Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
1971 yılında Adana’da doğdum, Adana Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Uludağ Üniversitesi Endüstri mühendisliği bölümünde lisans eğitimimi ve sonrasında ise yine aynı üniversitede İşletme yüksek lisansımı tamamladım. Uzun bir aradan sonra, bu yıl başında da Çukurova Üniversitesinde Endüstri Mühendisliği doktorasına başladım. Yaklaşık 16 yıldan beri, öğrenciyken “bu sektörde çalışılır mı, Allah yazdıysa bozsun” dediğim tekstil sektöründe Endüstriyel Verimlilik Müdürü olarak çalışıyorum. Adana’da yaşıyorum, 9 yıldır evliyim ve neredeyse doğduğundan beri sürekli bizimle seyahat eden 5,5 yaşında bir erkek evladımız var.

Bir “gezgin” olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Aslında gezmek ya da doğru bir deyimle seyahat etmek diyelim, bir virüs gibi, aşısı veya tedavisi yok, kanınıza girdi mi kurtulamıyorsunuz. Hatta gezdikçe, yeni yerler yeni ülkeler keşfettikçe daha fazla yer, daha fazla ülke diye hırs yapmaya başlıyorsunuz. Bu hırs-istek nereye kadar devam eder bilemiyorum ancak bu virüsün bulaşması için bir yerlerden başlamak gerekiyor. Komik gelebilir belki ama her ne kadar şu an başka havalimanlarından da yurtdışına uçuş yapılabiliyor olsa da öncelikle Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinden başlamak, oranın havasını solumak lazım gibi geliyor. AHL dış hatlar terminalindeki pasaport kontrolünden geçtiğim anda artık başka bir yerde başka bir ülkedeymiş hissi uyanmıştır sürekli bende, o andan itibaren Türkiye ve içinde bulunduğu karmaşa-stres ortamıyla ile hiçbir bağım kalmıyor artık. Hatta yurtdışında iken kesinlikle haber okumamaya ya da dinlememeye de özen gösteriyorum. Çevremde konuştuğum birçok insan çekindiği, ne yapacağını bilmediği için yurtdışına çıkma cesareti gösteremiyor, ancak dediğim gibi ya turlarla ya arkadaş grubuyla bir kez çıktıktan sonra devamı geliyor. Bunun için yabancı dile veya yüksek bir bütçeye ihtiyaç olduğunu da düşünmüyorum. Hatta birçok ülkede tarzanca konuşarak insanlarla daha iyi anlaşabiliyorsunuz. Bu arada gezginlerin bloglarını da takip etmeye çalışıyorum. İnanılmaz insanlar, inanılmaz gençler var ülkemizde. Tek başlarına Güney Amerika kıtasını keşfedenleri mi ararsınız, Hindistan’da, Nepal’de aylarca dolaşanları mı ararsınız, gerçekten inanılmaz hikâyeler var!

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Bugüne kadar gördüğünüz yerler arasında sizi en çok neresi etkiledi?
Bu konuda 2-3 farklı seçeneğim olsa da en ağır basanı kuşkusuz New York. İnanılmaz canlı bir şehir, hayat 24 saat yaşanıyor resmen. Hatta bana “son bir seyahat hakkın kaldı nereye gitmek istersin” diye sorsalar, cevabım “Tabii ki New York” olurdu. Bunu söylerken NY’a 2 kez gittiğimi, 2 seferinde de kış aylarına denk geldiğini ve gözlerimden yaşlar gelecek kadar soğuk olduğunu da sözlerime eklemeliyim. JFK havalimanından çıktığınız anda, sürekli seyrettiğimiz dizilerden veya filmlerden olsa gerek, NY, bir film sahnesinin içindeymişsiniz hissi uyanıyor. Times Square, 5th Avenue, Central Park, Empire State, Özgürlük Anıtı ve daha niceleri, hepsi de çok etkileyici. NY demek aynı zamanda Manhattan, Brooklyn ve Long Island demek. NY sadece görsel bir şölen sunmuyor ziyaretçilerine, aynı zamanda nefis yemekler ve gurme restoranlarda sunuyor. Dünyanın tüm mutfaklarını bulabileceğiniz gibi sokak satıcılarını ve “Deli” denen kahvaltı-atıştırmalıklar sunan market tarzı yerleri de denemenizi öneririm.

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Balayınızı Uzakdoğu’da geçirmişsiniz, hangi şehirleri gördünüz biraz anlatır mısınız, balayına gideceklere Uzakdoğu’yu tavsiye eder misiniz?
Uzakdoğu hatıraları aklıma geldikçe, sürekli bir gülümseme beliriyor yüzümde ve inanın içim mutlulukla doluyor. Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık. Bazıları yemeklerden, kokulardan şikâyet edecektir ancak gerçek bir macera ve deneyim yaşamak istiyorsanız her balayı çiftine ve hatta herkese öneriyorum, ancak bana sorarsanız ilk seferinde bir tur şirketiyle gitmenin daha keyifli olacağı düşüncesindeyim.  Biz Bangkok, Pattaya ve Singapur’un içinde olduğu 10 günlük bir tur almıştık ama aynı zamanda günübirlik olarak Singapur’dan otobüs ile Malezya’ya da gitme fırsatı bulduk. Yolculuklarımızı keyifli yapan diğer bir unsur ise sunduğu hizmet kalitesi ile Singapur Havayolları’ydı. Uzun bir uçuş olmuştu ve evimizden çıktıktan 27 saat sonra Bangkok’a ulaşmıştık. Bu kadar uzun bir uçuşun en keyifli yanı, sonrasında Bangkok’ta yaptıracağınız 2 saatlik bir Thai masajı. Nehir gezisi, fil gösterisi, yüzen market, yılan şovları, timsah çiftliği, egzotik meyveler ve harika bir deniz deneyimi Tayland’da tadacağınız zevkler. Tayland’dan sonra gittiğimiz Singapur ise daha sakin daha modern ancak kesinlikle görülmesi gereken bir ülke-şehir. Tayland’da 7 günlük yeme- içme macerasından sonra Singapur’daki ilk akşam riverside’da gittiğimiz İtalyan lokantasında turdaki herkesin sızma zeytinyağı-balzamik sos ve parmesan peynirine ekmekle saldırması görülmeye değerdi şahsen.

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Dresden’de de bulunmuşsunuz, çok popüler bir şehir değil, sizin gözünüzden dinleyebilir miyiz?
Dresden her ne kadar popüler bir şehir olarak karşımıza pek çıkmasa da aslında “Krallar Kenti “ olarak biliniyor ve Elbe’nin (Nehri) Floransa’sı diye geçiyor. Mimarisi ve tarihi güzellikleri ile, özellikle Prag’a gidenler için, günübirlik gidip görülebilecek güzel bir şehir. Prag’dan otobüsle 2 saatte gidebiliyorsunuz ve neredeyse tüm tarihi ve turistik mekanlar şehrin Altstadt denen merkezinde konsantre bir biçimde toplandığı için rahatça kısa süre içerisinde gezebiliyorsunuz. Şehir 2. Dünya Savaşı sırasında büyük bir yıkıma uğramış ve müttefikler tarafından ağır bir bombardıman geçirmiş olmasına rağmen Almanlar tarafından neredeyse aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş. Ben tüm şehri yürüyerek dolaşmama rağmen biraz yoruldum ancak gayet keyif aldım. Altmarkt platz, Zwinger Saray, Frauenkirsche, Theaterplatz, Brühlsche Terrace, Fürstenzug, Augustus Köprüsü ve Neustadt kısmında yer alan Altın Atlı Heykeli görebilir ve çeşitli müzeleri gezebilirsiniz.

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Montreal seyahatiniz ne zaman gerçekleşti, Montreal’de yaşam sizce nasıl?
Yaklaşık 1 sene önce Montreal’a gittim. Havalimanına indiğiniz andan itibaren dünyadaki diğer ülkelerden farklı bir ülkeye indiğiniz hissi uyanıyor. Gülümseyen insanların ülkesi diye adlandırıyorum ben Kanada’yı. Sabah yolda yürürken hiç tanımadığınız insanlar gülümseyerek yanınızdan geçiyor, hiç tanımadığınız bir insan size “Merhaba, günaydın” diyor. Ancak bunda Kanada’nın İngiliz-Amerikan etkisinden ziyade Fransız etkisinin yattığını düşünüyorum. Çünkü bu tür yaklaşımlar hiç Amerikanvari bir yaklaşım tarzı değil bence. Gördüğüm kadarıyla Montreal’de yaşam pek de kolay değil, insanlar bizim kadar olmasalar da yine yoğun olarak çalışıyorlar. Şehirde öğrenci nüfusu bir hayli fazla. En ünlü üniversitesi aynı zamanda köklü bir geçmişi de olan McGill Üniversitesi. Montreal’in ve hatta Kanada’nın yazın çok keyifle gezilebilecek bir ülke-şehir olduğunu düşünüyor, ancak blogumdaki fotoğraflardan da görebileceğiniz üzere sonbahar da renkler açısından ayrı bir keyifli. Kışın Kanada’nın çok soğuk olduğu biliniyor, bundan dolayı insanlar yeraltı şehri dedikleri alışveriş merkezlerine iniyorlar, yaklaşık 500.000 kişi aynı anda yeraltı şehrindeki alışveriş merkezlerinde dolaşabiliyor, foodcourtlarda yemek yiyebiliyor ve metroda seyahat edebiliyor. Ancak kışın -30°C’yi bulan bir havada yaşamak muhtemelen çok zordur diye düşünüyorum. Bununla ilgili olarak Google’dan “Kanada’ya giden bir Adana’lının günlüğü” diye aratıp Adanalının yaşadıklarını komik bir dille okuyabilirsiniz. Zaten Kanada’ya giden birçok insanın soğuktan dolayı kaçıp ülkemize geri döndüğü de söyleniyor. Eğer gezmek için Kanada’ya gidiyorsanız 8-10 günlük bir seyahat programı ile Montreal, Ottowa ve Toronto’yu Niagara Şelaleleri de içinde olacak şekilde gezebilirsiniz.

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Las Vegas’ı gezip görmüş biri olarak, Las Vegas yolcularına tavsiyeleriniz neler olur?
Muhtemelen hiç kimse sadece Las Vegas’ı görmek için gitmeyecektir diye düşündüğüm için öncelikli olarak tavsiyem Los Angeles-San Francisco-San Diego ve Las Vegas olarak 2-3 haftalık bir seyahat planı yapmaları. Son durak olarak Las Vegas’ı eklememdeki sebep, öncesi bayağı yorucu olacağını düşündüğüm bu seyahatin son günlerini hem eğlenerek hem de dinlenerek geçirebilmeleri. Ayrıca Las Vegas’a kadar gelmişken 2 gün ayırıp Grand Canyon’a da gitmekte fayda var. Bu arada araç kiralayarak LA’den Las Vegas’a gidenlere gidiş için Cuma ve Cumartesi, dönüş için Pazar ve Pazartesi günlerini çok yoğun trafikten dolayı tavsiye etmiyorum. Bunların yanı sıra gelelim Las Vegas’a. Las Vegas’ın girişinde “Welcome to fabulous Las Vegas” tabelasını gördüğünüz anda zaten nasıl bir yere geldiğinizi anlıyorsunuz. Strip adlı tek bir ana cadde üzerinde sıralanmış bir sürü özel temalı otel, New York, Paris, Mısır Piramitleri, Venedik gibi temalar var. Tüm otellerin girişleri ve kumarhaneler ziyaretçilere açık. Neredeyse her bir otelin içi ayrı bir dünya. Otellerin dekorasyonları için inanılmaz para harcamışlar, mimarisi ve peyzajları harika. Biz gittiğimizde Wynn Otel’de konaklamış ve son derecede memnun kalmıştık. Otellerin içerisine girdiğiniz anda gece ve gündüz kavramını yitiriyorsunuz ki zaten böyle bir amaç için yapılmışlar, içeride zaman kavramını yitirin ve kumarhanede para harcayın diye. Benim en çok beğendiğim yer Planet Hollywood otelinin içerisindeki Miracle Mile oldu. Mutlaka ziyaret etmenizi öneriyorum, diğer otelleri de tabii ki sırasıyla ziyaret edin. Ayrıca gece şovları da süper, bunlara da katılmanızı öneririm, özellikle David Cooperfield’a. Las Vegas için 3-4 gün yeterli ama biraz daha fazla dinleneyim derseniz 5 gün kafidir. Bu arada boşuna dememişler “Vegas’ta olan, Vegas’ta kalır” diye.

Gökmen Ükelge: “Balayı için Uzakdoğu’yu tercih etmek başlangıçta çılgınlık gibi gelmişti ancak gidip gördükçe ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anladık”

Seyahat rotanızı nasıl belirlersiniz?
Benim için yaz tatili planlaması Şubat veya Mart aylarında başlar, çünkü uçuşlar için uygun fiyata yer bulabiliyorum. Özellikle mil puanlarıyla uçacaksak bu aylar yer uygunluğu açısından çok müsait oluyor ve istediğiniz tarih aralığında yer bulabiliyorsunuz. Öncelikli olarak kolay vize alabileceğim veya vize istemeyen ülkeleri tercih ediyorum. Aslında ticari vize ile başvuru yaptığımız için şimdiye kadar hiçbir ülkede problemle karşılaşmadık ama vize süreci Adana’dan uğraştırıcı ve git-gel pahalıya mal oluyor, o yüzden bu konuda kolaya kaçmaya çalışıyorum. Uygun uçuş bulduğum anda otel fiyatlarını kontrol ediyorum, eğer her ikisi de uygunsa uçak biletlerini satın alıyor, otel rezervasyonunu da yaptırıyorum. Bu arada bu işlemleri kredi kartıyla hallettiğim için seyahate başlayıncaya kadar geçen sürede bunların masrafları taksit taksit ödenmiş ve bitmiş oluyor, geriye sadece seyahat esnasında harcayacağım para kalıyor. Otel olarak 4-5 yıldızlı zincir otellerde kalmayı tercih ediyorum, en azından otelin standardı konusunda kafam rahat oluyor. Genellikle otelleri de otel puanlarımla ayarlamaya çalışıyorum, böylece ucuza mal oluyor. Otel ve uçak rezervasyonları tamamlandıktan sonra sıra gideceğimiz ülkedeki transferleri ve programı yapmaya geliyor. HopOn/HopOff tur planları bunları yapmak ve incelemek için ideal. Transferler için de Google Maps uygulaması süper. Özellikle Metro ve Otobüs kullanacaklar için numaralarına ve saatlerine kadar her şeyi veriyor. Ayrıca Apple Store’daki City Guides’lar da bayağı bir fikir veriyor. Tüm ayarlamaları yaptıktan sonra sıra seyahat gününü beklemeye kalıyor, ancak inanın gayet uğraştırıcı bir çalışma ve bayağı bir mühendislik çalışması gerektiriyor aslında : ) Bunların sonucunda turla gittiğiniz seyahatin neredeyse yarı fiyatına mal etmiş oluyorsunuz. Örneğin geçen ay gittiğimiz 8 günlük Moskova-St. Petersburg seyahati tüm konaklama-uçuşlar-transferler ve yeme-içme-gezme kişi başı 400 Euro’ya mal oldu.

Farklı bir ülkeye yerleşme şansınız olsa nereyi seçerdiniz?
Yerleşmek ve yaşamak istediğim tek ülke var, Japonya. İnanılmaz güzellikte ve inanılmaz güzel insanların yaşadığı bir ülke. Japonya’da bir hafta süresince bulundum, insanların birbirlerine karşı olan saygısı ve yardımseverliği inanılmaz boyutlarda olduğunu gördüm. Çok fazla inanılmaz kelimesini kullandım ama gerçekten gidip yaşamak ve görmek lazım.

Gezi deneyimlerinizi paylaştığınız blogunuzun adresi nedir?
Gezi deneyimlerimi “To Travel or not to travel. That is our life” adlı blogumda paylaşıyorum. Linkine şu şekilde ulaşabilirsiniz: http://gukelge.blogspot.com.tr/

Etiketler