Gecelerin Yıldızı Belgrad

Belgrad'ın hem vize istememesi hem de ekonomik oluşu, aynı zamanda kısa sürede gezilebilecek bir yer olması ayrı cezbetti beni. Birçok blogda da övgü ile bahsedilince beni aldı bir merak. Cuma sabahı vardığımız şehirden, Pazar sabahı ayrıldık. Yavaş yavaş gezmeye başlayalım, bakalım Belgrad sizde nasıl bir izlenim bırakacak?

Belgrad, Türkiye'den 1,5 saat uzaklıkta ve saati bizden 1 saat daha geri, 11.30'da indik ama saat henüz 10.30, önümüzde koca bir gün var diye sevinmedik değil. Bavullarımızı aldıktan sonra döviz bürosunda taksi için bir miktar Euro bozdurduk. Otobüsle gitsek kişi başı 3 Euro diye duyduk, taksi ile ise kişi başı 600 Dinar ödedik; en azından kalacağımız yerin önüne kadar gelmiş olduk. Havalimanından çıkmadan taksi işareti olan masalar göreceksiniz, buradaki görevliye gideceğiniz adresi gösterin, adresin hangi bölgede olduğuna göre size tutacağı ücreti gösteriyor, kabul ederseniz bir fiş gibi bir şey veriyor, siz de bunu taksiciye veriyorsunuz. Bizdeki serbest piyasa anlayışı yok sanırım :)

Taksiyle 20 dakikada kalacağımız adrese geldik. Yolda gelirken çevreyi izlerken aslında ne kadar eski ve ne yazık ki bakımsız bir şehir olduğunu düşündüm. Şansımıza yağmurlu bir hava vardı belki onun da verdiği bir izlenim olabilir ama sıvaları dökülen apartmanlar, neredeyse tuğlası gözüken binalar içimi karartmadı değil... Ama bunun yanı sıra her yerden ağaç fırlaması, çoğu yerin yemyeşil olması da ayrı güzelliği tabi :)

Booking'den 3 odalı bir apartman dairesi kiralamıştık, odalara bavullarımızı atıp şehri keşfetmeye çıktık hemen. Daireyi bizden önce yine Türkler kiralamış ve cam kapı nasıl olduysa kırmışlar, onlar adına utanmadım değil. Ev filan kiraladığınızda lütfen düzgün kullanın emi, bak utanıyoruz sonra :) Ev kısa süre kaldığımız için idare ederdi, her yere yürüme mesafesinde, merkezi konumdaydı, haydi bir de kişi başı geceliğine 12 Euro filan ödedik diyeyim yeterli olduğuna ikna olun :)

Teknik konuları yeterince aktardığımı düşünüyorum, şehri gezerken tanırız diyerek gezdiğimiz gördüğümüz yerlerden başlıyorum anlatmaya...

Tesla'nın Külleri

Cuma günü hava resmen bize acımadı ve gün boyu yağmur yağdı, nedense yanımıza da daha uygun bir şeyler koymayan bizler oldukça zorlandık. Tabi aylardan Haziran sonu (!) olunca sıcak hava ümidiyle geldik ama yağmura yakalandık. Bir süre direndikten sonra şemsiyemizi alıp stratejik bir plan yaparak Nikola Tesla Müzesi'ni aradan çıkaralım dedik.

Fakültelerin arasında kalan öğrenci parkını geçtikten sonra meşhur caddesi (bizdeki İstiklal Caddesi gibi) Knez Mihailova'dan yukarı doğru çıkıp bir tatlı sarışın arkadaştan müzenin tarifini aldık. Tatlı diyorum çünkü arada bir şeyi yanlış söyledi ve sonra 'sorry, I am blonde' dedi :) Biz demedik kendisi dedi bakın. Müzeye doğru giderken bloglarda gördüğüm Hotel Moskova'nın önünde bizler de fotoğraf çektirdik hemen. Bu otel şehrin en lüks oteli imiş. Şehre gelen ünlü aktörler, tiyatro sanatçıları bu otelde kalıyorlarmış.

Oteli geride bırakarak telefondaki navigasyon sayesinde yolumuzu doğrulttuk. Kaldığımız yerin sahibinden bir tane turistik harita edindik ama üzülerek söylüyorum çok açıklayıcı olmadığından işimizi teknoloji çözdü.

Bayraklar ve resmi binalardan anladığımız üzere birçok devlet kurumunu geride bıraktık ve yağmur demedik soğuk demedik müzeye doğru ilerledik. Devlet binalarının son derece sade olduğunu belirteyim. Öyle süslü püslü değil ya da diğer gezdiğimiz yerler ile kıyaslayınca oldukça sade geldi.

Nikola Tesla Müzesi'ni sonunda bulup şemsiyelerimizi park ettik ve 500 Dinar'a biletlerimizi aldık. Belirli aralıklarla genç bir arkadaşın anlatımı eşliğinde sinevizyon izleyip çeşitli deneyler yapıyorsunuz. Biz geldiğimizde 10 dakika önce yeni bir grup sunumu başlamıştı, hemen ona katıldık. Nikola Tesla'nın bilim dünyasına katkılarını ve hayatını daha ayrıntılı biçimde http://www.tesla-museum.org/ adresinden müzenin sitesine ulaşıp inceleyebilirsiniz. 2 katlı müzenin alt katı ziyarete açık, en son odada da Tesla'nın külleri sergileniyor. İnsanlığa bu kadar katkısı olan bir bilim adamının otellerde sefalet içinde öldüğünü öğrenmek de üzücü bir durum.

Nikola Tesla Müzesi

Geldiğimiz yönden geri dönerken ve dönüşte uğrarız dediğimiz Aziz Mark Kilisesi'ne uğradık. Bu kilise Tasmajdan Parkı'nın hemen yanında bulunuyor. 1940'ta tamamlanan kilise Bizans mimarisini canlandırmak için yapılmış fakat içerisinde hiç fresk yoktu.

Belgrad'da "Üsküdar'a Gider İken" Sürprizi

Hotel Moskova'nın bulunduğu bulvara geldiğimizde kendimizi yağmurdan sırılsıklam olmuş halde ilk bulduğumuz kafeye attık. Belgrad'da kafeden bol bir şey yok haa tabi bir de diskodan başka :) Kahvelerimizi içip az enerji depolamak ve havanın bozduğu moralimizi yerine getirmek için suflelerimizi bir güzel yedik. Yalnız şu 2 gün boyunca hesap ödemek ayrı eğlenceydi, bulmaca gibi desem yalan olmaz :) Binli rakamlarda hesap geliyor, hooop elindeki destelerden bul buluştur derken, herkes birbirine borçlanıyor filan ufak çaplı kargaşalar yaşadık her adisyon gelişinde :)

Biraz kuruduktan sonra evimizin gidiş rotasında olan Knez Mihailova'dan bir kez daha geçip eve geldik ve odalarımızda dinlendik. Akşam yemeği için şehrin şu meşhur 'Bohem Köşesi' sayılan Skadarlija'ya gittik. Bu cadde şehrin en eski mahallelerinin birinde bulunan Arnavut kaldırımlı bir sokak aslında. Yan yana sıralanmış restoranlarda yemeğinizi yerken Sırp müzikleri dinleyebiliyorsunuz. Bizdeki fasılcı arkadaşlar gibi burada da masa masa gezip size birkaç şarkı çalıyorlar. Bize de düşen 'Üsküdar'a gider iken' oldu :)  Yalnız Türk olduğumuzu nasıl anladılar hala düşünüyorum :)

"Kuvvetli Boğazlar"

Sokağın çiçekli ve birbirinden güzel restoranları ile büyük porsiyonlu lezzetli etleri ilk günün yağmur kasvetini hemen unutturdu. Grup üyeleri yukarıdaki fotoğraftan 'ah keşke benim de böyle fotoğrafım olsa' demekten kendini alamazken, Özge bu pozun keyfini sürdü :) Ben ise sürekli yedim :) Belgrad'da 'Kuvvetli Tabanlar' yerini 'Kuvvetli Boğazlar'a bıraktı belirteyim. Cici kebabı deneyebilirsiniz, bizdeki İnegöl köfte benzeri ama 2 katı büyüklükte bir porsiyonla geliyor. Biz kaymaklısını tercih ettik. Sırp salatası bildiğimiz domates ve salatalık ama üzerine lezzetli bir peynir rendeleniyor. Mönülerde zaten kuzu eti, dana eti ya da domuz eti mi yazıyor. Şimdiden afiyet olsun :) Bu arada hesabın hepsini ya nakit ya da kredi kartıyla ödeyebiliyorsunuz, ben karttan ödeyeyim sen nakit öde yok :) Fiyatlar ise diğer ülkelere kıyasla son derece uygun, kişi başı 10-15 Euro'ya tıka basa doyduk.

Keyifli yemekten sonra, Okan'ın disko aşkına yenik düşerek internetten bulduğumuz birini seçerek yola koyulduk. Diskoyu bulduğumuzda şehirde gece ayrı bir yaşam olduğu kendini belli etti. Şehirdeki gençler sanırım gece ortaya çıkıyor:) Bizim seçtiğimiz yer tekno müzik yapan bir diskoymuş. Tekno müzik olması yanlış bir tercih oldu sanki. Son ses ve sigara dumanı (Belgrad'da restoran ve kafelerde sigara yasağı yok, kapalı ortamlarda da içiliyor), bir yandan da günün yorgunluğu derken, Okan halimize acıdı da taksiyle otelimize geri döndük. Tabi bu arada ertesi gece disko ve sınırsız eğlencenin sözünü kaptı :) Belgrad'da gece yaşamı oldukça aktif ve sayısız disko var. Hatta gündüz kafe olan yerler geceleyin diskoya dönüşüyor. Şu Sava'nın kenarında kurulan yüzen diskoları merak etmiyor değildim ama kaldığımız yere uzaktı, taksiyle gidebilirdik belki ama yağmur tüm enerjimizi aldığından nedense iyi bir planlama yapamadık...

Nihayet Güneş...

Ve sonunda güneşli bir sabaha uyandık! Bu enerjiyle dün Nikola Tesla Müzesi'ne giderken gördüğümüz ve birçok yerde ünlü 'Pekara' yani pastahane olarak geçen Toma'ya doğru yola koyulduk. Toma'yı Hotel Moskova'ya doğru giden caddede bulunuyor. Bizdeki börek, Sırpça burek yemeğe doğru giderken 'Öğrenci Parkı'nı, fakülteleri ve şehrin kırmızı otobüslerini fotoğrafladık. Bu öğrenci parkı geceleri gençlerle dolup taşıyormuş, Okan bizzat şahit olmuş :) Fakülte binalarının arasında kaldığından öğrenci ve gençler için sosyalleşme yeri olmuş sanırım.

Geldik Toma'ya. Kafe tarzı olmadığından ayakta yemek zorunda kaldık. Ayrana benzer yoğurdumsu içeceğinizi ya da sallama çayınızı alıp kahvaltı edebilirsiniz. Peynirli, patatesli, ıspanaklı böreklerin yanı sıra dilim pizzalar da bulabilirsiniz. Ispanaklı-peynirliyi tavsiye ederim ;)

Toma

Kahvaltımızı ettikten sonra Kalemegdan'a doğru yola çıktık. Kalemegdan'a doğru giderken meşhur caddemiz KnezMihailova'dan bir de güneşli havada geçelim dedik ve iyiki de demişiz, cıvıl cıvıl bir cadde karşıladı bizi. Şehrin kalbi sayılan bu caddenin bir ucu Kalemegdan'a diğer ucu ise Cumhuriyet Meydanı (Trg Republike)'na varıyor. Caddenin üzerinde 1800'li yılların sonda inşa edilmiş tarihi binalar, binaların arasında pasajlar ve yan yana sıralanmış kafeler yer almakta. Araba trafiğine kapalı bu caddenin ortasından tramvay geçse alın size İstiklal Caddesi :)

Aşağıda bu ünlü caddeye dair bir sürü fotoğraf göreceksiniz, 'ee hani canlıydı?' demeyin hemen, bunlar sabahtan çekilmiş fotoğraflar, biz Kalemegdan'dan dönerken oldukça kalabalıktı.

Aşağıdaki fotoğraf da benim engellenemez çiçek ve balkon sevgimi yansıtsın :)

Kalemegdan'a gelir iken de bir klip çekimine denk geldik ve yöresel kostümlü arkadaşları fotoğrafladık. Halk oyunlarını izledik. Yukarıdaki soldaki çarıklar da şehrin simgelerinden sanırım, çünkü; birçok hediyelik eşyacı da vardı. Siz de hatıra olarak alabilirsiniz.

Kalemegdan Manzaraları

Ve günümüzün aslında ilk durağı sayılan Kalemegdan'a geldik. Türkçe adıyla Kale ve Meydan kelimelerinden oluşan bu alan, zamanında şehrin askeri üssü olarak kullanılan kale ve onu çevreleyen büyük bir meydandan oluşmaktaymış. Şu anda da bu yemyeşil geniş meydan park olarak kullanılıyor. Yürüyüş yapan, koşan ve banklarda oturup keyif yapan insanları görebilirsiniz. Ayrıca askeri müze, hayvanat bahçesi ve çeşitli spor sahalarına da ev sahipliği yaptığını göreceksiniz. Ücretsiz olan kale ve parkı, Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği manzarayı görmek, seyretmek ve fotoğraflamak için tek yer sanırım. Yemyeşil doğal ortamı insanı büyülüyor :) Fotoğraf için özellikle gün batımında gidilmesi tavsiye ediliyor, fakat; biz zaman darlığından dolayı manzaranın öğle saatlerine denk gelebildik, sizin aklınızda olsun ;)

kalemegdan1

kalemegdan2

Belgrad'ın Otantik Mahallesi: Zemun

Belgrad gerçekten ufacıcık bir şehir, bir geçtiğini yerden defalarca geçiyorsunuz. 2 no'lu tramvayın methini duymuştuk, şehri baştan başa geziyorsunuz diye. Doğru mu bindik bilmiyorum ama Kalemegdan'ın önündeki duraktan 2 no'lu bir tramvaya bindik ve şehrin çevresinde tam tur dolaşıp bindiğimiz yerde indik. Yine yine yeniden Knez Mihailova'dan geçip hediyelik eşyacılardan magnetlerimizi aldık. Elimizde dondurmalar, meydanı son kez fotoğraflayıp Zemun'a nasıl gideceğimizi araştırmaya koyulduk. Genellikle genç kesim İngilizce biliyor, zorluk çekmezsiniz diye düşünüyorum. Biz yanlış hatırlamıyorsam 15 numaraya binip Zemun mahallesinin başladığı yerde indik. Otobüslere, tramvaya bilet filan almadık, size gerek var yok diye yorum yapmayayım, kontrol olursa ceza öderken kulaklarım çınlamasın :)

Yol tarif ediyorlar ama örneğin Zemun için çok yürürsünüz diyen oldu, çok bir şey yok diyen oldu, siz yorumlara kulağınızı tıkayın ve gitmek istiyorsanız gidin ve tabi ki yürüyün :) Biz bu sayede Sava'nın üzerinde yüzen kafelerin birinde güzel bir kahve arası verdik, arada sallana sallana kahvelerimizi içerken eski ama bir o kadar da doğal güzellikleri olan bir şehir dedirtti kendine Belgrad.

Kahve molasından sonra nehrin kenarından dümdüz yürüdük. Balık kokuları gelmeye başlayınca anladık ki Zemun'dayız :) Zaten bu bölgeye doğru Tuna nehrinde balıkçı teknelerini de göreceksiniz. Zemun, Yeni Belgrad'ın otantik bir mahallesi sayılıyor. Nehrin kenarında balıkçı restoranları göreceksiniz, buralarda balık yiyebilir, dar sokaklardaki kiliseleri ve Gordos kulesini ziyaret edebilirsiniz. Kulenin bahçesinde merdivenlere sıralanıp bir haylice dinlendikten sonra tekne turu mu yapsak dedik. Akşam saatlerine yakın olduğundan ve otobüs durağı bul et derken ki tur var mı yok mu bilgimiz de olmadığından tekne turumuzu gerçekleştiremedik. Umarım tekne turu zaten yoktur da içimizde kalmamış olur :)

Son Gece

Rezervasyon yaptırdığımız meşhur '3 Şapka' restoranımıza geldik. Sokaktaki en şık yerlerden biri olduğu belliydi. Daha büyük ve daha kalabalık bir mekandı. Fiyatlar bir önceki gittiğimiz yer ile çok çok farklılık göstermiyordu açıkçası. Ben pek etten anlamam ama arkadaşlar buranın köftesinin daha iyi olduğunu söylediler. Garsonumuzda gayet güzel Türkçe bildiğinden bize ne domuz eti ne kuzu eti hızlıca anlattı. Müzisyenler de yine bir 'Üsküdar'a gider iken', 'Ya Mustafa Ya Mustafa' vb. şarkılar çalarak yemeğe eşlik ettiler.

Bu sokak gruptaki herkesin hoşuna gitti. Gerçekten cıvıl cıvıl, birbirinden güzel mekanlar var. Mutlaka birinde yemek yiyin derim. Yağmur ve soğuk olmadığından masalar mekanların dışına, sokaklara taşmıştı. Yarın sabah uçuşumuz olduğundan son fotoğraflar için bir kez daha turladık.

Bizi getiren taksilerin birinden arkadaşlarımız  taksicinin kartını almıştı. Bir önceki geceden mesajla anlaştık ve bir arkadaşıyla bizi kaldığımız yerin önünden almaya geldi. Çok candan bir adam olduğu belliydi, Okan'a diskoya giderken neden kendisine haber vermediğine bile kızdı :) Siz de herhangi bir taksiciyle anlaşıp havalimanına nasıl gideriz stresi yaşamayabilirsiniz.

Belgrad'a yağmursuz (!) 2 tam gün gayet yeter, hadi yetmedi diyelim 3 gün gayet yeterli. Bizim gidemediğimiz Ada Ciganlija'ya gidip bisiklet sürer, Sava Katedrali'ni ziyaret eder ve nehirde yüzen baraka diskolarda eğlenirsiniz. Belgrad'ın vizesiz, ekonomik, görülecek yerlerinin çokluğu ve gecelerinin ayrı eğlenceli oluşu sizi cezbedebilir belki. İşte aşağıdaki yer de benim Skadarlija'daki favori mekanım! Gidip görün, bakalım sizin favoriniz neresi olacak? :)

#Makedonyadan yazılar alanında göster
Kapalı