Harika şehir manzaraları, ışıklar içindeki (İstanbul Boğaz'ımız kadar olmasa da) şehrin  Ohio Nehri'ne yansıyan renkli görüntüleri, yedi tepesi, cıvıl cıvıl gece hayatı ile beni şaşırtan bir Amerikan kenti. 

Amerika gezimin ikinci haftasında uzun bir hafta sonu planladık, ilk durağımız Ohio eyaletinin, 1800'lü yıllarda 'Amerika'nın Paris'i dedikleri güzel şehri Cincinnati. Bu günü, ilk kez gideceğim bu şehirde yaşayan dostlarım Armağan ailesi ve bir aylık torunları güzeller güzeli Ayla Jake ile geçireceğiz. Beni ilk şaşırtan dostlarımın yaşadığı sokaktaki ilginç evler oldu. Şaşkınlığımın nedeni Amerika'da pek sık görmediğim bir mimari tarz oluşu. Bu şehrin ve bu tarihi yapıların hikayesi şöyle. 

Bu şehre, diğer doğu şehirlerine göre, Avrupa'dan çok fazla göç olmasa da Almanya'dan önemli sayıda göçmen gelmiş ve bu binaları inşa etmişler. 2. Dünya savaşı sırasında aldıkları tepkiler nedeniyle buradan göç eden Almanlar'ın yerini zenciler alınca şehirdeki zenci sayısı bir hayli artmış. Bugün Almanlar'dan kalan, o dönemin tarihini yansıtan semtteki ilginç mimarileri ile tarihi evler teker teker renove ediliyor, değerleri şimdiden hayli artış göstermiş. Sahipleri buralı olan birçok dünya devi büyük firma da 'vatan' ları olan şehri güzelleştirmek için hayli para akıtmaya başlayınca şehrin çehresi  değişmeye başlamış. Yemyeşil parklar oluşmuş, tramvay yolu yapılmakta, tarihi binalar onarılmış, ışıklandırılmış. Amerikalıların 'down-town' dedikler şehir merkezi gece gündüz yoğun ve kalabalık, bu Amerikan kentlerinde çok nadir görülen bir durum. Ana cadde ve sokaklar sıra sıra yüzlerce dükkan ve şık butiklerle (en şıklarından biri de sevgili Duru'nun işlettiği tarihi bir binadaki Sloane Boutique) gündüz cıvıl cıvıl insan kaynıyor.

Geceleri de bar, restoran, dans kulüpleriyle oldukça renkli bir gece yaşantısı var kentte. Fountain Meydanı, Vine Street en yoğun bölgelerden. Haziran ayındaki müzik festivali ile kentte daha da çok eğlence olacağı kesin. Kentteki tarihi 'Findlay Market' Ohio'nun yaşayan en eski marketi, (1816) Kuran'ın ise, demir konstrüksiyon teknolojisiyle yapılan ilk binası (1852). 

Yöreye ayrı bir güzellik katan Ohio nehri boyunca 22 mil (35 km.) uzanan şehrin çeşitli lakapları var, Cincy, Natti, Kraliçe Şehir, Kraliçe Şehir, Batının Kraliçesi gibi, ama benim hoşuma giden tıpkı İstanbul'umuzun bir lakabı olan 'Yedi Tepeli Şehir" oldu, her ne kadar modern şehirde yediden fazla tepe olsa da şehir 1853 yılında yedi tepe üzerine kurulmuş. Bu yedi tepe (Mount Adams, Walnut Hills, Mount Auburn, Vine Street Hill, College Hill, Fairmont, and Mount Harrison) şehri bir hilal şeklinde çevrelemiş. (Bu arada antik şehir Roma'nın da Tiber nehrinin doğusunda ve şehrin merkezinde yer alan yedi tepesi olduğunu biliyor musunuz?) Cincinnati'nin hem bu 'yedi tepe' lakabı, hem de Ohio nehrinin iki yakasına kurulmuş bir şehir olması bana İstanbul'u ve Boğaz'ı anımsattı. Ancak burada ilginç bir durum var. Ohio nehri üzerindeki pek çok köprü üzerinden Cincinnati'den karşı kıyıya geçtiğinizde sizi karşılayan tabelada "Kentucky'ye Hoşgeldiniz" yazıyor, zira burası artık Cincinnati, Ohio değil Covington, Kentucky - Bourbon viskisinin vatanı. Amerika'da Eyaletler arasında kanunlar, vergiler değişiklik gösterir, burada yaşayan insanlar bu bakımdan şanslı, nerede hangi avantajlar varsa onu kullanma lüksüne sahipler. 

Ohio eyaletinin üçüncü büyük şehri Cincinnati'de, 1819 yılında kurulmuş olan Cincinnati Üniversitesi ise, büyüklük olarak, kıtanın ilk 50 üniversitesi içinde. 

Önemli bir ticaret ve iş merkezi olmakla birlikte eğlence ve gece hayatı da oldukça hareketli, Ohio nehri kıyısında 1788 yılında kurulmuş olan şehirde, 1800 yıllarından kalma ve o günlerin güzel mimarisini yansıtan değişik ve bugüne kadar sapasağlam ayakta kalmayı başarmış mimari eserleri (Music Hall, Cincinnatian Hotel, Shillito Department Store gibi), mimari karakterleri ve tarihi  değerleri ile öne çıkan sayısız yapıları (Carew Kulesi, Scripps Center, Ingalis Binası, Cincinnati Museum Center ve Isaac M. Wise Tapınağı) olan şehri çok beğendim, sevdim. Ne yazık ki çok kısa ama güzel bir gün ve akşam geçirdikten sonra dostlara veda ediyoruz, yeni rotamız Dünya Mirası Listesindeki Mammoth Cave National Park. 

Dünyanın en uzun ve en büyük Mağarasının hikayesi ve inanılmaz görüntülerine kadar sevgiyle kalın....

Etiketler

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.