KAZABLANKA'DA BİR GEZİNTİ

Bir Şubat ayında Tunus’a niyet Fas’a kısmet geziyorum yine. İstanbul’dan havalanıp bana oldukça uzun gelen 3 saatlik uçak yolculuğundan sonra sabah Kazablanka 5. Muhammed Havaalanı'ndayım. Kazablanka’da iki havalanı varmış. Diğerinin adı Kazablanka Anfa Havaalanı. Anfa, Kazablanka’nın Berberi dilindeki adı. Kazablanka ise İspanyolca’da “Beyaz Ev” demekmiş.

Hem Atlantik Okyanusu ve hem de Akdeniz’e kıyısı olan kara Afrika’nın en batı ucundaki, İspanyolca’da “Beyaz Ev”de, Arapça ama yaygın olarak Fransızca’da konuşan eski bir Berberi köyü üzerine kurulmuş Kazablanka… Böylece tüm tarihini de özetledim senin. Evet sanılanın aksine Osmanlı yok burada ve belki de senin bu karışık durumun getirdi beni buraya? Belki Okyanus rüzgarları? Belki de “Kazablanka” filmi? İtalya Pompei’de gördüğüm Fas mozaikleri ile süslü çeşme yüzünden de gelmiş olabilirim… Belki de kara gözlü bir kızın dostluğu… Bilmiyorum belki de hiçbiri ya da hepsi…

Ama Fas’a giriş için iyi bir başlangıç olduğun kesin. Kazablanka hem ekonomik olarak hem de ulaşım olarak Fas’ın kalbi gibi. İki havaalanı var ve kocaman bir liman. Fas’ın her yerine kolay ulaşım sağlanıyor buradan.

Sonuçta ılık bir Akdeniz sabahında Atlas Okyanusu kıyısındaki Kazablanka’dayım. Bana hem tanıdık hem de farklı gelen bir şehirde. Şehir eski ile yeni arasında gidip geliyor. Kalacağım otelde işte tam böyle bir sınırda… Eski şehir Medina ile Fransız yeni şehrin(ville nouvelle) tam ortasında…

Yeni bir şehre ayak bastığımda önce yürüyerek şehri keşfe çıkarım. Bu kez de otelden çıkıp kısa bir yürüyüşten sonra kendimi kocaman bir meydanda buldum. Bir saat kulesi vardı. Saat kulesi Medina’nın duvarında. Burası nirengim benim. Eski ile yeninin tam arasında hem şehrin hem de zamanın sınırlarında.

Buradan yürüyerek ya da Petit taksilere(küçük taksi demek olup ucuz taksi olarak ta anlaşılabilir)  binerek her yere kolayca ulaşılabiliyor. Meydanın adı Birleşmiş Milletler Meydanı.

Sağdan saat kulesini yanında eski kapıdan girsem Eski şehir Medina’ya girecektim. Ama ben soldan devam ediyorum. İlk tercihim yeniden yana. Soldan büyük caddeden yürüyorum. Etraf modern binalarla çevrili. Yol kenarına masalarını atmış kafelerde oturan ve etrafı seyreden insanlar hemen göze çarpıyor. Solda büyük bir hediyelik eşya mağazası var. Tüm objelere bakıyor, dokunuyorum. Gezmek için uygun, alışveriş içinse daha çok erken. Orada 1 saate yakın zaman geçirip Fas’a alışıyorum. Fas’ın renkleri çok hoşuma gidiyor. Desenleri de öyle. Ahşap ve seramikler güzel ve tabii şallar da…

Oradan çıkıp yine soldan devam ediyorum. Sıralı kahvelerin dışarıdaki masalarından birine oturup biraz soluklansam mı acaba? En iyisi dönüşte dinlenmek.

Yoldan devam edip 5. Muhammed Meydanı’na çıkıyorum.

Fas’ın Fransız sömürgesinde kaldığı süre içerisinde Fransız mimar Henri Proust’un tasarınmları ve planlarıyla Kazablanka’nın modernleştirilmeye çalışıldığını ve bu meydanın bu çalışmaların bir parçası olduğunu öğrenmiştim. Fas’ın yeni şehri (ville nouvelle) işte bu meydandan doğuya ve güneye inen caddeler üzerinde oluşmuştur. Var olan resmi binalar ve yeni yapılan otellerle meydan güzelleştirilmeye çalışılmış ve tabii bu güzellik kavramı görecelidir. Ama insanlar ve güvercinleri ile yöresel giysili sucunun bu meydanı oldukça turistik hale getirdiği bir gerçek. Tarihi Adliye Binası ve Fransız Konsolosluğu bu fotoğrafta arka dekorları oluştururlar ki her iki binada mimari açıdan görülmeye değer. Bir de güvercinleri uçurdunuz mu? Seyreyleyin manzarayı... Şaka bir yana bu tür meydanlarda bir süre bir kenara oturmak, etrafı seyretmek, meydanın ritmini dinlemek gerekir. Benim gördüğüm ve duyduğum ise Kazablanka’nın Fas’ın Avrupalı yüzü olduğu Faslılar için dünyaya açılan kapı, Fas’a gelen yabancılar içinse Fas’a açılan bir kapı olduğudur. Size ne der bilemiyorum artık.

Meydandan hemen bir petit taksiye (küçük taksi) atlayıp Habous’tan yavaş yavaş geçerek AbuDiab’a gitmek bana iyi bir seçenek gibi geldi.

1920'lerde inşa edilen Habous bölgesi de Akdeniz mimarisi tarzındaki evleri, insanları ve esnafı ile kendine özgü havası olan bir yer. Bu bölgedeki en eski yapının 12. yüzyıl Almohad hanedanlığından kalma tarihi kule olduğu da söylenmektedir.

Kazablanka’nın en lüks semti, Anfa bölgesinde yer alan Ayn Diab’tır. Oldukça geniş cadde ve bulvarları ve muhteşem evleriyle Ain Diab Kazablanka’nın zengin yüzünü gösterir. Öyleki Arap camiasından pek çok aristokrat ve zenginlerin de burada malikanelerinin ve villalarının olduğu söylenmektedir. Tabii eğlence ve gece hayatının kalbinin attığı yerde Ayn Diyab ve La Cornishe’tir. La Corniche Türkçesi Kordon, Okyanus kıyı boyu…

Özellikle gece, plaja nazır kulüpleri, havalı otelleri, barları ve kafeleriyle Cornishe Kazablanka’nın vazgeçilmezidir. Bense gündüzünü tercih edenlerdenim. Burada sıralı kafelerden birinde Okyanus’a karşı içilen çayın tadı bir başka oluyor. Çayınızı sıcak içebilmek için rüzgarla yarışıyorsunuz. Ardından uzun yürüyüşler yapabiliyorsunuz. Hava her daim rüzgarlı da olsa siz de sadece yürüyün. Yaz mevsimindeyseniz kıyıdaki deniz suyu ile doldurulmuş havuzlara da girebilirsiniz. İsterseniz Okyanus kıyısında futbol oynayan gençlere de karışabilirsiniz. Hayır diyeceklerini sanmam. Farkınızda bile olmazlar sanıyorum. Bu öyle onbire onbir kişiyle oynanan bir futbol değil. Onların hiçbir şey umurlarında değil. Ne okyanus ne rüzgar ne diğer insanlar ve dünya sorunları. Onlar bir meşin yuvarlağın peşinde…

Bense masmavi okyanusun peşindeyim. Bana kaş göz eden dalgaların çağrısına uyup yaklaştıkça yaklaştım. Ayakkabımı çıkarıp ıslak kumlarda izler bıraktım ve ben okyanusun ayaklarına geldim okyanus benim ayaklarıma…

Kumsaldan izler bırakarak tekrar caddeye çıkıp, caddedeki okyanus rüzgarlarına karşı naylonlarla kaplanmış kafelerden birine oturup bir kahve söyledim ve manzaranın tadını çıkarmaya devam ettim. Bir manzaradan bir kahveden yudumlayıp, sadece bunun için bile buraya gelmeye değer diye düşündüm.

Sonra kafeden ayrılıp geliş yönünde biraz yürüdükten sonra tekrar küçük taksiye atlayıp 2. Hasan Camisi’ne gidilebilir. Ama namaz saatine dikkat etmek gerekir. Fas’ta camiler yalnızca namaz vakitlerinden açılıyor. Çünkü kralları camilerin siyasi amaçla toplanma yeri olarak kullanmasından endişe etmiş ve namaz saatleri dışında açılmasını yasaklamış.

Fas’lıların medar-ı iftiharı2. Hasan Camiigerçekten büyük görünüyordu. Fas’lılara göre burası dünyanın en büyük camisi… Bu büyüklük kavramı da biraz muğlak tabii.  İç ve dış kapasitesine göre mi mekansal ve mimari genişliğine göre mi büyük belli değil. İçinde 25 bin kişinin, avlusunda da 80 bin kişinin namaz kılabildiği söyleniyor. Camiinin inşasına 1980 yılında başlanmış ve kral 2. Hassan'ın 60. doğumgünü için 1989’da bitirilmesi planlanmış. Fakat inşaat, caminin bulunduğu alanın deniz üzerinde doldurulmasından da kaynaklanan zorluklar sebebiyle 1993’te bitirilebilmiş. 800 milyon dolara mal olduğu söyleniyor ve hatta o dönemlerde yaşanan ekonomik sıkıntıların kaynağı olduğu da (!!!).

Cami ünlü bir Fransız mimar olan Michel Pinseau tarafından tasarlansa da tamamen Fas mimarisinin özelliklerini yansıtıyor. Renkleri ve desenleri geleneksel olsa da yarı açılabilir tavanı ve kapılarında teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanılmış ve bu sayede sıcak günlerde içerisinin havalanması sağlanıyor. Minaresi de 210 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek minaresi ünvanını halen elinde tutmakta. 

Ama bu muhteşem camiye öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya giremiyorsunuz. Malum ibadet için yalnızca Müslümanlar girebilir. Yabancılar ise rehber eşliğinde izin verilen saatlerde camiyi gezebilir. Ayrıca kadınların sadece kadınlar girişinden kadınlar mahfiline girmesine izin veriliyor. Oradaki tahta işlemeler arasından camiyi görebiliyorsunuz. Buna rağmen 2. Hasan Camiinin gerçekten çok büyük, güzel ve oldukça incelikli, zarif bir mimari yapı olduğunu söyleyebilirim. İçi tavanından tabanına bir sürü inceliklerle bezenmiş ki dış yüzeyi de aynı oranda inceliklerden nasibini almış.

Bir kez de caminin çevresinde dolaşıp büyüklüğünü vurgulayan fotoğraflar çekmeye çalışıyorum. Etrafta güvercinleri yemleyen, dilenen, oturup bir şeyler bekleyen insanlar var. İnsan ve mekan ilişkilerini fotoğraflarken zamanı unutuyorum. Beni alıp götürüyor.

 

Sonra yine Birleşmiş Milletler meydanındayım. Saat kulesinin yanından bir kapıdan içeri giriyorum. Artık Medina’dayım.

Fas'ın her kentinde, küçük ya da büyük bir medina var. Kentlerin kuruluşunda ilk yerleşim ve yaşam, hep bu medinalarda başlamış. 'Etrafı surlarla çevrili kent' anlamına gelen medinalar birer labirentten farksız. Fas’ın geleneksel yüzünü en çok bu medinalarda görebiliyorsunuz. Dar küçük sokaklarda işportada her şeyi bulmak mümkün. İster deri montlara bakın ister tezgahlardaki meyvelerin tadına bakın.

İsterseniz bol miktarda ucuz kılık kıyafette bulabilirsiniz. Hediyelik eşyalar, el işi ürünler, ayakkabılar hem turistler hem de yerli halk için… Ancak turistseniz biraz daha dikkatli olmakta fayda var… Ben alışveriş peşinde değilim, fotoğraf çekeceğim diye sokaklarda kayboluyorum. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyorum. Renkler, kokular, sesler içinde kayboluyorum. İşte eski bir camideyim. Yapılış tarihi 1201 yazıyor. Adı ise Makhzen Camii.

Cami ve güvercinleri fotoğrafladıktan sonra yürümeye devam ediyorum, Eski evler, yöresel kıyafetli insanlar, kemerli kapılar, sokaklar ve sokaklar…

Yürüyerek limana inmişim. Kazablanka Limanı, Kuzey Afrika’nın en büyük yapay limanıdır ve hatta dünyadakilerin de en büyüklerinden biri olduğu söyleniyor.

Tekrar küçük taksiye atlayıp Birleşmiş Milletler meydanına çıkıyorum. Meydandaki sırtını eski şehre dayamış dükkanlarda sahipleri ile sohbet ederek alışveriş yapmak daha iyi olabilir. Belki Fas işi ahşap bir sehpayı getirmek zor olabilir, ama ahşap masklar, bakır objeler, seramik kaplarda hiç fena olmaz. Fas işi renkli bir şalı almadan geçemiyorum.

Hayır denemeyecek bir başka şey de iyi bir akşam yemeğidir. Tabiî ki Fas’ta bu geleneksel Tajin olacaktır. Fas mutfağı diğer Kuzey Afrika mutfakları gibi et yemekleri ve pilav gibi iki ana unsura dayanır. Toprak bir kapta pişirilmiş güvece yakın bir lezzette olan Tajin, Fas mutfağının temel yemeğidir. Bol safran kullanılmış pilav, Tajinle birlikte yenir. Tajin etle ya da tavukla yapılabilir ve isteğe göre bolca sebze de kullanılabilir. İçinde yeşil zeytine de rastlarsanız şaşırmayın. Kuskus pilavı da Fas'ta karşınıza çıkan yemekler arasındadır, üzerine nohut, sebze ve et konularak yenir.

Yemeğin üstüne ister tarçınla süslenmiş portakal veya diğer meyvelerden alın isterseniz de naneli çay için. Taze naneden yapılan bu çay her yerde karşınıza çıkıyor ve lezzeti de çok güzel.  Ama isterseniz Fransız ya da Fas kahvelerinin tadına da bakabilirsiniz ve hiç pişman olmazsınız. Kimbilir ardından Ricky’nin barını bulmak istersiniz ve “bir daha çal Sam” dersiniz. Nice Sam’ler de bıkmadan usanmadan aynı parçayı çalarlar yıllardır. Fas’da aslında Fas’ta geçmeyen bu filmin haklı ününü kullanmaya devam eder.

Turistik Casabalanca’nın görülmeye değer yerlerinden biri de Arap Birliği Parkı’nın yanındaki Sacre Coeur Kilisesi’dir. 1930’da inşa edilen Katolik Katedrali görkemli Neo Gotik tarzı mimarisiyle dikkati çeker. 1956’da bağımsızlığın kazanılmasından sonra katolik nüfusun azalması ile birlikte fonksiyonunu kaybetmiş olsa da halen kültür merkezi olarak hizmet verdiği anlaşılmaktadır.

Kazablanka’da görülmeye değer bir diğer kilise de Notre Dame de Lourdes kilisesidir. 1956 yılında inşa edilen bu yeni ve küçük kilisenin özgünlüğü ise çok renkli ve güzel vitraylarında gizlidir. Bu renkli vitraylara İncil’den alıntılar işlenmiştir. Ama kilise her zaman açık olmayabilir.

Fas Musevi Müzesi ve Sidi Abderrahman Türbesi de Kazablanka’da gidilmesi ve gezilmesi önerilen yerleri arasındadır.

İnancınız ne olursa olsun; ister Müslüman, ister Hıristiyan isterse Musevi, evrensel olan müzik sanırım. Kimbilir bir gün Kazablanka filmindeki Ingrid Bergman gibi “Bir daha çal” der, tekrar geliriz.