Barselona'da Görülecek Yerler

Gitmek isteyip bir türlü gidemediğim ve görmediğim için utandığım bir şehir, bu geziye karar vermemde önemli bir etken olan şehir, Gaudi'nin şehri... İşte Napoli'den akşamüzeri demir alıp, tüm gece, ertesi gün ve tüm gece yol aldıktan sonra Barcelona'da, Akdeniz'in en hareketli Limanı olan Barselona Limanı'nda açıyorum gözlerimi. Burası yılda 700.000'den fazla geminin uğradığı büyük ve önemli bir liman.

Kahvaltıdan sonra grupta benim gibi bu kente ilk kez gelen iki arkadaşımla vaktimizin tümünü değerlendirmek için hemen karaya çıkıyoruz. Geminin shuttle otobüsü bizi şehir merkezine getirdiğinde 60 metre yükseklikte ve şehrin görülmesi gereken yapıtlarından ünlü Christopher Columbus’un heykeli ve çok güzel tarihi binalar çıkıyor karşımıza. Hemen orada, tüm gün süren, istediğiniz yerde inerek gezip tekrar binebildiğiniz "hop on - hop off" tur otobüslerine bilet alıyor ve şehri gezmeye başlıyoruz.

Barselona, İspanya'nın Katalonya özerk bölgesinin başkenti ve Katalanca'nın yoğun olarak kullanıldığı, 1900'lerden kalma çok güzel, planlı, modern bir şehir. Tabii aynı zamanda da tarihi, sanatsal, mimari zengini bir kent. 9. yüzyılda Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuş olan Barselona'nın geçmişinin İspanya'dan daha eski olması da ayrıca çok ilginç.

Ben tarih kısmından çok şehri anlatmak istiyorum sizlere, eminim çoğunuz gitmiş görmüşsünüzdür ama belki benim gibi bu güzel kente gitmeyi ihmal etmiş olan da vardır.

Şehri baştanbaşa kat eden La Rambla Caddesi Katalunya Meydanı’ndan başlayarak, sahile kadar devam eden, 2 km'ye yaklaşan uzunluğu ile şehrin en popüler caddesi. Kafe ve restoranlar, müzeler, alışveriş merkezleri, sokak müzisyenleri, turistleri ile her zaman renkli ve hareketli.

Kentin simgesi ve Gotik tarzın en güzel örneği olan Sagrada Familia gerçekten inanılmaz,  anlatılamayacak kadar güzel bir eser. 1882 yılında mimar Villar tarafından başlanan kilisenin yapımına, Gaudi tarafından devam edilmiş ancak ne yazık ki Gaudi sadece kilisenin ön cephesini tamamlamış ve tamamına ömrü yetmemiş. Ünlü kilise hala tamamlanamadığı için “Bitmeyen Kilise” olarak da anılmakta (mimari yapısı çok zor olduğundan 2030 yılında bitirileceği tahmin ediliyormuş).

Barselona denince benim aklıma ilk gelen isim Antoni Gaudi’dir. Dünyaca ünlü mimar gerçekten de olağanüstü yeteneği ve değişik mimari tarzı ile hak ettiği kadar ünlü. Yarattığı ve bizlere bıraktığı sayısız yapıtlarından 8 muhteşem eser UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta. Koyu bir Katalan ve Katolik olan Gaudi hiç evlenmemiş ve biraz süfli olarak yaşamış ve ne yazık ki trafik kazası sonucunda, bir tramvayın altında kalarak, ölmüş. Yukarıda bahsettiğim gibi Sagrada Familia kilisesinin yapımı ölümü ile yarım kalmış. Barselona şehrine sayısız eserler yapan Gaudi'nin Barselona şehri için önemi çok büyük, hatta şehir bile onun lideri olduğu modernizm akımıyla planlanmış. Eserlerinde Gotik tarzın yanı sıra, süslemeler, kıvrımlar, organik motifler kullanmış.

Gaudi'nin ilk önemli eseri, ayrıca şehrin görülmeye değer eserlerinden, 19. yüzyılın sonlarında Vicens ailesi için yaptığı yazlık evdir. Casa Vicens projesi ile Barselona'da ünlenmeye başlayan Gaudi'nin eserleri arasında bulunan bazı yapıtlar aşağıdaki gibi…

Park Güell - Güell ailesinin soyluluk göstergesi olarak Gaudi tarafından 1914 yılında yapılan park, daha sonra halka da açılmış.

Passaig de Garcia Caddesi üzerindeki Casa Batllo, ön cephesi dalgalı ki binanın gün ışığından olduğunca yararlanmasını sağlıyor, müthiş bir renk cümbüşü içinde, peri masallarından fırlamış bir bina, ilginç çatısındaki bacalar bol desenli. Her eserinde olduğu gibi bu harika binadan da etkilenmemek mümkün değil.

Casa Batllo’nun birkaç metre ilerisinde, yine Passaig de Garcia üzerinde sanatçının Dünya Mirası listesinde yer alan muhteşem bir eseri de Casa Mila ya da La Pedrera. Dışardan bakıldığında hiç düz duvarı olmayan, ince detaylar ile süslenmiş muhteşem bina, 1912 yılında tamamlanmış. Şehrin tam merkezinde, popüler bir cadde üzerinde, Casa Batllo gibi kendini hemen belli eden, “bu bir Gaudi eseri” dedirten binanın terasından muhteşem Barcelona manzarası izlenebiliyormuş ama ne yazık ki bu keyif için bizim vaktimiz yok. Binayı dışardan seyretmek, incelemek bile keyifliydi.

Barselona kentinin bir diğer dünyaca ünlü ismi de Pablo Picasso elbette. Kentte bulunan ve 1963 yılında kurulan Picasso Müzesi, Barcelona'da en çok ziyaret edilen yerlerden. Müzede Picasso'nun Mavi Dönemim dediği 1901-1904 yılları arasındaki eserleri ile toplamda 2500 den fazla eseri ve  kişisel eşyalarını görmek mümkün. Ünlü ressam, uzun yıllar Barselona da yaşamış, bir süre ayrıldığı şehre tekrar dönmüş ve bu yıllarda Mavi Dönemim dediği ürünlerini yaratmış. Daha sonra Fransa'ya yerleşen ressam Fransa'da vefat etmiş.

Katalan ressam, heykeltıraş ve seramik sanatçısı Joan Miro'yu da unutmamak gerek elbette. Gaudí kadar olmasa da, şehre iz bırakmış bir sanatçı. Modern Sanatları (contemporary art) sevenler için de sanatçının 1975 yılında kendi kurduğu, Fundacio Joan Miro Müzesi’nde (şehre tepeden bakan Parc de Montjuic’te) binlerce eseri, resimleri, heykelleri ve kişisel eşyaları sergilenmekte.

Montjuic Tepesi'nde daha birçok müze ve gezilecek yer var. 210 metre yüksekliğindeki tepeye otobüsümüzün durduğu noktadan teleferikle, fünikülerle veya otobüsle çıkmak mümkün. Barcelona manzarasını bu tepeden seyretmek başka bir keyif.

Barcelona’ya gelip de ünlü Barselona futbol kulübünün stadını görmemek olmaz, otobüsümüz burada da bir isteyenleri indirdikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Şehirde daha birçok gezilecek yer, sayısız müzeler bulunmakta ama bir güne sığdırmak zor, tekrar gelinecek listeme alıyorum bu güzel şehri.

Gezimiz bittiğinde, ama tabii bu güzel kent bir gün gezmekte bitmez, biz “gezebildiğimiz kadar” diyelim, otobüsten şehrin marinasında iniyor ve İspanya'ya gelmişken ünlü İspanyol yemeği “Paella” (deniz mahsullü safranlı pilav) yemeden dönülmez diyoruz. Marinanın en güzel restoranının serin bir köşesine  yerleşiyor, yemeğimizi beklerken de buz gibi mohitolarımızı yudumluyoruz gemimize dönmeden. Tabii Barselona'da balık, deniz ürünleri yemeden de dönülmez ama ülkemizde balık yemek bambaşka bir keyif. “Tapas” da yine İspanya'ya özgü, bizim meze tarzı, değişik tatlar. Bir zeytinyağı ve Akdeniz ülkesi olan İspanya'da yemek bizlerin damak tadına çok uygun. Patatesli omlet “tortilla” da tavsiye ederim.

Barcelona'da vaktimiz olsaydı Flamenko Dansı da izlemek isterdim ama biz yine gemimize döneceğiz, neyseki çok kısa sure önce, şubat ayında sizlere anlatmıştım, Cordoba’da Flamenko keyfini bol bol yaşadık.

Barselona'da daha gezecek, görecek çok yer var, burası belki de bir hafta kalınacak bir şehir. Benim gibi fotoğraf çekmeyi, sanatı, mimari eserleri sevenler için çok güzel ve renkli kareler veren bir şehir. Tekrar gelmek ve keyiflice gezmek üzere Barcelona’ya veda ederek gemimize dönüyoruz.

Etiketler

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.