Küçük Gezgin İle Kopenhag - Bölüm 1

Her Christmas zamanı içimize düşen gezme aşkı bizi bu sene de rahat bırakmadı ve bu sefer yönümüzü Kopenhag’a çevirdik. Bu noktada değinmezsem çatlayacağım bir durum var. “Christmas Hristiyanların dini bayramı, siz kutluyor musunuz ki gidiyorsunuz?” diye onlarca eleştiri alıp içim şiştiği için bir açıklama getireyim; ben de rahatlayayım, eğer okurlarsa onlar da rahatlasınlar: Evet Christmas Hristiyanların dini bayramları. Evet, biz kutlamıyoruz ama Christmas panayırlarının gittiğimiz şehre kattığı neşeye, enerjiye, ışığa ve hatta kokuya bayılıyoruz. Şehirlerin ışıl ışıl, canlı, her yerinde bir eğlence olması bizim enerjimize de enerji katıyor. İşte bu yüzden, her sene Christmas panayırlarını görmek için yurtdışına çıkıyoruz ve mümkünse yılbaşına da orada girip dönüyoruz. Ayrıca gezgin olmanın dinler üstü bir yaklaşım olması gerektiğine inananlardanım. Her dinin mabedi, her dinin bayramı, her yörenin inancı ve geleneklerine saygı duyulmalı ve oraya gitmişken mümkünse her ritüelin keyfi çıkarılmalı. Kiliseye gitmişken bir mum yakıp dileğinizi dileyin, ne kaybedersiniz ki?

Küçük Gezgin bu sene ilkokula başladı ve her sene Christmas-yeni yıl zamanında okulu asmamız gerekiyorsa bunu da seve seve yaparız. Çünkü hiçbir çocuk gezerek, yaşayarak öğrendiklerini okul sıralarında öğrenemez!

Küçük Gezgin Kopenhag’da - Kastellet

Kopenhag, Danimarka’nın başkenti olsa da aslında ana karaya oldukça uzak, Zealand Adası'nın üstüne kurulmuş bir şehir. Bulunduğu konum sebebiyle “tüccarlar limanı” ismini almış. Kuzey Avrupa’nın en büyük ticaret limanlarından birine sahip olması kentin gelişmişlik düzeyini de oldukça etkilemiş. Yüzyıllardır süren ticaretin İskandinavya ve Avrupa Kıtası arasında Kopenhag üzerinden yürümesi, ülkenin kişi başına düşen milli gelirini de dünya sıralamasında oldukça yukarılara taşımış. Buralarda da milli gelir bu kadar yüksek olmasa zor yaşanır zaten! Diğer İskandinav ülkelerinden daha ılıman bir iklime sahip olan şehirde güneşi gördük, yağmurda resmen donumuza kadar ıslandık, kar ayazında çenelerimizin zangırdamasına engel olamadık. Her mevsimi bize yaşattı sağ olsun!

Havaalanına iniş yaparken burnunuzu uçağın penceresine yapıştırın ve dikkatle manzarayı izleyin. Bugüne kadar göreceğiniz en ilginç manzaralardan birini göreceksiniz. Hem deniz içine kurulu rüzgar türbinleri hem de Öresund Köprüsü insanı şaşırtan bir güzelliğe sahip. Denizin ortasında yarım kalırmışçasına kesilen köprü en güzel havadan görünüyor sonuçta! Biz köprüden geçerken bile bu kadar etkilenmedik! Bu manzarayı kaçırmayın derim.

Kopenhag Havaalanı'na indiğinizde şehirde kalacağınız günler için tren, otobüs ve metroda geçen 3, 5 ve ya 7 günlük biletlerden alın. Şehir derli toplu bir şehir. Çok azmederseniz her yeri yürüyerek de gezebilirsiniz elbette. Fakat biz Küçük Gezgin’in çok yorulduğunda dışarı çıkan diline acıdığımız için bilet aldık. Yağış ve soğuk bir arada olunca çocuğa işkence etmenin de bir anlamı yok. Artık kocaman olduğu için bebek arabasına da sığmıyor. Eh sevgilimin genetik kopyası olunca biraz insan irisidir kendisi ve kucakta taşımayı aklından geçirsem bile eyleme dökmek mümkün bile değil! Hal böyle olunca aldık biletimizi!

Kopenhag Macerasıyazısını okumayanlar için tekrar vurgulayayım: Avrupa ülkelerinde güven ilişkisi çok önemli. O yüzden de hemen hemen hiçbir otobüs ve tren istasyonunda bilet kontrolü yapılmaz. Eğer yakalanırsanız bilin ki baya baya şanssızsınızdır. Onca şehir gezdik, cebimizdeki bilet aldığımız gibi kaldı. Bugüne kadar hiç bir kontrole denk gelmedik. Ancak Kopenhag’da böyle bir durum söz konusu değil. Kontroller oldukça sıkı ve cezası çok ağır. Bindiğimiz her toplu taşımada kontrole denk geldik. Demedi demeyin kendinizi riske atmayın.


Kopenhag’da gezilecek yerler - Nhayvn

Eğer başka bir şehre geçiş yapmayacaksanız kesinlikle araba kiralamayın. Şehir ufak, görülecek yerler genel olarak yakın sayılabilecek yerlerde toplandığı için arabaya gerek yok. Araba kiraları oldukça uygun ama şehirde park yerlerine 24 saat ücret ödemek zorundasınız. O da park yeri bulabilirseniz eğer :) Diyeceğim o ki kiraladığınıza değmez!

Vikinglerin ana vatanı, İskandinavya’nın güzel şehri Kopenhag’da elbette ki görmek istediğimiz pek çok yer vardı. Yağmur demedik, soğuk demedik; Küçük Gezgin’in 40 derece ateşine rağmen gezdik, gördük! Evet o 40 derece ateşten dolayı ara ara keyfimiz kaçtı, ara ara zorlandık. Hatta bir ara baktım sevgilim bize ters yönde yürüyor “Hooop dedim nereye?”. Bıraksam kaçacak :) Baya baya isyan edesi bile geldi koca adamın:) Ama pes etmedik.

Kopenhag’da Görülecekler listemizdekilerin hemen hemen hepsini gördük:
1. Tivoli Bahçeleri
2. Deniz Kızı Heykeli
3. Kastellet
4. Amalienborg Sarayı
5. Marble Church
6. Nyhavn
7. Stroget ve Kobmagergade
8. Rosenborg ve Botanik Bahçe
9. Agnete ve Deniz Adamı heykeli
10. Christiansborg
11. Christiana
12. Church of our Saviour
13. Round Tower

Kopenhag’da gezilecek yerler - Rosenborg

1. Gün: otele varmamız öğleden sonrayı bulduğu ve hava da erken karardığı içinTivoli Bahçeleri'nde vakit geçirdik.

2. Gün: Rotamızda Deniz Kızı Heykeli, Kastellet, Amalienborg Sarayı , Marble Church ve Nyhavn Bölgesi vardı. Bunların hepsi birbirine çok yakın olduğu için, kolayca gezme şansını yakaladık. Akşam ise alışveriş caddesi olan Stroget ve Kobmagergade’de vakit geçirdik.

3. Gün ise programımız oldukça doluydu: Christiana ve Church of Our Saviour şehrin öbür kıyısında olduğu için ilk önce buraları görmek için yollara düştük. Christiansborg Castle, Round Tower ve Rosenborg Castle yine birbirlerine yürüme mesafesinde görebileceğimiz yerler olduğu için onları da sırayla gezerek günü bitirdik.

4. Gün: Ani bir kararla Hamburg’a geçmek için yola koyulduk. Feribota binip denizleri aştığımızda içimiz enerjiyle dolmuştu bile. Tüm gün Hamburg’un sokaklarını arşınladık. Gece yarılarına kadar panayırlarında keyif yaptık. Bir de gözümüzün içine çat diye çakan kamera flaşıyla hala kaç lira olduğunu bilmediğimiz bir hız cezası yiyerek günü kapattık.

5. Gün: Öğlene kadar Hamburg’u gezip sonrasında yine ani bir kararla Bremen’e geçtik. Bu tatil hastalıklar ve bu ani kararlarımız sayesinde oldukça ilginç bir hal almaya başlamıştı! Gece yarısına kadar Bremen sokaklarında gezip Hamburg’a döndük.

6. Gün: Hamburg’a hastalıklardan arınmış, biraz da güneşi görebileceğimiz bir gün tekrar geleceğimiz sözünü vererek "hoşça kal" dedik ve feribota binmek üzere giderken Lübeck tabelasını gördüğümüz an direksiyonu kıvırdık. İlk defa bu kadar plansız programsız bir tatil yapıyorduk. Hastalıkla mücadele etmekten biraz da bitkin bir tatil yaparken verdiğimiz ani kararlar aslında tatilimizi renklendirmeye başlamıştı. Lübeck, Ortaçağ'dan kalma görüntüsüyle bizi mest eden bir şehir oldu.

7. Gün: Arabayla Öresund Köprüsünden geçerek İsveç’in Malmö şehrine gittik. Bu ufak şehirde beklediğimizi pek bulamasak da, maksat dünyanın en ünlü köprüsünden geçmekti. Dünya yüküyle parayı ödeyip (98 Euro) de geçtiğimiz şehrin rüzgarının insanın etini kesercesine esmesi de cabası oldu! Küçük Gezgin’in üç gündür 40 derece ateşle mücadele eden vücudunun yorgun düşmesi üzerine iki saat gezdikten sonra Kopenhag’a geri döndük. Çakıl’ı otel odasında dinlendirip yüz kilometre bakımı yaparcasına vitaminlere, anneanne çaylarına ve ilaçlara boğduktan sonra yeni yıl heyecanıyla kendimizi Tivoli Bahçeleri’ne attık.

2016 yılına girdiğimiz, bizim için her açıdan oldukça farklı geçen, yeni şeyler deneyimlediğimiz, pek çok anı biriktirdiğimiz bir şehir oldu Kopenhag. Sizin de güzel anılar biriktirmeniz dileğiyle.

Sema Çelepci

Yazar Hakkında

Sema Çelepci

İçindeki gezme dürtüsünün hiç rahat bırakmadığı, göreceği yeni yerlerin hayaliyle uyanan; İKİ GEZGİN RUHUN KÜÇÜK GEZGİNLE MACERALARI fikrinden yola çıkarak Küçük Gezgin ile her yere gitmekten büyük