Cinque Terre, Portovenere, Portofino, San Fruttoso

İstanbul’dan çıktık yola, vardık Cenova Kristof Kolomb Havalimanına, hiç vakit kaybetmeden atladık Vola Bus’a 20 dakkada vardık Genova Principe tren istasyonuna. Gündüz vakti her 45 dakikada bir Cinque Terre'ye kalkan trenlerden birine bindik.

Tren yoldaki tüm istasyonlarda dura kalka gidiyor yolculuğumuz 2 saatin üzerinde sürdü. Cinque Terre’ye varmaya yakın inanılmaz uzunluktaki tünellere girdik. Burada dağlar denize dik. Bu yüzden bazı köyler nerdeyse birbirine tamamen tünellerle bağlı.

Trenle sırasıyla Monteresso, Vernezza, Cornigla ve Manarola’dan geçtikten sonra Riamaggiore'ye ulaşıyoruz. Trenden indikten sonra yaklaşık 100 metrelik bir tünelden valizlerimizle yürüyerek otelimize ulaştık. Hemen dışarı atıyoruz kendimizi. Küçük bir köy olan Riamaggiore’nin yine küçük bir balıkçı barınağı ve iskelesi var. Manzara ve iskelenin çevresindeki renkli yapılar, etraftaki karaya çekilmiş tekneler ve deniz, sahnelenmekte olan bir operanın sahne dekoruna benziyor.

Rezervasyonumuzu Riamaggiore'den yaptırmamızın özel bir sebebi yok ancak oteller dolu olduğundan ve biz de rezervasyonumuzu son ana bıraktığımızdan Riamaggiore’den bir otel bulabildik. Diğer köyler de çok güzel. Eylül ayı olmasından dolayı İtalyanlar genelde yaz tatilllerini tamamlayıp dönmüşler. Ortalık Amerikalı, Uzakdoğulu, ve Avrupalı turistlere kalmış.

Köyleri ve dokuyu korumuşlar. Yüzlerce turistin eğile kakıla gezdiği, kayaların arasından ezile büzüle geçtiği iskelelerde bile değişiklik yapılmamış. Riamaggiore bizde olsa turistlerin rahatı için devasa betondan bir iskele yanına yat limanı ve arkasındaki boş yamaçlara 5 yıldızlı otelleri dikmiştik bile. Ama bu korumacılık burayı meşhur etmiş. Sürdürülebilir turizmin güzelliği bu olsa gerek. Riamaggiore’deki pansiyon tarzında otelimize oda kahvaltı (klasik İtalyan; kruvasan, kahve, reçel) verdiğimiz parayla İstanbul’da 5 yıldızlı bir otelde kalınabilir. Sokaklarda gezen kalabalık turist gruplarının varlığı, kapısında yarım saat sıra beklediğiniz lezzetli restoranlar İtalyanların bu gibi yerlerde neden değişiklik yapmadıklarının nedeni olsa gerek.

Ertesi gün Raimaggiore’den kalkan teknelerden biriyle tüm köyleri gezmek için kişi başı 16 Euro'ya biletlerimizi alıyoruz. Sırasıyla Manarola, Vernazza ve Monteresso'ya uğruyoruz. Her birinde 1 saate yakın mola veriyoruz. Köylerin kendine has huzurlu ve sıradışı bir atmosferi var. Sokaklara çekilmiş balıkçı teknelerin arasından turluyoruz köyleri. Köyün yaşlı teyzeleri  üçer, beşer oturmuş asırlık binaların merdivenlerine, mahallenin son dedikodularını paylaşıyorlar. Şık butikler, hediyelikciler, pastaneler yanyana sıralanmış. Vernazza ve Monteresso da kızartılmış deniz ürünleri külahları satılıyor yollarda. Bunlardan birini tadıyoruz. İçinde midye, kalamar, karides ve balık kroketleri var. Yanında bir bira şart.

Sonra soluğu Monteresso’da alıyoruz. Monteresso güzel bir sahile sahip burda daha fazla vakit geçirmek istiyoruz. Hava cok güzel sahil boyunca dizilmiş kafeler bir şeyler içmek için çok ideal. Hatta sahildeki dükkanlardan birinden bir havlu ve şort-mayo alıp denize giriyoruz. Deniz harika. Aklınızda gezdiğiniz köylerden kalan renkli görüntülerle Akdeniz’in maviliklerinde yüzmek de ne ola? İşte bu.

Adalarda ne yemeli ne içmeli? Fazla zorlamayın soslu taze ev yapımı makarnaların, spagettilerin, raviolilerin sunulduğu restoranlarda bir lezzet şöleni yaşayın. Ardından enfes deniz mahsullerini deneyebilirsiniz. Yanında ne içmeli? Elbette şarap! Garsonun önerilerini dikkate alın, fazla kasmayın.

Portovenere

Cinque Terre'ye gelmişken Portovenere'yi de görelim dedik. İyi de yapmışız. Rengarenk bir köy. Riamaggiore’den 20 dakikalık bir tekne yolculuğuyla gidip gelinebilir. Ceneviz Kalesi ne çıkın esen rüzgarın verdiği serinliği alnınızda hissedin. Masmavi Akdeniz’i seyredin. Ara sokaklara dalın, alışveriş yapın. Esnafla İtalyanca pazarlık yapın (bilmesenizde). Kafelerinde espressonuzu yudumlayın. Çin malı Cinque Terre magnetlerinizi burdan alın. Gelaterialarında  dondurmanızı  götürün. Çeşmelerinde yüzünüzü yıkayın. Kaybolun ara sokaklarda becerebilirseniz.

portofino  

Ertesi gün Portofino'ya vardık. Önceden cep telefonlarına kaydettiğimiz "I found my love in Portofino" şarkısını fon müziği yaparak gezmeye başladık. Araya Ruhi Su’dan Drama Köprüsü de karışmış. Neyse o da çerez oldu.

Portofino

Portofino’da tepedeki kaleye çıktık. Kale diyorlar ama dört başi mamur şatomsu bişey. Manzara müthiş ötesi Portofino ve Rapallo sahilleri görünüyor. Dayanamayıp yanımdaki Havana purolarından birini manzaraya karşı yakıyorum. Portofino'ya karşı çektiğim her nefes eşsiz bir lezzete dönüşüyor.

St. Fruttoso

San Fruttoso’yu da görelim deyip atlayıp tekneye gidiyoruz. Müthiş bir manzara manastır tarzı yapılar. Küçük kumsalıyla saklı bir cennet. Fotoğraflayıp gezdikten sonra atıyoruz kendimizi sahildeki şirin bir restorana zaten birkaç tane var. San Furttoso'nun pesto soslu lazanyası ve domates soslu deniz mahsullü spagettisi gidenlere şiddetle tavsiye olunur.

Zamanda ne cabuk geçti. Aaa dönüş vakti geldi. Tekneye yetişmeliyim. Ayaklarım geri geri mi gidiyor ne?