ADRİYATİK DENİZİ'NDE GEMİ YOLCULUĞU: BARİ VE ALBEROBELLO (3. BÖLÜM)

BARİ - NOEL BABA VE PAVOROTTİ

Venedik'ten sonra İtalya'daki ikinci durağımız Bari, Puglia bölgesinde, Napoli'den sonra güneyin en büyük şehri ve bir liman kenti. Eski ve yeni şehir olarak iki bölüm hemen hemen İtalya’nın tüm şehirleri gibi. Limanın hemen karşısından başlayan Castello Normanno Svevo (kale) bugün bir müze. Giriş ücreti 3 € (18-25 yaşlara  1,5 € - 18 yaş altı, 65 yaş üstü ve engelli misafirlerden ücret alınmıyor). Eski kentin yer aldığı burun, eski ve yeni limanları ayırıyor, çoğunlukla araçların giremediği kadar dar sokaklardan, kulelerden, tarihi binalardan oluşuyor tarihi merkez. Yeni şehir ise 1813'te Napolyon'un generallerinden Murat’ın kente bugünkü ilk şeklini verdiği ve şehir dama tahtası biçiminde bir plana göre kurulmuş olup halen dünyanın en iyi şehir planlamalarından biri olarak kabul edilmekte. 
Tarihi geçmişine baktığımızda Romalılar, Lombardlar, Bizans, Arapların (Abbasiler) yanı sıra 11. yüzyılda özgür bir şehir devleti olmuştur.  19. yüzyılın başında ise komşularının kaderini paylaşıp Napolyon güçlerine teslim olmuş.

Burada görmeye değer, özellikle Mussolini zamanında inşa edilmiş oldukça çok tarihi yapı var; en önemlileri ise 18. yüzyıldan kalma Margarita Tiyatrosu ve Pavorotti'nin Türkiye'den geri çevrildikten sonra gelip ünlendiği Teatro Petruzzelli. En turistik yerlerden biri de San Nicolas’ın mezarının da olduğu San Nicolas Bazilikası. Barili denizcilerin 1087 senesinde S. Nicolas - Barili Nicola’nın (Coca Cola reklamlarından sonra şişman, beyaz sakallı, sevimli haliyle Noel Baba) Antalya antik Myra kenti Demre ilçesindeki mezarını kırarak kemiklerini çalıp Anadolu'dan Bari'ye götürülmesi  kenti kutsal bir merkez haline getirmiş. (Not: Geriye kalan kafatasının bir bölümü ve çene kemiğinden oluşan iki parça Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte)
 
Adriyatik Denizi kıyıları boyunca, oldukça kalabalık olan halk plajları, yazın yavaş yavaş gelmekte olduğunu hatırlatıyor. Bir deniz kenti olması nedeniyle bol balık bulabileceğiniz restoranlar çok sayıda. Via Re Manfredi restoran açısından zengin bir cadde.

BARİ YAKINLARINDA BİR MASAL KASABASI - ALBEROBELLO
 
Cruise gemilerinin buraya uğramaları sadece büyük bir liman kenti olması değil elbette, buraya 60 km ve 1 saat mesafedeki bir UNESCO Dünya Mirası... Tabii bizi bu kasabaya götürecek bir tur alıyor ve yola koyuluyoruz, yol boyu üzüm bağları var ve oldukça yaşlı oldukları belli ki çoğunun 1000-1500 yaşında oldukları söylendi, zeytin ağaçları bu yörenin şarap ve zeytinyağı üretimi bakımından zengin olduğunu anlatıyor. Yine yol üzerinde geçtiğimiz bir kasaba olan Putignano ise Ocak ayı boyunca süren karnavalları ve bir ev fiyatına satın alabileceğiniz gelinlik diken terzileri ile ünlüymüş.  

“Güzel ağaç" anlamına gelen ve masal kitaplarındaki resimleri anımsatan taş döşeli sokakları, Puglia bölgesine özgü koni (Trulli) şeklindeki gri çatılı beyaz badanalı evleri ile ünlü Alberobello’ya geliyoruz. Konik çatının üzerinde bir mihenk taşı, taşa da bir ip bağlanmış. Bu oldukça ilginç evler ve çatılar çobanlar tarafından vergiden muaf tutulmak amacıyla bölgeden çıkan küçük kireç taşlarının harç koymadan üst üste yerleştirilmesiyle yapılmış. Zira o devirlerde çatısı olan her binadan vergi alınacağı ilan edilmiş, fakir halk da vergi ödememek için vergi memurların geleceğini haber alınca, eşyalarını bodrum kata taşıyarak ipi çekip çatıyı yıkıyorlar ve memurlar gidince çok kolay yapımı olan çatıyı tekrar yapıyorlarmış. En eski evin 16. yüzyıla ait olduğu ve bu yapı tekniğinin Ortadoğu’dan geldiği söyleniyor. Gerçekten de Türkiye’deki benzer çatı yapısına sahip Harran evlerinin geçmişi çok daha eski.
 
Kasabanın girişinde büyük bir panoda ve evlerin yoğunlukla bulunduğu köyün her sokak tabelasında UNESCO Dünya Mirası ambleminin olması da yöre halkının bilinçli olduğunun işareti. Köyün en tepesinde aynı mimari tarzda bir kilise bulunmakta, ancak köydeki evlerde artık yaşam yok ve sadece turistik dükkânlar var. Buradan enteresan hediyelik ne alalım derseniz; evlerin minik maketleri ve magnetlerini, bölgede çokça yetişen badem ve kaktüs likörlerini tavsiye edebilirim. Bölgenin bir de “Ferrovia” kirazı çok ünlü, iri ve sert, Haziran ayında bu bölgede iseniz bolca bulabilirsiniz. Ünlü “Mon Cheri” çikolatası bu kirazdan yapılıyormuş. 

Zeytin ağaçlarından zeytinyağının, asma bağlarından ise üzümün bol olduğu bir yöre.
 Bu sevimli masal kasabasına veda edip gemimize dönme zamanı, aynı zamanda İtalya’ya da veda ediyoruz.

İtalya'dan Mola, Monopoli ve Brindisi şehirlerinin açıklarından geçerek ayrılıyoruz. Otranto Burnu’ndan geçerek Adriyatik Denizi’nden çıkacak ve İyonya Deniz'ine girerek Yunan kıyılarına doğru yol alacağız. Yunan-Mora yarımadası kıyıları boyunca ilerlerken İyonya Adaları'nın en büyüğü  “Cephalonia” adası ve “Zakintos” adasından geçerek sabah Katalonya'ya varacağız.

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.