Çeşme'de Bir Hafta Sonu

Yeniden bir haftasonu ve yeniden yollardayız. Metro´nun Varan´ı satın aldığına dair ortalıklarda dolaşan dedikodular ve Dudullu´daki Varan tesislerinde bunu doğrulamayan yetkililer yine de 22:30´da hareket etmesi beklenen otobüsün neden 1,5 saat gecikmeyle yola çıkmasının nedenini açıklayamadı. Yolculuk enteresan bir şekilde başlamıştı bile, gecikmenin ardından, bir de feribotta sıra olması nedeniyle otobüs şoförü körfezi dolaşma kararı da almıştı. En son  Ulusoy ile yaşadığım tecrübeye dayanarak, Çeşme´ye ancak öğlene doğru varacağımızdan emindim üzülerek. Ama Varan, tüm bu aksiliklere rağmen Cumartesi sabahı saat 9:00´da bizi, kalacağımız yerin hemen önünde bırakıvermişti, nasıl bu kadar erken vardığımıza anlam veremesek de halimizden oldukça memnun bir halde Ayayorgi´ye gitmek üzere yola çıktık.

Eğer bilmiyorsanız ya da şimdiye kadar dikkat etmediyseniz aklınızda bulunsun, Ayayorgi´deki tüm tesisler saat 10:00´da açılıyor. Babylon´a vardığımızda saat 09:30 idi, biraz ısrar biraz ‘uzun yoldan geldik, zaten denize gireceğiz, mindere ihtiyacımız yok’ gibi minik yalvarmaların ardından işte ordaydık. Bu saatte Babylon´da olmanın da tadı ayrı… Kimse yok, sessizlik hakim ve tüm tesis sadece size ait… 3 günlük Çeşme maceramız bol bol yüzme, güneşlenme, yemek yeme ile dopdolu geçti. Daha önce yazmış olduğum Çeşme yazıma ek olarak yeni keşfettiğim ve kesinlikle önereceğim mekanları sizlerle paylaşmak istiyorum bu yazımda. Alaçatı´da harika bir akşam yemeği için durağınız, ‘Roka Bahçe’… Alaçatı´da restoranların olduğu sokaktan içeri girin, en sona doğru devam edin, hemen solda göreceksiniz. Diğer restoranlara oranla daha sakince yemek yiyebileceğiniz ve özellikle Ege otlarını yemekten haz alıyorsanız kesinlikle uğramadan geçmeyin diyebileceğim bir restoran. Bir diğer mekan ise kahvaltınız için.

Restoranın lokasyonunu hoş bulmayabilirsiniz, Çeşme merkeze giderken yolun üzerinde bulunan Migros´un hemen karşısında. Ama sundukları kahvaltı tek kelimeyle muhteşem. Manzara değil de lezzet peşindeyseniz, fiyatları da oldukça uygun olan ‘Önce Kahvaltı’ da kahvaltı zevkinden mahrum kalmayın derim.

Güne enerjik başlamanın en güzel yolu, leziz bir kahvaltıdan geçer, ama rejimdeyseniz sakın gitmeyin, özellikle kızartarak sundukları köy ekmeğini yemeden durmak imkansız.

Tatil boyunca Rozi ile yapmış olduğumuz bir diğer aktivite ise son zamanlarda Nepal gezimde tanıştığım sevgili Füsun´un bana hediye ettiği kitabı seslice beraber okumamız oldu. Aykut Oğut´un ‘Evrenden Torpilim Var’ kitabından sonra yazmış olduğu isimsiz kitap, kapağında aynanın bulunduğu bir kişisel gelişim kitabı. Kitabın dili oldukça samimi, okurken sayfaları nasıl atladığınızı farkedemiyorsunuz bile. Okurken en çok eğlendiğimiz bölümü atlamadan geçemeyeceğim.

Yazarın, kendi egosu ile konuştuğu bölüm. Kilo verme ile ilgili olarak kendisinin içinde bulunduğu konumu A kutusu ve olmak istediği konumu ise B kutusu olarak nitelendiriyor. A kutusundan B kutusuna geçebilmek ve ideal kiloya eriştikten sonra da ‘ne yesem kilo almadan yaşamımı sürdürebilirim’ moduna geçebilmesi için öncelikle ideal kilosuna ulaşması gerekiyor. Ama bu yolda ilerlerken sürekli davetler, gemi seyahatleri gibi organizasyonlar karşısına çıkıyor. İşte o sırada ‘Ego’ karşısına dikiliveriyor. Ego der ki: Gemi seyahati, sadece 7 gün, istediğin gibi ye ve iç. Ama B kutusuna gitmek için bu, doğru yol değildir. Yazar ne yapar bu durumda? Egosunu karşısına alır ve konuşur, der ki: eğer gemi sehayatinde sağlıklı yersem, spor yaparsam, ideal kiloma ulaştığım zaman, sana ödüller vereceğim zamanlar olacak. Ve her ‘ Ego’ karşısına çıktığında, onunla konuşur, B kutusuna giderse ne avantajları olacağını anlatır. Bu sadece kilo verme konusunda geçerli değil, tüm konularda sizin olmak istediğiniz noktalara varmanızda karşınıza çıkan ‘Ego’nuz olursa, onunla konuşmanızı öneriyor. Kitabın her okuyucuya verdiği değer farklı olabilir, işte bu yüzden zaten kitabın ismi yok ve kitabın kapağında kendinizi görüyorsunuz, amaç kendinizin farkında olmanız… Her ne kadar bahsettiğim bölümü okuduktan sonra bira ve patates ısmarlayıp ‘Ego’larımıza yenik düşsek de kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Hepinize bol bol ‘Ego’nuzla karşılıklı konuşmalar yapacağınız günler diliyorum…

Not: Bu yazımı ayrıca can dostum, bu gezi sırasında biraz evhamlı olduğunu öğrendiğim Rozi´me ve bu geziyi planlamamızda ve bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum esin kaynağımız İlhan Koman´a ithaf ediyorum…

Etiketler

IŞIL ATAKER

Yazar Hakkında

IŞIL ATAKER

Gezmek, seyahat etmek, gözlemlemek, fotoğraf çekmek, uçak, otobüs, araba farketmeksizin herhangibir araca binip bir yerlere gidiyor olma hissini yaşamak, konser, film, sinema, festival, ne varsa he