NEREYE GİDERSEN GİT, İSTANBUL'A GERİ DÖNERSİN!

İstanbul öyle bir memleket ki eğer havasından soluyup, suyundan tatmışsan bir kez, dünyanın neresine gidersen git, yine İstanbul’a dönersin. 
Avrupa’ya gidersin, müthiş bir medeniyetin izlerini sürmeye. Rönesans, romantizm, sanatı gezer gelirsin. Roma’da Collessium’u, Londra’da Twin Towers’ı gezer, Saint Nehri kıyısında ya da Sacre Coeur’de bir kahve molası verirsin. Gözünde Sultanahmet tüter. İstanbul’a dönersin.

Amerika’ya gidersin, Yeni Dünya’nın kültür mozaiğine tanık olmaya. New York’un eski adının New Amsterdam olmasına şaşırırsın, Kanada’daki Fransız kolonilerinin tarihini dinlersin. Bakarsın ki her bir insan başka bir kökten, başka bir kültürden. Aklına memleketin gelir, Mısır Çarşısı’nda bir sahne gözünün önünde. Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi, Çerkez, Laz, Gürcü, Bulgar, Sırp, Boşnak, Arap, Acem, Farisi, herkesin bu vatanın çorbasında bir tutam tuzu olduğu gelir aklına. İstanbul’a dönersin.


 
Latin Amerika’ya gidersin, sıcak kanlı insanların diyarına. Her köşebaşından bir müzik yükselir, neşeyle dans edenlerle etrafın çevrelenir. Herkesin yüzünde gülümseme, buyur eder seni kendi sofrasına. Meksika’da Taco’un tadına, Arjantin’de etin lezzetine hayran kalırsın. Birden tatman gereken lezzetler konusunda ısrarcı olan arkadaşın gelir aklına, İstanbul’a dönersin.

 

Kuzey Afrika’ya gidersin, baharat kokusu peşinden sürükler seni halk pazarlarına. Baharatından tütününe, tülbentinden çayına, tesbihinden bakırına… Her birini satmak için etrafında dolaşan satıcıların sesine ezan sesi eşlik eder. Birden gözlerinin önündeki sahne değişir, kendini Kapalı Çarşı’da bulursun. Burnunda elma çayı kokusu, kulağında Sultanahmet’ten yükselen ezanın sesi, İstanbul’a dönersin.
 

Uzakdoğu’ya gidersin, heryerden yükselen tütsü kokuları ile büyülenirsin. Bir tarafta Budist tapınaklarının sadeliği ve dinginliği, diğer tarafta Hindu tapınağının renkliliği, egzotikliği. İşte tam da bu mistik havayı soluduğun anda etrafın hoşgörü ile çevrelenir. Galata Kulesi’nin dibinden Mevlevihane’ye yürürken bulursun kendini birden, Yine İstanbul’a dönersin.
 
Kuzey Avrupa’ya gidersin, soğuk havada sabırla balık tutan, ağ atan balıkçıları izlersin. Kimi kıyıdan olta atmıştır, kimi kayığı ile açılmış, kimi ise ardında bekleyen bir sevgili bırakmıştır. Işte o an Haliç gelir aklına. Sabah günün ışımasıyla elinde oltası kolunda kovası 7’den 70’e pek çok kimse köprüde sıralanır. Usulca izlersin, Özlersin ve İstanbul’a dönersin.

Uzakdoğu’ya gidersin, Hong Kong’a mesela. Dimdik yükselen gökdelenler arasında nefes almak istersin, koşarsın deniz kıyısına. İşte o anda bir vapur sesi duyulur uzaktan ve martılar güne uyanır. Boğazda hissedersin kendini. Elinde bir parça simit martıları beslersin iki koca kıta arasında, İstanbul’a dönersin.
 
İstanbul özletir kendini. Sabah erken saatte güne uyanmayı, güneşinBoğaziçi Köprüsü üzerinde yükselişini, esnafın kepenk açma seslerini, bir vapur sirenini, vapurla yarışan simit avcısı martıları, ince belli bardakta sunulan çaya eşlik eden simidi, İstiklal Caddesi’nde kırmızı tramvayın gıcırtısını, balık pazarından yükselen “taze taze” seslerini, Galata Kulesi'nin tüm şehri tamamlayan siluetini, yorgunluk sonrası kahvelerini. İstanbul’u özlersin. İstanbul’u özlemeden edemezsin.
 Dünyanın neresine gidersen git, hangi kültüre karışırsan karış, İstanbul’dan bir iz bulursun. Ne kadar gezgin olursan ol, dünyanın neresine gidersen git, eğer İstanbul düşmüşse kalbine, mutlaka İstanbul’a dönersin.

TUĞÇE YILMAZ

Yazar Hakkında

TUĞÇE YILMAZ

 Yaklaşık 15 sene Medya satın alma ve Planlama sektöründe çok uluslu şirketler ile çalıştıktan sonra kendi tutkusu olan gezi ve seyahate yönelerek Gezimanya.com’u kurmuştur.1997 - 1999 İstanbul Üni