Avustralya Ve Antarktika

Ne için yapıldıkları hala tam olarak bilinmeyen heykeller, baskılar sonucu mimarları kaçan şaheser tadındaki yapılar, felsefeye, dine ve kültürel öze yerleşmiş kayalar, buzulların yanan kalbi ve zorlu koşullar. İşte dünya harikalarının Avustralya ve Antarktika ayağı. Avustralya – Okyanusya Paskalya Adası, Şili Paskalya Adası’nın en etkileyici özelliği, fotoğraflarında da gösterildiği gibi ‘’moai’’ dedikleri binlerce devasa heykeldir. Denize doğru dönük olan heykellerin gizemi hala çözülememiş durumda, bunlar ataları mı yoksa tanrıları mı temsil ediyor ya da başka bir ritüel için mi yapılmışlar? Volkanik ve üçgen şeklinde bir ada olan Paskalya’nın aydınlatılması gereken pek çok sorusu var fakat bütün bu bilinmezlikler ve merak onu kesinlikle daha çekici bir hale getiriyor.

Avusturalya

Sidney Opera Binası, Avustralya 1957’de Sidney’de bir opera binası yapma yarışmasına 222 başvuru yapıldı. Onlarca farklı ülkeden katılan yarışmacılar arasından, yapımı en zor ve en farklı olanı öneren Jorn Utzon kazandı. Danimarkalı mimar Utzon biraz yelkenlilerden biraz da Maya ve Aztek tapınaklarından etkilenmişti. Bu farklı ve zorlu tasarımın yapım aşaması da oldukça zor geçti 7 milyon olarak belirlenen bütçe 100 milyon Avustralya dolarını geçmişti ve halk buna tepkiliydi. Yaşanan zorluklara ve gerginliklere dayanamayan mimar Utzon istifa ederek 1966’da kıtayı terketti. Geriye binanın beton kabuklarının, eliptik parabol şekillerinin yapımının zorluğu kaldı. Bu sırada devreye Ove Arup’un mühendislik zekası girdi ve binanın yapımına bir kişinin daha adı yazılmış oldu. Sonunda ortaya çıkan şey 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan en güzel binalardan biri oldu. 

Sidney

Uluru Kayası, Avustralya Uluru Kayası dünyanın tek parça taştan oluşmuş en büyük abidesidir. Avustralya’nın kuzey topraklarının, güneybatı kıyısında yer alan Uluru, Anangu yani yerli Aborijin kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Tırmanmak yasak olmasa da ayıptır ve hoş karşılanmaz. Uluru gün doğarken, batarken ve geceleri farklı renklere bürünür. Bir an ateş içinde yanar gibi gözükürken bir an etrafında tılsımlı havası veren ışık demetleri görülür. Taş üzerine bölgede pek çok hikaye anlatılır, hukuka, dine ve felsefete uyarlanır. Uluru’yu rakamsal olarak ifade etmek gerekirse, 2.4 km uzunluğa, 1.6 km genişliğe ve 348 m yüksekliğe sahiptir.  

Uluru

Güney Alp Buzulları, Yeni Zelanda Kaybetmeye başladığımız şeyler listesine Güney Alp Buzullarını da ekleyebiliriz. Buranın en önemli üç buzulu, Tasman, Fox ve Franz Josef’tir. Bunlardan Tasman Yeni Zelanda’nın da en büyük buzulu olma ünvanına sahiptir ve hala oldukça aktiftir. Genişliği bazı yerlerde 3 km’yi bulan Tasman Buzulu günde 54 ila 64 santim ilerleme kaydeder. Fakat buna rağmen kademeli olarak küçülmeye devam ediyor. Fox ve Franz Josef Buzulları da aynı şekilde son yıllarda küçülmeye yüz tutmuş durumdalar. Kendine özgü koşulları ve ortamlarıyla etkileyici ve grift bir yapıya sahip olan buzul bölgesinin küresel ısınma ve insan aktivitesi sonucu çok fazla var olamayacağı malesef ki bir gerçek. 

Antartika

Rotorua, Yeni Zelanda Yeni Zelanda’nın hatta dünyanın en büyük jeotarmal kaynaklarından biridir Rotorua. Vakti zamanında yemek pişirmek, bulaşık yıkamak gibi işler için kullanılsa da iyileştirici özelliği anlaşıldığında işin rengi oldukça değişmiş. Kralice Elizabeth’in kükürtlü suyla tedavi gördüğü bölge gayzerler anlamında oldukça etkileyici görüntüler sunabilir. Bu gayzerlerden Pohutu Yeni Zelanda’nın en büyük gayzeridir, her 20 dakikada bir 39 m yüksekliğe püskürtme yapmaktadır. Waimangu Gayzeri ise 1900 yılında belirdiğinde dünyanın en büyük gayzeri oldu. Çamur, su ve buhardan oluşan bileşimini tam 457 m yüksekliğe fırlatabiliyor.

Antarktika Erebus Dağı, Antarktika Erebus Dağı’nın keşfi bile başlı başına bir heyecan konusudur aslında. 1841 yılında James Clark Ross ve Francis Crazier gemileriyle, keşif için buzullardan kaçarken ve yollarını çizmeye çalışırken devasa buz kitlelerinin arasında yüksek aktiviteye sahip bir volkanik dağ görünce adeta şaşkınlığa uğradılar. Tütmekte olan bu dağa ‘’Erebus’’ adını verdiler, yani karanlık. Zirvesi 3.794 m olan dağ her zaman dağcılar, araştırmacılar ve kaşifler için bir merak, tutku noktası oldu. Yanyana koyamayacağınız zıt karakterlerin birbirine böylesine tamamlaması gerçekten hayret verici bir olay. 

Antartika