Almanya’daki en önemli turizm destinasyonlarından biri Antalya’nın 90’lı yıllarda kardeş şehir olduğu ve Almanların yüzde sekseninin tatil döneminde soluğu aldığı Bavyera’nın Bodrum’u veya Çeşme’si diyebileceğimiz Nürnberg. Kentin turizminin kaynak pazarında Amerika, İtalya, İsviçre ve Polonya ilk sıralarda yer alırken Türkiye 48 ülke arasında ilk 19’da yer alarak dikkat çekiyor. 2024’te şehir ilk kez 3.8 milyon gecelemeyi geçti. Gelen ziyaretçi sayısı 2 milyonun üzerine çıktı. Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 9 büyüme anlamına geliyor.
Nürnberg’de turizm hacmindeki artış ise kesinlikle bir tesadüf değil. Kaynakların doğru politikalarla maksimum seviyede değerlendirilmesinin sonucu. Frankonya’nın başkenti diyebileceğimiz Nürnberg, yakınındaki Ingolstatd ve Rothenburg ob der Tauber ile adeta bir voltran oluşturarak doğa, tarih, kongre ve fuar alanında güçlenen kaslarını her yıl biraz daha geliştiriyor.
Siz de yaz sıcaklarında kan ter içinde kalmadan dolaşabileceğiniz, sakin, lezzet ve tarih dolu farklı bir tatil geçirirken arada “Şöyle bir Orta Çağ'a bakıp çıkacaktım” destinasyonu arıyorsanız, işte size destinasyon:
Nürnberg

Antalya Havalimanı’ndan Nürnberg’e uçmak için hizmet, konfor ve ücret bakımından tercihim Corendon Airlines’tan yana oldu. 3 saatlik bir direkt uçuşun Nürnberg Albrecht Dührer Havalimanı’ndayım. Siz de benim gibi gece uçuşu yaptıysanız gece havaalanına 2 dakika yürüme mesafesindeki Mövenpick Hotel’de kalabilirsiniz. Bir havaalanı otelinin ötesinde bir temizliğe ve personel ilgisine sahip olduğunu söyleyebilirim.
Buradan 5 dakikalık yürüme mesafesindeki tren istasyonunu kullanarak 15 dakika sonra Nürnberg kent merkezindeydim.
116 kilometrelik Pegnizt Nehri’nin 16 km ile ikiye böldüğü Nürnberg’de nehir üzerinde yaklaşık 41 köprü ve yaya geçidi bulunuyor. Almanya’nın ortasında İpek Yolu ve Baharat Yolu’ndan gelen ürünlerin de ticaretinin yapıldığı merkezi konumuyla ve yaklaşık 30 bin nüfusuyla Orta Çağ'da en parlak dönemini yaşayan Nürnberg’de nehrin güneyinde, Aziz Lorenz Kilisesi’nin bulunduğu yakasında fakirler otururken, kuzeyinde kaleye yakın bölgede zengin Nürnberg aileleri, tüccarlar ve zanaatkarlar oturuyormuş.

Nürnberg 1350 ile 1450 arasında inşa edilen surlarla çevrili. Bu surların uç noktalarında ‘şişman kule’ diye tabir edilen 5 kule, kente giriş çıkışları kontrol ediyormuş. Gelen ürünler kalite kontrolünden geçiriliyor, tartılıyor, içeri girmek isteyen yabancılardan "ayak bastı parası" olarak tabir edilen bir tür vergi alınıyormuş.
Ben kent merkezine trenle geldikten sonra hemen garın karşısına geçerek buradaki Königstorturm Kulesi’nden kente giriş yaptım. Königstorturm’dan başlayıp Albrecht-Dürer-Haus’a kadar yürüdüğümde de aslında Nürnberg’in en klasik “eski şehir omurgasını” yürümüş oldum.
Aziz Lorenz Kilisesi

Aziz Lorenz Kilisesi'ne gelmeden önce, kulenin biraz ilerisinde eski gümrük binası görülüyor. Gümrük binasının karşı çaprazında ise orta çağda bağışlarla inşa edilen Aziz Lorenz Kilisesi tüm ihtişamı ile sizi karşılıyor. Kilise’nin ön yüzünde İncil’in özeti taşlara nakşedilmiş. Sağ sütunda Adem ve sol sütunda Havva arz-ı endam ediyor.
Frauenkirche
Kiliseden nehre doğru devam ettiğinizde ise karşınıza Frauenkirche olarak bilinen yine ihtişamlı bir Orta Çağ kilisesi ile karşılaşıyorsunuz. Akrep ve yelkovan 12’ye vurduğunda, kilisenin ön yüzünden size selam vererek geçen rahip figürlerini de izleyebilirsiniz.
Hauptmarkt

Frauen Kilisesi’nden de aşağı inince 1356’dan beri var olan bir pazar yeri ile karşılaşıyorsunuz. Burası önceden nehrin oluşturduğu balçıkların üzerinde kurulu bir Yahudi mahallesiymiş. Kral. 4 Karl’ın emri ile burada yaşayan 632 Yahudi öldürülüp, kente Yahudilerin girmesi yasaklandıktan sonra alana toprak atılarak pazar yeri haline getirilmiş. O gün bugündür de pazar olarak kullanılıyor.
Almanya’nın en eski ve en meşhur Noel Pazarı da yüzyıllardır burada kuruluyor. Kilise balkonundan her yıl "Nürnberg Bakiresi" adı verilen bir kadın temsili olarak pazarın açışını yapıyor ve bu açılış tüm ulusal kanallarda canlı yayınlanıyor. Bu Pazar hem Almanya’dan hem dünyadan o kadar çok turist çekiyor ki, geçen yıl Noel döneminde kentte konaklama 3 milyonun üzerinde gerçekleşiyor.
Acıklı Bir Güzel Çeşme Hikayesi

Pazardan biraz daha ilerleyince karşınıza 1396 yılına tarihli oldukça estetik bir çeşme çıkıyor. Yaklaşık 19 metre yüksekliğindeki Güzel Çeşme, sivri uçlu bir Gotik kilise kulesi şeklinde tasarlanmış. Demir kapıya kusursuz bir şekilde işlenmiş pirinç halka efsanesinin de bir öyküsü var. Anlatılana göre bu halka şu şekilde ortaya çıkmış:
Kuyu etrafına korkuluk yapan Usta Kuhn'un, çırağı tarafından evlilik teklifi alan Margret adında bir kızı vardı. Kızını fakir bir gence vermek istemediği için, bu ilişkiyi yasakladı ve çırağını kovdu. Çırağın, "Bundan hiçbir şey çıkmayacak! Kuyu korkuluğundaki halkaları döndürmeyi başaramayacağınız kadar imkansız!" dediği söylenir. Usta daha sonra bir yolculuğa çıkmış ve çırak, yeteneğini kanıtlamak isteyerek gizlice bir halka yapmış. Halkayı kesip korkuluğa yerleştirip, dikiş görünmeyene kadar törpülemiş ve sonra şehri terk etmiş. Usta sonunda eve döndüğünde, çok yetenekli çırağına çok sert davrandığını fark etmiş ama artık çok geçmiş. Halkayı çevirmenin uğur getirileceğine inanılıyor. Eksik kalmayalım deyip, iki tur çevirdik.
Bit Pazarına Nur Yağıyor
Benim gibi şanslıysanız Nürnberg’de yılda iki kez düzenlenen büyük bit pazarı Trempelmarkt’a rastlarsınız. İlkbahar ve sonbaharda kurulan ve 3 gün süren bit pazarına hem satıcı hem alıcı tarafından rağbet çok. İğne atsanız yere düşmez derler, tam olarak öyle. Adım başı kurulan tezgahlarda plaklardan, kıyafetlere, ev dekorasyonundan koleksiyonlara, oyuncaklardan, antikalara ne ararsanız bulabilirsiniz...
Sosyal Hizmetin Böylesi: Heilig-Geist-Spital
Ve nehrin hemen yanı başındaki asırlardır sürdürülen bir sosyal hizmet kurumundan bahsetmeden olmaz. Tüccar Konrad Groß 1322’de servetini burada yapılan hastaneye yatırıyor. Hemen yanında da Nürnberg’in en eski eczanesinin bulunduğu bu hastane 70 hastaya hizmet verirken bugün 1+1 odalarıyla yüzden fazla insana, oldukça cüzi bir kira karşılığında huzur evi olarak hizmet veriyor.
Belediye Binası

Huzurevinden ileriye devam ettiğinizde Belediye Binası'na ulaşıyorsunuz. Tabi ki belediye binası da orta çağdan bugüne kente hizmet, kent politikalarının belirlendiği merkez olarak kullanıyor. Orta çağ döneminde inşa edilen binanın ön yüzünde İskender, Sezar ve Roma imparatorlarının kabartmaları bulunuyor. Kenti yönetenlere merhamet ve adalet ile yönetim telkini veren yazının üzerinde ise, kendi kanı ve eti ile yavrularını besleyen pelikan kuşu kabartması var. Pelikan kuşunun bu özverisi Nürnberg kentini tarihler boyunca yönetenlerin ibret alması umulmuş
Yeraltında Bira Üretiminden Yaşam Savaşına
Nürnberg’de iki yeraltı noktası var. Önce mahzen, depo sonra sığınak olarak kullanılmış. Felsengänge halkın ve şehrin genel yer altı sığınağı Kunstbunker ise kalenin altında sanat eserlerinin korunduğu özel sığınak.
Ben kısıtlı zamanda Felsengänge ‘i gezebildim. 24 metre derinliğindeki bu sığına 67 metre uzunluğunda bir tünelden geçerek indim. Yeraltındaki bu alanın 25 bin metrekare yani 3 futbol sahası büyüklüğünde.

Orta Çağ'da Almanya’da yılda bir kişinin 500 litre bira içtiği tahmin ediliyor. Bunun sebebi çeşmelerden gelen suyun hijyeninin düşük olması ve veba salgını. Nürnberg Rotbier olarak bilinen kırmızı birasıyla ünlü. 1519 yılında Alman Saflık Yasası kabul ediliyor. Bira yapımındaki maddeler, şerbetçi otu, arpa ve su oranlarıyla yasaya işleniyor. Ta ki 18. yüzyılda maya bulunana kadar. Şarap ve bira üretmek isteniyorsa 15 metrekare büyüklüğünde bir mahzene sahip olunması şart koşuluyor. Bu nedenle mahzenler büyüyor, bira üreticileri çoğalıyor. Şu an Bavyera’da 1400 çeşit bira üreticisi bulunuyor.
Orta Çağ’da yazın da bira üretmek için gerekli olan maksimum 10 derece sıcaklık için kışın buz tutan nehirden buzlar kırılıyor, at arabasına yükleniyor ve sığınağa taşınıyor, yeryüzüne uzanan delikten yeraltına iletiliyormuş. Böylece yaz aylarında da bira üretimine devam edilebiliyormuş. 19. Yüzyıl sonunda buz makinasının icat edilmesi ile bira üreticiler mahzenlerden yeryüzüne çıkıyor. Burada bir süre turşu üretiliyor. Daha sonra burası ihaleye çıkıyor ve buranın sahibi burayı turla değerlendiriyor. Genel tur ücreti kişi başı 12 euro. Bira yapımından sonra çok akıllıca bir yatırım olduğunu söylesem bana katılırsınız diye düşünüyorum. Burada bugün ayrıca tiyatro, konser ve kutlama gibi etkinlikler de yapılıyor.
Biracı Yıldızı
Ve mahzende karşımıza çıkan bu yıldız Davut Yıldızı değil. Yukarı bakan yıldızda üç köşe arpa, su, şerbetçi otunu; aşağı bakan üçgendeki üç köşe ise su hava ve ateşi yani bira üretimi için gerekli elementleri temsil ediyor. Bu sembol orta çağda bira üretimini yangından koruduğuna inanıldığı için mutlaka bira üretilen imalathanelerin, bira üreten ailelerin evinin dış cephesinde bulunuyordu. Bugün de kimi yapılarda izlerine rastlamak mümkün.
Günümüzde ilk organik viski de bu mahzende üretiliyor. Üretilen bu viskiler imzalanan kontratla, 3 sene ve 1 gün viski depolanıyor. Viski fıçıları için Amerikan beyaz meşe ağacı kullanılıyor. Meşelerin içi özel bir işlemle yakılıyor ve bu işlemin viskinin rengine ve tadına bu yakma işleminin katkısı büyük. Depolanmayan viski şeffaf, 3 sene depolanan kehribar rengini alıyor. 1900 euro gibi bir ücret karşılığında burada adınıza viski depolanabiliyor.
Otuz Bin Kişinin Hayatını Kurtaran Sığınak
Orta Çağ'da yeraltında kafalar birayla güzelleşirken, modern zamanlarda yerüstünde fillerin en büyük tepişmelerinden biri, İkinci Dünya Savaşı’nda Nürnberg ağır bir bombardımana uğruyor. En kötü 2 Ocak 1945’te Nürnberg’in yüzde 90’dan fazlası yerle bir oluyor. Yaklaşık otuz bin kişi sirenlerin çalmasından sonraki 15 dakika içinde bu yeraltına sığınıyor. Sığınağın girişinde Amerikan uçaklarının 75 km ağırlığındaki bomba sergileniyor.

Nürnberg’in eski şehir bölgesinde, Kaiserburg’a (Nürnberg Kalesi) çok yakın konumda. Albrecht-Dürer-Haus, Nürnberg’de bulunan ünlü Rönesans ressamı ve matbaacısı Albrecht Dürer’in yaşadığı ev bulunuyor. Ev İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük yıkım görmüş daha sonra onarılmış.
İkinci Dünya Savaşı ve Nürnberg
Tarihe merakınız varsa Nürnberg kent merkezinin biraz dışına çıkmayı göze alın. Kentin güneydoğusunda, Dutzendteich gölü ve Luitpoldhain park alanının bulunduğu geniş düzlüğün içinde yer alan, İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilen Zeppelin Field, Nazi Party Rally Grounds kapsamında 1933 – 1939 arasında kullanılan en ünlü Nazi miting alanlarından biriydi. Her yıl farklı bir tema ile düzenlenen ve bir hafta süren etkinlikler için yüz binlerce insan Nürnberg’e geliyordu. Adolf Hitler alandaki Führer noktasından burada halka etkileyici hitabetlerde bulundu.
Savaş sonrası alanı ABD ordusu ele geçirdi ve buradaki gamalı haç sembolünü havaya uçurdu. Bölge bugün otomobil yarışları ve rock konserleri için kullanılıyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında üst düzey askeri ve siyasi Nazilerin yargılandığı tarihe Nürnberg Mahkemeleri olarak geçen yargılamalar şehrin merkezinin batısındaki Fürther Strabe üzerindeki Justizpalast olarak bilinen yerde gerçekleşiyor. Palace of Justice bugün hâlâ aktif bir adliye kompleksi olarak kullanılıyor. Yani sadece müze değil; Bavyera eyaletinin çalışan mahkeme binalarından biri.
Ne Yenir, Ne İçilir?
Nürnberg’in gastronomisi, tarih ve kültürle iç içe ilerliyor. Nürnberg’in en eski birası Rotbier yani kırmızı bira bölgedeki klasik “Franconian lager” tarzını temsil ediyor. Biranın yanına meşhur alman sosisleri servis edilir.
Bunun yanında kuşkonmaz diğer adıyla aspargus kentin gastronomisinde önemli bir yeri olan sebze. Tavada tereyağlı servisinin yanında çorbasının da tadına bakın derim.
Şehrin en önemli bir diğer geleneksel lezzeti, “Elisen Lebkuchen” yani yaşam çöreği adıyla bilinen zencefilli kurabiye. 1395’te ortaya çıkan bu tat, baharat yoluyla Nürnberg’e zencefilin ulaşmasıyla günümüze kadar hiç vazgeçilmeden üretiliyor.
Ingolstadt

Nürnberg tren istasyonundan kalkan trenle yarım saat sonra Ingolstadt’dayım. Adını eski Germen mitolojisinden bir tanrıdan aldığı söyleniyor. İngo’nun şehri anlamına geliyor. Bugün Tuna nehri kıyısında biri teknik diğeri sosyal olmak üzere iki üniversitesiyle hem bir üniversite hem de bir sanayi şehri.
Ingolstadt denince akla ünlü otomobil markası Audi geliyor. 150 bin nüfuslu kentte 40 bin çalışanı ile ekonominin yüzde 70’ini otomotiv sektörü sırtlanıyor. Ingolstadt demek audi demek dense yeridir. Ancak kentin ekonomi politikalarını yürütenler bu durumdan çok da memnun değil. Zira tek bir sektöre bağımlılığın acısını çekiyorlar şu sıra. Otomobil satışlarının Çin ile rekabet dolayısı ile düşmesi nedeniyle. Diğer yandan Ingolstadt’ın bir petrol rafinerisi bulunuyor, Türkiye’nin de satın aldığı Eurofighterların imal edildiği fabrika ve mediamarketin de doğduğu yer. Eğer yatırımcı bir gezginseniz haberiniz olsun, kent şu aralar start up ve yatırımcılara önemli teşvikler vadediyor.
Viktorya Kilisesi

Asamkirche Maria de Victoria Ingolstadt’ta mutlaka görülmesi gereken bir yer. Mimarisi Barok döneminin izlerini taşıyor. Kiliseyi diğer kiliselerden ayıran özelliği, Cosmas Damian Asam tarafından yapılan tavan freski. Tavan freski mi görmedik, nesi ilginç derseniz, Fresk sadece Hristiyan ikonografisiyle sınırlı kalmayarak Barok döneminin “evrensel gösteriş” anlayışı nedeniyle başka kültürlere ve antik dünyaya gönderme yapan figürler de içeriyor. Bu nedenle tavanda oryantal etkide Afrika, Asya ve Doğu ve antik dönem buluşmasının seyrine doyum olmuyor. Tabi sonunda biraz boyun ağrısına hazırsanız.
Alman Ordu Müzesi

Bayerisches Armeemuseum, yani Türkçeye çevrilirse “Bavyera Ordu Müzesi”, Almanya’nın en önemli askeri tarih müzelerinden biri. Şövalye zırhları, kılıçlar ve mızrakların yanında Türk ziyaretçileri burada bir sürpriz bekliyor. Türklerin Viyana kapılarına dayandı cümlesiyle anılan 29 Ağustos 1526’daki Orta Avrupa siyasi tarihine büyük etkisi olan Mohaç Meydan Muharebesi’nden kalan ganimetler var. Bu koleksiyonun içinde Osmanlı Ordusundan kalan çadır asırlardır çok iyi bir kondisyonla burada muhafaza ediliyor.
Deutsches Medizinhistorisches Museum

Almanya’da hastalık ve tedavi yöntemlerinin tarihine bir bakış atmak isterseniz Almanya tıp tarihine adanmış ilginç bir müze sizi burada bekliyor. Bahçesinde pek çok tıbbi aromatik bitki bulunan müzede ilk cerrahi ekipmanlar, tıp kitapları bulunuyor.
Frankenstein’a İlham Veren ve İçinden İlluminati Çıkartan Ingolstatd Üniversitesi
Marry Shelley tarafından kaleme alınan Frankestein romanının başkahramanı, Victor Frankenstein, Almanya’nın en eski üniversitelerinden biri olan 1472’de kurulan Ingolstadt Üniversitesi’nde eğitim görür. Burada “ölü maddeye hayat verme” deneylerini yapmaya başlar. Yani yaratığın doğuş fikri Ingolstadt’ta ortaya çıkar.
Adam Weishaupt ise Frankestein karakterinden farklı olarak üniversitede görev yapan gerçek bir profesör ve adı tarihte İlluminati’nin kurucusu olarak geçiyor. 1776’da kiliseden ve dinden bağımsız fikir geliştirme amacıyla kurulan aydınlanma dönemi topluluğu İlluminati, 1780’de Bavyera hükümeti tarafından yasaklanınca yer altına iniyor.
Ingolstadt Village

Bu kadar tarih yeter, alışveriş yok mu diyenlere Ingolstatd merkeze yaklaşık 7 km uzaklıktaki Ingolstatd Village için ise klasik kapalı alan alışveriş merkezi konsepti dışında bir kasaba alışveriş merkezi var. 2005 yılında kurulan bu alışveriş merkezinde dünyaca ünlü markaların ürünlerine oldukça avantajlı fiyatlarla ulaşmak mümkün.
Ne Yenir Ne İçilir?
Ve yorulunca soluğu Ingolstatd’da Augustiner Brau Bavyera birahanesinde alıyorum. Harika şnitzelleri var ve eşlikçisi olarak menüde pek çok yerel bira çeşidi sunuluyor. Tarihi binadaki ahşap büyük salonları ve tasarımıyla size nostaljik ve hoş bir birahane atmosferi sağlıyor.
Almanya'da Orta Çağ'a Işınlandım: Rothenburg Ob Der Tauber

Kentin adını tam çevirdiğinizde "Tauber Nehri üzerindeki kızıl kale" anlamına geliyor. Hani Orta Çağ nasıldı diye görmek isterseniz, arabaları kaldırdığınız anda sanki dondurulmuş gibi karşınızda diyebilirim.
Bir tarih, bir kent, bir mimari nasıl korunur dersini verir gibi Rothenburg. Rothenburg, 690 yılında kurulmuş, Surlarla çevrili gotik Orta Çağ kasabası, 48 kuleye, 6 müzeye ve 60'tan fazla şarap evine sahip. Hristiyanlığın Katolik, Fransiskan ve Protestan tüm mezheplerine ev sahipliği yapıyor.
Burada Hotel Eisenhut’ta konaklıyorum. Otelin sahiplerinin kökeni otelin lobisinden odalara çıkan merdivende işli. Buradaki otellerin hepsi butik otel.
Rothenburg Turizm Ofisi'nden Robert Nehr ile buluşuyoruz. Nehr, şehrin turizmi hakkında önemli bilgiler veriyor.
11.500 Nüfusuyla 1.7 Milyon Turist Ağırlayan Kent

Yalnızca 11.500 nüfusuyla ve 60 butik oteliyle yılda 1,7 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Yılda 140 milyon Euro geliri kentin kasasına turizmden yaşıyor. Bu başarıda Rothenburg’un Orta Çağ'dan kalma yapısını neredeyse el sürülmemiş bir şekilde orijinal haliyle koruması, 20 binden fazla ornamentin bulunduğu Noel çarşısının ve harika doğasının yanı sıra turizmi nasıl ele aldıklarının da önemli bir etkisi olduğu şüphe götürmez.
Rothenburg’da turizm tamam küçük işletmecilerin elinde. En büyük otelin oda sayısı 20’yi geçmiyor. Hepsi Rothenburg yerlisi, Rothenburg’lu aileler. Zincir otel yok, büyük otel yok. Orta Çağ'dan kalan yarı ahşap yarı taş yapıdan oluşan evler el değmemiş bir halde kuşaktan kuşağa korunarak duruyor. Restoranlar da aynı şekilde ve bu restoranlardan biri Michelin seçkisinde de yer alan HeRr. (Tüm bunlar Antalya gibi binlerce kişinin aynı yerde tatil yaptığı otelleri düşününce inanılmaz geliyor)
Nürnberg şehir kartı (2 gün için 38 Euro, çocuklar için 12 Euro) ile kentteki tüm müzelere sınırsız giriş imkânı sunuyor. Bu kart, şehirde sanat, tarih ve kültür keşfini kolaylaştırıyor.
Orta Çağ Suç Müzesi

Ben bu müzelerden Orta Çağ Suç Müzesi'ni gezebildim. Müze Orta Çağ'da insanların adalete, suça ve cezaya bakış açılarını anlamak bakımından değerli bilgiler sunan öğelere sahip. Utanç maskeleri müzede ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken öğelerden. Bu maskeler, hırsızlar, dedikodu yapan kadınlar, sarhoşlar, cinsel dürtülerini kontrol edemeyen erkekler için tasarlanmış. Bir miktar mizah duygusuyla beraber yaratıcılık da bu tasarımlara eşlik ediyor. Söz gelimi dedikodu yapan kadınlar için uzayan bir dili olan maske, çok içki içen ve kaba davranışlar sergileyen biri için domuz kafasını andıran bir maske tasarlanmış.
Suçun cezasında toplumsallığın Orta Çağ'da önemini cezanın halk tarafından infazı ve halka seyirlik hale getirilmiş olmasından anlaşılıyor. Söz gelimi ekmeğin gramajı ile oynayan bir fırıncı için ya da hileli ticaret yapan tüccar için tasarlanan bir ceza aleti meydana getiriliyor, suçlu ilan edilen kişinin başı bir mekanizma ile suyun içine batırılıyor, başın suyun içinde ne kadar kalacağına, cezanın yeterliliğine halk karar veriyor. Yine çok içki içen biri kafası yukarıda açık kalacak şekilde bir fıçıya kitleniyor ve meydana konuyor. Gelip geçen halk bu kişiye hakaret edebiliyor, yüzüne tükürebiliyor. Geçen yıl bu müzeyi 123 bin kişi ziyaret etmiş (Yıkılan Antalya Arkeoloji Müzesi’ni 2024 yılında yaklaşık 175 bin kişinin ziyaret ettiğini ve iki müze içindeki eserlerin değerini şöyle bir göz önünde tutun derim).
Noel Alışveriş Merkezi
Suç ve cezanın karanlık dünyasından Noel’in ışıklı dünyasına geçelim. Rothenburg turizminin başlıca öğesi Noel olduğu için kentin her sokağında her adımda bir elişi oyuncak, dekorasyon malzemesi, noel süslemesi satan dükkan görmek mümkün. 1964’te kurulan Käthe Wohlfahrt bunlardan biri ve zaman içinde geleneksel Alman Noel estetiğinin, “romantik Almanya” imajının , el yapımı süs kültürünün uluslararası sembollerinden biri haline gelmiş. 3 katlı dükkandan içeri adım atar atmaz içine girdiğiniz Noel dünyası öyle büyüleyici, öyle masalsı ve öyle aydınlık ve şefkatli ki içinden çıkmak istemiyorsunuz.
Rabbi Baruch’un İzleri
13. yüzyılda Rothenburg ob der Tauber Avrupa Aşkenaz Yahudi düşüncesinin önemli merkezlerinden biriydi ve Aşkenaz alimlerinden Rabbi Meir ben Baruch burada yaklaşık 40 yıl yaşayıp ders verdi. Burada eski Yahudi mahallesinde onun adına düzenlenmiş bir plaketi de görmek mümkün.
Romantik Yollar

Rothenburg'u çevreleyen ormanlık alanlar, vadiler ve tepelerle yürüyüş ve bisiklet rotaları açısından zengin bir deneyim sunuyor. Akdeniz'deki Antik Likya Yolu'na benzer şekilde tarih ve doğanın iç içe geçtiği 350 kilometrelik orta çağ "Romantik Yolun güzergâh üzerinde konumlanıyor. Ekim ayının ilk haftasında ise koşucular için burada Taubertal 100 ultra trail / ultra maraton düzenleniyor.
Ne Yenir, Ne içilir?
Rottenburg’da beş çayında özellikle Rothenburg ob der Tauber ile özdeşleşmiş geleneksel Frankonya tatlısı Schneeball, yani kartopu yemenizi öneririm. Çikolatalı, zencefilli, bademli seçenekleri bulunuyor.
Rothenburg vadisindeki bağlarda yetişen Silvaner isimli üzümden yapılan şarapları belgenin öne çıkan gastronomik zenginliklerinden biri. Bu şarapların ayırt edici özelliği “toprağı” ve terroir’i çok net yansıtmaları. Yeşil elma, armut, bektaşi üzümü ve bazen taze çayır otu notaları hissediliyor.

Ancak gece otelinize dönerken sisin büründüğü orta çağ havasını buram buram soluyacağınız karanlık taş sokaklardan birinde karşınıza el fenerleri, pelerini ve garip siyah keçe şapkasıyla Nachtwächterführung çıkarsa sakın benim gibi ürkmeyin. Onlar kentteki orta çağ hikayelerini, efsanelerini anlatan gece turu rehberleri.
