Polonya’da Azizler Günü Kutlamaları: Wszystkich Świętych

Azizler Günü, birçok Roma Katolik, Anglikan ve Protestan kiliselerinde kutlanan çok özel ve önemli bir gün. Bu günün kökleri, Yunan Hristiyanlarının Pentekost’tan sonraki ilk Pazar (mayıs sonu veya haziran başı) tüm şehitlerin ve azizlerin onuruna düzenledikleri bir festival geleneğine dayanıyor. Kaynağı kimi kaynaklara göre dördüncü yüzyıla, kimi kaynaklara göre MS 270 gibi daha erken bir tarihe uzanan bu festivalin resmi bir tatil olarak ilan edilmesi ise Papa 4. Gregory’nin 1 Kasım’ı Azizler Günü olarak seçtiği MS 835 yılına denk geliyor.

2

Polonyalılar için oldukça önemli olan Azizler Günü anmaları (Anma diyoruz çünkü Meksika’daki Ölüler Günü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Halloween/Cadılar Bayramı ile karşılaştırıldığında, Polonya’nın Azizler Günü bir kutlamadan çok bir anmayı anımsatıyor) birçok insanın mezarlık ziyaretleri yaptıkları, bir araya geldikleri çok önemli bir gün. 

“All Saints” anlamına gelen “Wszystkich Świętych” ismiyle bilinen bu günde ailede vefat etmiş ne kadar insan varsa onurlandırılır, ruhları için dua edilir ve bu dünyanın ölümlü olduğu gerçeğine atıfta bulunularak tüm aile bir araya gelir. Ülkenin dört bir yanından Polonyalılar ölen akrabalarını ziyaret etmek için seyahat eder.

3

İsminin Azizler Günü olması da bence çok anlamlı, Polonyalıların ölmüş aile fertlerinin ruhuna verdiği önem ve saygıyı gösteriyor. 2 Kasım ise resmi tatil olmamasına rağmen Ruhlar Günü olarak biliniyor: “All Souls’s Day (Dzien Zaduszny or Zaduszki)”.

Eski bir inanışa göre, yılın bu zamanı ataların ruhları dünyayı ziyaret eder ve yaşadıkları evlere geri dönerlerdi. İnsanlar da onları karşılamak için hazırlıklara önceden başlarlar, şöminelerinde küçük ekmekler pişirirler ve pişirdikleri bu ekmekleri sevdiklerinin mezarlarına yerleştirirlerdi. Aynı zamanda ruhlara eve dönüş yollarını hatırlatmak için de sokaklarda şenlik ateşleri yakılmaya başlandı. Bugün bu gelenekler, mezarlıkların mumlarla süslenmesiyle devam ediyor.

7

İnançlarına göre mezara konulan ışık ya da mum karanlıkta yollarını arayan ruhların kolaylıkla gidecekleri yolu bulmaları için. Eski inanışlara göre yılın bu zamanı ataların ruhlarının ailelerini ziyaret etmek için geri döneceklerine inanılıyor. Bu nedenle de geriye gelen ruhu rahat ettirmek ve beslemek amacıyla powalki ve heretyczki adında küçük ekmekler pişiriliyor. Ekmekler balla birlikte evde şöminelerin yanına ya da kabuğu çıkarılmış olarak mezara koyuluyor. Bu size Noel Baba için konulan çoraplar ve sütle kurabiyeyi çağrıştırmıyor mu?

4

5

Haftalar öncesinden bütün marketlerde mum konulacak camdan mumluklar, kavanozlar satılmaya başlanıyor. Çiçekçiler bu bayram gününe özel daha uzun saatler çalışıyorlar. Kiliselerde özel seremoniler düzenleniyor ve ölmüşlerin ruhları anılıyor. Bu arada her şehirde belediyeler inanılmaz önlemler alıyor; mezarlıkların çevresindeki tüm yollar trafiğe kapatılıyor. Über ya da taksiyle bile gitmeye kalksanız çok uzak bir yerden yürümeniz gerekiyor. İnsanların uzun konvoylar halinde bir ayin havasıyla mezarlıklara doğru akması güne daha da anlam yüklüyor.

Mezarların hemen hemen hepsi yaşadıkları zaman o insanları anımsatacak tasarımlar barındırıyor. Bazılarıysa gerçekten çok özel. Örneğin Frederic Chopin’in ailesinin mezarında mezar taşı yerine bir kuyruklu piyano şeklinde olması gibi. Tabii burası ünlü piyanistin mezarı değil çünkü Chopin Polonya’da değil Fransa’da öldü ama ölümünden önce vücudunun asla Paris’ten ayrılamayacağını bildiğinden kalbinin vücudundan çıkarılıp ülkesine gönderilmesi gibi korkunç bir istekte bulundu. Chopin’in büyük kız kardeşi Ludwika onun bu son isteğini yerine getirerek kardeşinin cesedi gömülmeden kalbini söküp, bir kavanoz içerisinde ve pelerininin altına saklayarak Polonya’da Chopin için küçük bir anıtın olduğu Kutsal Haç Kilisesi’ne kaçırmayı başardı. II. Dünya Savaşı’nda Almanlar onun popülaritesini bildiğinden, kilisenin bir toplanma yerine dönmesini engellemek için kalbi çaldılar ama savaş sonrası iade ettiler.

2014 yılında kilise ekibi bilim adamları eşliğinde kalbin sağlam bir şekilde durup durmadığını kontrol için anıtın altındaki yerinden çıkarıp, sağlam durduğundan emin olduktan sonra yeniden yerine gömdüler.

Muhteşem bir mezara sahip olmak için ünlü olmak gerekmiyor, örneğin zengin bir ailenin 18 yaşında amansız bir kazada ölen kızlarının mezarı gibi; tabutun kapağı açık ve ruh gökyüzüne uzanıyor, mezar yedi sene önce temizlenmiş olmasına rağmen yine hava şartlarından kararmış ama hala olağanüstü gözüküyor.

6

Bu mezar taşında da birbirlerine bakan bir kadın ve bir adam yer alıyor. “Nasıl bir aşkmış ki mezarda bile birbirlerine bakmadan duramıyorlar,” demeden edemiyor insan. Bir arkadaşım anlattı; mezarın başındayken yanlarına bir kadın gelmiş ve kadın, mezar taşındaki kadının ta kendisiymiş. Meğer o mezarda yatan sadece eşiymiş ama aşklarının sonsuza kadar süreceğini bildiği için mezarı bu şekilde yaptırmak istemiş. Unutmadan, bu kadın son derece ünlü bir operacı. İsmi de Barbara Nieman. Mezarda yatan eşi ise Polonya Radyo Orkestrası Şefi Stefan Rachon.

Daha kim bilir nasıl hikayeler var, insan hepsini öğrenmek istiyor. Buradaki ihtimamı gördükten sonra bizim mezarlıklarımızın bakımsızlığı için üzülmemek elde değil.

7


Yazı: Banu Demir
Fotoğraflar: Elif Akandere
 

BANU DEMİR

Yazar Hakkında

BANU DEMİR

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü ve Marmara Üniversitesi Contemporary Business Management’tan (gece bölümü) mezun olduktan sonra İngiltere Nescot College’da okudum.