MONT ST MİCHEL HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

İnce bir hat üzerinde, surlarla çevrili kayalık bir yamacın kıyısında denizle burun buruna yükselen ihtişamlı bir şato görüntüsü Fransa’nın en sembolik görüntülerinden birisidir ve o görüntü Mont St Michel’in yüzüdür. Kuzey Fransa’nın Aşağı Normandiya kıyılarına kurulmuş bu küçük ada dünya üzerinde Orta Çağ’dan bugüne miras kalmış en kendine has noktalardan birisidir. Günümüze dek oldukça iyi korunmuş olan bu kent sarmal sokakları ve mimarisi ile hafızada iz bırakan türden güçlü ve etkileyici bir atmosfere sahiptir.

1979’dan bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kentin tarihi MS 460 yılına dek uzanmaktadır. Avrupa'nın en yüksek gel-git varyasyonlarına sahip körfezi olmasıyla ünlü olan Mont Saint Michel’in güçlü ve dayanıklı sur yapısı kenti dalgalardan korumak içindir. Zira alçak ve yüksek gelgitler arasındaki fark yalnızca altı saat arayla 15 metreye ulaşabilmektedir. Gelgit katsayısının 100’ün üstünde ve gelgitlerinse 14 metrenin üzerine çıktığı iki sefer yaşanmış ve bu iki olayda da kent tamamen suyun altında kalmıştır. Kentin tekrar su yüzüne çıkması ise yaklaşık iki ayı bulmuştur.

MONT SAİNT MİCHEL’E NASIL GİDİLİR?

Otopark girişindeki uzun kuyruklara ve otopark yüksek ücretlerine rağmen Mont Saint Michel’e en uygun ulaşım yine de araba ile olacaktır. Günübirlik turistik ziyaretlerin çokça yapıldığı kentte otoparklar o kadar büyüktür ki asla tam olarak dolmaz. Kentin Paris ile arasındaki mesafenin de yaklaşık dört saat olduğunu hesaba katarsak buradan araba kiralayarak Mont Saint Michel’i ziyaret etmek oldukça makul bir alternatiftir.

Paris ile Mont St Michel arasında doğrudan tren servisi yoktur ancak trenle Pontorson’a seyahat ettikten sonra buradan otobüsle yolculuğun son ayağını gerçekleştirmek de mümkündür. Bu noktada en iyi seçenek Gare Montparnasse’dan Rennes’e giden araçlara binmektir. Bu yolculuğun ardından adaya Rennes’den Mont Saint Michel’e 90 dakikalık bir transfer imkânı sağlayan araçlar tercih edilebilir. Rennes tren istasyonunun hemen dışından hareket eden araçlar günde dört kere sefer düzenlemektedir ve saatleri trenin varış saati ile uyumludur. Otobüslerde 25 yaşın altındaki veya 60 yaşından büyük yolcular için yüzde 25 oranında indirim sağlanmakta olup bilet fiyatı 15 euro’dur. 12 yaşından küçük çocuklar için ücretsiz olan otobüs biletleri, otobüse binerken sürücüden satın alınabileceği gibi önceden otobüs terminalinde de alınabilir. Buraya bisikletle gelmeyi tercih eden günübirlik ziyaretçilere de çokça rastlayabilirsiniz. Bunun sebebi ise bisikletle park etmede park ücretinin alınmıyor oluşudur.

Mont Saint Michel içi ulaşım söz konusu olduğunda ise tek bir alternatifiniz var o da yürümek. Duvarlarla çevrili bu şehrin iki adet kapısı vardır. Kaya yolunun sonunda ana kapısı olan Porte de l’Avancée, doğrudan hediyelik eşya dükkânları ve turistlerin bulunduğu bir blokla dolup taşan Grande Rue’ye doğru uzanır. Biraz daha az yüksekliğe sahip çamurlardan oluşan muhteşem bir manzara sunan surlarla çevrili diğer kısmı takip etmek de ana kapıdan girdiğinizdeki ikinci yol alternatifinizdir. Ana kapının solunda bulunan ve daha az kullanılan Porte Eschaugette ise kentin en sessiz yoludur. Bu üç anayol güzergâhının ortak noktası ise adanın tepesindeki Abbey’de buluşuyor olmalarıdır.

MONT SAİNT MİCHEL’DE YAPILMASI GEREKENLER

Dört tarafı surlarla çevirili Mont Saint Michel’de spesifik noktalardan ziyade kentin tamamını bir bütün olarak hissetmek çok daha doğrudur. Orta Çağ’dan günümüze yüzlerce dalgaya ve sel felaketine karşın mükemmel şekilde muhafaza edilen bu Orta Çağ kentinin dayanıklılığı ve ruhu kentin tüm sokaklarına sirayet etmiş durumdadır. Çamur birikintilerinin üst üste binerek oluşturduğu manzaralar ise başlı başına bir doğa harikasıdır. Bu noktada turistlere buraya gelirken yanlarında getirecekleri ayakkabılar konusunda dikkatli olmaları uyarısı çokça yapılır. Pek çok kafe ve restoranın bulunduğu, sarmal sokaklarında dolaşırken kendinizi 12. yüzyılda bir hikâyenin içinde gibi hissedeceğiniz Mont Saint Michel’de zamanı unutacaksınız.

Bir zamanlar mütevazı bir küçük manastır olan Mont Saint Michel Manastırı ada ve onun sur kaleleri içinde etkili bir şekilde yer etmiş noktalardan birisidir. Fransız Devrimi sırasında bir hapishane olarak kullanılan ve sonrasında kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçen bu mekânda devrimin ardından kurtuluşu kutlamak bugün de devam eden bir ritüel haline gelmiştir. Bu ritüel pazartesi hariç her gün 12.15 saatinde çan çalınmasıdır. Notre-Dame-sous-Terre Şapeli ise 12. yüzyılın başlarında inşa edilmiştir.

Mont Saint Michel’in en meşhur yiyeceği ise omletleridir. Buraya geldiğinizde köpüklü ve hafif çırpılmış bu özel omletlerin tadına mutlaka bakın deriz. Sahil boyunca dolaşırken karşınıza çokça çıkacak koyunların sütünden hazırlanan tuzlu peynirle yapılan omletler kentin en sembolik lezzetlerindendir.