Google+

Arama formu

Semanur Aksoy: "Her seyahatten dönüşümde değişimi keşfederim kendimde"

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?    
İzmir’de büyüyüp okuduktan sonra iş hayatı için İstanbul’a göç edenlerdenim.  Her ne kadar on yıllık kurumsal iş hayatım olsa da hippi yaşamdan asla vazgeçmeyen, yoga tutkunu, gezgin, önceliği doğa ve canlılar olan birisiyim. Kendimi hep kozmozun bir parçası olarak hissetmişimdir.  

Semanur Aksoy:
 

Letsboho adında bir bloğunuz var. Fikir olarak nasıl doğdu bu blog?    
Aklımdan geçenleri, gezip gördüklerimi, öğrendiklerimi başkaları ile paylaşma fikri çok heyecan verici geliyordu. Yazı başka bir şey; çünkü kalıcı olmasını istiyor insan değer verdiği içeriğin. Bu yüzden blog fikri yıllardır aklımdaydı ama çok genel bir bahanem de vardı tabii ki: zamansızlık... Yıllar önce blogum için domain satın almıştım. Adını bile belirleyip rafa kaldırmışım resmen. Sonra bir gün, domain süremin dolduğuna dair uyarı emaili alınca artık bir yerden başlamam gerektiğini anladım.

İçerik olarak ne tarz yazılar yer alıyor? Bu yazıları hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz?    
İçeriklerim hayatta beni etkileyen konulardan çıkıyor. Bunlar gezip gördüğüm bir yer, okuyup da etkilendiğim bir kitap veya zihnimden geçen düşünceler de olabilir. Blog ismini ise özellikle Let’s Boho olarak belirledim. Bohem yaşamı benimsemiş özgür ruhları aksiyona yönelten bir anlamı olsun istedim.  

Semanur Aksoy:

Benzerlerinden Letsboho’yu ayıran nedir? 
Let’s Boho’daki en belirgin fark, gezdiğim yerlerden izler taşıması. Seyahat sırasında görüp beğendiğim şeyleri alıyorum ve Let’s Boho Shop bölümünde okuyucuların beğenisine sunuyorum. Ayrıca gezi yazılarım için derin araştırmalar yapıyorum, bastığım toprakların başına neler geldi geçti bilmeyi seviyorum. Bu yüzden içeriklerimde tarihi ve coğrafik bilgiler veriyorum. ‘Oraya nasıl gidilir’den ziyade ‘orası nedir’ sorularına cevap niteliğinde oluyor içeriklerim.  
 

Semanur Aksoy:

Seyahatle aranız nasıl?    
Seyahat kelimesini telaffuz edince bile içim kıpır kıpır olur, yani aramız çok iyi. Beni ben yapan esas nokta da budur diye düşünüyorum. İnsanın yol hikayesi biriktirmesi çok değerli. Üniversite yıllarımda her yaz bir iki ülke gezerek başladı bu heyecanım. İş hayatı ile daha da arttı. Çok fazla ülke gezdim ama biliyorum ki daha çok yolum var ve bu heyecanla yaşamak çok keyifli.  

Semanur Aksoy:

Hangi tarz destinasyonlara seyahat etmekten hoşlanıyorsunuz?    
Sadece gezmek için değil, gezerken yaşayabildiğim destinasyonlar seçiyorum. Yaşamak derken yerleşmek değil bahsettiğim, yani ordaki günlük yerli yaşamını deneyimleyebileceğim yerleri seviyorum. Otel turisti olmak bana çok yavan geliyor. Onun yerine lokal insanların işlettiği pansiyon veya hostelleri tercih ediyorum. Pansiyon sahibi ile bahçede bir kahve içip sohbet etmek veya birlikte pazara gidip ihtiyaçları almak kadar keyiflisi yoktur bana göre.  

Semanur Aksoy:

Seyahatlerinizi planlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir ön çalışma yapıyorsunuz?    
Her zaman bir ‘bucket list’im vardır. Hayalimdeki bu seyahat listesi için de zaman zaman ilgili kitapları, blogları okuyup notlar alır ve bunları saklarım. Gezi bloğu konusunda çok zengin içerikler var. Gezimanya’nın bu içerikleri tek bir çatıda toplaması ise işimi çok kolaylaştırıyor.  Her seyahatten önce gideceğim yerin büyük bir haritasını çıktı alıp üzerine notlar yazmaya bayılıyorum.  Gezi bloglarından yararlandığım bir diğer nokta ise sağlık ve kıyafet önerileri. Yapılması gereken aşılar ve iklimine göre kıyafet önerileri çok faydalı oluyor. Ayrıca gittiğim yerin tarihi, dili, sosyal yaşamı hakkında bilgi sahibi olurum, böylece seyahat sırasında yerel halka kafamdaki soruları sorarak daha detaya inebiliyorum ve gezerken okuduklarımın sağlamasını yapıyorum.   

Semanur Aksoy:

Bugüne kadar gittiğiniz yer arasında kendinizi ait hissettiğiniz bir yer oldu mu? Neresi, neden? 
Evet oldu, Barcelona ve Meksika. Barcelona’nın apayrı bir yeri vardır bende. Yurtdışı çıkışım ilk Barcelona idi. Palmiyeler, sanat, tarih kokan dar sokaklar enerji, hippi yaşam, İspanyolcanın kulakta bıraktığı tını beni büyülemişti. O kadar etkilendim ki sonrasında beş defa daha gittim. Meksika’da ise kısa bir süre yaşama fırsatı buldum. Hayatımın en paha biçilmez zamanlarından biriydi. İnsanları, doğası, yaşam biçimleri, dili bana o kadar tanıdık ve sıcaktı ki resmen oraya aittim. 

Semanur Aksoy:

Seyahatin kişilere hangi yönlerden iyi geldiğini düşünüyorsunuz?    
Her seyahatten dönüşümde değişimi keşfederim kendimde. Bu keşif özgürlüğünün tadını aldıkça ruhun yerinde duramaz zaten, hep daha fazla yol yapmak ister. Dünyanın çok büyük olduğunu düşünerek çıktığı  yolda, aslında ne kadar da küçük olduğunu anlar insan. İşte bu küçük dünyada her şeyi ne kadar da büyüttüğünün farkına varır ve yaşamak için elinde tuttuğu değerler değişir. Toplumun benimsettiği kalıplardan sıyrılıp özgürleşir. Bir anda hayattaki her şeyin sırt çantan ve sensindir. Kısaca özüne döner insan.  Çantana ne kadar az eşya koyarsan özüne daha da yakınlaştığını anlarsın.  

Semanur Aksoy: