Oswiecim Nazi Kampları Bölüm II: Auschwitz I

Birkenau'dan ayrılıyoruz ve ilk kurulan kamp olan, ayrıca tüm kampların yönetim merkezi de olan Auschwitz I'e geliyoruz. Biletimizi alıyoruz ve üzerinde meşhur "Arbeit macht frei" yani "çalışmak insanı özgürleştirir" yazısının bulunduğu kapıya geliyoruz. 1940 yılında ilk kurulan bu kampta başlangıçta savaş esirlerinin ve tutukluların zorunlu olarak çalışmaları amacıyla kurulduğu sanılıyordu ama gerçek sadece elbette bu değildi. Burada Birkenau kampında gördüklerimizden daha fazlasını göreceğimizi bilerek kendimizi hazırlıyoruz. Kapıdan geçip ağır adımlarla ilerleyip sırası ile binalara girip çıkıyoruz.

Binalardan birinde, Alman hükümetine iletilmek üzere, öldürülen tutukluların toplandığı eşyaları görüyoruz. Binlerce ayakkabı, tarak ve fırçalar, gözlükler, özel eşyalar, bavullar... Bunlar bizim görüntüleyebildiklerimiz. Yüzlerce kilo takma altın diş, mücevher ve para çoktan Almanya'ya gittiği için göremediklerimiz ve bir de fotoğraf çekmenin yasak olduğu ve belki yasak olmasa bile çekim yapmaya elimizin varmayacağı çok büyük bir oda dolusu insan saçı. Örgülü kadın saçlarını görmeye yürek zor dayanıyor.

Bazı binaların iç duvarlarında o yıllara ait istatistiki rakamlar da burada sadece Yahudi katliamı olmadığını, diğer milletlerden ve hatta kendi milletlerinden insanlar, homoseksüeller ve Romanlar olduğunu ve bunların ayrı ayrı işaretlerle sınıflandığını, başka bir tabloda tutsakların bu kampa hangi ülkelerden geldiğini görüyoruz.

Tablolardaki fotoğrafların çoğunda ise bunların ayrımının yapılmadan topluca işkencelerden geçtiklerine şahit oluyoruz. Caniliği ve tutsak esirler üzerinde yaptığı deneyler ile tanınan kamp doktoru Josef Mengele'nin insanlar ile özellikle ikiz çocuklar üzerindeki çalışmalarını gösteren fotoğraflar bizi bir kez daha etkiliyor.

Binaları teker teker geziyoruz ve bir açık alanda ise insanların duvar dibine dizilerek kurşuna dizildikleri yere geliyoruz. Önceleri yaylım ateşi ile öldürürlerken daha sonra zayi olan mermilerden dolayı tek tek bu duvara getirilip diz çöktürüldükten sonra başlarına tek mermi sıkarak infaz ettiklerini öğreniyoruz. Buranın hemen yanında uzun bir boru sistemi ile topluca idamlar yapıldığını, üstte çengel bulunan direklerde ise insanların arkadan ellerinden bağlanarak çengele asmak sureti ile işkence ettiklerini öğreniyoruz.

Yukarda söylediğimiz gibi, 1940 yılında ilk kurulan bu kampta başlangıçta savaş esirlerinin ve tutukluların zorunlu olarak çalışmaları amacıyla kurulduğu sanılıyordu oysa asıl amacı bir kaç ay sonra ortaya çıkar. 1941'de önce denemeleri yapılır ve 1942 yaz aylarında Zyklon B gazı ile ilk olarak Sovyet esirler ve çalışamayacak durumdaki tutuklular öldürülür sonra kampa gelen anne ve çocuklarile çalışamayacak durumdaki kişiler hemen ayıklanarak gaz odalarına gönderilirler. Kampta son olarak, kampın biraz dış kısmında bulunan, 6 gaz odasının ve 4 ölü yakma fırınının olduğu bölgeye geliyoruz. Banyo yapacakları söylenerek getirilen kurbanların hepsi soyunduruluyor ve kapı birden üstlerine örtülüyor ve tavandaki küçük boşluklardan bu gaz kutusu içeri atılıyor.

Yaklaşık 20 dakika içinde ölen insanlar hemen yan odadaki fırınlara getiriliyor. Sonrasını yazmaya içimiz el vermiyor ama aşağıda gördüğünüz üçgen plastik içinde gördükleriniz bu fırınlardan çıkanlardır. Orada kesilen saçlar ise Bavyera'da bulunan Alex Zink şirketi tarafından kumaş yapımında kullanılmıştır.

Ayırma işlemi ile çalışabilir durumda olduğu için hayatta kalanlar ise kampın yakınındaki endüstri işlerinde çalışmak zorundaydılar. Ömürlerini belki bir kaç ay daha uzatma şansına sahip olan bu tutsaklar, I.G. Farben firması için sentetik kauçuk üreten tesiste veya bir diğer büyük Alman firması Krupp'un fabrikasında çalıştırılıyorlardı ve bu firmalar Nazi yöneticilerine her işçi için kira ödüyorlardı.

27 Ocak 1945'te Sovyet birlikleri Auschwitz I ve II kamplarına girerler. Naziler geride 4.000'i kadın olmak üzere 5.800 güçsüz ve hasta tutuklu ile günümüzde müzeye çevrilen ve bizim de gezdiğimiz bu müzede anlattığımız 1 milyondan fazla giysi, yaklaşık 45.000 çift ayakkabı ve 7 ton (doğru okuyorsunuz) insan saçı bırakarak kaçarlar. Kamp UNESCO tarafından 1979 yılında Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.

Ekim 1945 yılında Almanya'nın Nürnberg şehrinde, ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği dava açmıştır. Nürnberg Uluslararası Askeri mahkemesinde tarihe geçen yargılama sonucu sanıklar 4 suçtan yargılanmıştır. 216 oturum sonucunda mahkeme 01 Ekim 1945'de sonuçlanmış, 4 kişi 10-20 yıl arası hapis, 3 kişi ömür boyu hapis, 12 kişi idam cezası ile cezalandırılmış ancak bunlardan biri kaçak olduğu için gıyabında ceza alırken bir kişi de idamına saatler kala zehir içerek intihar etmiştir. 

Biz ise bu yaşananlara tanıklık ederken insanlığımızdan utandık çünkü ONLAR İNSANDI.

Daha fazla resiç için    http://haydigeziyoruz.blogspot.com.tr

haydigeziyoruz

Yazar Hakkında

haydigeziyoruz

Biz Dilek ve Bora Aydoğdu, gezmeyi seven iki gezginiz. Dilek emekli öğretmen, Bora emekli askeri öğretmendir.