. Ahmet ise vezirini bu işle ilgilenmek üzere görevlendirir. Çıkarılan fermanla yurdun dört bir yanından mahkûmlar kale inşası için çağırılır. Bababurnu’nda çalışmaları sonucu azat edilecekleri vaat edilen mahkûmlar canla başla çalışır. Patrona Halil İsyanı’nın patlak vermesiyle inşaat yarım kalır ve tamamlanması çok ileri bir tarihe ertelenir. O dönemde kale sınırları içinde 40 adet camii ve ev gibi mimari yapıların bulunduğu bilinmektedir.

Troya Antik Kenti

Troya Antik Kenti
 

5 Haziran 1988 tarihinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kültürel kategoride alınan Troya Antik Kenti, dünya çapında ün salmış en ünlü antik kentler arasındadır. Çanakkale’de Kaz Dağı eteklerinde, günümüzde Tevfikiye Köyü’nün batısında bulunan kent, Homeros’un yazdığı tahmin edilen İlyada Destanı’nda bahsedilen Truva Savaşı’nın meydana geldiği yerdir. Antik Kent, Hisarlık Tepesi’nde bulunmaktadır. 1870’lerde amatör bir arkeolog tarafından keşfedilen ve ortaya çıkarılan eserler Türkiye, Rusya ve Almanya’da bulunmaktadır. Başlarda Efes ve Milet antik kentleri gibi denize yakın konumda bulunan Troya Antik Kenti, Karamenderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar sebebiyle deniz kıyısından uzaklaşmıştır. 9 katmana sahip Antik Kent, 3000 yıllık bir tarihin izlerinin takip edilebileceği oldukça önemli tarihi bir madendir.

Kazdağları (İda)

Kazdağları (İda)
 

Kazdağları, dünya üzerinde muazzam öneme sahip bir ormanlık alandır. Alpler’den sonra dünya üzerinde en fazla oksijen üreten bölge olan Kazdağları’nın mitolojideki adı İda’dır. Dağların konumundan dolayı eşsiz bir bitki örtüsü bölgede varlık göstermektedir. Bunun sonucunda yüksek oranda oksijen üretimi sağlanmaktadır. Ege Denizi kıyılarına kadar inen, geniş bir alanı kaplayan dağlık bölge, kara ve deniz iklimini birlikte yaşamaktadır. Kazdağları doğal ve kültürel unsurların var olduğu bir bölgedir. Adatepe, Yunan kültüründe, insanların tanrıya kurban sundukları bir sunak olan Zeus Sunağı’na ev sahipliği yapmaktadır. Türkmen kültürünün kıyafetinden çadırına ve ev aletlerine kadar ayrıntılı bir şekilde incelenebileceği Tahtakuşlar Etnografya Müzesi ise UNESCO’dan özel ödül almıştır. Müze, emekli öğretmen Alibey Kudar tarafından kurulmuştur. 

Assos

Assos
 

Assos, Ayvacık ilçesinin Behramkale Köyü’ne bağlı bir antik kenttir. İnsanlık tarihi açıdan şüphe götürmeyecek şekilde önemi bulunan Assos, Midilli Adası’nın karşısına denk düşmektedir. Lidya, Pers, Pergamon ve Roma uygarlıklarının ellerinde şekillenmiş coğrafya, 1880 ile 1883 yılları arasında Amerikalı genç mimar Francis H. Bacon tarafından keşfedilmiştir. Volkanik bir tepenin zirvesi ve yamaçlarına kurulmuş olan yerleşim, bölgede bulunan tek liman olmasıyla zenginleşmiştir. Aristo’nun burada 3 yıl yaşamasından dolayı da bölgenin felsefe tarihinde de tanınırlığı epey yüksektir. Assos, Kazdağları’nın oksijeni ile baş döndürmektedir. Ayrıca bölgede çıkarılan taşlar Athena Tapınağı’nda kullanılmıştır ve günümüzde de kullanılmaktadır. Dar sokakları, taş mimarisi, muhteşem güzellikteki denizi ile Assos eşsiz bir tatil deneyimi yaşama imkânı sunmaktadır. 

Bozcaada

Bozcaada
 

Türkiye’nin üçüncü, Ege Denizi’nin ise ikinci en büyük adası olan Bozcaada, anakaraya 6 kilometre mesafede yer almaktadır. Çanakkale Boğazı’nın girişinde yer alan ada, konumu vesilesiyle tarihte önemli bir yer edinmiştir. Troya Savaşı esnasında Yunanlılar tarafından üs olarak kullanılan bir limana sahip olan Bozcaada, Pers, Roma ve Bizans hâkimiyeti altına girmiştir. Aydınoğlu Umur Bey, İzmir’i fethettikten sonra 1328’de Bizans hâkimiyetindeki Bozcaada’yı yağmalamıştır. Adadaki Türk etkisi bu tarihten itibaren var olmuştur. Tarihsel bakımdan öneminin yanı sıra Bozcaada güzel kumlu plajları, berrak deniz suyu, bağcılığı ve şarap üretimi ile oldukça keyifli vakit geçirilebilecek şirin bir adadır. Altın sarı kumuyla Ayazma Plajı ziyaretçilerin uğrak noktalarından biridir.

Gökçeada

Gökçeada
 

Gökçeada, yüz ölçümü bakımından Türkiye’nin sahip olduğu en büyük ada olma özelliği taşımaktadır. Saros Körfezi’nin girişinde yer alan ada, 91 kilometrelik kıyı şeridine sahiptir. İnciburnu adı verilen adanın batısı, Türkiye topraklarının en uçtaki batı noktasıdır. Ada, Türkiye’deki sakin (Cittaslow) kentlerden birisidir. Bozulmamış doğası, zengin aktivite seçenekleri ve huzurlu atmosferi Gökçeada’yı çekici kılan özellikleri arasındadır. Bol bol yüzmek, rüzgâr ve uçurtma sörfü yapmak adada vakit geçirmenin güzel yollarından birkaçıdır. Türkiye’nin ilk ve tek su altı milli parkı da Gökçeada’da bulunmaktadır. Telgraf Koyu, fazla kalabalık olmayan kumsalıyla dinlenmek, güneşlenmek ve yüzmek için tercih edilebilecek noktalardan biridir.  Laz Koyu ise adada görülebilecek en güzel koylardan bir diğeridir.

Biga

Biga’nın hakkında yeteri kadar arkeolojik kazı ve inceleme yapılmadığı için adı ve kuruluşu hakkında fazla bilgi mevcut değildir. İlçenin konumu, Asya ve Avrupa topraklarının birbirine geçiş yolu üzerinde yer aldığından, tarihsel süreç boyunca birçok uygarlığa yaşam alanı olmuştur. Bu yüzden Biga, bünyesinde farklı uygarlıklara ait izler taşımaktadır.

Kentin Bizans döneminde Pegai olarak adlandırıldığı ve Biga’nın Latince “iki atla çekilen iki tekerlekli araba” anlamına geldiği bilinmektedir. Pegai veya Pegae adının, eski Yunan mitolojisinde Herkül’ün atının adı olan Pegasus’tan geldiği de düşünülmektedir. Bu yörenin bin yıllardır ormanlık olması ve denize yakın bir konumda bulunması, Herkül’ün bölgede sıkça bulunduğu inancını güçlendirmektedir.

Bazı kaynaklar, Biga’nın kuruluşunu MÖ 2000-1900 yıllarına dayandırmaktadır. Buna göre Biga, Truva’nın ilk krallarından Ancomenen tarafından bir koloni olarak kurulmuştur. Biga’nın iskelesi olan Karabiga ise tarihi bir limandır. Priapos adlı antik kentin buradaki kalıntılarını, günümüz insanlığı halen gezebilmektedir. Burası, Makedonya Kralı Aleksandros, diğer adı ile Büyük İskender’in, Perslerle ilk karşılaşmasına yani Granikos Meydan Savaşı’na sahne olmuştur. Bu olay MÖ 334 yılında gerçekleşmiştir.

Biga

Yöre, Helenistik dönemde Bergama Krallığı’nın bir parçası olmuş; MÖ 180’lerde de Romalıların eline geçmiştir. Roma İmparatorluğu, bu yöreyi Batı ve Orta Anadolu’yu içeren Asia eyaletine katmıştır. Biga, 1300 yıl kadar Roma ve Bizans imparatorluklarının elinde kalmıştır. 1200’lü yılların sonuna gelindiğinde ise Selçukluların son döneminde bölgeye gelen Karesioğulları’nın eline geçmiş; 1331’de de bu beylik, tüm toprakları ile birlikte Osmanlı’nın hâkimiyetine girmiştir.
Biga, Milli Mücadele yıllarında Yunanlıların eline geçmiştir. 18 Eylül 1922 tarihi ise ordu birliklerinin Biga’yı Yunanlıların elinden kurtarmasına sahne olmuştur. Biga, cumhuriyetin ilanından sonra Çanakkale’ye bağlanmıştır. Osmanlı döneminde sancak merkezi olan Biga, cumhuriyetin ilanından sonra Çanakkale’de Yenice ve Çan beldelerinin ilçe statüsü kazanması ile eski büyüklüğünü yitirmiş ve günümüzdeki halini almıştır.

Biga Nerededir?

Biga, Türkiye Cumhuriyeti’nin Marmara Bölgesi’nin güneybatısında yer alan Çanakkale ilinin Biga yarımadası üzerinde yer almaktadır. Biga’nın doğusunda Balıkesir’in Gönen ilçesi, batısında Çanakkale’nin Lâpseki ilçesi, güneyinde Çan ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde ise Marmara Denizi yer almaktadır.

Biga’ya Nasıl Gidilir?

Biga, bulunduğu konum dolayısıyla birçok büyük şehirden kolay ulaşım imkânlarına sahiptir. İstanbul’dan feribotla Bandırma üzerinden Biga’ya yaklaşık 3 saatte ulaşmak mümkündür. Karayoluyla ise Bursa’dan 3 saat, İzmir’den 6 saat, Edirne’den 4 saat, Ankara’dan 8 saatte Biga’ya ulaşılabilmektedir.

Biga Bandırma’ya 60 dakikalık bir mesafededir. Bu açıdan İstanbul’dan Yenikapı-Bandırma feribotları ile Bandırma’ya gelip Biga’ya ulaşım sağlamak kısa ve rahat bir yoldur.

Biga’ya en yakın havalimanı ise Çanakkale Havalimanı’dır. İki nokta arasındaki mesafe yaklaşık 95 kilometredir. Arabayla bu yol yaklaşık 1 saat 30 dakikada kat edilebilmektedir. Havalimanından Biga’ya otobüsler, servisler ve taksilerle de ulaşım sağlamak mümkündür.

Biga’da Görülecek Yerler

Biga-1

Biga Yarımadası, antik kentlerin oldukça yoğun bir şekilde bulunduğu ve bu açıdan dikkatleri üzerine çeken bir bölgedir. Parion Antik Kenti, Balıklıçeşme beldesine bağlı Kemer Köyü’nün 1 kilometre doğusunda yer almaktadır. Parion’dan tarihi kayıtlarda ilk kez ünlü tarihçi Herodot’un yazılarında rastlanmaktadır. Prof. Dr. Cevat Başaran tarafından 2005 yılından bu yana gerçekleştirilen kazı çalışmalarında 5 bin kapasiteli amfi tiyatro, nekropol, Roma villası gibi yapılar ortaya çıkarılmıştır.

Nilüfer Gölü, Biga’nın doğal güzelliklerinden biridir. Kalafat Köyü’nün sınırları içerisinde yer alan göl, nilüfer çiçekleri ile kaplı manzarasıyla görsel bir şölen sunmaktadır.

Biga’da görülecek ddiğer kültürel ve doğal değerler arasında Priapos Antik Kenti, Çarşı Camii ve Büyük Şadırvan, Granikos Savaş Alanı, Ulu Camii, Mehmet Rüştü Bey Konağı, Aksaz, Şahmelek gibi yerler sayılabilir.

Küçükkuyu

Mitolojik karakterlerin mekânı Kaz Dağı’nın eteklerine yer alan Küçükkuyu, en başta tertemiz havası ile birçok ziyaretçiyi kendine çekmektedir. Afrodit ile Hermes’in aşk yaşadığı, mitolojik tanrıların balaylarını geçirdiği, Paris’in Helena’ya aşkını söylediği İda (Kaz) Dağı, bol oksijeni ile Küçükkuyu’nun havasının tertemiz olmasına vesile olmaktadır. Ayrıca zeytin ağaçları bakımından da zengin olan Küçükkuyu, dünyada en leziz, düşük asitli ve kendine özgü hoş kokusu ile sağlık veren zeytinyağı üretimiyle de ön plana çıkmaktadır. Beldenin taş mimarisi, tertemiz deniz suyu, tarihi değerleri ve şirin balıkçı limanı Küçükkuyu’nun karakterini meydana getiren diğer öğelerdir.

Küçükkuyu

Edremit Körfezi’nin ve aslında dünyanın da gizli kalmış cennet köşelerinden biri olan Küçükkuyu, yaz aylarında irili ufaklı birçok yatı limanına çekmektedir. Ayrıca beldeye bağlı bulunan iki köyün Rum ve Türk kültürünü yansıtan dokusu yerli ve yabancı turistlerin dikkatini çekmektedir. Bu köylerdeki orijinal taş mimari doku, korunmuş doğal çevre ve dağ yaşamı muhteşem huzurlu bir atmosfer meydana getirmektedir. Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış olan bu köyler, özgün bir atmosfere sahiptir.

Küçükkuyu kaplıcalarıyla da meşhurdur. Kendine birçok ziyaretçi çeken bu şifalı suların, tanrıça Afrodit tarafından bulunduğuna dair bir inanış mevcuttur. Tarihte bilinen ilk güzellik kraliçesi olan Afrodit, cüzzam hastalığına yakalandığı için Zeus tarafından yanından uzaklaştırılmıştır. Afrodit, bir gün İda Dağı’nda gezerken, bir kurdun su çıkan bir mağaraya girdiğini görmüştür. 42 derece sıcaklıktaki bu suda her gün yıkanan Afrodit, cüzzamdan kurtularak eski güzelliğine kavuşmuştur. Çam, zeytin ve meyve ağaçları arasındaki bu kaplıcalar, konaklama imkânlarıyla da sakin ve sessiz bir tatil yapma şansı sunmaktadır.

Küçük bir belde olan Küçükkuyu, tertemiz ve biraz da soğuk deniz suyu, bol oksijenli şifa veren havası, sebzeleri, otları ve meyveleri ile insana iyi gelen birçok özelliği kendine toplamıştır. Ege Denizi’nin saklı güzelliklerinden sayılabilecek, bisiklet kullanımının da yaygın olduğu Küçükkuyu, doğal, sakin ve dinlendirici bir tatil için ideal bir noktadır.

Küçükkuyu-1

Küçükkuyu, Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde bulunan Çanakkale ilinin Ayvacık ilçesinde yer almaktadır. Assos’a 20 kilometre mesafede yer alan küçük tatil beldesi, Çanakkale’nin güneyinde şehir merkezine 94 kilometre mesafededir. Belde, Ege Denizi kıyısındadır.

Küçükkuyu, Edremit Körfez Havalimanı’na 35, Çanakkale Havalimanı’na ise 95 kilometre mesafededir. Edremit’ten Sarıkız minibüs hattı ile Küçükkuyu’ya ulaşım sağlamak mümkündür.

Küçükkuyu-Altınoluk-Güre-Akçay-Edremit güzergâhında hizmet veren Sarıkız minibüs hattı, sabahın erken saatlerinden itibaren gün boyunca seferler düzenlemektedir.

Küçükkuyu, İstanbul’dan çıkıp Tekirdağ, Eceabat ve Çanakkale yolu izlendiğinde 450 kilometre mesafede yer almaktadır. Yolculuk yaklaşık 7,5 saat sürmektedir.

Küçükkuyu’ya şehirlerarası otobüsler vasıtasıyla ulaşım da kolaydır. Birçok otobüs firmasının doğrudan Küçükkuyu’ya seferleri mevcuttur.

Zeus Altarı, Dedetepe üzerinde yer almaktadır. Troya Savaşı’nı tanrıların bu noktadan izleyip yönettiğinden Homeros, İlyada Destanı’nda bahsetmektedir. İlyada Destanı’nda tanrılar tanrısı Zeus’un da burada yaşadığı ve savaşı buradan izleyip yönettiği bahsedilmektedir. Kaya kütlesinin işlenmesiyle oluşmuş olan Zeus Altarı içinde sunak nişleri, oturma platformları ve sarnıç mekânı bulunmaktadır.

Adatepe Köyü, taş mimarisi, engebeli zemine sahip sokakları, doğal yaşamın kendini köyün her yerinde hatırlattığı hayvan ve bitki varlığı ile gezilip görülmeye değerdir. Adatepe, doğal ve tarihi Sit Alanı olarak koruma altındadır. Küçükkuyu’ya 3,5 kilometre mesafedeki köy, İda Dağı’nın batı yamaçlarında denizden 280 metre yükseklikte konumlanmaktadır. Köy meydanındaki iki yaşlı çınar, kahvehaneler, yöreye özgü hediyelik eşya dükkânları ve gerçekten görülmeye değer taş evler Adatepe’yi çekici kılmaktadır.