Google+

Arama formu

HALEP Mİ? ALEPPO MU?

Halep’teki ilk günümüz otelin kahvaltı salonunda başlıyor. Kahvaltı salonu avlunun altında mahzen gibi bir yer. Kahvaltıda çeşit az olsa da her şey çok lezzetli.

Suriye’nin nüfusu yaklaşık 17 milyon. Bunun 2 milyonu ikinci büyük şehri olan Halep’te yaşıyor. Devlet başkanı Beşar Esad. Yüzölçümünün üçte ikisi tamamen çöl, halkın genel olarak geçim kaynağı tarım ve hayvancılık, tabii ki petrol en önemli yer altı kaynağı.

Halep

Suriye’de tarih boyunca Fenikeliler, İbraniler, Hititliler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar yaşamış. Bu nedenle gerçekten çok zengin ve farklı kültürleri bir arada barındıran bir ülke. Daha sonra 400 yıl kadar Osmanlılar tarafından yönetilen bölgede 1. Dünya savaşının ardından Fransa söz sahibi konuma geçiyor. Bu nedenle halkın bir kısmı Fransızca biliyor. Osmanlı’nın 400 yıl boyunca burda yaşayan halka yapmadığı baskıyı, Fransa sadece 25 yılda oldukça hissettirmiş sanırım. 1946’da ise bağımsızlığını ilan ediyor.

Kahvaltı sonrası ilk durağımız Halep Çarşısı. Zaten otelimiz de bu çarşının göbeğinde. Sabah saat erken olduğundan henüz mağazalar açılmamıştı. Bu nedenle biz de gezimize Zekeriya Cami’den başlamaya karar veriyoruz. Tabii “Zekeriya Cami” Türkçesi, İngilizcesi ise “Omayyad Mosque”. Elimizde harita camiyi arıyoruz, ama bendeki harita ingilizce ve doğal olarak latin alfabesiyle yazılmış, yollardaki tabelalar ise sadece arapça. Tek tük açık olan dükkanlara soralım diyoruz ama biz hangi dilde sorarsak soralım gelen cevap Arapça. Hadi bakalım... Yolda birini görüp tekrar şansımı deniyorum, yo cevap yine Arapça… Neyse ki, bu arada annem yardıma koşuyor ve başparmaklarını kulak memesine koyup ellerini iki yana açıp “Allahu ekber, allahu ekber” diyerek ezan okuma taklidi yapıyor, Evet ve sonunda herkes anladı ne aradığımızı… Adamın da hoşuna gidiyor, dil yoksa vücut dili hep işe yarar, hararetli hararetli arapça anlatıyor, elleriyle de sağ sol diye tarif ederek. Sonunda cami karşımıza çıkıyor. Fakat dükkanlar açılmadığı gibi cami de henüz açılmamış.

Bu nedenle öncelikle saat kulesine gidiyoruz. Buranın en önemli özelliği zamanında idamların bu saat kulesinin önünde yapılıyor olmasıymış. Sheraton Oteli de bu saat kulesinin ardında yer alıyor.

Halep-1

Oradan Ulusal Müzeye geliyoruz. Hemen karşısında turist ofis var. Ama sakın Avrupa'dakiler gibi broşürler dolu, renkli ve keyifli bir yer zannetmeyin. Daha çok bir karakolu andırıyor. Burada bir görevliden harita isteyip, gidilmesi gereken yerleri işaretlettiriyoruz. Tam da bizim önceden çalıştığımız gibi, gidilecek yerler belli; Zekeriya Cami, Halep Çarşısı, Citadel, Ermeni Çarşısı ve Ulusal Müze...

Ulusal müzede, tarih boyunca Suriye’de yaşamış olan uygarlıklrdan kalan eserler sergileniyor. Bana çok hitap ettiğini söyleyemem ama tarihe meraklı olanları cezbedeceği kesin.

Müze çıkışında tekrar Zekeriya cami için şansımızı deniyoruz. Evet, nihayet açılmış. Cami ziyaretleri için, üstümüzü örtmek amacıyla yanımıza büyük şallar almıştık. Ama kapıdaki adam askıda duran kirli gri cübbe gibi şeyleri kiralamamız konusunda ısrar ediyor, şalla falan girmek mümkün değil. Caminin içine girmek için ön koşul bu gri cübbelerin içine girmek...

Zekeriya cami şehrin en ünlü ve en eski camisi olmanın yanında mimari olarak diğer camilere pek bir üstünlüğü yok. Emeviler tarafından yapılmış ve yapımı 717 yılında tamamlanmış. Daha sonra Memlüklüler ve Osmanlılar döneminde de tadilatlar yapılmış. İçinde Hz. Zekeriya’nın da türbesi mevcut. Çıkışta beyaz çoraplarımın altını kontrol ediyorum, hala bembeyaz duruyorlar, en azından avlunun ve caminin içinin tertemiz olduğunu söyleyebilirim.

Halep-2

Cami ziyaretimizin ardından Citadel’e doğru yürüyoruz. Citadel, kentin ilk yerleşim bölgesi. Halep kalesi ise eski şehrin merkezi olarak anılıyor. Şehir’den sadece 50 metre yüksekteki tepenin üstünde kurulu olan kale, Haçlı ordularına karşı savunma amaçlı inşa edilmiş. Etrafı hendekler ile çevrili kalenin tepesinden kenti izleyebiliyorsunuz. Bu bölgede oturup, arabik çay ile yorgunluğunuzu atabileceğiniz birkaç kafe de bulunuyor.

Halep-3

Buradan sonra babam el işine oldukça meraklı olduğundan, bizdeki telkari işçiliğine benzeyen ürünlerin yapıldığı Ermeni Çarşısı’na doğru gitmeye karar veriyoruz. Burada bir turist ofise daha rastlıyoruz. İlk gittiğimize göre çok daha sıcak, içinde çalışan kadın da Ermeni’ymiş, çok az da Türkçe biliyor. Süper bir karşılaşma oldu bizim için, istediğimiz tüm bilgileri bize aktarıyor.

Ermeni çarşısına gitmek için Halep çarşısının içinden tekrar yokuş aşağı yürümek gerekiyor. Zaten sabah erken görmüştük, dükkanlar da açık değildi, daha iyi olur diyerek, kapalı çarşıya giriyoruz. Burası aynı bizim Mısır Çarsısı gibi. Ama çok daha büyük. Çarşının içindeki tüm yolların uzunluğu yaklaşık 10 km ediyormuş. Bu da Halep çarşısına Ortadoğu’nun en uzun çarşısı ünvanını kazandırıyor. İçinde küçük küçük dükkanlar var, genelde ipek, sabun ve baharat satılıyor. Arada bir de kasaplar karşımıza çıkıyor, kestikleri hayvanları dükkanın önünde tüm vücut sallandırıyorlar, siz de aman değmeyeyim diyerek, kıvrak hareketlerle yanından geçiyorsunuz.

Bu arada annemin yüzüğünün incisi düşmüş, “nerde düşürdük acaba” diye aramızda konuşurken, bir çocuk yaklaşıyor yanımıza, Türkçe olarak “inci istiyorsanız size yardım edeyim” diyor. “Amcacığımın incici dükkanı var, gelin bir bakın, belki beğenirsiniz” diyor. Bu laf annemin çok hoşuna gidiyor, “amcacığımın incici dükkanı”... Bu söz daha sonra uzun bir dönem aramızda konuşuldu. Annem biraz sohbet etmeye başlıyor çocukla. Adı Muhammed, okuldan çıktıktan sonra amcasına yardım ediyormuş. Bizimle birlikte yürümeye başlıyor.

Halep-4

Bu arada bir dükkan görüyoruz. Aynı bizdeki gözlemeciler gibi, sac üstünde hamuru pişiriyorlar, sonra içine salçaya benzer bir şey ya da peynir koyarak, dörde katlayıp müşteriye sunuyorlar. Kokusu güzel, karnımız da acıktı, şöyle tadımlık 2 tane alıyoruz. Ama Muhammed istemiyor. Bu arada bize kapalı çarşıyla ilgili bilgiler veriyor. Anlayacağınız rehberlik görevini ablamın elinden alıyor. Bizi doğruca şam şekeri yemeye götürüyor. Küçük paket karışık şeker kutusu alıyoruz. Daha babam parayı çıkartırken, Muhammed bizim adımıza adamla pazarlık yapıyor. 13 - 14 yaşlarında ama o kadar profesyonel ki, ileri de çok başarılı olacağı kesin. Aslen Gaziantep’li. Halep’te annesi ve 3 kardeşi ile birlikte yaşıyor. Babası ise İstanbul’da seyyar milli piyango bileti satıyor. Halep’i seviyor ama “Türkiye daha güzel, Türkiye’ye dönmek istiyorum” diyor. İleride Tur rehberi olmak istiyor. Okulda en sevdiği ders ingilizceymiş, çünkü İngilizceyi öğrenirse, sadece Türk’lere değil, diğer tüm turistlere de rehberlik edebilecekmiş. Gelecekle ilgili bir sürü planı var, anlatırken gözleri parlıyor, bizimkiler ise dolu dolu oluyor.

Şekerciden sonra annemin asıl aradığı tatlıcıyı soruyoruz Muhammed’e, daha 1 ay önce Teyzem bir tur şirketi ile Suriye’ye gelmiş ve şahane tatlılar getirmişti. Elimizde tatlıcının torbası, Muhammed’e gösteriyoruz. Muhammed bizi tatlıcıya götürüyor. Tatlıcı’nın bulunduğu yer Ermeni Çarşısı’na da bir hayli yakın. Önce Ermeni Çarşısı’na gidiyoruz. Burası Halep Çarşısı’na göre daha düzenli ve yeni restore edilmiş olsa da oldukça küçük. Genelde el işleri ve standart olarak ipek, sabun ve baharat satılan bir çarşı. Telkari işçiliğine benzer işçilik görebileceğimiz söylenmişti. Ancak buradaki mağazalar çok tatmin edici olmadı bizim için.

Halep-5

Buradan doğruca tatlıcıya geldik. Tadımlık birer ikişer yiyoruz nefis tatlılardan. Taşıyabileceğimizden biraz fazlasını alarak otele gitmek üzere bir taksiye biniyoruz. Muhammed de bizle otele kadar geldi. Gerek yok desek de, “Siz burada misafirsiniz, ben de size yardımcı olacağım” diyerek bizimle geldi.

Halep-6

Otelden otobüs garına gideceğimiz aracı da ayarlayarak valizlerimizi aldık. Muhammed’e çok teşekkür ederek ve onu tekrar görmeyi dileyerek yollarımızı otelde ayırdık. Ayarladığımız aracı bize otel tahsis etti. Ama öyle lüks bir şey zannetmeyin. Ufak Anadol tarzı bir araç, biz 4 kişiyiz, 1 şöfor bir de otel görevlisi var. Arkaya 4 kişi sığarız diye hesap yapan babam taksinin küçüklüğünü farketmemiş olacak ki, hemen arka koltuğa kendini atıp “hadi hepiniz gelin” dedi, çocuk da hemen ön koltuğa kuruldu. Babamın arkasından annem, arkasından ben... Aynı arabaya kaç fil sığar hikayesine döndü. Ben de zar zor arka koltuğa sığdıktan sonra, ablam da mecbur ön koltuğa geçmiş olan kürdandan biraz kalınca delikanlının yanına sığmaya çalışmak zorunda kaldı. Ama hepimiz gülmekten kırıldık... Kızlarını Arap adamlarından korumaya çalışan babamın evdeki hesabı çarşıya uymadı ve ablam yarım saatlik yolu, kafası camdan dışarıda, Suriyeli çocukla kucak kucağa gitmek zorunda kaldı.

Gara geldik. Bir sonraki rotamız Palmira... Ama Palmira’ya direkt otobüs yokmuş, o nedenle önce Hama'ya oradan da, Palmira’ya gideceğiz. 4 kişi için 600 suri yani yaklaşık 15 dolar ödedik. Otobüsler oldukça bakımlı ve temiz. Otobüse binmeden pasaportlarınızı isterlerse şaşırmayın. Çünkü Suriye’de şehirlerarası yolculuk da yapsanız, eğer Suriye vatandaşı değilseniz pasaportlarınızı istiyorlar. Ancak endişe etmedik değil, otobüs kalkmak üzere bizim pasaportlar hala yok. Neyse ki biraz sonra pasaportlarımız muavine ardından da bize teslim edildi ve hepimiz rahat bir nefes aldık.

*** BU YAZI GÖKÇE YILMAZ’IN “GEZİMANYA SURİYE – LÜBNAN” ADLI KİTABINDAN ALINTIDIR. KİTABIN GELİRİ TÜRKİYE OMURİLİK FELÇLİLERİ DERNEĞİNE BAĞIŞLANMAKTADIR.

Halep-7


Yazar Hakkında

GÖKÇE YILMAZ

 1982 yılında İstanbul’da doğdum. İlk ve orta öğretimini Sinop’ta gördükten sonra, lise eğitimi için İstanbul’a yerleştim. HASAL’den 2000 yılında mezun olduktan sonra babamın yolunu izleyerek İstanbul üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girmeye hak kazandım ve Cerrahpaşa’lı olmanın ayrıcalığını yaşadım. 2008 yılında girdiğim TUS sınavı...