Gezi ve Seyahate Dair Bir Bakış

Gezmek. Seyahat etmek. Gezgin olmak. Her şeyi bırakıp yollarda ömrünün yarısını tüketen bir seyyah olmak. Birisi alır sırt çantasını adım adım düşer yollara, diğeri yılan gibi uzayan yollarda pedallar. Sen gezerken karşına çıkar biri sohbet edersin.

Milyon dolarlık yatıyla geziyordur dünyayı. Sonra başka birine rastlarsın ileride. Atlamıştır motosikletine düşmüştür hayalinin peşine. Hangisi daha idealist sizce? Ya da üstün taraf var mı? Parası olduğu için imkânları doğrultusunda seyahat eden insanlarda gezgin ruhu yok mu?

Peki, hayatını yollara adamış tek amacı dünyayı keşfetmek olan, yolda bulduğu işlerde çalışarak geçimini sağlayan insana mı saygı duymalıyız? Ben burada kendi fikrimi söylemek istiyorum: “Sadece çıkın ve gezin. Neyle ya da nasıl olduğu, kimle ya da nereye gittiğiniz önemli değil.”

Kimisi gezmek için 2 şeye ihtiyaç var derken, bir bakmışın diğeri sana 10 madde sayı vermiş. Para ve zaman derler gezmenin tek şartı. Bazısının parası vardır, zamanı yoktur. Diğerinin zamanı boldur ama parası yoktur. Sen bunları sağlamak için tüm imkanlarını kullanırken olaya başka bir kavram dahil olur. Para ve zaman için uğraştıkça, yaşam enerjiniz zıt yönde hareket etmeye başlar.

İnsanın yola çıkmak için kendisine hedef koymasına da gerek yoktur aslında.


Fotoğraf: Güneş Akdoğan - Karadağ

Çıkar gezginin biri “önemli olan varmak değil yolda olmaktır” der.

Bir diğeri “hayal görünmeyene inanmaktır, sende görünmeyene inanırsan başkalarının göremediklerini görürsün” der.

Her insanın hayali vardır, ufaklıktan başlayarak kendisiyle beraber büyüttüğü. Bu hayaller zamanla söner, unutulur ve kaybolup gider. Belki de yaşınıza bakmadan gerçekleştirebileceğiniz tek bir hayaliniz vardır dünyayı görmeye karar vermek.

Türkiye’de yaşayan biri olarak önce kendi insanını sorgulamaya başlıyorsun doğal olarak. Nedenlerle başlayan cümlelerin bitmediğinin farkına varmak uzun sürmüyor. Aslında incelendiğinde sorunun basit bir cevabı var. Aile yapımızın çok kaynaşmış olması bizi onlardan koparamıyor. Çünkü yola çıkan insan dönüp arkasına bir kere bakarsa bu uzun yola asla başlayamaz.


Fotoğraf: Mustafa Yıldız - Tebriz

Gezgin olmak yeni bir kapı açarken, arkandaki kapıyı kapatmaktır ama bilirsin ki gözünü her yumduğunda terk ettiğin yer senin için oradadır. İşte biz de tam bu yüzden çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren destek olmalıyız ve yollara düşmeleri için tam olarak bunu anlatmalıyız. Neden mi?

*Gezen insan görür aslında insanlar arasında ayrımın olmadığını. Tek dertlerinin yaşamlarını sürdürmek için çalışmak olduğunu görür. Cinsiyet ve milliyet ayrımının dışına çıkarak “insan” olarak bakmayı görür.

“Ön yargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir” Mark Twain

*Gezen insan öğrenir saygılı olmayı. Çünkü bilir ki gittiği yabancı bir diyarda yapacağı saygısızlığın sonuçları farklı olabilir.

*Gezen insanın içinde nefret olmaz, dışlamaz kendinden farklı gördüğü insanları. Bilir ki dışarıdan gördüğü bu insanlara yolda güvenmek zorundadır.

“Seyahat eden insan, öğrendikleri ve gördükleri ile arınır, mütevazı olur ve kıskançlıklarından kurtulur… Seyahat bir arayıştır arayın bulacaksınız.” Buket Uzuner

*Gezen insan daha çok sever insanları. Çünkü her başı sıkıştığında sevdikleri yoktur yanında yolda tanıştıkları vardır.

“Gezmek vahşi bir şeydir. Sizi yabancılara güvenmeye ve alışık olduğunuz ev ve arkadaş konforunu kaybetmeye zorlar. Dengenizi kaybedersiniz. Zorunlu şeyler (Hava, uyku, rüyalar, deniz, gökyüzü) haricinde hiçbir şey sizin değildir.

Her şey, sonsuzluğa veya ne hayal edersek ona yönelir.” Cesare Pavese

* Gezen insan bilir dünyanın ne kadar büyük olduğunu. Ama şunu da bilir ki aslında dünya ne kadar da küçüktür.

*Gezen insan farklıdır. Başka bir gözle bakar dünya ya. Gördükçe yaşanan hayatları sorgulamaya başlar. Kafasında neden olur, niçin olur.

“Başka ülkelerde neler olduğunu başkalarından dinlemektense, kendi gözümle görmek isterim…” Bob Hope

*Gezen insan her gezisinden ders çıkarır, her hatasında bir daha yapmamak için kendi kendine söz verir. Yanlış yapmaktan korkmaz ama yaptığında da üstesinden nasıl gelineceğini bilir.

*Gezen insan uyum sağlamayı öğrenir. Çıkartır üstündeki elbiseleri yöreye özgü kıyafetleri giyer.

*Gezen insan doğayı ve hayvanları sever. Bilir ki yanında hiç insan olmadığında onlar yoldaşlık eder. Korkmaz onlardan, insanlardan korktuğu kadar. Çünkü bilir aslında masum olanın doğa ve hayvanlar olduğunu.

Sonuç olarak gezen insan bakar, görür, anlar, öğrenir, öğretir ve yolun çağrısına uyar.

Yaşlı bir yazarın sözünü hatırlıyorum “bir daha hayata gelirsem daha az yükle yola çıkacağım” diyordu.

Benden de size ufak bir tavsiye…

“Yağmur yağıyorsa ıslanın, güneş yakıyorsa terleyin… Belki aynı mevsimleri bir daha yaşayamayabiliriz.”

Tolga Candur
Nereye Dergisi G. Yayın Yönetmeni