Mutlu İnsanlar Ülkesi Sri Lanka: Nuwara Eliya – Yala Yolu

Tropik sıcak havanın olduğu bir adada Nuwara Eliya’nın havası sanki vaha gibi... Yüksekte olduğu için tertemiz ve serin, ilk defa gece üstümüze yağmurluklarımızı giymek zorunda kalıyoruz ama bir o kadar da rahat uyuyoruz. Air condition ya da pervane çalıştırmamıza gerek kalmadan ki en sağlıklısı da bu olsa gerek. Sabah erkenden kalkıp kahvaltı öncesi otel ve çevresini fotoğraflıyoruz. Grand Otel, hakikaten mimarisi ile çok hoş. Bu otelde keşke bir gece daha kalabilseydik diyoruz ama yola dökülmek gerek…

Kahvaltıdan sonra ilk olarak Nuwara Eliya’nın, aynı zamanda da Sri Lanka’nın en yüksek tepesine 2524 metre, Pedro Dağı’na (Pidurutalagala) gidiyoruz. Dağ, askeri bölge o yüzden kapıda pasaport, kimlik numaraları veriliyor; araçla giderken durmak ve araçtan inmek yasak. Tepeye varıldığında da ancak manzaranın fotoğrafını çekmek serbest, askerlerin ya da askeri yapıyı çekmek kesinlikle yasak. Adanın en tepesindeyiz, müthiş ve fotoğraflarda gördükleriniz sis değil, bulutlar…

Bir sonraki programı günlerdir bekliyordum, çay tarlalarının içine girip çay işçilerini fotoğraflamayı çok arzu ediyorum. Namal bir taşla iki kuş vurmayı planlıyor, çünkü görmemizi istediği şelalenin hemen önünde uçsuz bucaksız çay tarlaları var. Arabadan inip yukarı doğru yürümeye başladığımızda mahalleden iki çocuğu da yanımıza katıyor Namal. Bir yandan onlara okula gitmedikleri için kızıyor, bir yandan da konuşuyorlar. İkisi de yaramazlıktan okuldan uzaklaştırılmışlar. Ama ikisi de cin gibi, önden zıplaya hoplaya koşarak, bizi tarlaların olduğu yere getiriyorlar.

İlk önce uzaktan fotoğraflamaya başlıyoruz ama o kadar güleç, cana yakın insanlar ki hemen el kol işareti yanlarına çağırıyorlar, ben dururmuyum tabii uçarak soluğu onların yanında alıyorum. Aradan birkaç dakika geçmeden çay topladıkları çantayı sırtıma geçiriveriyorlar, bir yandan da hummalı bir şekilde hangi çay yapraklarını toplayabileceğimi gösteriyorlar. Harika bir deneyim, bir süre ciddi ciddi toplayıp elimle olup olmadığını gösteriyorum, dil yok ama body language harika anlaşıyoruz. Belki bir saate yakın onların yanında kalıp, bir yandan konuşup bir yandan gülüşüyoruz. Benimle fotoğraf çektiren Alana’nın yanaklarına kocaman birer öpücük kondurup şelaleye doğru yollanıyoruz. Bizim iki okul kaçağı önde bizler arkada…

Tırmanış sırasında ufacık bir ibadethaneye dönüştürülmüş bir yer dikkatimizi çekiyor. Güzellik aslında hakikaten ince detaylarda saklı kimin aklına oraya buddha heykeli, tütsü, mum koymak gelir diyoruz ama Sri Lanka’da her köşe bucak bir manastır, tapınak, ibadethane.

Şelale çok büyük değil ama çok güzel, çay tarlalarının tepesinden akıyormuş gibi gözüküyor. Bu sefer kaçaklar da dâhil tüm çocuklarımız aşağıda macera arıyorlar, biz yine tepeden fotoğraflamayı tercih ediyoruz. Küçük rehberlerimiz çok tatlılar, ayrılık vakti geldiğinde, çantamı karıştırıp enson alelacele aldığım çikolata ve enerji barlardan veriyorum ayrılırken çok seviniyorlar. Ayrılırken içimiz buruk ama yolda bizi karşımıza çıkacak yenilikleri heyecanla bekliyoruz.

Nuwara Eliya’da yemeğimiz yedikten sonra safariye çıkacağımız Yala’ya doğru yollanıyoruz. Gelirken tüm yol boyunca tırmandığımız dağı bu sefer diğer taraftan aşağı ineceğiz. Yolda çok özel bir tapınakta duruyoruz Seetha Amman Temple; yani tanrıça Sita’nın Tapınağı. İnanılmaz bir mimarisi var. Lord Rama ve eşi Sita’nın Ramayana tarafından tutsak edildiği tapınakmış burası.

Ramayana Epik HikâyesiEpik hikâyeye göre Rama, dharma kurallarına göre yaşayan bir kahramanmış. Genç bir çocukken mükemmel bir evlat sonrasında da mükemmel bir koca olmuş. Genç hintlilere ikibin yıldır Sita ya da Rama gibi mükemmel olmak öğretilmiş hep. Orijinal Ramayana 24.000 şiirden oluşan epik bir hikâyeymiş ama zaman içerisinde dilden dile anlatıla, kulaktan kulağa taşına taşına Ramayana dans, kukla şovları ve şarkılar ile performe edilir hale gelmiş.

Prens Rama, kralın en büyük oğlu ve tahtın varisi olmasına rağmen kral, tahtı devretmeye karar verdiğinde kralın ikinci işi Rama yerine kendi oğlu, Bharata’nın tahta geçmesini istemiş. Kralın ikinci eşine daha önceden verilmiş bir sözü olduğu için, tahtını Bharata’ya verip ilk oğlu Rama’yı sürgüne yollamış. Rama, sürgünü büyük bir olgunlukla ‘Babamın tüm istekleri benim için emirdir’ diyerek kabul etmiş. Eşi Sita, sürgünü duyar duymaz eşinin yanına gitmiş ‘Gölge bir zenginlikse bende senin gölgenim, bir kadının dharması eşinin yanında olmaktır, bırak senin önünde yürüyüp yolunu senin ayaklarına uygun yumuşaklığa getireyim’ demiş. Eşini çok seven Rama, kabul etmiş ve kardeşi Lakshmana ile hep birlikte ormana gidip orada yaşamaya başlamışlar.

Kral olan Bharata, annesinin yaptıklarını duyunca Rama’yı bulmak için ormana girmiş ve ‘yaşı en büyük olan kral olmalı’ ve Rama’ya ‘lütfen krallığa geri dön ve tacını geri al’ demiş. Rama babasının kurallarına karşı gelemeyeceğini söyleyince; Bharata, kardeşinin sandaletlerini alıp ‘öyleyse sen dönene kadar tahtında bu sandaletler senin sembolün olarak kalacak ve ben her gün lordumun ayaklarına kapanacağım, ne zaman ki ondört yıllık sürgün bitecek o zaman da senin olması gereken krallığını sana geri iade edeceğim’ demiş. Bharata’nın bu gönül bolluğu Rama’yı derinden etkilemiş ve ‘tacından bu şekilde feragat etmen inanılmaz, birçok insan ufacık kendine ait birşeyden feragat edebilmek için bir ömür boyu çalışıyor’demiş.

Hikâyenin sonrasında Lankanın şeytan kralı Ravana Rama’nın eşi Sita’yı kaçırarak bu tapınağa getiriyor. Rama karısını Ravana’nın elinden kurtarıp Aydohya’ya geri getiriyor.

Hindu inanışında bu tarz epik hikâyelerdeki düzgün karakterlerin gençlere örnek olması ve kendi dharmalarını yaratırken onlardan etkilenmelerini gerektiğine inanılıyor. Dolayısıyla da dürüstlük, sevgi, hakkaniyet, cesaret gibi duyguların birleştiği Rama ve Sita birer kahramanlar. Gandhi’nin bile birgün modern Hindistanı Ram-rajya’ya ulaşmış olarak rüyasında gördüğü anlatılan hikâyeler arasında.

Bu rengârenk tapınağın içerisinde bir çifte yapılan kutsama seremonisini seyrettikten sonra yine yollara dökülüyoruz.

Aradan bir saat daha geçtikten sonra yolların virajı benim midemi altüst ettiği için yolun kenarında sebze-meyve satan ufak bir dükkânın önünde duruyoruz. İyi ki durmuşuz kızımın da suratı bembeyaz. Oğlum uyuduğu için onun durumu sağlam, ama bizim açık havaya ihtiyacımız olduğu için biraz dolanıyoruz. Bu arada önünde durduğumuz küçük dükkânı işleten genç bir kızları olan bir aile. Biz bir aşağı bir yukarı dolanırken bakıyorum eşim, Namal ve Indika sohbeti koyulaştırıp ellerine de King Coconutları almışlar, hallerinden oldukça hoşnutlar. Biz de dükkâna yönelince aile adeta seferber oluyor bize limonata hazırlayıp elimize tutuşturuyorlar, limon mideye iyi gelir, bastırır diyorlar. Şaka bir yana belki bir saat, belki de daha uzun orada kalıyoruz, en son ayrılırken anne koşarak aşağıda yaşadıkları evden uzun sapı ve ucunda kâse gibi bir şey getiriyor. İçerisinde ki kabukları ateşe verip üzerine bir toz atıyorlar, iyileşmemiz için giderayak ufak bir seremoni yani. Gözlerim doldu dolacak ayrılırken, eşim kulağıma eğilip, hep biraz kuşkucu yaklaştığı bu gezi için ilk kez ‘iyi ki gelmişiz burası çok özel bir ülke ve muhteşem insanlar’ diyor.

Yala’ya daha çok yol var ve tüm yol virajlı, allahtan midelerimiz iyi. Yol üzerindeki ormanın içerisinden geçerken yolun kenarlarındaki havaalanı işaretlerini gösterip gülüyor Namal.  Meğer bu havaalanını bir önceki yolsuzlukları ile bilinen başbakan yaptırmış. Ama havaalanı vahşi ormanın içinde olduğu için kimse vahşi hayvanlara yem olmamak için açılışına bile gitmemiş. İlk inmeye çalışan uçakta, kuşların göç alanına girdiği için çakılmış, bir sürü insan ölmüş. İşin daha da kötüsü aynı başbakan ormanın diğer tarafına da binlerce ağacı keserek bir stat yaptırmış ama aynı nedenden ötürü orada da in cin top oynuyormuş. Zaten stattaki maça gidip maç çıkışı bizi kapının önünde bekleyebilecek vahşi hayvanları sayıp gülmekten yerlere yatıyoruz. Bizdeki benzer vakaları düşünmeden edemiyorum ama beterin beteri var hakikaten : )

Bir sonraki konaklama yerimiz Gaga Bees adında sadece beş adet doğanın içinde olan evden oluşan bir butik otel. Oteli ararken en son tabela bizi koparıyor ‘Gaga Bees 2 m’… Barakaların içi gayet geniş ve sade, yatakların üzerinde tüm yatağı kapatacak tüller konulmuş ki börtü böcek ile bir noktaya kadar haşır neşir olunsun.

Banyonun yerleri çakıl taşları ile döşeli, doğada banyo alıyormuş hissi veriyor, çok orijinal bir düşünce.

Otele varmamız gerekenden geç ulaştığımız için akşam yemeği yerine bize bol miktarda meyve ve tost getiriyorlar.

Sabah 5.00’te kalkıp safariye gideceğimiz için kendimizi barakalarımıza atıp uyumaya çalışıyoruz.

Sonraki yazı: Yala National Park Safari-Hikkaduwa…

Yazı: Banu Demir
Fotoğraflar: Banu-Göksel Demir
Banuyollarda (Instagram/Twitter)

YAZI DİZİSİNİN TÜM BÖLÜMLERİ
gezimanya.com/GeziNotlari/mutlu-insanlar-ulkesi-sri-lanka
gezimanya.com/GeziNotlari/mutlu-insanlar-ulkesinde-sigiriya
gezimanya.com/GeziNotlari/mutlu-insanlar-ulkesinde-kandy
gezimanya.com/GeziNotlari/mutlu-insanlar-ulkesinde-kandy-ve-nuwara-eliyagezimanya.com/GeziNotlari/mutlu-insanlarin-ulkesinde-nuwara-eliya-yala-yolu

Etiketler

BANU DEMİR

Yazar Hakkında

BANU DEMİR

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü ve Marmara Üniversitesi Contemporary Business Management’tan (gece bölümü) mezun olduktan sonra İngiltere Nescot College’da okudum.