Eskişehir'de Bir Gün

Ağustos'un 15'i yaz 15'i kış derler, "esmiyoor" diye tweet'ler son bulurken biz de bu güzel havaları Eskişehir turuyla değerlendirmeye karar verdik.

Osman Gazi ve Anadolu üniversitelerinin bulunduğu Eskişehir, üniversiteliler için tasarlanmış gibi. Günün her saati rahatlıkla gezebileceğiniz sokaklarıyla, güzel kafeleriyle ve parklarıyla her yaştan insana hitap ediyor. Bir güne sığdırdığımız şehir turumuzu yazacağım. Umarım yazım sizin gezilerinize de ilham kaynağı olur.

İçinden nehir geçen her şehirde olduğu gibi Eskişehir'de de yolunuzu çok rahat buluyorsunuz. Kaybolduğunuz an Porsuk Çayı'na veya tramvay hattına yürüyorsunuz ve bir anda karşınıza tanıdık mekanlar çıkıyor.

Her gittiğimde daha da çok sevdiğim Eskişehir'de bir günümüz...

Porsuk Çayı

25 Ağustos:

YHT (Yüksek Hızlı Tren) ile Ankara-Eskişehir arası 80-90 dakika arası sürüyor. İki şehirdeki tren garları da şehir merkezine yakın konumlarda bulunduğu için en rahat ulaşım şekli olan treni tercih ettik. İki gün önceden biletlerimizi aldık. Son dakika bilet bulma şansınız yaz mevsiminde düşük. Biletleri internet üzerinden aldık (https://yolcu.tcdd.gov.tr/view/eybis/tnmGenel/tcddWebContent.jsf). Ödemeyi yaptıktan sonra telefonumuza gelen mesajlar bilet yerine geçtiği için gişeden biletin çıktısını almakla uğraşmadık. Saat 09:20'de Ankara'dan kalkan trenimiz 10:37'de Eskişehir'deydi. Gardan çıkmadan önce danışmadan harita istedik, üstünde turistik mekanların işaretli olduğu bir harita ve bu mekanların tarihçesinin yazılı olduğu bir kitapçık verdiler. Gardan çıkar çıkmaz Tülomsaş'a yöneldik. Devrim arabası (http://www.tulomsas.com.tr/1961.htm) fotoğraf çekmeye çalıştığınızda parıl parıl parlayan camekanın arkasında ziyaretçilerini bekliyor. Sadece iki tane üretilip peşi bırak(t)ılan bu hayalin güzel örneğiyle fotoğraf çekildikten sonra Porsuk Çayı boyunca yürümeye başladık. Çarşı bölgesine geldiğinizde bir anda etrafınız canlanıyor, kalabalıklaşıyor ve merkeze geldiğinizi anlıyorsunuz.

Devrim otomobili

Çarşının içinde Kara Kedi Bozacısı var (http://www.karakedibozacisi.com/). Buradaki boza bildiğiniz bozalardan değil, muhallebi kıvamında ve tatlı. Bardakta aldığımız bozaları bolca tarçınlayıp yerken bir yandan da dükkanın sahibiyle muhabbet ettik. Bu küçük moladan sonra botların kalktığı çay kenarına gittik fakat botlar sadece haftasonu sefer yapıyormuş.

Karakedi Bozacısı

Eğer isterseniz botların bulunduğu yerin 200 metre ilerisinde gondollar var, 10 dakikalık tur 20 lira. Binmek için en az 1 saat sıra beklememiz gerektiğini öğrenince gondol sevdasından da vazgeçtik ve çay boyunca yürümeye karar verdik. Yürürken çok güzel parkların ve spor alanlarının yanından geçtik, başka hiçbir şehrimizde bu kadar Avrupai bir ortam olduğunu düşünmüyorum; çevre, çocuklara göre düzenlenmiş. En beğendiğim parklardan biri Şehr-i Aşk Parkı'ydı. İstanbul Köprüsü'nün minyatürüyle geçiş yapılan park yemyeşil ağaçlarla kaplı. Ayrıca adını ağaçlara kazımak isteyen olursa diye etrafa birçok kütük konulmuş, herkes üstüne adını yazmış veya kazımış. Bolca fotoğraf çekildikten sonra Kent Park istikametinde yürümeye devam ettik.

Tülomsaş'tan beri takip ettiğimiz Porsuk yanında 5 km yürüyüşümüzün ardından Kent Park'a ulaştık. Kent Park'a tramvayla, minibüslerle ya da haftasonları botlarla ulaşım sağlanıyor. Hava güzel ve vakit bol olduğu için biz yürümeyi tercih ettik. Kent Park içindeki yapay plaj ile ünlü. 3 adet köprü var: süs havuzunun üstünde, plajın üstünde ve Porsuk'un üstünde. Parkta en çok hoşuma giden bölüm ise çocuklar için yapılmış oyun alanı. Bu alanda salıncaklar ya da kaydıraklar değil, bir takım mekanizmalarla harekete geçirdiğiniz su oyuncakları var. Küçük yaştaki çocukların arasında iki üniversiteli olarak biz de oyuncaklarla oynadık. Ardından Rosa Luna Cafe'de limonata içerken havuzun içindeki kuğuları ve balıkları izledik. Biraz dinlendikten sonra ana caddenin karşında yer alan otogara geçtik ve tramvaya bindik. Tramvay için tek kullanımlık biletler (Esbilet) ve para yükleyebileceğiniz Eskart satılıyor. Tramvay saatleri, durakları ve ücretleri hakkında detaylı bilgiyi belediyenin internet sayfasında bulabilirsiniz.

Tek kullanımlık indirimli öğrenci bileti aldık ve bizi Odunpazarı'na götürecek SSK hattına bindik. Atatürk Lisesi durağında indik. Durağın hemen yanında Atatürk Lisesi'ni görüyorsunuz, bu binanın arka tarafında Anadolu Üniversitesi Karikatür Müzesi bulunuyor. (http://www.ekm.anadolu.edu.tr/muze_hakkinda.htm) Müzeye girerken o kadar eğleneceğimi tahmin etmemiştim. Müze iki kattan oluşuyor: birinci katta dönemsel sergiler yer alıyor ve ikinci katta yabancı ve yerli sanatçıların eserleri sergileniyor. Karikatürleri anlamlandırmaya çalışırken vakit su gibi geçti.

Karikatür Müzesi

Müzeden çıktıktan sonra Atlıhan El Sanatları Çarşısı karşısında yer alan simit fırınından sıcacık Odunpazarı simitlerimizi aldık ve çevreyi gezmeye devam ettik. Çarşının içinde hediyelik eşya dükkanları bulunuyor (http://www.odunpazari.bel.tr/Projeler.aspx?ID=29), arka kapısından çıkıp sokak boyunca ilerlediğinizde de Çağdaş Cam Sanatları Müzesi'ni görüyorsunuz. Tam biletler 5 lira, öğrenci biletleri 2 lira. Ücretler oldukça uygundu. Müzenin ilk katında farklı tekniklerle oluşturulmuş cam eserler bulunuyor, ikinci katında ise Kent Belleği Müzesi ve çocuk alanı var. Kent Belleği müzesi adı üstünde Eskişehir'in tarihini anlatıyor. Çocuk alanında da Nasreddin Hoca fıkraları anlatan interaktif ekranlar ve boyama kitapları bulunuyor. Müzeyi gezdik, çocuklarla birlikte biraz boyama yaptık ve ardından Kurşunlu Külliyesi'ne doğru yürüdük.

Külliyenin içinde evlendirme dairesi bulunduğu için etrafta birçok gelinle karşılaşmak mümkün. Evlendirme dairesinin yanındaki bina Lüle Taşı Müzesi, müzenin içinde lüle taşından kolye, küpe veya pipo alabileceğiniz dükkanlar var.

Külliye'den çıktığımızda rengarenk Odunpazarı evleri bizi karşıladı. Capcanlı renklere boyanan bu sokakların arasında teyzeler çiçek taçları ve takılar satıyor. Ana caddeye doğru ilerlediğinizde Balmumu Heykel Müzesi karşınıza çıkıyor. Londra'daki Madame Tussauds'u gördükten sonra burayı gezerek hayal kırıklığına uğramaktan korktuğum için hakkında detaylı bir araştırma yapmamıştım, fakat döndükten sonra okuduğum yazılarda oldukça başarılı bir sergi olduğundan bahsediliyor.

Odunpazarı evleri

Odunpazarı'ndan Çarşı'ya doğru yürürken Alaaddin Camii ve Reşadiye Camii'ye de uğradık. Kızılay'ı andıran kalabalık sokaklardan Eskişehir Spor'un stadı olan Atatürk Stadı'na çıktık. Ara sokaklardan geçerek tekrar Çukur Çarşı'ya çıktık ve aradığımız mekan karşımızdaydı: Papağan. Eskişehir'e gelip Papağan'da çiğbörek yemezseniz geziniz yarım kalır (http://www.papagancigborek.com/). Samimi çalışanlarıyla, nefis çiğböreğiyle Eskişehir'in vazgeçilmezi benim için. Taze kızartılan ve ayranla servis edilen çiğbörek, Eskişehir denince aklıma ilk gelen şey.

Papağan'da Çiğbörek

Bu lezzetin tadını çıkardıktan sonra tramvay yolunu takip ederek Haller Gençlik Merkezi'ne yürüdük. Çiğböreğin ardından Mazlumlar'da muhallebi olmazsa olmaz (http://mazlumlarmuhallebicisi.com/). Bol gülsuyu ve pudra şekeriyle servis edilen su muhallebisiyle bu tarihi tatlıcı Eskişehir'de mutlaka uğramanız gereken mekanlarından biri.

Mazlumlar Muhallebicisi

Haller'den çıktığımızda trenimizin kalkışına çok vakit kalmamıştı, yol üstündeki çay bahçesinde çaylarımızı içtikten sonra tren garına yürüdük. Dönüş yolculuğumuz trende karşılaştığımız arkadaşlarımızla daha da keyifli hale geldi ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan Ankara'daydık. Saat 20:00'da kalkan trenimiz saat 21:37'de Ankara'ya vardı.

Yürümekten ayaklarımıza kara sular inmiş olmasına rağmen güzel anılarla döndüğümüz için yorgunluğumuzu hissetmiyorduk. Arkadaşlarınızla çıktığınız gezilerin değerine paha biçilemez...

Diğer gezi yazılarımı okumak isterseniz bloguma beklerim: http://www.tugcetugcetugce.blogspot.com.tr

Etiketler

Tuğçe Çağıran

Yazar Hakkında

Tuğçe Çağıran

Hayata gülümsemeyi seven bir tıp öğrencisi