"Norveç'in Kalbi

Ben kuzeyi seviyorum. Bunu bir kez daha anladım. Özellikle İskandinavya ve Kuzey Avrupa’nın bende ayrı bir yeri var. 2016 yılı eylül ayında gerçekleştirdiğim Oslo seyahatim yine benim için unutulmaz anlarla dolu bir gezi oldu. Genel kanının aksine bu insanlar hiç soğuk değiller. Sadece yaşadıkları iklim ve coğrafya zor. Özellikle kış ayları için ama hep güler yüzlü, yardımsever ve içten bu insanlar. Yaşam kaliteleri yüksek ve kültürlüler. Şimdi gelelim Oslo için gezi ayrıntılarına.

Oslo Hakkında Bilgi: Oslo’nun tarihi 1000 yıl öncesine dayanıyor. Norveç destanlarında adı geçen III. Harald tarafından kurulduğuna inanılan şehir İskandinav halkları için önemli bir kent olmuş her zaman. Eski adı Kristiania olan kentin bugünkü ismini alması 1925 yılında olmuş. Kent 1 milyona yakın nüfusu ile aynı zamanda idari başkent. 15 ayrı semtten oluşan kent, aynı zamanda önemli kültür şehriNorveç için. Tarih boyunca istilalara uğramış yangınlar ile harap olmuş şehir, dünyanın en pahalı başkentleri arasında yer alıyor.

Oslo’ya Ulaşım: Oslo’ya ulaşım haftanın hemen hemen her günü tarifeli uçuşları ile mümkün. Yolculuk yaklaşık 3,5 saat sürüyor. 

Oslo’ya Ne Zaman Gidilir? Valla bana sorarsanız yılın her mevsimi bu şehre gidilir ama benim popom donar arkadaş derseniz yaz ayları tercih edilmeli çünkü eylül ayı içinde ziyaret ettiğim şehir benim kaldığım sürece 15-20 derece arasında sıcaklığı ile bana kış hakkında biraz bilgi vermiş oldu. Genel olarak yağmurlu ve güneşli gün sayısı oldukça az. Ben şanslı bir adam olduğum için kaldığım üç gün boyunca güneş hep yüzünü gösterdi. Kış ayları ortalama sıcaklık 3-5 derece civarı. Yazımın başında söylediğim gibi hava genel olarak soğuk ama insanlar sıcak. Kışın ayak seslerinin duyulduğu bu günlerde günler her gün 2-3 dakika birden kısalıyor. Özellikle kışın öğrendiğime göre güneş sabah 9 gibi doğuyor, akşam 4 de batıyormuş.

Oslo Havaalanı’ndan Şehir İçine Ulaşım Nasıl? Oslo Havaalanın’da indikten sonra pasaport kontrolü ve terminal içinde yer alan gelen yolcu bölümünden çıkıyorsunuz. Bu arada Oslo Havaalanı tıpkı Stockholm Arlanda Havaalanı gibi şehrin arabayla yaklaşık bir saat uzağında. Yapmanız gereken ilk şey turist danışma masasından bir şehir haritası ve cep kitapçığı edinmek olsun. Sonra isterseniz şehir içine ulaşım için görevlilere sorabilirsiniz ama gerek yok bence çünkü Train tabelasını takip ederek kolayca bulabilirsiniz. Önce bilet makinelerinden İngilizce seçeneğini seçip bilet alın. Burada dikkat etmeniz gereken şey şehir merkezine giden iki tren var. Biri ekspres diğeri normal. Normal olanı seçin yani Oslo S trenini. Farkı şu normal tren iki durakta duruyor sadece ve 22 dakikada gidiyor. Diğeri hiç durmuyor 15 dakikada gidiyor. Aradaki diğer fark bence en önemli kısmı fiyat farkı. Ekspres 184 Kron Oslo S treni ise 92 Kron. Daha ilk dakikadan boşu boşuna golü yemeyin. Çünkü trenler çok lüks, hızlı ve rahat. Oslo S Treni 4 numaralı yoldan havaalanı altından kalkıyor. Ayrıca internet beleş. Kara yolu ile ulaşımı denemeyin çünkü zamanınıza yazık.

Oslo İçin Bütçe: “Oslo pahalı mı?” sorusuna verilecek tek cevap, “Dalga mı geçiyorsun kardeşim, pahalı burası için yanlış kelime süper pahalı” olmalı. Evet, söylendiği gibi Oslo, Avrupa başkentleri içinde bence en pahalısı. Birazdan örnekler vereceğim, az çok bir fikriniz olacak ama öncelikle şunu söylemeliyim Norveç’e giderken Türkiye’den Norveç Kronu almakta fayda var. Biraz kur farkı dikkatimi çekti açıkçası. Bana kalırsa limiti yeterli bir kredi kartı her işinizi görecektir çünkü neredeyse kimse nakit para taşımıyor bu şehirde. En küçük mahalle bakkalında bile kredi kartı geçiyor. Sadece gitmeden bankanıza danışın. Kur karşılaştırması yapın ve öyle gidin. Belki az miktar euro götürebilir ve orada bozdurabilirsiniz. Şimdi Oslo için bütçe sorusuna verilecek cevap olarak birkaç örnek:

2016 Eylül ayı kurlarına göre 1 Norveç Kronu= 0,36 Türk Lirası. Mesela 1000 Norveç Kronu=107 Euro yapıyor. Kafanız karıştıysa şöyle yapın gördüğünüz fiyatları Türk lirasına çevirmek için üçe bölün. Size basit bir yol. Şimdi şehir içi fiyatlar hakkında bilgilere. Dediğim gibi siz artık üçe bölüp sonuca ulaşırsınız.Bir günlük şehir içi ulaşım kartı (metro-tramvay-otobüs) geçerli. 90 Kron
Havaalanı şehir içi normal tren: 92 Kron
Ekspres Tren: 184 Kron
Oslo Pass Card (Tüm ulaşım, müzeler ve tekne turlarında geçerli) 24 saatlik 335 Kron-28 saatlik 490, 72 saatlik 600 Kron
Otobüs şoföründen aldığın tek seferlik bilet: 50 Kron
Starbucks’ta orta boy Americano: 50 Kron
Küçük şişe su: 18-26 Kron
Magnet: 45-50 Kron
Sport Time Mağazası’nda Nike veya Adidas spor ayakkabı: 1200-2000 Kron
Fast Food: 94-100 Kron
Sushi Tabağı: 100-200 Kron
Pizza: 150-200 Kron
Restoranda Somon Fleto: 235 Kron
Restoranda Antrikot: 320 Kron
Restoranda 25 cl beyaz şarap: 120 Kron
Markette Sakız: 15-20 KronBalık Restoranda: 6 tane istiridyeden oluşan tabak 250 Kron, tencere içinde servis edilen midye 180 Kron

Evet, az çok fikir sahibi olmuşsunuzdur. Benim tavsiyem her zaman için merkezden biraz uzaklaşıp yeme içme işini böyle halletmeniz. Ne olursa olsun turistlerin en çok dolaştığı yerler her zaman daha pahalı. Bu verdiğim fiyatlar merkez fiyatları. Dış semtleri de görmüş olmak için bu yolu tavsiye ederim.

Oslo Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Oslo aslında çok şehir içi ulaşıma ihtiyaç duymayacağınız bir şehir. Öncelikli görülecek yerler hep yürüme mesafesinde. Sadece Vigeland Park için buna ihtiyaç duyabilirsiniz. Oraya da 12 numaralı tramvay ve 20 numaralı otobüs ile ulaşmak mümkün. Yukarıda yazdığım gibi eğer Oslo Pass Kart’ı alırsanız metro, otobüs, tramvay hatta Oslo Körfezi içinde çalışan küçük adacıklara giden teknelere sınırsız binme hakkınız var. Günlük çoklu bilet alırsanız 90 Kron yeterli. Tüm araçlara 24 saat binebilirsiniz. Eğer otobüs şoföründen tek seferlik bilet alırsanız 50 Kron. Benim tavsiyem her zaman olduğu gibi ayaklara kara sular inene kadar yürümek ve sokaklarda kaybolmak. Taksi meselesi için aman uzak durun derim çünkü en kısa mesafe 200-250 Kron yazıyor. Zaten açılış 90 Kron. Ulaşım için merkez tren istasyonunda yer alan ve bizdeki bankaları andıran bilet ofislerinden bilet alabilirsiniz. Bunun dışında dediğim gibi biletmatikleri kullanmak çok kolay ama sadece çok kapsamlı biletleri alamıyorsunuz.

Şehir haritası burada:   http://www.visitoslo.com/VisitOslo/dok/Oslo-city-map.pdf

Oslo’da Gezip Görülecek Yerler: Oslo gezilecek yerler bakımından oldukça zengin. Şehri gezmek için en az 2-3 gün ayırmalısınız. Benim gittiğim size de tavsiye edeceğim birkaç yeri aşağıda belirteceğim.

Karl Johans Gate Caddesi: Oslo için en bilinen ve ilk duyacağınız yer burası olacaktır. Bizim Bağdat Caddesi veya İstiklal Caddesi gibi bir cadde burası. Araç trafiğine kapalı ve birçok kafe, restoran barındırıyor içinde. Ayrıca dünyaca ünlü markaların mağazalarını da görmek mümkün fakat pazar günleri birçok yer kapalı. Bizde olduğu gibi bayram seyran, cumartesi, pazar her yer açık mantığı buralarda yok abi. Pazar günü öyle güzel havada turist kaynayan şehir en meşhur caddesi tek tük birkaç açık yer ile dikkatimi çekti doğrusu. Cadde ismini Norveç kraliyet ailesinin gururu Kral Karl Johans’tan alıyor. Gate sözcüğü burada kapı anlamında değil cadde anlamında kullanılıyor. Cadde merkez tren istasyonunun başlayıp kraliyet ailesinin resmi ikametgâhı olan Royal Palace’ta son buluyor.

Oslo Katedrali: Karl Johans Caddesi’nde göreceğiniz yapılardan biri Oslo Katedrali. Caddenin hemen başında yer alıyor. Aslında bugün ayakta olan katedralin tarihi 17. asra kadar dayanıyor. Bundan çok daha önce Oslo’ya yapılan katedral büyük yangınla yok olmuş. Kale civarına yapılan ikinci katedralin de akıbeti aynı. Günümüze kadar ulaşan katedralin tasarımın devlet konseyi üyesi Jorgen Wiggers yapmış. 1697’de açılışı yapılan katedral bugün hâlâ Oslo başpiskoposluğunun merkezi. Giriş ücretsiz.

The National Galery: Eğer sanata meraklıysanız burası tam aradığınız yer. Karl Johans Caddesi üzerinde yer alan yapıda Mona Lisa’dan sonra en çok tanın tablo Edward Munch’a ait “Çığlık” adlı eseri burada sergileniyor. Bu Norveçli ressam melankolik, karamsar eserleri ile tanınmış ancak ömrünün sonlarına doğru içi yaşama sevinci dolmuş olmalı ki eserlerine bu yansımış. Ressamın başka birçok yapıtının yer aldığı müzede ayrıca daha bilmediğiniz ressam ve eseri ile karşılaşacaksınız. Giriş kişi başı 60 Kron ve Oslo pass geçerli. Ama unutmayın pazartesi günleri müze kapalı.

Munch Müzesi: Bana bu kadar resim görmek yetmez diyorsanız alın size bir başka resim müzesi. Edward Munch’a ait eserler için yapılmış bu müze sanatçının eserleri ile dolu olduğu gibi ayrıca yine birçok Norveçli ressamın eserine ev sahipliği yapıyor. Merkez tren istasyonunun biraz doğusunda kalan Toyen semtindeki müzeye ulaşım 1 numaralı metro hattıyla mümkün. Ancak tekrar hatırlatıyorum. Edward Munch Müzesi diye Çığlık tablosunun burada olduğunu düşünmeyin. Pazartesi günleri kapalı ve giriş 60 Kron.

Parlamento Binası (Stortinget): Yine Karl Johans üzerinde yer alan yapı klasik Avrupa mimarisi ile göze çarpıyor. Stortinget Norveç dilinde Yüce Meclis anlamına geliyormuş. 1814 yılında ilan edilen anayasa gereği oluşturulmuş mecliste bugün koalisyon hükümeti görevi devam ettiriyormuş. Meclis binası cumartesi günleri halk tarafından ziyaret edilebiliyormuş. Ancak hafta içi öğrenci veya grup olarak oturumlara katılmak veya genel kurulu seyretmek isterseniz önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyormuş. Benden söylemesi cumartesi gününe denk gelirseniz şöyle bir içeriye göz atın.

City Hall: Oslo belediye binası farklı mimarisi ile dikkat çekiyor. Bina önceden randevu alınırsa ziyaret edilebiliyor ama siz de benim gibi sadece resmini çekmekle yetinebilirsiniz çünkü çok enteresan bir yanı yok. Sadece yapımı II. Dünya Savaşı yıllarında Almanların Norveç’i işgaliyle yarım kalmış ve ancak 1950 yılında bitirilebilmiş.

Vigeland Park

Vigeland Park: Oslo için vazgeçilmez ziyaret noktalarından biri de hiç şüphe yok bu park. Ünlü heykeltıraş Vigeland 1869-1943 yılları arasında yaşamış ve Norveç sanatı için önemli bir şahsiyet. Eserleri adeta açık hava müzesi şeklinde bu parkta sergileniyor. Kadın erkek ilişkileri ve çocuklar üzerine yaptığı sıra dışı heykeller ile dikkat çeken Vigeland’ın yaptığı eserlere baktıkça bu heykeller bizde olsa başlarına neler gelir acaba diye düşünmeden edemiyorum çünkü bu insanlar ile aramızda ciddi düşünce ve  mantık anlayışı farkları var. Sanata ve sanatçıya saygı burada, farklılıkları kabullenme burada… Her yıl 1 milyona yakın ziyaretçiyi ağırlayan park beni gerçekten çok etkiledi. Ayrıca park içinde yer alan Gustav Vigeland Müzesi de ziyaret edilebilir. Parkın bir diğer özelliği de bakımlı oluşu ve bitki çeşitliliği… Ayrıca irili ufaklı göletler yerel ziyaretçiler için de dinlenme ve doğa ile iç içe olma şansı veriyor. Parka şehir merkezinden 12 numaralı tramvay ve 20 numaralı otobüs ile ulaşmak mümkün.

Darmstreted

Damstreted: Eğer ben Oslo’ya gelmişken şu resimlerde gördüğüm renkli eski evleri göreceğim dersen işte aradığın sokak burası. Sanki zaman durmuş gibi bir yer burası. National Galeri’nin biraz kuzeyinde kalan bu şirin semt elinizden fotoğraf makinenizi elinizden düşürememenize neden oluyor. Her bir açı, her köşe başı tam manasıyla kartpostallık. Evlerde yaşayan insanları rahatsız etmeden çok güzel kareler çekebilirsiniz. Eğer burası yetmediyse biraz daha kuzeye çıkın bir yeşil alan geçecek ve bu sokağın benzerini bulacaksınız. Buranın adı Telthusbakken. Tıpkı diğeri gibi yine rengârenk evleri ile beni benden aldı burası. Burada gezerken yolun karşısında dikkatimi çeken mezarlığa girdim. Buraya mezarlık demek için bin şahit lazım çünkü park gibi. Hatta insanlar koşuyor, yürüyor ve bisiklete biniyor. Çocuk arabaları ile gezenleri, banklarda oturanları görünce şaşırmadım diyemem. Sonra öğrendiğime göre ünlü ressam Edward Munch da burada yatıyormuş. Bilseydim mezarını arayıp bulmak ve görmek isterdim. Ancak bu çok geniş alana yayılmış mezarlıkta bulabilir miydim bilmiyorum.

Oslo Opera Binası

Opera House: Evet, bu kadar eski mimari evler yeter biraz modern mimariye geçelim dersen işte aradığın yer burası. Oslo şehri ile adeta bütünleşmiş, bu harika yapı Oslo Opera Binası. 2008 yılında açılmış olan yapı Sidney Opera binasından sonra en iyiler içinde gösteriliyor. 1500 kişilik konser salonu 1100 çalışma ve kulis odası, ayrıca konser salonu için özel döşenmiş akustik sağlayıcı parkeler dikkat çekici ama bence binayı özel kılan şey bir buz dağı şeklinde tasarlanmış olması. Binanın içi kadar dışı da enteresan çünkü istediğiniz zaman rampa şeklinde tasarlanmış büyük geniş yollar ile en yukarıya çıkabiliyorsunuz. Akşam güneşin batma saatlerine yakın çıkarsanız harika Oslo kareleri yakalayabilirsiniz. Sanata meraklıysanız pahalı dediğimiz bu şehirde ucuz sayılabilecek gösterilere bilet bulabilirsiniz. Benim şehri ziyaret ettiğim günlerde War (savaş) temalı gösteriler müzik etkinlikleri vardı. Biletler ise bana hayli uygun geldi. 100-150 Kron arası bilet bulmak mümkün.

Tjuvholmen: Opera Binası'nda işiniz bittikten sonra City Hall yönüne devam edin ve liman bölgesine gelin. İşte aradığınız Oslo’nun en hareketli mekânlarının olduğu Tjuvholmen. Birçok kafe ve restoran ve sahilde yer alan şık oturma bankları ile burası gece gündüz oldukça hareketli. Eşiniz ya da sevgiliniz ile hiçbir mekâna girmeseniz de sahilde oturarak romantik dakikalar geçirebilirsiniz. Burası aynı zamanda zengin kısmının modern yapı ve rezidanslarda keyif çattığı bir yer. Aynı zamanda modern sanat müzesine ev sahipliği yapıyor. Norveçlilerin yaşam standartlarının yüksek olduğunu düşünüyor ve acaba burada oturanlar ne kazanıyorlar diye deli kıyaslamalar yapmadan edemiyorum.

Norsk Folkenmuseum

Norsk Folkenmuseum ( Norveç Halk Kültür Müzesi): Oslo’nun  Bygdoy Bölgesi'nde yer alan müze benim şehirde kaldığım sürece çok keyifli dakikalar geçirdiğim yerlerden biri oldu diyebilirim. Burası açık ve kapalı alanları ile tam olarak İskandinavya kültürüne ait her şeyi bulacağınız bir yer. Eski Norveç köy evleri, hayvan çiftlikleri, kapalı alanda yer alan eskiden yeniye doğru dizayn edilmiş ev yaşam alanları, kıyafetler, silahlar, kitaplar insan yaşamında aklınıza gelebilecek her şey burada var. Özellikle dikkatimi çeken şey Norveçli ailelerin küçük çocuklarını alıp buraya getirmesi oldu. Kültürlerini gelecek kuşaklara aktarma konusunda oldukça başarılılar. Çocuklar tam manasıyla doğal yaşam içinde zaman geçiriyorlar. Ayrıca okul grupları da öğretmenleri ile burayı ziyaret ediyor. Giriş 125 Kron Oslo Pass Kart geçerli. Müzenin internet sitesini bu linkten inceleyebilirsiniz. http://norskfolkemuseum.no/ çok güzel ve açıklayıcı hazırlanmış. Buraya 31 numaralı otobüs ile ulaşılabilir. Ancak benim tavsiyem Oslo Fiyordu'nu da görme imkânınızın olacağı tekneler ile buraya gelmeniz. City Hall’ın önünden kalkan Bygdoy teknelerine bilet alınarak rahatlıkla gidiliyor. Tekneler sizi bu bölgede bırakıyor siz bölgede yer alan diğer müzeleri (Viking Müzesi, Kon-Tiki, Fram Gemi Müzesi) gezerek istediğiniz zaman ring sefer yapan tekneler ile geri dönebiliyorsunuz. Tekne bilet fiyatı gidiş dönüş 60 Kron. Yaz aylarında akşam 18.00’e kadar çalışıyorlar.

Viking Müzesi

Viking Ship Museum (Viking Gemi Müzesi): Yine aynı bölgede yer alan benim gezmekten zevk aldığım bir başka müze Viking Müzesi oldu. Belki Stockholm’de yer alan devasa Vasa Müzesi gibi değil ama Vikinglerin dönemlerinin ve tarzların başka olduğunu düşününce ancak bu kadar olurdu diyorum içimden. Müzeye giriş kişi başı 80 Kron. Oslo Pass geçerli. Müzede bilgilendirici Viking seferlerini anlatan duvar haritaları, kazılar sırasında çekilmiş siyah beyaz fotoğraflar, Vikingler’e ait eşyalar ve tabi meşhur Viking gemilerini görmek mümkün. Müzeyi gezerken ve haritaları o çağlarda yaptıkları yolculukları düşündükçe bu insanların "Denizlerin Efendisi" lakabını boşa almadıklarını düşünüyorum. Müzede hoşuma giden başka bir ayrıntı ise sergilenen gemilerin iç yapılarını görmek için köşelere oluşturulmuş küçük balkonlar. Böylece yerden yüksekte kalan bu tarihi gemilerin iç kısımlarını da görme imkânınız oluyor. Müzenin giriş kısmında yer alan hediyelik eşya bölümü çocukların ilgisini çekebilir.

Kon-Tiki Müzesi

Kon-Tiki Müzesi: Oslo için yine enteresan müzelerden birisi burası. 1947 yılında Norveçli maceraperest Thor Heyerdalh’ın kendi yaptığı yolculuğunda kullandığı büyükçe sal ile çıktığı inanılmaz  macera tüm ayrıntıları ile burada. Müze gerçekten görülmeğe değer. Kaşif Thor Heyerdalh eski insanların ana karadan Pasifik Okyanusu’nda yer alan küçük takım adalara giderek orada yerleştikleri tezini savunması ve bu yolculuğun böylesi küçük deniz araçları ile gerçekleştirilebileceğini kanıtlamaya çalışmasıyla yapılmış. Binlerce kilometre yol giderek ve okyanusu geçerek gerçekleşen bu macera insanı gerçekten etkiliyor. Haderhalh’ın küçük salına İnka uygarlığının güneş ve fırtına tanrısı Kon-Tiki adını vermesi de gayet mantıklı olmuş bence. Daha sonra Uzak Doğu adaları için aynı tarzda bir salla yola çıkılmış. Müzede ayrıca ulaşılan adalardan elde edilen tarihi kalıntılar, mağara resimleri, yolculuk sırasında karşılaşılan canlı türlerine ait fosiller avlanan büyük deniz canlıları hepsi sergilenmiş. Daha sonra bu maceranın belgeseli çekilmiş ve 1951 yılında En İyi Belgesel Oscarı’nı kazanmış. Hatta kazanılan Oscar heykeli de sergileniyor müzede. Müzeye giriş 100 Kron. Oslo Pass geçerli.

Polar Ship Fram ( Fram Gemi Müzesi): “Dünyanın en dayanıklı ahşap gemisi nedir?” sorusunun cevabı işte burada. Meşhur Norveçli kaşif Roald Amundsen ve arkadaşlarının katıldığı Kuzey ve Güney Kutbu’na ulaşmayı başarmış ilk ahşap gemi Fram yine deniz, tarih ve maceraperest meraklıları için harika bir ziyaret noktası. Gemi 1893-1912 yılları arasında insanlığı daha önce gidemediği noktalara gitmeyi ve geri dönmeyi başarmış. 402 ton ağırlığında yaklaşık 40 metre boyunda bu harika gemi ve onun macera dolu yolculuğuna ait tüm ayrıntılar müzede yer alıyor. Ayrıca geminin içine giriliyor ve tüm katmanları görülebiliyor. Daracık kamaralar, kaptan köşkü, mutfağı ve geminin günlük yaşamına dair her şeyi görmek mümkün. Ayrıca müzenin bahçesinde ünlü kaşif Amundsen ve arkadaşlarının heykelleri de var. Müzeye giriş 100 Kron ve yine içeride hediyelik eşya bölümü mevcut.

Oslo’da Yeme İçme: Bu kadar pahalı bir kent için tabi konaklama sırasında büyük önem taşıyan yeme içme faslına değinmek istiyorum. Evet pahalı bir şehir olan Oslo, Norveç mutfağının çeşitlerinden, dünya mutfağının örneklerine kadar her çeşit yiyeceği size sunuyor. Yerel lezzetleri denemek istiyorum diyorsanız. Geyik etinden yapılmış her şeyi deneyin. Deniz ürünlerine gömülün çünkü hepsi taze ve lezzetli. Günü kurtarayım derseniz pizzalarını tadın çünkü güzel yapıyorlar. Şimdi size denediğim birkaç öneri.

Tjuvholmen ve Stranden Caddesi üzerinde;

Lofoten Fiskerestaurant: Taze deniz ürünleri ve şık sunumları ile benden tam not aldı. Stranden 75 numarada bulunan mekân kaliteli beyaz şarapları ile de dikkatimi çekti. Yazımın baş tarafından Oslo bütçesi kısmında değindiğim deniz mahsulleri fiyatı buraya ait mesela.

Olivia: Yine aynı cadde üzerinde iyi pizza yemek istiyorum derseniz tavsiye edeceğim bir yer Olivia. Kaliteli şaraplar ve iyi servis ile lezzetli pizzalar deneyebilirsiniz. Straden Caddesi 3 numarada.

Pepes Pizza: Oslo için herhalde en yaygın mekânlardan biri Pepes Pizza. Hemen hemen her köşe başında bir şubesi var. Olivia’nın fiyat olarak daha yukarıda olduğunu düşünürsek Pepes iyi bir seçenek olabilir. Pizza büyüklüğüne göre 150-200 Kron arası değişiyor. Adres Oslo’da her yer.

Hard Rock Cafe: Karl Johans Caddesi 45 numarada yer alan mekân tabi şehrin ziyaretçilerinin uğrak noktası. Hamburgeri güzel.

Asia Sushi Bar: Hemen merkez tren istasyonunun biraz kuzeyinde Brugata Caddesi üzerinde yer alan Asia Sushi Bar bana merkezde olmasına rağmen uygun gelen fiyatları ile iyi izlenimler bırakan bir mekân oldu. Özellikle burayı tavsiye ediyorum çünkü Oslo deniz ürünlerinin taze olduğu bir şehir. Haliyle bu mekân da Uzakdoğu lezzetlerini iyi sunuyor. Ufak atıştırmalıkların yanında iki kişi ana yemeklere 500 Kron gibi bir para ödediğimiz mekândan karnımız şişmiş şekilde çıktığımız hatırlıyorum.

Egon Restaurant: Hemen merkez tren istasyonunun sağında kalan bir mekân burası. Kırmızı et ve balık yanında güzel şarapları ile tercih edilebilir. Lezzetli somonu burada yemiştim. Somon fileto 235 Kron, Antrikot 320 Kron. İki bardak 25 cl beyaz şarap 250 Kron.

Wayne’s Kafe ve Ekspresso House: İsveç’in başkenti Stockholm’de adım başı gördüğüm kahve evi Ekspresso House’un burada rakibi olduğunu düşündüğüm bir başka kafe Wayne’s Kafe oldu. Tıpkı fastfood rekabeti gibi. Hani her Mc Donalds’ın karşısında Burger King vardır ya... İşte bu iki kahve mekânı da Oslo’da öyle. Hangisi bir yere mekân açtıysa diğeri karşısına mekânı kondurmuş. Kahveleri her iki mekânın da çok güzel ama benim Oslo’da en çok hoşuma giden şeylerden biri hiç şüphe yok ki mekânların iç dekorasyonu oldu. Ahşap işçilik konusunda kuzey insanlarının üzerine tanımam. Şık mekânlar yaratmaktan hakikaten çok iyiler. Bunu havaalanına indiğinizde bile hemen fark ediyorsunuz. Pasaport kontrolü için yapılmış alanlar bile en iyi şekilde dizayn edilmiş. Zaten yerde kullanılan parkelerin şıklığını söylemiyorum bile.

Oslo’da Konaklama: Açıkça söylemek gerekirse Oslo gibi pahalı bir kentte konaklama tabi ayrı üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Ben Norveç’te yaşayan arkadaşımın davetlisi olarak tam merkezde yer alan Radison Blue Plaza Hotel’de konakladım. Normal şartlarda burada konaklamak için iki kere bile düşünürdüm çünkü yaz sezonu ve hafta sonu oteller oldukça pahalı. Örnek verecek olursam üç gece çift kişilik oda fiyatı kahvaltı dahil 4200 Kron. Yani bizim paramızla yaklaşık 1400 TL. Bunun yanında tabi daha farklı alternatifler var. Scandic Hotel ya da hosteller düşünülebilir ama Avrupa’nın diğer kentlerine göre hostel fiyatları daha pahalı. Günlük 50 Euro civarı hosteller bulmak mümkün. Kaldığım otelin en büyük artılarından biri konumu. Merkez tren ve otobüs duraklarının tam dibinde. Ayrıca kahvaltısı da gerçekten çok iyi. Şehrin gezilecek yerlerine yürüme mesafesinde olması otelin artılarından.

Gezigurmesi

Yazar Hakkında

Gezigurmesi

1976 yılında Kocaeli'nde doğdum. İlk,orta ve lise öğrenimimi Kocaeli'nde tamamladıktan sonra 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdim.