Brıstol: Yeni Evim

Herkese merhaba, yeni memleketim Bristol’dayım 3 aydır ve size mümkün olduğu kadar detaylı olarak buraları anlatmaya çalışacağım.

Castle Park – Parkın hemen karşısında The Galleries alişveriş merkezi ve Broadmead Shopping Area var. Parkın sonu da Old Market’a açılıyor.

Bristol, İngiltere’nin en yaşanabilir şehri seçilmiş. Hem havası nispeten daha güzel hem içinde 2 büyük üniversite var, gece hayatı güzel, yeşil, Londra’ya yakın ama onun kalabalığından ve pahalılığından uzak diye…

Yukarıdaki İngiltere haritasında görebileceğiniz gibi Bristol guneybatıda (burada yönler önemli, her şey kuzey güney diye tarif ediliyor), Londra’ya trenle aşağı yukarı 2 saat mesafede. Merkez tam deniz kenarında degil, merkezden Avon Nehri geçiyor. Kuzeydeki diger büyük şehirlere de (Liverpool, Manchester gibi) 3-4 saatte ulaşabiliyorsunuz zaten.

Bristol ana tren istasyonu Temple Meads diye geciyor. Merkeze 15 dakika yürüme mesafesinde. Onun dışında Parkway istasyonu da var, biraz daha şehir dışında.

Tren yolculugu çok yaygın ama pahalı.

www.firstgreatwestern.co.uk
http://www.thetrainline.com/

Şehirlerarası ulaşım icin bir diger alternatif de otobüs. Trenden biraz daha uzun sürüyor (2,5-3 saat) ama daha ucuz ve saat başı çalışan 2 firma var. Fiyatlar gidiş geliş ortalama 20-30 pound civarı. Bristol Coach Station da merkezi sayılır, merkezden yürümek 10 dakika.

www.nationalexpress.com
http://uk.megabus.com/


Temple Quay yeni işyerlerinin olduğu bölüm, arka tarafta da Temple Meads tren istasyonu var.

Bu arada Bristol’de havaalanı da var ama uçaklar sınırlı, yine Türkiye’den gelirken Londra’ya gitmek en mantıklısı. Bristol merkezden direkt havaalanına giden Bristol Flyer otobüsleri var, 7 pound.

Collage Green ve arkada Bristol Katedrali / College Green dedikleri yer Park Street girişinde, hemen Bristol Üniversitesi’nin başında, güneşli havalarda burası çok şenlikli oluyor. Buranın hemen yanında Belediye Binası da var.

Kalacak yerler genelde merkezdeymiş, örnegin Bristol Backpackers var uygun fiyatlı kalacak yer, Homestay Bristol ve Travelodge da aynı şekilde. Digerleri biraz daha pahalı, Holday Inn ya da Radisson Blu gibi… Tren istasyonu yakınlarında da Novotel, Ibis, Holiday Inn ve buranın zincir oteli Premier Inn var.

Bristol ismi nereden geliyor derseniz Brigstow buranın eski ismi, köprü kasabası gibi bir anlama geliyor.

Yani kısaca burada ticaret deseniz var, kültür deseniz var (iki tane büyük üniversitesi var: Bristol University ve UWE – Universtiy of West England) sanat deseniz o da var, çünkü burası İngiliz sokak sanatçılarından en büyügü (street art ya da Graffiti de deniyor) Banksy’nin memleketi.


Banksy – Well Hung Lover – Park Street uzerinde

Merkez hep posta kodu olarak BS1 sınırları icerisinde kalıyor, internetten arama yapacaksanız işiniz kolaylaşır bu posta koduyla.

Öncelikle şehirde yürüyerek bir yerlere gitmek en mantıklı çözüm, yollar geniş, kaldırımlar rahat, yanınızda nehir var, ağaçlar, çiçekler. Bir başka alternatif bisiklet, burada sıkça kullanılıyor. Metro yok. Onun dışında otobüs de kullanabilirsiniz, tek gidiş bir kaç durak icin 1,5-2,5 pound, günlük sınırsız bilet alırsanız 4,4 pound. Biletleri otobüsün içinden alıyorsunuz.

Web sitesi: www.firstgroup.com


Harbourside – Avon Nehir kenarı

Nehir uzerinde tekne turları da düzenleniyor. Tabi araba da kiralanabilir ama merkezde gerçekten gerek yok, bir de sağdan trafik, sigorta, park ücreti vs. derken astarı yüzünden pahalıya gelebilir.

Üstü açık turistik otobüslerle gezmek isterseniz de günlük fiyatları 14 pound. Tekne turuyla birleştirirseniz 20 pound. 20 duraktan istediğinizde inip istediğinizde biniyorsunuz.

www.citysightseeingbristol.co.uk

Merkezde ilk gidilecek yer Harbourside olmalı, hem turizm ofisi burada, hem de güzel cafe’ler pub’lar bulabilirsiniz. Nehrin her iki tarafında da yürüyüş yolu var, ancak bir tarafın sonunda SS Great Britain gemisi var ki kendisi gerçekten görülmeye değer bir güzellik. Brunel’s Great Britain diye de geçiyor. Zamanının en büyük yolcu gemilerinden biriymiş, Ingiltere’nin meşhur mühendislerinden Brunel tasarlamış, Bristol’dan New York’a gidermiş, 1865 yılından kalma Melbourne’a gidişiyle ilgili bir poster var, çok ilginç. Yolculuk 61 gün sürmüş, Para birimi Guineas diye bir şeymiş o zaman, birinci sınıf 65 Guineas, ikinci sinif 25 Guineas’mis. Kendisi “World’s Most Modern Ship” olarak tanınıyor.

www.ssgreatbritain.org

Bilet fiyati 14 pound, bu biletle bir yıl boyunca içini gezebiliyorsunuz, yazları sabah 10’dan aksam 17.30’a, kışları da sabah 10’dan aksam 16.30’a kadar açık.


SS Great Britain Gemisi

Yine merkezde gezebileceğiniz bir diğer yer de Park Street. Burası yokuş yukarı çıkan uzunca bir sokak, Bristol Müzesi, üniversitesi, hatta üniversitenin meşhur Willis Tower’ı (önceden randevu alarak gezilebiliyor, internetten Bristol University Willis Tower Tour diye aratmanız yeterli) burada. Onun dışında her turlu vintage magazası, pub, çay evi (Boston Tea House gibi) bu cadde üzerinde. Caddenin devamı ikiye ayrılıyor, bir tarafı Whiteladies Road (yine güzel bir yol ve sonunda Clifton Downs parkına çıkıyor (çok büyük ve guzel bir park), diğer tarafı ise Clifton Village’a çıkıyor. Burası da yine pub, cafe ve restoranların olduğu bir yer ve sonunda Bristol’un meşhur köprüsü Clifton Suspension Bridge var. Clifton’a tekrar döneceğim. Buralara merkezden ortalama yürüme mesafesi 30-40 dakika.


Saint Nicholas Market – Old Town

Merkezde gezilecek bir diğer bölge eski şehir, old town kısmı, birbirine paralel bir kaç sokaktan oluşuyor, Corn Street, Wine Street gibi, çok güzel binalar ve kiliseler var. Yine burada Saint Nicholas market gündüzleri açık olan, çok güzel yiyecek, hediyelik eşya bulabileceğiniz, kaçırmamanız gereken bir yer.

Merkezi 7 pound’a gezdiren bir yürüyüş turu var, ilgilenenler icin: http://blackbeard2banksy.blogspot.co.uk/

Merkezde yine görülmesi gereken yerler arasında Cabot Tower var. Park Street’te Nandos diye bir tavuk restoranı vardir ki yemekler fena değildir, ordan sola girip biraz yürüdüğünüzde bir park içinde. Kuleden tepeye çıkabiliyorsunuz, ücretsiz, akşam 17’ye kadar açık. Bu arada bir de Cabot Circus diye bir alısveriş merkezi var, karışmasın diye buraya da yazıyorum. Bu Cabot kim derseniz ünlü bir İtalyan kâşif, 1400’lü yılların sonunda Bristol’den para bulup tayfalarıyla denize açılmış, Kanada’ya gitmiş, Newfoundland gibi bazı bölgeleri keşfetmiş. Hatta Kolomb o zamana kadar sadece Karayip adalarına gitmişmiş, ilk defa 1502 yılında Amerika’nın iç kesimlerine ayak basmış.


Brandon Hill ve Cabot Tower’ın tepesinden görünen Bristol manzarası

Alışveriş icin Park Street dışında Cabot Circus ve Broadmead Shopping District’i öneriyorum. Broadmead üstü açık bir cadde, ama kapalı bir alisveriş merkezi arıyorsanız içinde the Galleries var. Burada bizim 1 lira mağazalarımıza benzeyen 99 Pence mağazaları da var, ıvır zıvır bulabiliyorsunuz. Bunlar dışında aradığınız her şeyi Broadmead civarında bulabilirsiniz, Ingiltere’nin en meşhur markaları Marks and Spencer, Debemhams, TK Maxx, House of Frasier, John Lewis ve uygun fiyatlarıyla ünlü Primark da dâhil. Her biri üçer dörder katlı mağazalar. Bunlar dışında şehrin biraz dışında otobüsle gidilen Cribbs Causeway – The Mall diye bir başka alışveriş merkezi de var, çok büyük ama dediğim gibi, biraz şehir dışında.
Şimdiye kadar hic yeme içme işlerini yazmadım, burada yüzlerce pub olduğu için kafanıza göre takılın aslında : ) Ama eğer tarihe meraklıysanız bazıları yüzlerce yıldır var olan publar bunlar. Aşağıdaki kartpostalı ben Bristol Tourist Information Center’dan aldım mesela, Bristol’un en eski pubları. Benim favorim Harchet Inn. Rock muzik çalıyorlar : ) Ayrıca meşhur korsan Karasakal’ın (Blackbeard) mekanıymış. Old Duke canlı müzik, caz icin birebir. Seamus O’Donnels da Irish Pub olması ve Saint Nicholas Gününde (17 Mart- herkes yeşil giyer ve Guinness birası içer : ) Aslında gayet dini bir gün) çaldıkları canlı müzikle yine favorilerim arasına girdi. Llandoger Trow’la Hatchett Inn Bristol’un en eski pub’ı benim kavgasındalar. Eski dediysem gercekten eski, 1600’lu yıllardan bahsediyorum. Bu arada başka bir enteresan bilgi, Daniel Defoe bir gün Lllandoger Trow’da oturmaktadır, içeri bir adam girer, laf lafı açar ve adam herkese geçirdiği deniz kazasından ve aylarca bir adada mahsur kalmasından bahseder. Defoe’nun kafasında bir şimşek çakar ve Robinson Crusoe işte böyle doğar : ) Son olarak Start The Bus ve Commercial Rooms da candır diyorum.


Pub Crawl - Burada çok meşhur olan ve haberlerde sürekli yerlerde sürünen sarhoş İngiliz fotoğrafı görmemize yol açan bir olay. 2-3 saatte bir pubdan birine girip cıkarak hızlıca içmek gibi özetlenebilir.

Pub Crawl isteyenler icin önerim King Street’ten başlamaları. Küçük bir sokak ve Small Bar, Lllandoger Trow, Famous Navy Volunteer, Old Duke burada.

Yemek icin popüler diğer mekânlar: Glassboat, the Slug and Lettuce, The Stable, Zaza Bazaar, Mud Dock Cafe, Under The Stars, Zero Degrees, Lubnan mutfagı Mezze Palace, tabi yine en güzeli Saint Nicholas Market’taki sokak yemeği.

Gelelim Clifton’a... Clifton posta kodu BS8.  Clifton Village ve Clifton Suspension Köprüsü’ne mutlaka en az 3-4 saat ayırın. Clifton girişinde Clifton Arcade diye antikacıların olduğu küçük bir pasaj var, oradan başlayın.


Clifton Suspension Bridge

Clifton Suspension Bridge gerçekten görülmeye değer bir köprü. SS Great Britain gemisinin de ana mühendisi Brunel tarafından dizayn edilmiş, sonra üzerine biraz modifikasyonlar yapılmış, 1864 yılında açılmış. Üzerinden yürüyerek geçebiliyorsunuz, altından şu an çalışmayan bir tren yolu geçiyor, tren yoluna paralel orman içinde yürüyüş parkuru var, köprünün yamaçlarında kaya tırmanışı yapılıyor. Beni yine en çok etkileyense ilk bungee jumping 1979 yılında bu köprüde yapılmış.

Bu köprünün en güzel dönemi Ağustos ayı başında olacak, her yıl olduğu gibi. Çünkü o tarihlerde Balloon Fiesta oluyor, yani onlarca balon Clifton Köprüsü semalarında dolaşacaklar, heyecanla bekliyorum.

Clifton’da yeme-içme için yüzlerce yer var: Fish an Chips icin Clifton Village Fish Bar, Fransız restoranı olarak Cote, Hint Restoranı olarak Brunel Raj, Clifton Sausage, Avon Gorge Oteli içindeki Bridge Cafe, No: 4 Clifton Village, pub olarak The Albion, the Coronation Tap, the Clifton, The Royal Oak, White Lion duyduklarım. Bir kısmına da gittim. Biraz daha pahalı olduklarını ve Cuma Cumartesi rezervasyon gerektiğini söyleyebilirim.

Gloucester Road da şehrin kuzeyinde, sağlı sollu restoranların, kafelerin olduğu, Istanbul Market diye bir Türk marketin, Bristanbul diye de bir pastanenin olduğu bir yer. Bristanbul’da simit olduğunu duyunca heyecanlanmıştım acıkçası ama bir simit 3,5 pound gibi bir şeydi, Türkiye’yi o kadar da özlemediğime karar verdim : )

Buraya giderken merkezin biraz ilerisinde, otobüs terminalinin yakınında Bear Pit diye bir yer var, aslında alt geçit gibi bir şey, ortası da kocaman bir boşluk, ama garip bir şekilde oraya kocaman bir ayı heykeli yerleştirmisler, neyse. Orayı geçip önce Stokes Croft, sonra Cheltenham Road, sonrasında Gloucester Road’dasınız ki ingilizler bunu Gluustır diye okuyorlar.

Burada yine Karayip’ten Kore’ye, Lübnan’dan Yunan’a çok sayıda yemek yeri var, benim favorilerim Dain Korea ve Bento House kore restoranları oldu. Geçen sene Seul’e gittiğimizden beri yiyememiştim, artık her gittiğimde orda yemeyi planlıyorum. Plantation da enteresan görünüyor.

Buradaki güzel publar ise the Canteen, Balwins, Bristol Flyer, Prince of Wales.

Bristol ile ilgili daha detaylı bilgi alabileceğiniz İngilizce web siteleri:

www.visitbristol.co.uk
http://www.bristol247.com
http://www.whatsonbristol.co.uk

Herkese iyi gezmeler…
 
Yazarın diğer yazıları için: www.seyahatgunlukleri.com
Twitter: @cerenayayayInstagram: gezcerengez

CEREN AYDIN

Yazar Hakkında

CEREN AYDIN

 32 yaşında, İstanbul’da yaşayan, hayat amacı seyahat etmek olan biriyim. 18 yaşımda yaptığım ilk yurt dışı seyahatinden sonra dünya bir daha asla eskisi gibi olmadı benim için.