Google+

Arama formu

EDINBURG DİYE BİR YER VARMIŞ! - 1. KISIM

Geçen seneki 9 günlük Barcelona Seyahatinin ardından bu sene İskoçya’nın başkenti Edinburgh’a gitmeye karar verdik. Tabi bu kararı vermemizde Edinburgh hakkındaki çok olumlu yorumların yanı sıra THY’nın bu yaz ilk defa direkt Edinburgh uçuşlarına başlamış olması da çok etkili oldu. Hele bir de eşim, kızım ve kendim için gidiş dönüş kişi başı 301 TL fiyatla bilet bulunca;’ yeme de yanında yat oldu’. Düşünsenize THY ile neredeyse 4 saatlik uçuş ve kişi başı 301 TL. Uçak biletlerini 23-31 Temmuz tarihleri için Nisan ayında satın aldım.

İskoçya aslında Birleşik Krallık (Great Britain) olarak bildiğimiz ana karada buluna n üç ülkeden biri. İngiltere, İskoçya ve Galler Birleşik krallığı oluşturuyorlar (İrlanda’nın bir bölümü ile birlikte.) İskoçya ve Galler iç işlerinde bağımsız (birkaç seneden beri kendi parlamentoları bile var) dışişlerinde ise İngiltere’ye tabiler. Yazımın ileriki aşamalarında İskoçya’da gördüklerimi anlatırken bu konuya da tekrar değineceğim.

İskoçya Vizesi Nasıl Alınır?

İşin aslı; ben zannediyordum ki Türkiye’de bir İskoçya büyükelçiliği vardır. Meğersem hiçbir ülkede olmadığı gibi Türkiye’de de yokmuş. Birleşik Krallık Konsolosluğu varmış. İster Galler’e, İster İskoçya’ya, ister İngiltere’ye gidecek olun; vize başvurusu aynı prosedürlerle Birleşik Krallık Konsolosluğuna yapılıyor. (Tabi doğrudan konsolosluğa da yapılmıyor. World Bridge isimli bir organizasyon tüm Dünya’da randevu ile başvuruları kabul ediyor. Aynı organizasyon başvurularınızı Birleşik Krallık Konsolosluğu’na iletiyor…)

Edinburg bölgesine uygun ulaşım yollarından biri de havayolu. En uygun fiyatlı uçak biletlerini görmek için tıklayın

Araştırmalarım devam ederken gördüm ki; Birleşik Krallık yeşil pasaporta ve dahi kırmızı pasaporta bile vize istiyor. İşte o zaman kendi kendime; “Şimdi yan bastın Ayhan” dedim. Diyeceksiniz ki ; “ yahu insan gideceği ülkeye uçak bileti almazdan evvel o ülkenin vize rejim tablosuna bir bakmaz mı?” Bakar ama ben bakmadım. Uçak biletlerini çok ucuza aldığımdan ve her ne kadar opsiyonsuz olsa da; KDV’sini geri alabileceğimi bildiğimden, varsın yanarsa yansın dedim. Ne de olsa risk olmadan…

Edinburg şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Canongate Luxury Homestay, Mountcastle Free Parking, Goldenacre Private Room (Homestay) güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri Union Street Apartment, Spring Gardens Apartment, Grassmarket Studio - Websters Land. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz The Stag Head Hotel, Diamond - The Bughtlin Creek House, Edinburgh House Apartments gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz West End Hostel, The Hostel, St Christopher's Edinburgh tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Edinburg aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Edinburg

İnternetten bir baktım ki; Yeşil pasaporta vize almak için bile Birleşik Krallık neredeyse bizi nikahına geçirecek. Yani aklınıza ne gelirse başvurunuz esnasında istiyor. (www.ukba.gov.uk) UK Border Agency Home Office (Birleşik Krallık sınır Acentası resmi sitesi) sitesinde tüm detayları bulabilirsiniz. Başka hiçbir kurum ya da vize başvurusu yapalım diyen firmaya güvenmeyin. Birleşik Krallık vizesi için başvuruda kendinizle başbaşasınız. Kimse size yardım edemez. Zira başvuruyu şahsen World Bridge’ten yapıyorsunuz.
Ben Mayıs ayında istenen belgeleri toplamaya başladım. Tabi aynı belgeleri eşim ve kızım için de hazırladım. Booking.com sitesinden Edinburgh Princess Street Caddesi’ne 10 dk yürüme mesafesinde bir apartment kiraladım. Bu rezervasyonun son güne kadar ücretsiz iptal opsiyonu olduğundan sonradan iptal edip başka bir apartment kiralayabilirdim. Ama şimdilik UK vizesi için orada kalacağım yeri gösterir bir rezervasyona ihtiyacım vardı. Haziran ayının başlarına geldiğimizde belgeleri toplamayı neredeyse tamamlamıştım. Şimdi sıra UK Border Agency sitesinden “online başvuru formunu” doldurmaya gelmişti. Bu formu Birleşik Krallığa gidecek herkes için ayrı ayrı dolduruyorsunuz. Küçük çocuğunuz annesinin pasaportuna kayıtlı olsa dahi , onun için de ayrı form dolduruluyor. Form da öyle bir form ki; hem ahiret soruları soruluyor hem de doldur doldur bitmiyor. Nihayetinde kendim eşim ve kızım için ayrı ayrı bu online formu doldurdum. Formu doldurduktan sonra online kredi kartı ile vize işlem ücretini ödüyorsunuz. Ücret o anda ödenmeden form doldurma işlemi tamamlanmış ve yazıcıdan yazdırılabilir hale gelmiş olmuyor. Gelelim vize ücretine. Kişi başı 230 TL civarı tutuyor. Yani ben üç kişi için toplam 700 TL vize ücreti ödedim.

Peki bütün bunları yaptık bitti mi? Tabi ki hayır. Formun yazıcıdan çıktısını alıp onu da World Bridge’e başvuruya giderken götüreceğiniz evrakların arasına koyuyorsunuz. Ayrıca kişi başı 6-7 sayfa olduğunu hatırladığım bu formun son sayfasındaki tarih kısmına World Bridge’e başvuruya gideceğiniz günün tarihini yazıp imzalıyorsunuz.

Sıra geldi World Bridge’den randevu almaya. İstanbul, Ankara, Bursa ve Gaziantep’te World Bridge büroları var. “Online Bavuru Formu” doldurulduktan sonra size bir e-mail geliyor. Size verilen numara ile World Bridge organizasyonunun internet sitesine girip (www.visainfoservices.com) “randevu al” sekmesine tıklayıp size uygun güne randevu alıyorsunuz. Yalnız seyahat tarihinizden bir ay önce randevu almanızda büyük fayda var.

Ben randevuyu World Bridge Şişli bürosuna aldım. Randevu günü eşim, kızım ve ben World Bridge’in yolunu tuttuk. Tam randevu saatinde bizi içeriye aldılar. İçerisi banka şubesi gibi. Bir çok kontuar var. Bize verilen numaralı kontuara gidip evraklarımızı teslim ettik. Oradaki genç arkadaş (çalışanların hepsi Türk) evraklarımızı uzun uzun inceleyip bilgisayara geçti. Evraklarımızı kargoyla almak isteyip istemediğimizi sordu. Biz kargo ile gelmesini istedik. Sonunda başvurumuzun sonuçlanmasının üç hafta süreceğini ama daha önce de sonuçlanabileceğini söyleyip; bizi parmak izi için bir odaya yönlendirdi. (World Bridge organizasyonu sadece belgeleri teslim alıp UK konsolosluğuna gönderiyor. Bu organizasyonun size vize verilmesi ya da verilmemesi konusunda hiçbir etkisi yok. ) Parmak izi, fotoğraf ve kameraya çekim işlemlerinden sonra bürodan ayrıldık. (World Bridge’ta işlemlerimiz bir saat kadar sürdü)
Temmuz ayının ilk iki haftası pasaportlarımızı beklemekle geçti. 23 Temmuz’da yola çıkacaktık ama 17 Temmuz’a kadar vize çıkıp çıkmadığından haberimiz olmadı. Neyse ki 17 Temmuz’da evraklarımızın kargoya verildiğini belirten bir mesaj geldi World Bridge’ten. O mesaj da bile vize verilip verilmediği ile ilgili bir ifade yoktu. (Başvurunuzu World Bridge sitesindeki “başvuru takibi” sekmesinden izleyebiliyorsunuz.) Pasaportlarımız ertesi günü kargoyla elimize ulaştı. Kargo poşetlerini açıp pasaportlardaki Birleşik Krallık vizesini görünce ne yalan söyleyeyim sevindim. O kadar emek ziyan olmamıştı..

Aslında bu bir gezi yazısı. Yukarıdaki kısmı bu yazıya eklememin nedeni; UK vizesi için başvuru yaparken bilgi edinmek konusunda çok sıkıntı yaşamış olmam. Google’da İskoçya vizesi dediğinizde; vize verdiğini iddia eden bir takım ticari unsurların siteleri ile karşılaşıyorsunuz. Gerçek bilgiye ulaşmak oldukça zamanınızı alıyor. Umarım yazımın bu kısmı; İngiltere, İskoçya ya da Galler’e seyahat planlayanlara yardımcı olur.

Yolculuğa çıkmadan önce İskoçya’yı internetten araştırdım. Gidip gelenlerin yazılarını ve yorumlarını; soruları ve sorulara verilen cevapları okudum. En çok tereddüt ettiğim şey Türkiye’de cehennem sıcağı yaşadığımız bu temmuz ayında Edinburgh’a giderken nasıl giysiler götürmemiz gerektiğiydi. Yanımıza birer su geçirmez ayakkabı ve birer yağmurluk ve tabi ki şemsiyelerimizi aldık. 

Edinburg-1

23 Temmuz 2012-07-27

THY Edinburgh uçağı 09:30’da Atatürk Havalimanı’ndan havalandı. Dört saat civarı süren rahat yolculuğumuzun ardından Edinburgh Havaalanı’na iniş yaptık. Edinburgh ile İstanbul arasında 2 saat fark var. Saatlerimizi 2 saat geri aldık. Edinburgh Havaalanı’ndan şehre taksiyle gelmeyin. Taksiler çok pahalı. Niye mi? 1 Pound = 2.8 TL olduğundan (İşte bu da gelişmiş ülke olmakla gelişmekte olan ülke olmak arasındaki fark. Zira Türkiye’de sanırım kişi başı GSMH 8000 civarı. Zira bu rakam İskoçya’da    39 000 )    Türkiye’de 15 Km yol için taksiye 30 TL verdiğinizde içiniz acımayabilir ama burada aynı mesafeye 30 Pound (90 TL) verdiğinizde içiniz acıyabilir) Havalanı’ndan mavi renkli 100 numaralı çift katlı Airlink otobüsleri var. Bu otobüsler sizi kişi başı 3.50 Pound’a şehre götürüyor. Otobüsün kalktığı yerin yanında gişe var. Bileti oradan alabilirsiniz. Havaalanına dönerken ne yapacağım derseniz o da kolay. Airlink otobüsünün içinde şöföre de ücret ödeyebilirsiniz. Ama tam para atmalısınız. Zira şöförler para üstü veremiyor. Aynı uygulama Edinburgh Lothian Buses şehiriçi otobüslerinde de var. Airlink otobüsü şehir merkezine gelişte çok büyük kolaylık sağlıyor. Oldukça sık aralıklarla kalkıyor.

Edinburgh’a vardığımızda bizi yağmur karşıladı. Bizim buralarda “ahmak ıslayan” dediğimiz türden ince ince yağan keyifli bir yağmur. Sonradan bir çok günü yağışlı geçen bu şehrin yağmurunun hep böyle ince ince olduğunu, öyle bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağmadığını öğrendim.

Airlink otobüsüyle şehre gelirken İskoçların ne kadar yardımsever ve güler yüzlü insanlar olduğunu gösteren ilk tecrübemizi yaşadık. Otelimize gitmek için hangi durakta inmenin en iyi olacağını sorduğum İskoçlu bir genç cep, telefonundan adresi iyice inceleyip Haymarket Durağı’nda inmenin en iyisi olacağına karar verdi en sonunda.

Haymarket İstasyonu Durağı’nda indikten sonra sora dairemizin bulunduğu Morrison Street’ı bulmaya koyulduk. İşte o zaman yazılarda ve seyahat tecrübelerinde çok okuduğum İskoçyalı misafirperverliği, yardımseverliği ve güler yüzlülüğü ile karşılaştım. Birine yolu sordum. O tam olarak bilmediğini söylerken yanımıza kırklı yaşlarda bir İskoç hanımefendisi geldi ve nereyi aradığımızı sordu. Güler yüzlü bir şekilde bize yolu tarif etti. Ben, eşim ve kızım hanımefendinin bu nazik tavrına ona defalarca teşekkür ederek karşılık verdik
  
Morrison Street üzerinde kiralamış olduğum apartment’ı kolayca bulduk. Kredi kartıyla 9 günlük ücreti ödeyip anahtarı alıp dairemize çıktık. Dairemiz bizi hayal kırıklığına uğratmadı. Mutfak, salon, bir yatak odası, banyo, küçük bir antre…Mutfak oldukça donanımlıydı. Kurutuculu çamaşır makinesi (bu kadar çok yağmur yağan bir yerde kurutma makinesi zorunluluk oluyor), bulaşık makinesi, mikro dalga fırın, ocak, fırın, ekmek kızartma makinesi, kettle, buzdolabı…

Dairemize yerleştikten sonra; bu tür seyahatlere geldiğimizde her zaman ilk yaptığımız şeyi yaptık ve evden dışarı çıkıp yakın muhiti araştırdık. Bir market bulup dolaba koymak için bir şeyler almalıydık.  Nerede market var diye ona buna sorarken; seksenli yaşlarda bir İskoç Hanımefendisine rastladık. Aynı soruyu ona da sorduk. O bize bir yerleri tarif etmeye çalıştı. Ama o anlatırken biz de anlamaya çalışırken oldukça zorlandık. Teşekkür edip az sonra yanından ayrıldık. Arka bloğa geçtik. Biraz sonra aynı hanımefendi tekrar karşımıza çıkmasın mı. Meğer bizim yanlış yöne gittiğimizi görüp arkamızdan gelmiş.  İskoç insanının bu samimi yaklaşımı bir kez daha yüzümüze tebessüm kattı. İşte o anda doğru yerde olduğumuzu anladık. Eşim ve ben göz göze geldik…Sonunda bir market bulup, gerekli şeyleri alıp dairemize döndük ve istirahate çekildik. Bu gün için bu kadar yorgunluk yeterdi.

24 Temmuz 2012 Salı

İşte Edinburgh sabahına uyandık. Yağmur yok. Dairemizde kendi hazırladığımız kahvaltımızı edip, yanımıza yağmurluklarımızı da aldıktan sonra dışarı çıktık. İlk dikkatimizi çeken şey Edinburgh’un temiz havası. Buraya gelmeye ilk karar verdiğimizde burası ile ilgili çok olumlu şeyler duymuştuk doğrusu. Ama ciğerlerimizin bu kadar bayram edeceğini hiç düşünmemiştik. Yolda yürüdükçe insanların mutlu yüzleriyle karşılaşıyoruz. Burada yaşayan insanlar mutlu. Koşuşturmaca yok. Sağımızdan solumuzdan; uzak doğudan, Avrupa’nın diğer şehirlerinden gelmiş turistler geçiyor. İskoçları ve İngilizleri onların içinden hemen ayırt ediyorsunuz. Sıcaklık 18 derece olmasına rağmen insanlar kısa kollu tişörtler ve şortlarla dolaşıyorlar. Ten renklerinin beyazlığından, bu insanların yıl içerisinde ne kadar az güneş aldıklarını daha iyi  anlıyorsunuz. Güneşin gökyüzünde kendini gösterdiği anlar onlar için bayram anı. Hemen yağmurluklar çıkıyor. İnsanlar vücutlarını güneşe ikram ediyorlar. O anda kendinizi Edinburgh’ta değil de 40 derece sıcak altında kavrulan bir tatil beldesinde zannediyorsunuz. Güneşi gören İskoçlar kendilerini hemen cennet parklarındaki yeşillikler üzerine bırakıyorlar.

Edinburg-2

Princess Street’e doğru olan yürüyüşümüz devam ediyor. Her sokak, her cadde tarih kokuyor. Geçmişten bu güne bu kadar bakir kalmış bir şehir olabilir mi? Tarihin içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Dört bir tarafınızı güzel parklar, tarihi binalar, yemyeşil bahçelerle sarıyor. Sanki geçmişe yapılan bir seyahat gibi…

Lothian Caddesi’nden aşağı inip caddenin sonuna ulaştığınızda sağa döner dönmez meşhur Princess Strett karşılıyor sizi. Arabalar ve otobüsler için gidiş geliş olarak bölünmüş bu caddenin sağ yanı Princess Street Gardens. Princess Street Gardens (harikulade bir park) Princess Street boyunca uzanıyor. Princess Street Garden’ın arkasında kayaların üzerinde muhteşem Edinburgh Kalesi. Caddenin sol yanı boyunca mağazalar uzanıyor, ta ki Waverley Train Station’a kadar. Bu caddeyi sonra gezeceğiz. Mağazalarında da uzun uzun vakit geçireceğiz. Ama şimdi değil. Bugünkü hedefimiz Edinburgh’un en meşhur sembollerinden biri olan Edinburgh Kalesi’ni ziyaret etmek.

Edinburg-3

Princess Street Gardens’ın içine giriyoruz. Her yerde rengarenk güller. Bu kadar az güneş alan bir şehirde bu gülleri nasıl yetiştiriyorlar acaba diye sormadan edemiyor insan kendine.  Anlaşılan 9 gün kalacağımız bu şehirde bir çok kez uğrayacağız bu parka. Parkın içinden kaleye doğru çıkan yolu takip ederek kalenin girişine ulaşıyoruz. Gişelerde çok kuyruk var. Dünya’nın her yerinden insanlar Dünya’nın en muhteşem kalelerinden biri olan bu mekanı görmek için adeta akın etmişler. Ama çok fazla gişe personeli olduğundan 15 dakikada sıra geliyor. Yetişkin: 16 pound, 5-15 yaş arası çocuk 9.20 pound. Toplam 41.20 pound ödüyoruz kaleye girmek için. Bu kaleyi bir günde binlerce insan ziyaret ediyor. Turizm doğru yapıldığında, şehriniz marka şehir olduğunda ülkenize ne kadar katma değer kattığını daha iyi anlıyorsunuz burada. Keşke diyorsunuz, keşke benim ülkemde de turizm doğru yapılsa…

Edinburg-4

Kale manzarası muhteşem.  Edinburgh şehrine 360 derecelik yukarıdan bakış atıyorsunuz.  Bu manzaraya söylenecek kelime bulmakta zorlanıyorum. Hayranlık içerisinde kaleden şehri seyrediyor ve tabi bol bol fotoğraf çekiyorum. Kuzey istikametinde Kuzey denizini görüyorsunuz. Kuzey Denizi’nden kaleye doğru gelen martılar gökyüzünü şenlendiriyorlar. Burada martılar bile şehri çok seviyor. Martılar insanların arasında dolanıyor. İşte bir martı bir çocuğun elinden bisküvi yiyor.

İstemeden de olsa kendimizi muhteşem kale manzarasından kurtarıp kaleyi gezmeye başlıyoruz. Toplar yerli yerlerinde duruyor. “One O’clock Gun” diye, tekerlekli kaide üzerinde bir top var. Bu topla her gün saat tam 13:00’da bir atış yapılıyor. Edinburgh’ta dolaşırken sonraki günlerde bu topun sesini duyuyoruz. Kale içerisindeki yapıları geziyoruz. Bu yapılar içerisinde; savaş müzesi, savaş esirlerinin hapsedildiği savaş hapishanesi, kılıç ve zırhların olduğu bölümler ve  birkaç bölüm daha var. Savaş esirlerinin hapsedildiği hapishaneler ve dehlizler bizi çok etkiliyor. 

Edinburg-5

Kaleden çıkar çıkmaz meşhur Royal Mile yolu başlıyor. Kaleden aşağıya birkaç kilometre uzanan parke taşlı bu yolun asıl adı High Street. Ama İskoçlar bu yola Royal Mile diyorlar. Yol boyunca sokak sanatçıları (gayda çalanlar, eski İskoç köylülerini ve askerlerini canlandıranlar) sağlı sollu sıralanmış ve turistlerin dikkatlerini çekmeye çalışıyorlar. Royal mile kalabalık ve hayat dolu. Yol boyunca restoranlar, publar, hediyelik eşya satan dükkanlar, turistler için etkinlik yapan yerler var. Royal Mile turistler için çok popüler bir yer.

Edinburg-6

Royal Mile’ı dolaştıktan sonra geriye doğru dönüp; Princess Street’in bitiminde bulunan Waverley tren istasyonuna gidiyoruz. Burası Edinburh’un ana istasyonu. Buradan Birleşik Krallık Ana karasının her yerine trenler kalkıyor. Birleşik krallıkta bir çok tren yolu işletmesi var. Birleşik Krallığın bizim gibi bir marşı var mı bilmiyorum ama, onlar gerçekten bütün ülkeye demir ağlarla sarmışlar. Bu işlerin lafla, marşla değil, icraatla olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Waverley’e gelme maksadımız Türkiye’de internetten 26 Temmuz tarihi için satın aldığım Stirling tren biletini makineden almak. Bilet makinesinde dokunmatik ekrandan “pre-payment” sekmesine tıklayıp, ardından internetten size verilen referans numarasını giriyor, parasını daha önce ödemiş olmanıza rağmen kredi kartınızı hazneye koyuyorsunuz. Ardından “tüm yolcuların biletlerini yazdır” sekmesine tıklıyorsunuz ve işte biletleriniz hazneye düşüyor. Diyeceksiniz ki; biletleri Edinburgh’a geldiğinde alamaz mıydın, niye internetten günlerce önce aldın? Cevabı; bu şekilde daha ucuz alabiliyor olmanız. Bir de olası yer bulamama riskini ortadan kaldırıyorsunuz.

Biraz da princess Street’te bir iki mağaza gezdikten sonra bu günkü gezimizi bitirip eve dönmeye karar veriyoruz. Saat 18 civarı ve Princess Street’te mağazalar kapanmaya başlıyor. Biz eve doğru yürürken çok şık giyinmiş genç kızları ve erkekleri görünce Edinburg için iş ve alışverişin bittiğini, eğlence saatinin başladığını anlıyoruz. Dairemize gitmeden önce bir markete uğruyoruz. Akşam yemeği için bir şeyler alıyoruz. Kendimize güzel bir akşam yemeği hazırlayıp günün yorgunluğunu üzerimizden atmaya çalışıyoruz.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Sabah 09:00’da kalkıyoruz. Yağmur yok. Dairemizde hazırladığımız kahvaltımızı ettikten sonra Edinburgh Hayvanat Bahçesi’ne gitmek üzere kaldığımız yerden ayrılıyoruz. Dairemiz Haymarket Station’a 200 metre mesafede. Haymarket Station Otobüs durağı’na kadar yürüyüp hayvanat bahçesine gitmek üzere 25 nolu otobüse biniyoruz. Edinburgh’ta şehiriçi otobüslerini “Lothian Buses” şirketi işletiyor. Otobüse bindikten sonra şöförden bilet alabiliyorsunuz. Şöförün eli paraya değmiyor. Bir hazneden paranızı atıyorsunuz ve yan taraftan bu paranın karşılığı olan bilet çıkıyor. Ancak para üstü verilmiyor. Onun için bilet tutarı ne kadarsa ona karşılık gelen parayı atmalısınız. Lothian Buses şirketinin birkaç  noktada bilet satış ofisi de var. Ama bunların sayısı pek fazla değil. Onun için binişinize denk gelen bozuk parayı hazırlayıp otobüse öyle binmenizde fayda var. Bir yetişkin 1.40 pound, 5-15 yaş arası çocuk 70 Penny. Otobüslerde bir de günlük bilet (Daily Ticket) diye bir uygulama var. Siz o gün 2 kereden fazla otobüse binecekseniz, daily ticket almalısınız. Bu durumda otobüse bindiğinizde daily ticket istediğinizi şöföre söylemelisiniz. Daily Ticket bir yetişkin 3.50 Pound, çocuk 2 pound. Günlük bilet aldığınızda o gün için akşama kadar dilediğiniz sayıda otobüse binebilirsiniz (güzergah fark etmez).

Hayvanat bahçesine varıyoruz. Neredeyse 200 metre uzunluğunda bir kuyruk olduğunu söylesem abartmış olmam herhalde. Ama o kadar çok gişe var ki ; Burada her yerde (alışveriş mağazalarında da ) aynı uygulama var. Bir tek sıra var ve onlarca gişe var. Hangi gişe boşaldıysa dahili anons sistemiyle numarası anons ediliyor ve sıranın en başındaki kişi süratle o gişeye yönlendiriliyor. İnanır mısınız 200 metrelik o kuyrukta 10 dakika sonra biletimizi aldık. Hayvanat bahçesi yetişkin: 15.50 Pound, çocuk: 11 Pound.

Edinburg-7

Hayvanat bahçesine girer girmez bir kuyruk dikkatimizi çekiyor. Dilerseniz bu kuyrukta bekleyip tüm hayvanat bahçesini bir tur aracıyla gezebilirsiniz. Ama biz her zamanki gibi yürüyerek gezmeyi tercih ediyoruz. Çok büyük bir hayvanat bahçesi. Şimdiye kadar diğer Avrupa şehirlerinde gördüğüm hayvanat bahçeleriyle kıyasladığımda; en dikkat çekici tarafı; tamamıyla ormanlık ve tepe bir alan içerisine kurulmuş olması. Burada sanki balta girmemiş bir ormandasınız. Doğa muhteşem. Tertemiz bir hava. Hayvanlar için çok geniş yaşam alanları ayrılmış. Mesela zebraların yaşam alanının en az 50 dönüm olduğunu söylesem, ne demek istediğimi anlarsınız sanırım. Hayvanat bahçesinde yukarı doğru çıktığınızda “Top Hill” diye bir tepeye ulaşıyorsunuz. Yemyeşil bir alan. İnsanlar çoluk çocuk çimlerin üzerine yayılmışlar; kimi bir şeyler yiyor, kimi güneşleniyor. Biz de bu çimlerin üzerine bırakıyoruz kendimizi. Sırt çantamızdan, eşimin sabahleyin evde hazırladığı sandviçleri çıkartıp afiyetle yiyoruz. Oraya gelen bir safari jeepinin arkasına bir römork takılmış ve insanlara bu muhteşem doğa içerisinde safari keyfi yaşatıyor.

Birkaç saatimizi geçirdiğimiz hayvanat bahçesinden güzel hatıralarla ayrılıyoruz. Özellikle 9 yaşındaki kızımın değmeyin keyfine. Ama içimde bir burukluk var. Benim güzel ülkemin güzel çocukları göremiyorlar böylesi güzellikleri. Çünkü onların ülkesinde hayvanat bahçesi denebilecek bir yer yok. Adına hayvanat bahçesi denen yerlerinde aslında birer havyan cezaevi olduğundan haberleri bile yok.

Edinburg-8

Hayvanat Bahçesinin önünden otobüse binip Princess Street’e gidiyoruz. Oradan otobüse binip Ocean Terminal’e gidiyoruz. Günlük biletimiz olduğu için her otobüste ücret ödemek zahmetinden kurtuluyoruz.  Ocean Terminal Büyük bir alışveriş merkezi. Fort Nehri’nin Kuzey Denizi’yle buluştuğu yerde yer alıyor. 36 numaralı otobüs son durak olan Ocean Terminal’in hemen önünde bizi indiriyor. Burada pahalı mağazalar var. Buradan alışveriş yapmıyoruz. Ama Edinburgh’a geldiyseniz buraya gelmenizi tavsiye ederim. Çünkü burada güzel bir teras var ve içerideki bar ve restoranlardan bir şeyler alıp Kuzey denizi ile Fort Nehri’nin buluştuğu bu yerde enfes bir manzara eşliğinde bir şeyler yeme şansını elde ediyorsunuz.

Edinburg-9

Dönüşte dairemizde kendi hazırladığımız yemeğimizi yiyoruz. Bu seyahatlerin bize en keyifli gelen tarafı her zaman bu olmuştur. Bütün gün gezip yorulduktan sonra; akşam dairemize gelip beraber yiyecek bir şeyler hazırlayıp ailecek güzel bir akşam yemeği yemek. Çünkü yabancı bir ülkeyi tanımak sadece gittiğiniz yerin sokaklarını arşınlamak, tarihi mekanlarını gezmek görmek değildir. O kültürü tanımak demek; aynı zamanda orada yaşayan insanların yemek alışkanlıklarına da ortak olmak demektir. İşte biz bunun için mütevazi bir dairede kalmayı otelde kalmaya her zaman tercih ederiz. Bu şekilde hem ev rahatlığını yaşarız hem de gittiğimiz ülkenin yemek alışkanlıklarını dairedeki mutfakta tatbik eder,  kültürün vazgeçilmez öğesi olan lezzetleri tadarız.

Yazının devamı için : www.gezimanya.com/GeziNotlari/edinburg-diye-bir-yer-varmis----2--kisim
 


Yazar Hakkında

Ayhan Gümüş

Ailemle birlikte gezmeyi çok seviyorum. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, yeni lezzetler tatmak... Her sene yıllık iznimizde farklı bir yurt dışı güzergaha seyahat etmeye çalışıyoruz.