Google+

Arama formu

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Adım Tuba EVREN, 1970 Çanakkale doğumluyum. 19 yıllık ilkokul öğretmeni, 21 yıllık kokartlı Profesyonel Turist Rehberiyim (bu işi yapmasam da). İyi derecede Fransızca, rahat gezecek kadar İngilizce biliyorum. Meraklı, sıra dışı olaylarla başa çıkabilecek kadar güçlü ve sabırlı, yeniliklere açık, fiziksel zorluklara karşı biraz dayanıklı biriyim. Vejetaryenim, sigara içmem. Gezdiğim yerlerde tarihi eserlere ulaşmak için hiçbir zorluk beni korkutmaz, oraya gitmek için her yolu denerim. Toplumsal kurallara uyar, saygı gösterir, insanları sever, yapabilirsem yardım eder ve mekanın/anın keyfini çıkarırım.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”

Gezmek size ne ifade ediyor? Seyahatlerin hayatınızdaki yeri nedir?
Gezmek, uzun yıllardır benim için bir ihtiyaç haline geldi. Gezerken öğrendiklerimin/yaşadıklarımın kişiliğime kattığı zenginliği, farklı bakış açılarını, yenilikleri fark edebiliyor ve bunlar için şükrediyorum. Gezmek her zaman güzeldir, mümkünse yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak eğlencelidir. Gezip gördüğüm yerlerin güzelliğini bırakın, yolculuklar sırasında yaşanan olaylar, gerektiğinde yeni kararlar vermek, sorun olduğunda bunlarla başa çıkabilecek çözümler üretmek, kadere teslim olmak heyecanlıdır; bu nedenle gezmekten vazgeçebileceğimi sanmıyorum. Gezmek konusunda Türkiye içi-dışı ayırmam; Dara’ya da (Nusaybin), Yüzen Adalar’a da (Muş), Como Gölü’ne de (İtalya), Pokhara’ya da (Nepal) gittim gezmeye. Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni (görmediğim) ve farklı bir şeyler olması yeterlidir.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-1

Şimdiye kadar kaç ülke gezdiniz?
Gezdiğim ülke sayısı 33 ama bazı ülkelere birçok kez gittiğim de oldu. Ülke listem için bu adrese bakabilirsiniz: http://tubaevren2002.wix.com/tubaevren#!seyahatlerim/c1kev Bu arada, gezerken ülke sayısı benim için ilk sırada değildir; gittiğim yerin özel, güzel, zevkime hitap edip, beni mutlu edecek bir yer olması en önemli konudur.
 
Bugüne kadar gittiğiniz yerler arasında sizi en çok neresi etkiledi?
Petra (Ürdün), Shibam (Yemen), Yeraltı Tapınağı Hypogeum of Hal Saflieni ve Hagar Im Tapınakları (Malta), Catakomb (Paris), Jeita Grotto (Lübnan), Rodos Kalesi, Mesta Kasabası (Sakız Adası), Antik Bosra Tiyatrosu ve Kenti (Suriye), Bakhtapur Kenti (Nepal), Ajanta-Ellora Mağaraları (Hindistan), Old City Of Jerusalem (İsrail), Porto-Sintra (Portekiz), El Hambra-Malaga (İspanya), Keops Piramidi-Abu Simbel ve Dendera Tapınakları (Mısır), Nungwi’nin denizi (Zanzibar), Vezüv Yanardağı-Bologna-Sirmione (İtalya)… Aklıma ilk gelen farklı ve etkileyici yerler bunlar ama listem daha uzun tabii ki…
 
Gezdiğiniz ülkeler arasında tekrar gitmek istediğiniz bir ülke var mı?
Suriye’ye en az 3-5 kez daha gitmek isterdim, 4 kez yetmedi. Güney İsrail bölgesindeki dağlara trekking için gitmek isterdim. Zanzibar’a yüzmeye, Yemen’e Socotra Adası’na, Endülüs’e keyif yapmaya, Sintra’ya gezemediğim diğer sarayları görmeye ve kıyı şeridini gezmeye, Hindistan’a kesinlikle, İtalya’ya gezemediğim Orta Çağ kasabalarını gezmeye (Monteriggioni vb.), Yunanistan’ın birkaç adasına daha (Korfu, Girit, Zachinto), Fas’a Essaouria’yı görmeye…

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-2

Bize biraz seyahat etme mantığınızı anlatır mısınız? Genelde tek mi yoksa grupla mı seyahat edersiniz?
Gittiğim ülkelerin yirmi kadarına yalnız, diğerlerine de arkadaşlarımla gittim. Sadece Mısır’a ilk gidişlerimde, acente fiyatları çok uygun olduğu için turla gitmiştim ama gündüzleri tura katılmadım, kendim gezdim.
Yalnız gezmeyi tercih ediyorum ve uçak biletleri için çoğunlukla kredi kartı millerimi kullanıyorum veya THY’nin ilk gittiği yerlerdeki indirimlerini takip ediyorum. Gittiğim yerlerde hostellerde kalıyorum, rotamı ve süremi kendi zevkime göre belirleyip, ülkesine göre, bazen araba kiralıyorum.
 
Rotanızı nasıl belirliyorsunuz?
Bunu düşünmeye gitmeden önce başlarım; süreme bakarım önce, sonra oradaki ulaşım şartlarına. Bunlar hakkında önceden bilgi sahibi olmayı isterim, çünkü bazen haritada 250 km görünen basit bir yol, 7-8 saat sürebiliyor (Togo, Burkina Faso), bir yere zamanında yetişmeniz gerektiğinde, bu tür durumlar sürpriz kaldırmıyor. Ardından, bu şartlarda, gitmek istediğim yerlerden ne kadarını görebileceğimi kabataslak hesaplarım. Bu fikrimi gittiğim yerde bir bilene de sorarım (turizm bürosu, müze görevlisi veya otobüs şoförleri), olabilir mi diye tavsiye alırım. Genellikle tek bir şehre gitmem, güzergahım sırasında U veya O şeklinde rota çizer, eğer dönüş uçağım geldiğim şehirdense, mümkünse gittiğim yoldan dönmeyip, uygun, mantıklı ve hesaplı başka bir yoldan dönmek için uğraşırım. Gittiğim yer büyükse veya sorun çıkma ihtimali varsa (Hindistan, Afrika, Yemen), rotamda birkaç gün esneklik payı bırakırım, planımda olmayan durumlara karşı önlem olarak. Eğer her şey yolunda gittiyse, gezinin sonuna doğru bu günleri rahatça kullanırım.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-3

Seyahat öncesi nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz?
Bunlar oldukça uzun:

  • Önce gezilebilecek önemli, tarihi, güzel yerlerin listesine, Unesco Dünya Mirası Listesi’ne, o ülkenin tanıtım yazılarına bakar, görmek istediğim yerlerin harita üzerindeki konumlarını belirlerim. Bunun için www.panoramio.com/’dan, o bölgelerde çekilen fotoğraf miktarlarına, uydu haritalarına bakarım, orada ne kadar zaman geçirebileceğime karar vermeye çalışırım (yarım gün, 2-3 gün?).
  • Daha sonra hava durumu, mevsim, iklim (sel ihtimali, muson), varsa salgın hastalık, Afrika veya Orta Doğu ülkeleri için seçim tarihleri (bu tarihlerde, olabilecek olaylar yüzünden bazen gitmem), havanın kararma süresi, festival tarihleri (bu bazen iyi, bazen kötü oluyor) gibi konuları düşünürüm. “İç savaş var” denen birçok yere gittiğimdeyse hiç sorun yaşamadım.
  • Ülkelerdeki güncel şeyleri (bazen umursamam) ama önceden bilmek isterim, plan yapmadan www.lonelyplanet.com/thorntree sayfasına bir göz atarım.
  • Bunların ardından uçak-gemi bilet, kabaca kalacak yer fiyatları, müze fiyatları, vize, gerekiyorsa aşı gibi konularda gerekenleri yaparım.
  • Araba kiralamayı düşünüyorsam kabaca bir mesafe-süre-otoyol ücreti parası hesabı yaparım /www.viamichelin.com/, otobüs veya tren fiyatlarını-sürelerini, hatta hareket saatlerini karşılaştırırım. (Çünkü bazı ülkelerde tren saatleri zevkime uymayabiliyor; örneğin İspanya’da, yol dokuz saat bile olsa trenler hep gündüz, bu durumda çok zaman kaybedebiliyorum). Uzun süreli ve manzarasız yollarda araba kullanmak istemem. Zamanım varsa (yaz tatili), gezmek istediğim yerler yakın yakınsa (20-50 km) ama birbirleri arasında ulaşım yoksa (Genellikle adalar ve Orta Doğu ülkeleri böyledir, her seferinde illa merkeze gitmeniz gerekir.) araba tek çaremdir. Gerçi arabayla da dört saatlik yolları, fotoğraf çekmek için, yolumun üstündeki beğendiğim kasabayı da gezmek için, uzaktan beğendiğim kaleye çıkmak için, denizinin rengini beğendiğim koyda yüzmek için, manzarayı seyretmek için… altı-yedi saatte aldığım çok olur; bu nedenle en başta kendimi dağıtmaya uygun planlar yaparım, sıkıştırmam, keyfimi önemser, gezimin sonunda bu tür hesapsız gecikmelerime imkan verecek fazladan zaman bırakır, gerekirse planladığımdan daha az yeri ama gönlümce gezerim, planladığım ama gezemediğim yer olursa, kalanını, gelecek sefere bırakırım. Yanımda, ülkesine göre ishal ilacı, antibiyotik, anestol, bandaj, böcek ilacı, sinek spreyi, dezenfektan, gerekiyorsa sıtma ilacı da bulundururum, dönüşte bunları (antibiyotik hariç), o bölgedeki ihtiyacı olan yerel insanlara bırakır, sonraki gezi öncesi yeniden satın alır giderim.
  • Giysiler: Kalınca polar ceketimi yazın çöle de gitsem, kışın soğuğa da gitsem, illa ki çantama koyarım. Yanıma hava şartlarına uygun şeyler alırım. Giysilerimin (hatta çantalarımın) renkleri de genellikle canlıdır. Cami-Manastır ziyaretlerim için ince de olsa uzun kollu rengarenk gömleğimi, pareo veya başörtüsü olarak kullanabileceğim büyük örtümü hep çantama atarım. Özel ülkeler için (İran, İsrail-Müslüman Mahallesi, Yemen…), gereken özelliklerde kıyafet götürürüm.
  • Diğer ayrıntılar: Hafif, yedek, katlanabilen veya açılabilen kumaştan bir-iki çanta her zaman günlük (küçük) sırt çantamda bulunur. Avrupa’da market için, diğer yerlerde deniz sonrasında veya hediyelik aldığımda, sırt çantama sığmayan şeyler aldığımda kesinlikle çok önemli oluyor.
  • Gittiğim yere göre, yanımda, orada tanışacağım insanlar için minik ama özel hediyelikler bulundururum illa ki: Cam nazar boncuğu (küçükse on beş-yirmi tane, genellikle üşenmem, ince kurdeleden fiyonk atar süslerim), bazen Türkiye magnetleri: İstanbul, Efes, Kapadokya…), Afrika ülkelerine hediye olarak pazarlardan havalı ucuz takılar, kumaşlar alır götürürüm. Afrika için (kuzeyi hariç) ihtiyacı olanlara dağıtmak üzere giysi-ayakkabı-güneş gözlüğü, kocaman bir kutu şeker, bozulmayacak ve hafif olan yiyecekler: poşet çorba, ilginç bisküvi, kek… götürür bunları günlük sırt çantama parça parça alır, gezerken, gerektiğinde birilerine veririm. Hatta bazen bir yerlerde, satan kişi para kazansın diye yiyecek satın alır (muz demeti, bisküvi…), çevremdekilerle paylaşarak yerim.
  • Genellikle yalnız gezdiğim için, bana bir şey olursa ulaşılabilecek kişisel bilgilerim çok önemlidir. Bu amaçla her çantama taktığım, hatta kitabıma ve gezi defterime yapıştırdığım, ad-soyad, kan grubu, telefon, e-posta bilgilerimin, Türkiye’den birkaç önemli telefonun da yazılı olduğu küçük kartlar hazırlar, bunları preslerim. Gideceğim yer Orta Doğu, Afrika veya Asya’da ise oradaki Türkiye büyükelçiliklerinin telefon ve iletişim bilgilerini de bu kimlik kartımın arka sayfasına yazarım. Avrupa gibi düzenli-kolay yerlerde ise arka sayfaya yer ayırttığım birkaç hostelin bilgilerini yazarım, boş bırakmam.
  • Seyahat hazırlıkları konusunda okulumdaki anaokulu öğrencilerine, bu isimdeki üniteleri için hazırladığım minik bir sunum bile var web sayfamda: http://media.wix.com/ugd/08ca7e_403557a83a694cec8b0017ed8ce52d67.pdf

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-4

En son nereye gittiniz?
En son yaz tatilimde Pisa’ya gittim bir arkadaşımla (daha önce de gitmiş, kuleye de çıkabilmiştim). Hemen trenle Cinqua Terre’ye geçtik. 3-4 gün Rio Maggiore’de kalıp Manarola, Corniglia, Vernazza (bir mağara altından geçilen plajını çok sevdik) ve Monte Rosso’ya gittik. Ayrıca civardaki Bocadesse (Cenova), Levanto, La Spezia, Portovenere, Santa Margherita Ligure, oradan da yürüyerek Portofino’ya gittik. Ardından Milano’da kalıp gezdik birkaç gün. Oradan araba kiralayıp kuzeye yöneldik, Como Gölü’ne gittik, yolda gezdiğimiz kasaba ve yollar bir yana, göl kıyısındaki Torno, Bellagio ve Lecco’ya bayıldık. Oradan Lugano’ya gittik, Alp Dağları’nı bol fotoğraf molası vererek geçtik, yol üstünde muhteşem kasabalar, evler, köprüler, kaleler gördük, göz alabildiğince uzanan yemyeşil tarlalar arasındaki garip minik yollardan geçerek, arkadaşım Özge’nin gitmeyi çok istediği Heidi’nin kasabası Mainfeld’e ulaştık. Oradan Liechtenstein, Zurich, Bern’e uğradık. Milano’ya dönüşte Alp Dağları’nın içinden, arabamızla trene binerek geçtik.  Dönüşte Milano’dan Verona’ya gidip oraya bayıldık, Bologna’yı da gezdikten sonra dönüş uçağımız için Pisa’da bir gece kaldık. Yolda hostellerde, Como’da tesadüfen bulduğumuz National Park’taki muhteşem Eco Hostel’de, İsviçre’de bir dağ otelinde, birkaç gece de arabada uyuduk. Gitmeyi çok istediğim Avusturya’daki buz mağarasına, arabamızın o ülkeye girmeye izni olmadığı için (ucuz olduğu için seçtiğim Goldcar şirketinin rezervasyon yapıp para ödediğim sözleşmesinde bu yazmıyordu ama) gidemedik.
 
Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-5

Sırada neresi var?
Kredi kartımla alışveriş yaparak topladığım millerim Aralık 2014 sonunda yanacağı için ve sadece dört günüm olduğu için Moskova’ya gideceğim. Mil miktarı Avrupa kadar, yeni yıla Kızıl Meydan’da girme düşüncesi hoş, o şehre zaten en az bu kadar zaman ayırmak gerekiyor. Tunus’u da düşünmüştüm sıcak diye ama oraya en az bir hafta ve uzun güneş süresi (kışın hava erken kararıyor) ayırmak istediğim için vazgeçtim.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-6

Seyahatleriniz sırasında sizin gibi gezginlerle tanışıyor musunuz? Hiç enteresan anınız var mı?
Tabii ki çok fazla insanla sohbet ediyorum, yalnız gezdiğim için de çevremle, başka herkesten daha ilgili olduğumu söyleyebilirim. Gezerken karşılaştığım Türkler, başka ülkelerde girdiğim okullarda yaşadıklarım, bazen dil sorunu yaşayan (İng-Fr çeviri) ve yardım ettiğim insanlar…  Araba kiraladığımda otostop çeken insanlar olur, onlardan çevre hakkında bilgi alırım ve yolda canım sıkılmaz. Hatta bazen (Türkiye veya diğer ülkelerde) otostop çekmeyenleri de, yardım etmek için kendiliğimden arabama aldığım çok olmuştur.
Yaşadığım ilginç anılar çoook fazla. Aklıma ilk gelenlerden bazılarını yazayım:

  • Uganda’da Ekvator çizgisinden dönüyordum, çektiğim fotoğraflara bakıyordum, yirmi kişilik dolmuşa en son binen, otuzuncu kişi filandım. Yanımdaki Masai de fotoğraflarıma bakmaya uzandı, konuşmaya başladık. Az sonra dolmuş bir şekilde yana yattı, hafif devrildi. Yanımdaki Masai “Tuba kapıya uzanıp aç.” dedi ama sıkışıklıktan bunu yapamadım (adımı “to be gibi” diyerek, çabucak öğretiyorum herkese), herkes camlardan kaçıp boşalttı dolmuşu. Ben ve birkaç kişi içeride kaldık. Benim Masai “Tuba nerede? Onu da çıkarın…” diyerek bağırıyordu dışarıda. “O kim ki?” dedi başkaları, “Mzungu (beyaz insan)” dedi ve beni de çıkardıktan sonra, dolmuşu itiştirip düzelttiler, yola devam ettik.
  • 2006 muson zamanı, fındık büyüklüğünde aralıksız yağan yağmurda, Hindistan’ın kuzeyinde Dalai Lama’nın tapınağına gitmek için, Mc Leod Ganj-Dhramsala yolunda, devlet otobüsündeydim (Bkz: www.fotokritik.com/1016091/devlet-otobusu-ii), bağırış çağırışlarla uyandım. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, otobüsün koridorunda, yerde kucak kucağa oturan insanlardan bazıları otobüsten indiler ve yolumuzu kapatan kayaları, taşları temizleyip geri döndüler. Ben “Hııı, demek ki yolda bir şeyler varmış, halloldu, iyi” diye düşündüğüm sırada otobüsümüz hareket etti; o sırada gördüm ki, Himalayalar’ın tepesindeki yolumuzun yarısı, musonun şiddetiyle yandaki devasa uçuruma kaymış (heyelan), yola da yanımızdaki dağdan kayalar düşmüş, şoför, yolun kalan, yolcuların temizlediği yarısından geçmeye çalışıyor. “Ay, ya biz üstündeyken burası da otobüsle birlikte kayarsa, ne yapsam ben inip de yürüsem mi” diye düşünüyordum (adım atacak yer bile olmayan dolu otobüste) ki, o sırada çığlıklar, itişmeler oldu, fark ettim ki otobüsümüzün açık olan camlarından (paslılar, kapatılamıyorlar) içeriye girmek isteyen maymunlar üstümüze geliyor. Sonradan öğrendim, ara sıra, dağlarda aç kalan maymunlar evlere, insanlara, otobüslere filan, yiyecek bulmak için saldırırlarmış böyle. O sırada otobüsümüz yarım yoldan sağlam geçip tam yola ulaşmıştı. Ben de “Bu olay rüya mıydı ki?” diye düşünüp kaldım orada.
  • 2005’te arkadaşlarımla Köln’den güzel bir WW Multiwan kiralayıp, Batı Avrupa’yı gezmiştik. Marsilya’da bir hostele yerleşmiş, mayolarımızı giymiş, plaja gidiyorduk. Harita almak ve yol sormak için şehir içindeki bir benzin istasyonda durmuştuk, ben içerideki marketten bilgi alıyordum. Arkadaşlarımdan biri arabadan çıkıp koşarak geldi markete, içeriye girmek istedi ama marketin kapısı onun için açılmadı, arkadaşım dışarıda telaşla bir şeyler söylüyor… Anladım ki görevli, onu şüpheli bulduğu için kapıyı açmıyor. Neyse, meğer arkadaşlarım arabadayken bir motosikletli gelip arabanın ön kapısını açıp, koltukta bulduğu bir çantayı çalıp gitmiş. Kameralar da işe yaramadı çünkü Fransa’nın İtalya’ya yakın olan bu bölgesinde hırsızlık normalmiş, motosikletlerin de plaka zorunluluğu yokmuş. Karakola gittik, olayı anlattım. Yaşlı bir memur benimle ilgilenmedi, genç bir hanım memur rapor tuttu, ama muhtemelen bir şey bulamayacaklarını söyleyip bana yardım etti. Ben de ona yanımdaki nazar boncuklarından yağdırdım. Bu kez, nazar boncuğunun ne işe yaradığını duyan o yaşlı memur da benden boncuk istedi, tabii ki ona vermedim, “Siz bana yardım etmeye çalışmadınız, üzgünüm.” dedim. NOT: Bu boncuklar, İtalya’da, Malta’da, özetle tüm Avrupa’da harikalar yarattılar birçok kez, teşekkür etmek için verdiğim bu minik ucuz cam parçalarının gücüne (tabii ki doğru ve tam açıklama yapmanız lazım) inanamazsınız.
  • Hindistan’da 2006’da Udaipur’da trende tanıştığım dört Fransız genç vardı. Otel bulmaya birlikte gittik, harika bir yer bulup odalarımıza yerleştik. Güzergahlarımız hakkında konuştuk, ben Nepal’e gidecektim, “Gitme, iç savaş var orada!” deyip beni ikna etmek için çok uğraştılar. Akşam, yollarımız farklı olduğu için “hoşçakal” dedik birbirimize.  Aradan bir ay geçmişti, Varanasi-Ajanta treninde yine karşılaştık onlarla, biri hastalanıp ülkesine dönmüştü; beni gördüklerine ve sağlam gördüklerine çok sevindiler, kendileri Nepal’e gitmediler diye de üzüldüler. Orada, onca yoldan sonra tesadüfen tekrar karşılaştığımızda, bir akrabamızı görmüşüz gibi sevinip sarılmıştık birbirimize. Gerçi, herkesin elinde aynı kitap, zevkler de aynı olunca, gezerken, bu şekilde birçok kişiyle bir yerlerde tekrar karşılaştığım oldu.
  • Sanırım 2008’de, yılbaşı öncesi Kudüs Old Town’da (Kale içi, Ağlama Duvarı’na birkaç yüz metre uzaklıktaki tarihi, ilginç, mağara hostelimde), sabah 05.00 civarında çalan alarmı hiç unutamam. Başka bir yerde olsa pek umursamayacağım bir alarmın anlamı, orada çok farklıydı. Gece terasta çilek-şarap içtiğimiz kişilerden biri, uyku sersemiyken, mutfak lambası diye yangın alarmını çalıştırıp, ortalığı birbirine katmıştı. Odadan ilk çıkan bendim, çıktığımda onu görüp, ne olduğunu anlayıp hemen alarmı kapatmıştım. O bey “Tuba bana alarmı kapatmama yardım etti…” dediğinde, o gün beni kahraman ilan etmişlerdi.
  • Zanzibar Stone Town’da yol üstündeki bir okula girmiştim, müdür Türk olduğumu öğrenince çarşıda “İzmir Pharmacy”nin Türk olduğunu, uğrayabileceğimi söyledi. Bir gün o eczanenin tabelasını gördüm ve hemen girdim içeri, Türkçe olarak “Kim Türk burada?” dedim, “Ben ben!” dedi kısa boylu yerel, esmer biri, şaşırdım. Meğer eczacılığı İzmir’de okumuş, eşi Türk’müş, ayaküstü konuştuk, beni evine davet etti, karısının sevineceğini söyledi ama o gün-gece güneyde olacağım için evlerine gezmeye gidemedim.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-7

Ülkelerin yeme-içme alışkanlıkları çok farklı olabiliyor. Siz gezilerinizde bu durumu nasıl belirliyorsunuz, yemek yemek için nasıl yerler tercih ediyorsunuz?
Ben vejetaryenim ve bol paralı biri değilim, lüks restoranlara gitmem ama yerel yiyecekleri, meyveleri, mezeleri, etsiz olan değişik her şeyi yemek isterim; yiyeceğim yerleri yerel insanlara sorarım. Bulabilirsem mezeli falafelleri (bazı yerlerde pita diyorlar), pizzayı, temizliğine güveniyorsam salataları her fırsatta yerim. Bazen hostelde tortellini yaparım (Bu şekilde de çok kimseyle tanışıp sohbet ettiğimiz olmuştur.) Temizliğine güvenmediğim yer veya ülkelerde içeceğime buz almamaya özen gösteririm.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-8

Kalacak yer olarak tercihiniz genelde nedir? Otel, hostel, kamp vs.
Ben hostellerde, pansiyonlarda, bazen de ülkesine göre 2-3 yıldızlı otellerde kalırım, kamp sadece dağ için kabul ettiğim bir seçenektir. Arabayla geziyorsam, yol üstünde yerini beğendiğim harika, bazen otantik, bazen manzaralı pansiyonları seçerim kalmak için. Otellerin çok pahalı olduğu yerlerde (İsviçre) birkaç gece arabada uyumayı seçtiğim veya akşam yolda bir yere ulaşmaya çalışırken, uykumun geldiği ve devam edemeyeceğime karar verdiğim durumlarda arabada uyuduğum olur. Hostel kültürünü, buradaki düzeni ve iletişimi severim. Mümkünse yerel özelliklerdeki, otantik, temiz ve güvenli yerleri seçerim. Gitmeden önce merkezi olmasına veya metroya yakınlığına, oda düzenine, şartlarına, diğer gezginlerin yorum ve tavsiyelerine kesinlikle göz atarım.
 
Bugüne kadar gittikleriniz arasında sizi hayal kırıklığına uğratan bir yer oldu mu?
Olmadı. Araştırarak gidiyorum, neyle karşılaşacağımı (zorluklar dahil) az-çok biliyorum, seçimlerimden memnunum. Ayrıca kadere inanıyor, gezi şansıma güveniyorum : )

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-9

Farklı bir ülkeye yerleşmeyi düşündünüz mü? Düşündüyseniz neresi ve neden?   
* Malta: Hayat güzel, kolay ve ucuz. Her yer tarihi tapınaklarla, kalelerle dolu, denizi muhteşem, güneşi harika (Gerçi yağmuru felaketti ama koca denizin ortasında, olur o kadar). Kasabalar arasında yürüyüş yaptım, çiçek ve narenciye kokusu, enerjisi faklı, güzel, insanları nazik, Avrupai ama Doğu kokan bir yer.
* Porto: Kışın bile okyanus kıyısında sörf yapılabilecek, tarihi-seramik kaplı binaları, taş kaplı yolları olan, huzurlu, köprülü, manzaralı, her şeyin yerinin belli olduğu, hoş bir şehir.
* Malaga: Şehrin burnunun iki yanı var, bir tarafta liman, modern her şey, diğer tarafta ise el değmemiş gibi güzel, doğal, geniş bir plaj (Costa Del Sol) var. Çiçekler devasa, her bina ayrı özenli, yaz-kış, hava soğuk olsa bile güneşli, insanların çok uzun mesafeleri yürümeyi sevdiği bir yer. Tepedeki Alcazar deniz manzarası, şehrin bazı yerlerinde antik kentlerin kalıntıları var. Şehrin yakınında dağ sporları yapılabilecek Ronda da var.
 
Eğer imkânınız olsa 1 sene izin ve limitsiz para verseler, haydi gez deseler, neler yapar nerelere giderdiniz?
Bir yıl oldukça uzun, iyi bir zaman. Güney Kutbu var aklımda, muhtemelen Orta Amerika’da Meksika’dan başlayıp, Güney Amerika’yı her ülkeye yetecek kadar zaman ayırıp, Şili’den Kutba geçip, oradan Okyanusya atolleri (Fiji, Polinezya, Wanuatu, Hawaii), Avustralya ve Yeni Zelanda… taraflarını gezmeyi düşünürdüm.
Aklımda, Kuzey Kutbu’na yakın Svalbard Adası da var aslında, yaz mevsiminde, oradaki buz mağaralarında zaman geçirmek de hayallerimi süslüyor.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-10

Gezi deneyimlerinizi paylaştığınız blog ya da websiteniz var mı?
Gezilerime özel bir web sayfam yok ama öğretmenlikle ilgili web sayfamda, gezilerim için ayırdığım bir bölüm var: http://tubaevren2002.wix.com/tubaevren#!seyahatlerim/c1kev Geçmiş yıllarda gezi fotoğraflarımı koyup, altlarına kısa yorumlar yaptığım fotoğraflarım var: www.fotokritik.com/galeri/portfolyo Bazen fotoğraf sunumları yapıyor veya benden fikir isteyen arkadaşlarımla paylaşıyorum yaşadıklarımı/bildiklerimi. Özel kitap yazmasam da yardım isteyen birçok kişiye çok şeyler yazdım yıllardır.

Tuba Evren: “Bir yere gitmeyi seçmem için orada görmeye değer yeni ve farklı bir şeyler olması yeterlidir”-11

Gezmeye yeni başlayanlara tavsiyeleriniz nelerdir? Nereden başlamalı, nelere dikkat etmeliler?
Aslında bu durum kişiye, kişilik yapısına göre değişir. Çünkü gezmek, aslında bir yere gitmek değil, o hedefe varmak için yapılanların tamamını da kapsar. Acenteler ile gezenlere tavsiyelerim: Gitmeden önce siz de internetten inceleyin gideceğiniz yerleri, programınız dışında olan, gidilebilecek yakın, ilginç bir yerler varsa bunu bilin ve fırsatınız olursa oraya da kendiniz gidin. Harita bulunsun yanınızda, mümkünse nerede olduğunuzu takip edin. Grubun düzenine, buluşma saatlerine uyun, grupla gezerken saygı, dayanışma ve açık olmak çok önemlidir. Şimdi de yalnız/birkaç kişi olarak kendisi gezen, gerçek gezginler için tavsiyelerimi yazayım, bence “kesinlikle olması gereken özellikleri” saymaya:

  • Popüler bir yabancı dili iyi bilmeli.
  • Özgüveni ve biraz cesareti olmalı.
  • Biraz esnek olmalı, gitmeden önce o ülkenin kurallarını-geleneklerini az-çok öğrenmeli (Örneğin İran’a gitmeden önce elçiliğe gidip, ahiret sorularımın cevaplarını almış, yola rahat, mutlu, kendime güvenli çıkmıştım.)
  • Çevresinin (kültür, maddi imkanlar, yaşam ortamları, doğa)farkında olmalı.
  • Yeniliklere açık olmalı.
  • İyi veya kötü olaylar karşısında tepkileri ölçülü, saygılı, soğukkanlı olmalı.
  • Zorluklarla başa çıkabilecek fiziksel ve ruhsal yeterliliğe sahip olmalı; örnek: İsrail’e ilk gidişimde sabah 02.30’da indim uçaktan ama gezdiğim bazı ülkeler için (Lübnan, Suriye, Mısır, Fas, Pakistan…) tek tek sorguya çekildim (bunun olacağını biliyordum), hakkımda rapor tutuldu, bekledim, ifade verdim, 05.30 gibi çıkabildim dışarıya. İkinci gidişimde ise sorguya çekilmedim, şaşırdım, bu kez ben gittim onlara, “Eee, emin misiniz, son kararınız mı yani, gidecek miyim yani şimdi direk?” diyerek yordum, hatta güldürdüm onları.
  • Bir sorun olduğunda, birkaç çare düşünebilmeli, dönüşümlü düşünmeli. (Başka bir otobüsle gelip, ucu ucuna gece 11.00’de bineceğim otobüs muson yüzünden iptal olduğunda, kasabada “Turist izinli otel” olmadığı için tren istasyonunda sabahladığım, ama otobüsüm sabah da kalkmadığı için haritayı açıp, “Şuraya var mı? E peki buraya var mı?” diyerek kendimi yeniden yollara atmış, o akşam, ine-bine de olsa, Goa’ya illa ki ulaşmıştım.)
  • Empati kurabilmeli, her ortamda, herkese karşı kesinlikle saygılı olmalı. Uyanıklık yapıp kural ihlallerine teşebbüs edilmemeli: Yasak yerde fotoğraf, girme denen yere yanlışlıkla girmiş, okuyup anlayamamış gibi numaralar yapmak.
  • Dürüst olmalı: 2005’te Belçika-Hollanda arasındaki kanallı-karışık bir yolda kaybolduğumuz için, araba kullanırken, otoyol çizgisinin dışında araba çalışır halde, haritaya bakmak için birkaç dk durduğumda polis bana bunun için 200 Eu ceza keseceğini söylemişti. Kesmeyin demedim, sadece neden durduğumu açıklayıp, “Bu kuralı bilmiyordum ama bilsem de, kaybolduğumuz için mecburen yine dururdum herhalde. Eee peki sonra bana yolu tarif edecek misiniz, buralarda yol tabelaları ve numaraları yok da?” dediğim için cezadan kurtulup, hem de yolumu polislerin escort yardımı ile bulmuştum.
  • Haklarını bilmeli, dikkatli olmalı, gerekirse bunlar için yasal-ahlaki kuralları ihlal etmeden, doğru şekilde hesap sorabilmeli (Mumbai’de İran uçağını 10 dakika beklettiğim olmuştur; havaalanı buna izin vermek zorunda kaldı, çünkü havaalanındaki tüm yazıları ıncık cıncık okuyup, farklı bir uygulama denendiği için benden isteneni reddetmiştim. Sonunda, orta yolu bulduk ve ben istediğimi yaptım.)
  • İşlerini son dakikaya bırakmamalı, planlarını esnek olsa da, bir düzene göre yapmaya çalışmalı; ortam şartlarını sürekli kontrol etmeli.

Seyahatlerle ilgili sohbet ettiğim bir de program kaydı da var elimde, dinlemek isteyen olursa: https://soundcloud.com/user587367803/be-k-tan-n-yollar-tuba-evren
 
Gezmek isteyen herkese eğlenceli ve güvenli seyahatler dilerim.

Şükran kullanıcısının resmi
Şükran
Paz, 01/04/2015 - 23:27
Tuba, seyahat anılarını senden dinlemekten keyif alırım, bilirsin. Söyleşinde sohbetlerin gibi keyifli olmuş. Tebrik ederim.Bu söyleşini okuyan birçok genç gezgine, eminim rol model olacaksın.Gezgin cesaretin, gezilerini çok kapsamlı yönetebilmen, iletişimindeki zenginliğin seni ayrıcalıklı bir gezgin yapıyor.Takip ettiğim gezginlerin başında geliyorsun. Gezi heyecanının, keşif tutkunun, sağlıkla devam etmesini gönülden diliyorum.