Google+

YAKINLARDAKİ UZAK ŞEHİR: ERİVAN (1. BÖLÜM)

350124 Haz 2014Gezi Notu
Tora BenzeyenTora BenzeyenGezgin24 Haz 201435010 Yorum

Aslında her şey Merve'nin bir Facebook sayfasında gördüğü duyuru ile başladı. Hrant Dink Vakfı ve AB işbirliği ile hayata geçirilmeye çalışılan Türkiye-Ermenistan Normalleşme Sürecine Destek Programı ve bu program kapsamındaki Seyahat Fonu, aklımızın bir köşesinde hayalini kurduğumuz Ermenistan ziyareti fikrimize hayat verdi. Fikirlerimizi, hayallerimizi ve önerilerimizi bir araya getirdik; proje kapsamında başvurumuzu yaptık. Pek umut bağlamamış olsak da içten içte umutlarımızı canlı tutmuyor da değildik.

Sonuçlar açıklandığı gün farkettik ki biz ciddi ciddi Ermenistan'a, Erivan'a gidiyorduk! Güzel haberleri alır almaz hazırlıklara başladık elbet… Pasaport, yazışmalar, biletler vs. derken gün geldi çattı.

Farklı bir deneyim olacağı apaçık ortadaydı zaten. Bir kere Merve ile birlikte ilk kez yurtdışına çıkıyorduk, ilk defa birlikte uçağa biniyorduk, hatta Merve ilk kez uçağa biniyordu. Sonra başından sonuna planlamasını bizzat kendimin yaptığı ilk yurtdışı seyahatiydi. Daha fazlası var elbet ama kısacası ilklerin bol bol yer aldığı bir yolculuk başlamak üzereydi…

30 Nisan günü 09.00 otobüsüyle İstanbul'a doğru yola çıktık. Birkaç ufak işimiz sonrasında planımız vakfı ziyaret etmek, ayrılmadan önce vakıftaki ekiple tanışmaktı. Her ne kadar o gün planlanan şeyler hiç yolunda gitmese de bir şekilde kendimizi vakfa attık. Seyahat öncesi Erivan hakkında internet aracılığıyla bulamayacağımız bilgileri vakıftan arkadaşımız Murat'tan öğrendik, notlar tuttuk, harita üzerinde yerlerini öğrendik. Vakfın hediyesi güzel ajandalar, kitapçıklar vs.'yi sırtımıza atıp, giderayak yeni gelen faaliyet raporlarını vakfın içine taşıyaraktan son düzlüğe girdik ve havaalanına geçtik.

Türkiye-Ermenistan arasındaki sınırın kapalı olması ve çeşitli diğer sebepler maalesef iki ülke arasındaki ulaşıma büyük sekte vuruyor. Eğer Erivan'a seyahat etmek gibi bir düşünceniz varsa ne yazık ki alternatifleriniz çok çok kısıtlı… Birinci yol; rahatlıkla bulabileceğiniz uçuşlarla Gürcistan'a geçip, oradan taksiyle Erivan'a geçmek… İkinci yol ise haftada sadece iki kez, Çarşamba'yı Perşembe'ye bağlayan gece ve Pazar'ı Pazartesi'ye bağlayan gece AtlasJet'in dolmuş misali çalışan uçuşları… Saatleri o kadar ters ki İstanbul'dan 23.45'te, Erivan'dan ise 03.45'te binebiliyorsunuz. Biz direkt uçuşla ulaşmayı tercih ettik, o yüzden havaalanında 2 saat kadar bir süre beklemek zorunda kaldık. Şöyle bir sıkıntı daha var ki söylemeden geçmeyelim; AtlasJet, Erivan uçuşları için check-in işlemlerine uçuşa 1,5 saatten daha az bir süre önce başlıyor ve online check-in yapmanız mümkün değil. Erken giderim, “lounge”da takılırım gibi bir düşüncesi olan varsa, bunu göz önünde bulundurarak planlanını yapsın derim.

Velhasıl, bagajımızı teslim ettikten, TTNet'in Platin Lounge'ında az biraz takıldıktan sonra (TTNet'in şahsıma 1 yıllık hediyesiymiş) tez vakitte uçağa geçtik. Şüphesiz buraya kadar olan kısmın aklımda kalıcı en önemli noktası, Merve'nin tarifsiz heyecanı ve mutluluğuydu. Seviyorum.

Uçuşlar konusundaki alternatiflerin dar olması, uçuşların tam kadro gerçekleşmesine neden oluyor haliyle… Tek bir boşluk olmayan uçakta, AtlasJet'in “sana kırmızı çok yakışıyor” konseptindeki hostesleriyle yaklaşık 1 saat 50 dakika geçirdikten sonra Erivan'a ulaştık. Yerel saatle 03.00 civarıydı. Ermenistan'ın Türk vatandaşlarına vize uyguladığını hatırlatalım bu noktada ve birkaç bilgi vereyim bu konuda… Öncelikle şunu belirtmek lazım; tamamıyle sembolik bir vize işlemi… Basit bir formu doldurduktan ve 3000 Dram (15 Türk Lirası) vize ücretini ödedikten sonra birkaç dakika içinde vizenizi alıyorsunuz. Gel gelelim bu iş bizim için tam bir eziyete dönüştü. Uçaktan indikten sonra sona kalan 4 Türk vardı; 3'ü biz, 1'i ise.. Ah işte o 1.. Nereden nasıl çıktı hala anlayabilmiş değiliz ama 50 yaşlarında bir amca, pasaportundan hatırladığım kadarıyla Erzurumlu, bir arkadaşını ziyaret etmek için çıkmış gelmiş. Tek kelime İngilizce bilmiyor, haliyle formu doldurması ve vize memuruna vermesi mümkün değil. Hadi dedik, insanlık namına yardım edelim, elimize yapışmaz ya… Aman etmez olaydık… Meğer abim ciddi ciddi uzun kalmaya gelmiş buraya, ne adres veriyor gideceği yerin ne de isim… Kapıda bekliyor diyor arkadaşım, arıyor telefondan memura veriyor ama yok, anlaşamıyorlar. Nasıl oldu nasıl hallettiler anlamadık ama 20 dakika kadar oyalandıktan sonra abi 3 aylık vizesini paşa paşa aldı, “gelin size bir çay ısmarlayalım gençler” teklifiyle birlikte çıkış kapısından yavaşca uzaklaştı.

Erivan şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Apartments on Hanrapetutyan Street, Lux Central Apartments, Republica Hotel Yerevan. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Apartments, Yerevan Hostel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Comfortable House, Glide Hostel, Balcony Villa Hostel tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Erivan aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Planımız; güneş doğana kadar havaalanında beklemek, sonra da merkeze inip bir hostele yerleşmekti. Tanımadığımız bir şehirde gece saatlerinde dolaşmak pek de akıllıca gelmedi zira… Ama ne mümkün böyle planlar yapmak… Birazcık kestirelim diye kendimizi koltuklara atmaya kalmadı, 5'er dakika arayla taksiciler çatpat İngilizceleri ile hostel teklif etmeye, şehre götürmek istemeye başladılar. Bir süre sonra öyle bunaltıcı ve can sıkıcı olmaya başladı ki planlarımızda hızlı bir değişiklik yapıp hemen taksi aramaya başladık. Burada yine bir parantez açmak gerekli… Erivan, tam bir taksi cenneti… Adım attığınız gibi siz de rahatlıkla anlayacaksınız ki sanki herkes kendi arabasının üzerine taksi yazısı koyup bu işe atılmış sanıyor insan. Her biri farklı model, renk ve isimde sayısız taksi göreceksiniz; emin olun. Her ne kadar her biri kayıtlı ve yasalmışsa da taksiler konusunda dikkatli olmanızı öneririm. Biz seyahatimiz boyunca sadece havaalanı gidiş ve dönüşünde taksi kullandık. Havaalanı-şehir merkezi arası normal bir taksi ile 2500 Dram (12-13 Türk Lirası) tutuyor. Ama bizim gibi resmi taksi diye duyduğumuz, sarı plakalı Ani Taksi'yi kullanırsanız 5000 Dram (25 Lira) gibi bir kazıklanma yaşayabilir, üstüne üstlük İngilizce bilmeyen bir taksi şöförü ile gecenin 4.00'ünde, beden diliyle tartışma yaşayabilirsiniz.

Asıl macera sanırım tam bu noktada başlıyor. Taksiciyle biraz atıştıktan sonra nihayet bulduk önceden belirlediğimiz “Yerevan Hostel”i ama gelgelelim dolu olacağı fikrini hiç düşünmemiştik. Çünkü biz hiç hükümetin 2 Mayıs'ı da tatil yapıp, haftasonu ile birleştireceğini tahmin etmemiştik! Tatil olunca şehirde yoğunluk artmış, haliyle hosteller de dolmuş. Yakınlardaki birkaçını daha kontrol ettik ama sonuç yok. Saat sabahın 5.00’i. Başka hiçbir yeri bilmiyoruz, nerede vardır hostel bilmiyoruz. İnternet yok, kontrol edemiyoruz. Kaldık öylece. Yaklaşık 20 dakika avare avare dolandıktan, Republic Square'de güneşin doğuşunu izledikten sonra, dükkânını yeni açan bir esnafı bulduk, daldık içeri. Rica ettik, internetlerini kullandık; şehirdeki tüm hostelleri, hotelleri haritada işaretledik, tekrardan yola koyulduk. Ama sonuç pek değişmedi, denediğimiz yaklaşık 10 hostel de dolu çıktı, saat 7.00 olmak üzereydi. Öyle bir duruma geldik ki elimizde sadece tek bir yer kaldı kontrol edilmemiş. Tam bir umutsuz vaka… Bu da olmazsa mecbur bir hotele sığınacak, bütçemizin çok çok üstüne çıkmış olacaktık. Neyse ki aranan kan, o son şansta karşımıza çıktı. Sonradan iyi ki diğerleri olmamış dediğimiz harika bir hostel bulduk. Detaylı bilgisini yazının sonunda paylaşacağım ama My Corner Hostel tam bir efsane… Personelinden, teknik olanaklarına kadar...

Hostele yerleştikten ve sağlam bir uyku çektikten sonra, 15.00 gibi kendimize geldik. Toparlanıp karnımızı doyurmak için mekân aramaya başladık. İlk yemeğimizde hiçbirimiz farklı tatlar deneme arzusunda olmadığımız için, Pizzahut'a attık kendimizi… Hayatımda yediğim en güzel pizzanın bu olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 2100-3000 Dram aralığında pizza+içeçek kombinasyonu yapabilirsiniz kendinize. Günün yorgunluğu hala omuzlarımızda olduğu için, gezintimizi bugünlük kısa tutup, hostelimize geri döndük.

Erivan’da ikinci günümüz hostelimizdeki kıt ama doyurucu kahvaltıyla başladı. Bir önceki gece yaptığımız plana gore ilk adresimiz Yerevan State University’di. Hem gerçekleştirmeye çalıştığımız projenin hedeflerinden biri olan akademik işbirliğinin temellerini atmak hem de zaten büyük bir merakla kütüphanesini görmek istediğimizden doğruca koyulduk yola… Erivan şehir merkezi tam bir daire şeklinde planlanmış. Dairenin dışından hangi sokağa girerseniz girin Opera Binası’na çıkıyor. Üniversite de Opera Binası’nın doğusunda kalıyor, 20 dakikalık bir yürüme ile rahatlıkla ulaşıyorsunuz. Zaten şehirde her nokta yürüme mesafesinde… Neyse, üniversiteye vardık. Büyükçe sütunlarla bezenmiş, girişi ve Sovyet soğukluğuyla devasa bir bina üniversite… Bizdeki kampüs mantığından oldukça uzak… Birbirine yakın, soğuk savaş döneminden kalmış 3-5 binanın birleşimden oluşmuş bir tesis… Şehrin her bir noktasında ağır bir şekilde hissedilen Sovyet etkisi, üniversitede de fazlasıyla hissediliyor. Gördüğünüzde aynı benim dediğim gibi, yahu adamlar bir taşı alıp diğerinin üzerine koymamışlar diyeceksiniz. Zira o kadar kötü durumda ki fakülte binaları, her an dış kaplamadan bir taş kafanıza uçabilir. Hala üniversite bahçesinde antika greyderler, kamyonlar duruyor; paslanmış ve asfalta gömülmüş bir şekilde… Bu etraflıca turlamayı bitirdikten, görüşmelerimizi yaptıktan sonra kendimizi günün ikinci adresi, Cascade’a attık.

Erivan

Cascade (Kaskat) şehrin görülmesi gereken noktalarından birisi… Opera Binası’nın tam arkasından yükselen tepenin zirvesine ulaşmak için yapılmış yüzlerce merdivenden ve bu merdivenlerin altında dışardan göremeyeceğiniz sergi salonlarından oluşan bir yapı… Toplam 4 kat ve 2000’den fazla merdivenden oluşuyor kendisi. Merdivenleri tırmandıkça Erivan’ı ve arkasında yükselen heybetli Küçük ve Büyük Ağrı, Ermeni gözüyle Ararat Dağı’nın ihtişamını bir kuş misali izleme zevkine varıyorsunuz. Hadi biraz daha tırmanalım, nasıl gözükecek acaba diye kendinizi tutamıyor, tırmandıkça tırmanıyorsunuz… Ama sizi sonunda hoş olmayan bir sürpriz karşılıyor.

Öğrendiğim kadarıyla Cascade, 4 sene once inşa edilmeye başlamış. Ancak geçtiğimiz sene inşaat durmuş ve merdivenler ile zirvedeki anıt arasındaki bölüm inşa edilememiş. Sorduk soruşturduk. Meğer bu yapının tamamı ABD’deki bir Ermeni iş adamı tarafından finanse ediliyormuş, kendisi de geçtiğimiz yıl vefat edince inşaat öylece durmuş. Öyle bir durmuş ki inşaat vincinden, yapı malzemelerine kadar herşey pas tutmuş ve kullanılmaz hale gelmiş. Merdivenin bittiği noktadan zirvedeki anıta ulaşmak için yan taraftan ahşap bir iskele kurulmuş. Oradan biraz dolaşarak zirveye varabiliyorsunuz. Güzel manzarası var, tavsiye ederim. Biz tam anlamıyla yapamadık ama enerjiniz kalırsa aynı merdivenleri bir de gece tırmanmanızı öneririm.

Erivan-1

Dedim ya şehirdeki her yer birbirine yürüme mesafesinde… Cascade’a kadar geldiyseniz, bizim yaptığımız gibi izlemeniz gereken rota Mother Armenian Anıtı ve Savaş Müzesi. Cascade’ın zirvesinden biraz daha tırmanınca rahatlıkla giriş kapısını bulabileceğiniz bir yer… Şiddetle tavsiyemdir; gün ortasında dakika başı midenizin kalkmasını, sağa sola affedersiniz ama kusmanızı istemiyorsanız kesinlikle o giriş kapısının oradaki alt geçidi kullanmayın. Arabalarla cebelleşin daha iyi…

Mother Armenian Anıtı, genişce bir park içerisine konuşlanmış yemyeşil bir yer… Bu park içerisinde bir gölet ve kafeteryalar, lunapark, panayır vb. mekânlar bulacaksınız; güzel vakit geçirmeniz garanti… Parka girdikten sonra ilk adresimiz doğrudan anıt oldu. Burada bir parantez açmak lazım… Eğer çevreyi az çok gözlemleyen biriyseniz, ilk fark edeceğiniz şey parklardaki peyzaj olacak. Tamamıyle bakımsız ve kendi haline bırakılmış durumdalar, sadece sulama sistemi kurulmuş. Aynı durum Soykırım Müzesi’nde de tekrarlanınca sordum, soruşturdum. Meğer doğayı akışına bırakmak için müdahale etmiyorlarmış, yani olan olacağına varır. Anladınız? Ben anlamadım.

Bu konuya ayrıca geleceğim ama şimdilik anıt ile devam edelim… Anıt, elinde kılıç bulunduran devasa bir asker kadının heykelinden oluşuyor. Heykelin hemen altında da büyükçe bir taş yapı var. Savaş Müzesi tam da bu yapının içerisindeymiş. Tabii biz tatil olduğu için yine göremedik. Anıtın etrafında Sovyetlerden kalma tank, zırhlı araç ve uçaklar sergileniyor. Anıtın hemen önünde uzanan meydanda da hemen hemen Erivan’daki her anıtsal mekânda görebileceğiniz bir ateş daima yanıyor.

Erivan-2

Anıttan ayrılıp biraz ilerideki panayır alanına daldık. Panayır dediysem çok hareketli çoşkulu bir şeyler beklemeyin. Günümüz modası birkaç fastfood büfesi, şekerciler, baloncular falan… Orta yoğunlukta da bir insan kalabalığı… Tam böyle bir ortamda sağa sola bakınıyorduk ki lunaparkta onu gördük! Tam bir Sovyet eseri… Güvenlik ve estetik kelimeleriyle hiç tanışmamış ama heyecan ve adrenalini her daim içinde barındırmış, tam bir başyapıt: hızlı tren! Ben hayatımda böyle korktuğumu ama bu kadar da eğlendiğimi hatırlamıyorum. Yahu adamlar bir tren yapmışlar eğlence için ama öyle şatafatlı bir şey beklemeyin; tam bir külüstür, yükselmeli alçalmalı küçük bir sekiz çiziyor o kadar… Ama konunun heyecanı burdan gelmiyor…

Tabii treni görür görmez, üçümüz de hemencecik atladık bineceğiz diye; biletlerimizi aldık, oturduk trene. Ama bir sıkıntı var. Bir tane kemer koymuşlar oraya ama böyle bir şey yok, yani iğneyle tuttursan daha sağlam olur emin olun. O heyecanla binince fark etmedik tabii kemeri falan, konuyu anca hışımla hareket halindeyken açıldığında fark ettik. Tek başıma oturuyordum iki kişilik yerde, kemer açıldı. Ben bir sağa gidiyorum bir sola, tutuyorum ama ne fayda! Bir tur daha atsaydık büyük ihtimalle ben uçarak dışarı fırlıyor olurdum. Her şeyi geçtim, ben bir hatıra olsun diye o anları elimde tablet videoya almaya çalışınca daha komik bir hal alıyor durum… Buyrun videodan izleyin.


Kendimizi kazasız belasız trenden attıktan sonra, ufak bir park turu atıp günün son durağına doğru yola koyulduk. Madem dedik o kadar geldik, bir Ermeni mutfağını tadalım… Opera Meydanı’nın güney çıkışında rahatlıkla fark edebileceğiniz sarı binasıyla Old Yerevan Restaurant’ı göreceksiniz. Dışarıdan bakıldığında turistik güzel bir mekân sanabilirsiniz, aman yanılmayın. Tam anlamıyla bir fiyasko… Öyle ki yemek yemeyi bırakın menüsünü bile elimize zor aldık. Çalışanların muamelesi bütün iştahınızı kaçırıyor zaten, gerek kalmıyor yemeğe… Koca gün fazlasıyla yeri yürüyerek gezmekten yorgun düşmeye başladığımızdan, hemen yeni bir yer aramaya başladık. Zorda kalmadığımızdan ilk bulduğumuz yere girdik, karnımızı doyurduk. Gözlemleme şansınız olursa, Erivan'da fast-food olarak nitelendirebileceğimiz yiyeceklerin birçoğunun bizim kebap, lokma vb. yemeklerden çok da farksız olmadığını göreceksiniz.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar