Modern Zamanlarda Bir Orta Çağ Şehri: Brugge

Bazen izlediğimiz filmlerde gördüğümüz mekanlar, şehirler ya da karakterler bizim gerçek  hayatta bulmayı umduğumuz ya da hep hayalini kurduğumuz yeni serüvenleri aralar. İşte 2010 yılında izlediğimiz bir film ve bu filmin çekildiği bir şehir bizi İstanbul’dan kaldırıp o sokaklara, o film stüdyosunun içine ve kendi serüvenimizi yaşamaya sürükledi.

BRUGES MANZARASI

In Brugge” 2008 yapımı olan ve Colin Farrel’in baş rolünü oynadığı bir film: biri tecrübeli, diğeri  ilk işinde başarısızlığa uğramış iki seri katilin hikayesini anlatıyor. Filmde başarısızlığa uğramış katil için, ölüm kararı alan patronu Colin Farrel’ı; ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken yer olarak düşündüğü Brugge'da birkaç günlük tatile yolluyor. Film; bazen komik, bazen traji komik, bazende duygusal sahnelerle akıp giderken mekanlar ve mimari hafızalarınıza kazınıyor.

Özellikle Benelux turların da Amsterdam’dan yada Brüksel’den günlük turlarla getirilen birçok gezgin, şehrin güzelliği karşısında şaşkına dönüyor. Biz gezginleri büyüleyecek tüm detaylara sahip olan bu kent insanda; şehir günlük hayatını yaşayan bir Orta Çağ kasabasıymış da siz gelecekten gelmişsiniz hissini uyandırıyor.

Günübirlik bir ziyaretle rahatlıkla gezebileceğiniz kadar küçük olan bu şehir de kesinlikle en az bir gece kalmanızı öneriyorum. Ben çok çok uzun zamandır gece bomboş olup hayalet bir şehre dönüşen ve neredeyse birbirinin aynı olan böyle sokaklar hiç görmemiştim. Bruges için okuyacağınız tüm gezi notlarında herkesin tekrar ettiği ve benimde aynı detayı vereceğim en önemli özellik; mimarisinin eskiye sadık kalınarak korunduğu ve şehrin bütünlüğünün hiç bozulmamış bir Orta Çağ Kenti olmasıdır. Ayrıca Şehir 2002 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ seçilmiştir. Bu kapsamda şehirde bir çok ünlü ressama ait olan sergiler düzenlenmektedir.

İflah olmaz bir gezgin ruha sahip olan benim gibi tüm seyyahların; güzelliği karşısında asla kayıtsız kalamayacağı bir yer burası. Doğası, mimarisi, Arnavut kaldırımları, vanilya ve çikolata kokan sokakları, kanalları ve bunun gibi birçok cazip detayı bir arada sunan; Kuzeyin Venedik’i  de denilen muhteşem bir destinasyon Brugge sokakları.

Üçgen şeklinde, basamaklardan oluşan kırmızı çatılar, büyük pencereler, pencerelerden sarkan süpürgeli cadı bibloları  ve pervazlarda kediler sizi gerçek bir masal kitabına sürükleyecek. Büyücülük ve orta çağ mistisizmine ait her şeyin Haçlı Seferleri sırasında 1245 yılında burada (BEGİNJHOFTA) rahibelerin yaşadığı bir manastırda başladığı düşünülüyor.

Biz Bruggeşehrine Brüksel Midi Tren İstasyonundan trenle gelme alternatifini seçtik. Brüksel Midi istasyonundan 15 dakika da bir kalkan yerel trenler var. İnternetten ya da önceden bilet almanız gerekmiyor okadar çok tren seçeneği var ki tren biletinizde kalkış saati yada koltuk numarası yazmıyor. Biletin tek yön kişi başı fiyatı 14 €. Tren bir çok durakta duruyor bu yüzden dikkat etmeniz gerekiyor. İlk durak Ghent şehri. İkinci durakta inmelisiniz. Trenlerde istasyon isimleri anons ediliyor ama Flamancanın diyalektiki  biraz değişik olduğu için anlamakta zorlanabilirsiniz.

Şehre ulaşır ulaşmaz içimizi kaplayan duygu buranın  dünyadan çok uzaklarda geçmiş zamanlarda  bir yerlerde kaldığı hissiydi. Modern hayata dair tek detay, bizi buraya ulaştıran trendi  sanırım.

BRUGGE'DA GEZİLECEK YERLER

GROTE MARKT (MARKET PLACE) BÜYÜK MEYDAN

BRUGES MEYDAN

Brugge şehrinin sahip olduğu iki ana meydandan en büyüğü bu meydan, ikincisi deBurg Meydanı'dır.

BRUGGE ATARABALARI

Meydana yürüyeceğiniz sokaklarda atların nal sesinin kulağa keyif veren tıkırtısı duyulur önce. Yanınıza yaklaşınca heybetli ve bir o kadar da bakımlı olan atlar at arabaları ve fötr şapkalarıyla turistlere şehri gezdiren güzeller güzeli kızlar karşılar sizi. İçinde bulunduğunuz modern şehrin dekoru değişir ve bir anda tiyatro sahnesinde eskilerden kalma bir oyun izliyor hissine kapılır insan.

Önce çikolata kokusunu alır burnunuz sonra çan kulesinin dibindeki onlarca çeşit sosuyla kızarmış patatesçiye ilişir gözünüz. Elinizde 600 farklı çeşit biradan, seçtiğiniz bir tanesiyle meydana oturursunuz ve her seferinde farklı bir melodiyle çalan ve oldukça uzun süren çan sesinin keyfine varırsınız.

Orta Çağ döneminde Avrupa’nın en önemli kumaş ticaretinin yapıldığı bu şehirde meydan pazar olarak da kullanılmıştır. Ayrıca kendine has işleme tekniğiyle yapılan dantellerinin satıldığı merkezdir.

BRUGGE GROTEMARKET PLACE

Şehre gelen turistlerin en sevdiği şey olan at arabalarıyla yapılan gezilerin başlangıç noktası işte bu meydan. Genel olarak bu geziler için 3 rota izleniyor. Mesafeye göre değişen bu turlar ortalama 50 € civarı. Bize çok pahallı geldiği için biz bu geziyi tercih etmedik; şehir zaten çok küçük olduğundan yürüyerek gezmeyi seçtik. İnsanın bu arabalara fayton diyesi gelmiyor. Gerçekten o kadar büyük bakımlı ve heybetli ki atlar yanınızdan geçerken  irkiliyorsunuz. Bakıcıları sürekli ilgilenip temizliyor ve yemlerini veriyor. Bizde ki faytonlarla kıyaslayınca ve açlıktan iskelete dönüşmüş zavallı hayvanları düşününce;  atları bile değerli bu adamların diye içinden  geçirmeden edemiyor insan.

Şehrin en güzel ve kesinlikle atlanmaması gereken aktivitelerinden birisi de Brugge Kanal Turu. Kişi başı 8€ olan bu turların detayları ve güncel fiyatları için lütfen tıklayınız.

BRUGGE CANAL TOUR

HİSTORİUM

HISTORIUM

Meydanda göreceğiniz en önemli binalardan birisi de Historium binasıdır. Bu bina Avrupa Tarihinin en eski binalarından birisi sayılacak kadar eskidir. İçeri adımınızı atar atmaz  Brugge şehrinin Orta Çağ dönemindeki durumunu, kentin seslerini, kokusunu, manzarasını yaşatacak bir deneyim müzesi karşılıyor sizi. Yedi teması olan odalarda şehir yaşantısı özel efektler ve multimedya  uygulamaları ile görsel interaktif sergiler şeklinde anlatılıyor. Ayrıca şehir için çok önemli bir yere sahip ünlü Flaman ressam VAN EYCK'ın resim stüdyosunu yine 3D izleme imkanı sunuyor. Historium videosu için lütfen tıklayınız.

1300'lü yıllarda Belçika’nın hatta tüm Avrupa’nın en büyük kumaş ticaretini yapan önemli bir  liman kentiymiş bu şehir. Zaman içerisinde suların çekilmesi ile birlikte denizden uzaklaşmış ve günümüzde birkaç kanal bağlantısı dışında denizle bağı kopmuş. İzleyeceğiniz videoda yürüyeceğiniz meydanların bir zamanlar deniz oluşunu ve ülkenin en büyük ticaret kenti oluşundan dolayı demirleyen gemileri görme imkanına sahip olacaksınız. Kişi başı bilet fiyatı 12,5 €. Güncel bilet fiyatları için  Lütfen tıklayınız.

BELFRY (BELFORT) ÇAN KULESİ

BRUGES ÇAN KULESİ BELFRY

Şehrin ana meydanında bulunan belki de Brugge şehrini bir markaya dönüştüren şehrin en büyük sembolü işte bu çan kulesidir.

Kule 13. yüzyılda yapılmıştır ve Orta Çağ döneminde Avrupa’nın en yüksek binasıdır. Kule bu dönemde şehrin arşivlerinin ve hazinelerinin korunduğu ayrıca yangın ve diğer tehlikelere karşı gözlem yapılan bir yer olarak kullanılmıştır. Kulenin en tepesine ulaşmanın yolu 366 basamak çıkmaktır, kulenin toplam uzunluğu ise 83 metredir.

In Brugge filminin en can alıcı sahnesi işte bu kulede çekilmiştir. Filmin detayını anlatmıyorum ki belki izlemek istersiniz :)

CHURCH OF OUR LADY

Brugge şehri insanın canının müze ve katedral gezmek istemeyeceği kadar güzel bir şehir. Siz de aynı şeyi hisseder misiniz bilemiyorum ama ben iki gün kalacağım bu şehirde nedense kısıtlı olan vaktimi çokta kapalı ortamlarda geçirmeyi reddettim :) Bu yüzden çok müze ve çok kilise yerine bol bol resim paylaşacağım. Bu kiliseyi görülesi yapan şey:

Michelangelo’nun MADONNA OF BRUGGES (BRÜJLÜ MADONNA YADA MERYEM VE İSA BEBEK) heykelidir. Michelangelo’nun eserlerinin İtalya dışına çıkması neredeyse yasak gibi bir şeyken nasıl olduğu anlaşılmaz bir şekilde heykel zengin  tüccar  bir aile tarafından satın alınıp bu şehre getiriliyor. E tabi konu Michelangelo ve sanat olunca akan sular duruyor. Siz görebildiniz mi derseniz hayır göremedik çünkü şehirdeki neredeyse tüm kiliseler de tadilat ve bakım çalışması vardı. Bu yüzden biz bu detayı atladık biz atladık siz atlamayın derim :)

Heykel Michelangelo’nun Pieta’sıyla çok benzer özellikler göstermektedir.

BREWERY'DE HALVE MAAN (YARIM AY BİRA İMALATHANESİ)

BRUJ BİRA FABRİKASI

1856 yılında Leon Maes ve oğulları tarafında Brugge şehrinde üretilen Avrupa’nın en eski birasıdır. Belçika’da ortalama 600 çeşit bira bulunuyor; bira kültürü oldukça gelişmiş ve turizme katkısı oldukça önemli. Biralar gerçek bir markaya dönüşmüş durumda öyle ki;  seçtiğiniz her biranın sunumu kendine has özel tasarlanmış ayrı bir bardakta servis ediliyor. Şehre gelen turistler hediyelik eşya olarak bu bira ve yanlarında set şeklinde satılan özel bardaklardan alıyor.

Çok büyük bir kapıdan girerek ulaştığınız bu fabrikanın içinde harika bir bahçesi var. Biranın amblemi YARIM BİR AY ve renkli şapkalı bir soytarı bu amblemin heykeli bahçede tüm sevimliliğiyle duruyor. Genelde gülümseyen ve şişman garsonlar size kocaman bardaklarda bir birinden farklı biralardan servis yapıyor. Eğer isterseniz belirli bir ücret karşılığında fabrikanın üretim kısmını ve biraların şişelenmesini görebiliyorsunuz. Biz çok gerekli görmedik doğrusunu söylemek gerekirse. Fabrikanın tüm dünyada tanınan ve en çok bilinen bira çesidi ise Brugge zot blond.

BRUGGE ZOT BLOND % 6 ALKOL ORANI eğer dışarıda fıçı biradan bardakla içmek isterseniz ellilik bardaklar 3,25 € .BRUGGE ZOT DUBBEL %7,5 ALKOL ORANI. Biranın rengi koyu kırmızı  hatta kahverengiye yakın. Özel bir malt ve aroma ile üretiliyor Sıklıkla göreceğiniz koyu renkli bir bira. Fiyatı 3,75 €.
STRAFFE HENDRİK TRİPEL % 9 ALKOL ORANI. Bruges şehrine ait asıl orijinal tat işte bu biradır. Güçlü bir tadı ve malt aroması var. Fiyatı 4,00 €.STRAFFE HENDRİK QUADRUPEL %11 ALKOL ORANI. Çok güçlü bir karışım şeklinde  aromaya ve malt tadına sahip . Alkol oranı oldukça yüksek ve ağızda kalan dip nota bir çeşit baharat. Fiyatı: 4,25 €.

Biranın genel olarak  taze ve lezzetli bir tadı var. Biz sonderece beğendik kesinlikle tavsiye edilir. Bu kısım bira müdavimleri için geldi :)

MİNNE WATER / LAKE OF LOVE

MİNNEWATER IN BRUGGE

Kanallar ile çevrili şehirde yapay bir set gölü olarak oluşturulmuş, bence göreceğimiz sayılı güzellikteki peyzaj manzarasıdır bu göl. Göl manzarasının güzelliğine ek olarak; minik ve gösterişli bir şato, kuğular, suya sarkan ağaç dalları çiçekler ve tabi ki manzarayı izleyeceğiniz muhteşem bir taş köprü eşlik eder bu görsel şölene. Doğanın insanın ve yaşamın bir birine gerçekten uyumunun kanıtıdır bu sahne. Hemen karşıda göreceğiniz  ve önünde yüzlerce fotoğraf çektireceğiniz eşsiz güzellikteki ev aslında bir şatoymuş (La Chateau De Faille).

Biz gece 11’de piknik örtümüzü bu şatonun karşısına serip; pembe renkli kadehlerimizle şarabımızı yudumlayabilme zevkine eriştik. Şimdi bile düşününce biz orada mıydık, orası hayal miydi, biz masal mıydık :) denkleminde kayboluyoruz.

KATHE WOHLFAHRT

BRUGGE OYUNCAKEVİ

Kathe Wohlfahrt içinde; Noel süsleri, tahtadan  el yapımı kurşun askerler, melodileri hiç susmayan müzik kutuları, süpürgeli cadılar, porselen yüzlü güzel bebekler, dantel yastıklar ve daha nicesinin satıldığı bir oyuncak evi.

Beni benden alan bu yer  dakikalarca içeriden çıkamadığım, çıktıktan sonra dönüp dönüp yine camına yapıştığım gizlice resim çekerken defalarca kez görevli kadına yakalandığım nefis bir hayal dükkanıydı. Hayal dükkanıydı dediğime şaşırmayın sakın; gerçekten hayallerinizi satıyorlar içeride hemde yaş farkı gözetmeksizin. Bizim ülkemizde görmeye alıştığımız, çirkin plastik ve kalitesiz oyuncaklardan eser yok. Rafları, ışığı ve duvar kağıtları bile özenle seçili bir dükkan burası.

Alman menşeili olan bu marka, aslında Almanya tarafına giden gezginler tarafından son derece bilinir bir markaymış. Ben ilk defa gördüm ve sanırım ruhum oralarda bir yerler de o kurşun askerlerin arasında kaldı. Çocukluğuma dair hayallerimi süsleyen tüm kitap kahramanlarıyla karşılaşıp tanıştım ben orada.

BRUGES OYUNCAK EVİ

Şimdi düşünüyorum da keşke bizim ülkemizdeki oyuncak dükkanları da böyle yaratıcı ve harika oyuncaklarla dolu olsa. Kızım için oyuncak almak benim için dünyanın en zor şeyi. Dükkanların çoğu özensiz, gereksiz ve kalitesiz bir sürü çirkin oyuncağın, çirkin raflara yerleştirildiği vasat  dükkanlar görüntüsünde. Güzel olan her şey  en ufak detayın bile önemsenmesiyle ortaya çıkıyor aslında. Belki oyuncak dükkanları sahipleri sesimizi duyarda bir işe yarar serzenişimiz. Güzel kaliteli ve gerçekten çocukların hayal dünyasını geliştirecek oyuncaklar ve oyuncakçılar ümidiyle.

ST. JONES HOSPİTAL

ST. jANS HOSPİTAL BRUJ

11. yüzyılda inşa edilen bu hastane Avrupa’nın en eski ve korunup günümüze kadar gelebilmiş hastanelerinden birisidir. Ortalama 800 yıllık bir geçmişe sahip olan bu hastane de hacılar, gezginler ve hastalar konaklarmış. Orta Çağ'da hastahane iyice büyütülmüş ve hastane dışında bir manastır ve manastıra ek olarak rahibelerin kalabilmesi için başka binalar yapılmış. Rahibelere ait olan kısım günümüzde müze olarak gezilebilmektedir. İçinde geçmişe ait bir çok tıbbi araç gereç, eczane malzemeleri, şifa odaları bulunmaktadır. Ayrıca Flaman ressam Hans Memling’e ait önemli parçalarında bulunduğu bir koleksiyon sergilenmektedir.

Şehirle ilgili genel olarak söylenebilecek bir sürü başka güzel detay var ama benim size tavsiyem çok bilgi edinmeden şehri kendinizin keşfetmesidir. Yeme içme ile ilgili söyleyebileceğim şey şehrin gerçekten her anlamda çok çok pahallı oluşu. Merkezde Carrefour ve Hema mağazası var biz her türlü ihtiyacımızı ekonomik oluşundan dolayı bu iki mağazadan temin ettik. Hediyelik eşya olarak satın alacağınız her şeyi rotanızda Belçika var ise oradan karşılamanızı önerebilirim. Zaten şehre has sandığımız bir çok ürün mesela dantelleri ya da aksesuarları artık heryerde olduğu gibi Çin’den geliyor.

Konaklama seçeneği olarak biz yine booking.com üzerinden dört yıldızlı olan Hotel Academie’yı seçtik. Hem konumunu hem de otel olanaklarını  gerçekten çok çok beğendik. Gönül rahatlığıyla kalabilirsiniz.

Şehir ile ilgili beklentinizi yüksek tutun; çünkü eminim çok daha iyisini bulacaksınız :)

Masallar diyarı Brugge’da hepinize iyi tatiller...

BİRLİKTE YOL ALALIM!

http://dahacokgezsek.com

DAHACOKGEZSEK

Yazar Hakkında

DAHACOKGEZSEK

Kafanızda uçuşan tatil planlarına kendinizi kaptırıp, Seyehat hazırlığındaysanız  eğer; sayfamız tam size göre…Çok geziyoruz ama yetmiyor, sürekli daha çok gezmek istiyoruz diyebilmek için; rota be