Bali Gezisi: Tellalalang Pirinç Terasları ve Ubud

Bali’ye daha önce defalarca gittim. Ama bu gidişim biraz daha farklıydı. Çünkü bu gidişimde bambaşka bir Bali gördüm. Sanki tüm ada kabuk değiştirmiş ve tam bir Instagram adasına dönüşmüştü. Ne mi kastediyorum? Adanın her köşesinde Instagram’da ya da diğer sosyal medyalarda paylaşabileceğiniz enfes dekorlar yaratılmış. Ve buralarda fotoğraf çektirmek için zaman zaman uzun sıralar bile beklemeniz gerekiyor. Özellikle de adayla özdeşleşmiş olan uçsuz bucaksız uzanan pirinç tarlalarında.

Endonezya’nın en meşhur tatil destinasyonu olan Bali, doğuda Lombok, batıdaysa Cava adaları arasında bulunuyor. Başkenti Denpasar. Gitmek yakında çok daha kolaylaşacak çünkü Temmuz 2019 itibariyle Türk Hava Yolları direk Bali’ye uçuşa başlayacak. Yani vakit kaybetmeden rezervasyon yapın.

Bali’nin yüzölçümü 5.780 kilometrekare. Nüfusu ise yaklaşık 4.2 milyon, bunun içinde yaklaşık 30.000 expat da var. Endonezya’daki en geniş Hindu azınlığı Bali’de yaşıyor. Bu nedenle irili ufaklı sayısız Hindu Tapınağı var. Nüfusun yaklaşık %83.5’i Bali Hinduizmi’ni benimsemiş. Öte yandan, ada Budistlere, Hristiyanlara ve Müslümanlara da ev sahipliği yapıyor. Bali halkının yaklaşık %90’ının kökeni Avustronezya’ya dayansa da adada Melanez ve Hint kökenliler de bulunuyor. Adada en yaygın konuşulan diller Balice ve resmi dil olan Endonezce. En çok konuşulan yabancı dillerse turizmin de etkisiyle İngilizce ve Çince.

Bali, 16. Yüzyıl itibariyle Hollanda etkisine girmiş ve 19. Yüzyılda Bali krallıkları sömürge haline gelmiştir. Bali’nin de dahil olduğu Endonezya, 1940’larda bağımsızlığına kavuşmuştur. Sonraki yıllarda yaşanan doğa felaketleri ve 2000’lerdeki saldırılar adayı zora soksa da Bali turizm sayesinde ekonomisini güçlendirmiştir.

Bali kültürü, misafirperverliğiyle dikkat çekiyor. Ayrıca Bali, doğal güzellikleri olduğu kadar sarayları ve egzotik tapınaklarıyla da biliniyor. Ancak Bali, en çok pirinç tarlalarıyla ünlenmiştir. Büyük bir pirinç terası olan Tegalalang, bu tarlalar arasında en meşhuru. Dolayısıyla biz de turumuza buradan başlıyoruz.

Arabayı park ettiğimiz alandan Pirinç tarlaları girişine kadar sayısız hediyelik eşya dükkanı var. Malum Bali’de el ürünleri özellikle de ahşap oymacılık çok gelişmiş. Fiyatlar çok makul seviyelerde. Dilerseniz Pirinç tarlalarına girmeden tarlalarda pozunuza yakışacak yöresel bir şapkayı buradan kolaylıkla edinebilirsiniz. Dedim ya burası tam bir instagram adası olmuş. Tellalalang denen pirinç terasları zaten olmuş size Instagram terasları. İlk girdiğimizde şöyle tarlalara bir tepeden baktık, çalışan işçi sayısı belki 2, belki 3. Çalışan Instagramcı sayısı nereden baksanız 100 :) Gerçi ne Ubud’un, ne Nusa Dua’nın, ne de Bali’nin diğer noktalarının durumları da hiç farklı değil. Biri elindeki minik kameraya konuşuyor, başkası cep telefonuyla hasır şapkalı kız arkadaşının uçuşan etekli pozunu çekiyor. Öteki arkasını dönmüş selfie peşinde, beriki yoldan geçen birinden daha sonra filtrelerle suyunu çıkaracağı fotoğraf karesini çekmesini rica ediyor.

Bali’de geçici ya da kalıcı durumda yerleşik pek çok fotoğrafçı, sosyal medya fenomeni, blogger, Instagrammer var zaten. Belki de onların da etkisiyle her köşebaşında fotoğraflarda ilginç ve güzel çıkması için bazı düzenekler yapılmış. Kalp şeklinde otlar, etrafında “I love Bali” yazan çerçeveler, ayaklar havada çıksın diye kurulmuş salıncaklar, neler neler.

Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi çok emin değiliz ama bir turistik yerin tanıtımına çok büyük katkıda bulunduğu kesin. O zaman biz de buradan birkaç kare paylaşalım :)

En fazla sırayı salıncakta beklemek gerekiyor. Ancak bindiğinizde pirinç tarlaları üzerinde sallanmak nefes kesici.

Salıncak faslından sonra tarlaların içinde yürüyoruz. Tegalalang Pirinç Terasları’nın artık tamamen turistikleştiğini ve burada turizm gelirlerinin pirinç tarımından kat kat fazla hale geldiğini söylemeye gerek yok sanırım. Murat, tarla içinde gördüğümüz bir Balili‘den poz vermek üzere kafasındaki geleneksel şapkayı ve sırtındaki pirinç askısını fotoğraf çektirmek için kiralıyor. İşimiz bitince çiftçi abiye para vermek için elimizi cebimize attık... Aaa!?!? Bozuk yok. Abi bizden 2000 rupi istiyor, biz de hep büyük banknotlar var. “Bozar mısın?” dedik, bozuğu yok. 1-2 dakikalık çaresizlik anından sonra “Yok boşverin parayı” dedi. O turistik ortamda herkesin çakal olmasını bekliyorsunuz, bu abi öyle değil.

Neyse el final, tabi ki abiye biraz fazlaca ödeme yaptık. Boş bırakacak değildik herhalde ;) Görünce hoşuna gitti, Murat’ın omzuna sarıldı. Eh o zaman da bu kareyi çekmek şart oldu. Hemen şapka takıldı, askı asıldı. Veeee şipşak!

Buradan sonra yemek yemek üzere harika bir restorana gittik. Açıkhava restoranı formundaki bu alanda Bali kültüründe “Bale” adını verdikleri çok sayıda çardak var. Geleneksel Bali evi çardaklarının dört tarafı açık ancak tepesi sazlık bir çatıyla kaplı.

Şu çatıdaki estetiğe, şu havuzdaki renkli balıklara, ortamdaki dinginliğe bakar mısınız? Bali’nin böyle etkileyici, büyülü bir havası var işte. Burada yediğimiz baharat ve acı sosun yoğun kullanıldığı yemekler tam anlamıyla müthişti.

Buradan sonra günün ikinci durağı Ubud’daki Padangtegal köyündeki Ubud Monkey Forest. Burada maymunlar turistlerin çok ilgisini çekse de, aslında burası yalnızca turistik bir alan değil. Hindu olan Bali halkı arasında buranın önemli kutsal anlamlar da taşıdığına inanılıyor. Orman içerisinde tapınakların yanı sıra dini tören alanları da var.

Ramayana destanındaki maymun tanrı Hanuman’ı bilirsiniz belki. Biz önce kutsallık bundan dolayı sanmıştık. Ancak öyle değilmiş. Bu alanın esas anlamı şu 3 sözcükte saklı: Tri Hita Karana. “Tri” üç demek, “hita” mutluluk, “karana” da yol, yordam gibi bir anlama geliyor. Yani “mutluluğun üç yolu”.

Bu Hindu anlayışına göre mutluluğun üç yolu şu: insanla insan arasındaki ilişki, insanla çevre arasındaki ilişki ve insanla tanrı arasındaki ilişki uyum içindeyse insan mutlu olur. Nasıl ama? Aynı dinden olmasak da ne demek olduklarını hemen anlıyoruz, öyle değil mi?

İşte insanın çevreyle uyumunu da güzel bir örnekle bu parkta gösteriyor bize Bali. 700 kadar makak maymunu bu ormanda koruma altında mutlu ve uyum içinde yaşıyor. Sizce de harika değiller mi?

Günün son durağı ise Padma Resort Ubud. Pirinç tarlalarına hakim manzarasıyla çok keyifli bir otel burası. Aynı zamanda oldukça ünlü bir Spa merkezi. Zaten Bali demek bir nevi masaj demek :) Günün yorgunluğu da başka türlü çıkmazdı zaten. Burası aynı zamanda günbatımını izlemek için de harika bir yer. Biz de geçiyoruz havuz kenarına elimizde birer kadeh içkimiz ve güne veda ediyoruz.

Uluwatu, GWK Center ve Jimbaran yazımızı da okumak için tıklayın!

TUĞÇE YILMAZ

Yazar Hakkında

TUĞÇE YILMAZ

 Yaklaşık 15 sene Medya satın alma ve Planlama sektöründe çok uluslu şirketler ile çalıştıktan sonra kendi tutkusu olan gezi ve seyahate yönelerek Gezimanya.com’u kurmuştur.1997 - 1999 İstanbul Üni