DÜNYANIN EN İYİ TREN YOLCULUĞU: MORİTANYA

Demir cevheri trenine biniş! 
Bunun fazlaca iddialı bir yazı başlığı olduğunun farkındayım. Fakat lütfen bekleyin. Aşağıdaki kareleri görmeye, bu epik serüveni benimle birlikte yaşamaya çalışın.. Çünkü o zaman bana hak vereceksiniz. 

Batı Afrika’da, Moritanya’da tamamlamayı hedeflediğim 197 ülkenin 180. sindeydim. Moritanya bu bölgenin, adı pek çok insan tarafından henüz duyulmamış olan büyük bir ülkesi. Aşağıda yer alan küçük görsel ile aklınıza, bu çılgın tren yolculuğu için bir kaynak bırakmak istiyorum. 

Yaklaşık bir yıl kadar önce bir tatil forumunda dünyanın en büyük treni olma özelliğine sahip bu tren ile yapılan epik bir tren yolculuğu okumuştum. Ardından geçtiğimiz yıl blogger arkadaşlarımdan biri olan Brendan da, Moritanya kıyılarından Büyük Sahra Çölü’nün içlerine doğru bir yolculuk deneyimi yaşadı. Ben de daha fazla dayanamayarak dostum Josh ile bu muhteşem yolculuğu yaşamak üzere yola koyuldum.

Önce Moritanya’nın başkenti olan Nuakşot’a geçtik. Trene buradan binildiğini biliyordum. Trene binmek için ne bilete, ne rezervasyona, ne nakte ihtiyacınız oluyordu. Yalnızca otostop yapacak ve Büyük Sahra’nın içlerinden süzülerek Moritanya sahiline varacak olan bu demir cevheri dolu dünyanın en uzun yük treninin bir vagonuna zıplayacaktık. Wow!

İlk olarak Büyük Sahra’nın derinliklerine nasıl gideceğimiz konusunda çalıştık. Moritanya’nın altyapısı maalesef ki çok kötü. Asfalt yerine pek çok kez toprak yoldan gitmek durumunda kalabiliyorsunuz. Fakat Nuakşot’ta gerçirdiğimiz birkaç günden sonra birlikte seyahat ettiğim arkadaşım Josh ile bir taksi tutarak yaklaşık 10 saat süren bir yolun ardından 20 dolarlık bir tutar ödeyerek Atar’a geçmeyi başardık. Burada, yöre insanları ile ettiğimiz sohbetlerle Nouadhibou-Zouerat arasında yer alan (rüzgarlar diyarı olarak da biliniyor) ve trenin her akşam üzerinden geçtiği Choum şehrine nasıl gideceğimizi öğrendik. Atar’dan Choum’a bir off-road jipi içerisinde 4 koltukta toplam 6 kişi hızlıca geçmeyi başardık.


Atar-Choum yolu

Öğlen saat 13:30 sularında vardığımız Choum, toz içerisinde, kerpiç binaların oluşturduğu ve önümüzdeki 6 saati daha içerisinde geçirmek zorunda olduğumuz bir yerdi. Bunun ilk yarım saatini, yalnızca yemek siparişi vermek ya da ulaşım konularında kullanabildiğim giriş seviyesindeki fransızcamla, dindar bir yerli ile İslam üzerine konuşmak zorunda kalarak harcadım.


Choum

Çok riskli yöntemlerle hazırlanmış bir öğle yemeği sonrasında Josh ile birlikte Choum merkezde kalmak yerine merkeze birkaç yüz metre dışında tren yolunun kenarında kendimize bir üs kurduk. Çünkü eğer treni kaçırırsak ertesi gün akşama kadar Choum’da kalmamız gerekecekti. Bu fikir her ikimizi de rahatsız edeceğinden orada bekleyerek treni kaçırmamak yapılacak en güzel şeydi.


Öğle Yemeği

Öğleden sonrası sandığımızdan da hızlı geçti. Onlar için tren yolu kenarına kamp atmış yerli çocuklarla sohbet eden iki çılgın yabancıydık.

Trenin ışıklarını gördüğümüzde gün neredeyse batmak üzereydi. Saat 18:30’u gösterirken trene binmemizi kolaylıkla sağlayacak prosedürleri bilen üç Moritanyalı ile eşyalarımızı toplayıp gerekli noktaya gelmiştik. Tren sonunda önümüzden geçmiş ve yaklaşık 10 dakika kadar geçmeye devam etmişti.

Josh ve ben çocukları arkamızda bırakarak demir vagonların birine önce eşyalarımızı fırlatıp ardından da kendimizi zor attık. Çocukların arkamızdan gülüşlerini hiç unutmayacağım :) Wow sonunda istediğimiz yerde, bu epik yolculuğun ilk adımında demir vagonun tepesindeydik!

Şunu kesinlikle eklemeliyim ki, çöl geceleri çok ama çok soğuk oluyordu. Tren ise forumlarda okuduklarımızdan çok daha kirliydi. Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar kirli. Fakat Josh ile ben Atar’da birkaç ikinci el bir kaç dükkanı ziyaret ederek iki battaniye, ekstra çorap, kapşon –ki bence en önemli parçalardan biriydi- yerel birkaç baş eşarbı, Moritanya’da ve Fas’ta giyilen yöresel paltolardan almıştık.

Saatlerce sohbet edip bu cesur yolculuğumuz hakkında kendimize övgüler yağdırırken harika vakit geçirdik. Ardından bi hayli yorulduğumuza karar verip, mont ve battaniyelere sarınarak birkaç saat uyumayı denedik. Hava çok soğuk, battaniyemizin hatta montlarımızın içi demir tozları ile dolu olsa da tüm bunlar bize hiç kötü gelmedi. Uyandığımızda yıldızların altında olduğumuzu farketmek, çölleri aşmak, ve dünyanın bambaşka bir ucunda olmak inanılmaz bir deneyimdi. Bu mutlulukla biraz daha uyumaya devam ettik. 

Uyandığımızda nihayet güneş çıkmaya başlamış ve hava bi nebze de olsa ısınmıştı. Josh ve ben 2 saate yakın hayretler içinde gün doğumunu izledik. Günün tamamen ışımasıyla birlikte uçsuz bucaksız Büyük Sahra Çölü’nü, inişli çıkışlı kum tepelerini gördük. Sabahın bu iki unutulmaz saatini en az, bugüne dek yaptığım en hareketli seyahatler kadar çok sevdim.  Sonunda Nouadibhou nın parlak ışıklarını görmüştük ve artık durma zamanıydı. Çantalarımızı alarak aşağı zıpladık. O ana dek hiç deve görmemiş olan biz, 3 vagon ötemizde develerle karşılaştık. Son derece keyifli bir andı. İstasyonda yedek kıyafetlerimize ve battaniyelere bürünmek üzere eşarplarımızı çıkardığımızda inanılmaz pis bir haldeydik.

Bu kirliliğimiz istasyondaki pek çok Moritanyalı’ya neşe kaynağı oldu. Öyle ki yüzüm ancak 2 litre su ile yıkandıktan sonra biraz görülebilir bir hale gelmişti :) Bir taksiye atlayarak Noudhibou’da uyuyabileceğimiz bir yer aramaya koyulduk. Sonrasında aldığım duş muhtemelen hayatım boyunca aldıklarımın içinde en keyif vereniydi. İtiraf etmeliyim ki bu yolculuk hayatımda yaşadığım en özel deneyimlerden biri oldu. Dilerim bir gün siz de bu hazzı yaşayabilirsiniz. Çünkü dünya üzerinde pek az seyahatte böylesini yakalanabiliyor.

Seyahat İçin Küçük İpuçları:

  • Trene kesinlikle Choum’dan Nouadhibou’ya doğru yönde binin çünkü bu şekilde çok daha keyifli bir yolculuk yapacaksınız.
  • Soğuğa karşı hazırlıklı olacağınız eşyaları mutlaka öncesinde yanınıza fazlasıyla aldığınızdan emin olun. Çünkü hem üşüyecek hem de çok kirleneceksiniz.
  • Güneş gözlüğü getirmeyi unutmayın. Demir tozları uçuştuğundan sizi rahatsız edebilir.
  • Su kesinlikle çok önemli. Fakat vagon tepesinde yemek yemek neredeyse imkansız olduğundan, seyahate başlamadan çok sıkı bir yemek yediğinizden emin olun.
  • Son olarak, 2.5 km uzunluğundaki dünyanın en büyük treni tepesindeki bir vagonda çölleri ve muhteşem manzaraları geçtiğiniz için ömrünüz boyunca kendinizle övünmeyi ihmal etmeyin :)

Yazıyı Johnny Ward'ın sitesinden İngilizce okumak için tıklayın