Orta Avrupa'da Kültür ve Sanatın Yanında Suyun da Başkenti: Viyana

*Dünyanın hiçbir yerinde her dönemin mimarisini yansıtan yapıları, sarayları ve parkları iç içe geçmiş bir şekilde görmek mümkün değil. Hofburg İmparatorluk Sarayı, Sanat Tarihi Müzesi, Devlet Operası, Parlamento Binası ve Vals Kralı olarak üne kavuşmuş Johann Straus’un altından yapılmış heykeli ve kafeler, görkemli bir ortam yaratmış. 
*Viyana Eyaleti Genel Direktörü Dr. Erich Hechtner’e, “Belediyenize gelen en büyük sorun nedir?” diye soruyorum. Yanıtı oldukça ilginç. Çünkü Viyana’da; ulaşım, temizlik, su, imar, çevre, gürültü, sağlık ve benzeri sorunlar yok. Dr. Erich Hechtner diyor ki: ”Araçlar ile bisikletler arasında arada bir sıkıntılar yaşanıyor.” Başkaca sorun yok.

Viyana’ya bir yıl içinde ikinci gidişim. 2013 yılı Kasım ayında Konak Belediyesi kadın futbol takımının Avusturya’da oynadığı bir karşılaşmayı izledim, köyde konakladık ve gezme fırsatım olmadı. İkincisinde ise Viyana Eyaleti Genel Direktörü Dr. Erich Hechtner’in davetiyle ayrıntılıve programlı bir gezi yapma olanağı buldum. Viyana, dünyanın müzik başkenti ve Avrupa’nın birinci sınıf sanat metropolü. Mozart, Mahler, Haydn, Beethoven ve Straus’un ilham diyarında, her akşam 10.000 müzik tutkunu canlı klasik müzik dinliyor. Ayrıca her yıl Viyana’nın 450 vals salonunda dans ediliyor. Tarihi eski kent, onlarca şato ve 150’nin üzerinde saray, muhteşem bir ortam sunuyor. 100’ün üzerinde müzede, eski ustaların ve genç yenilikçilerin sanatı sergileniyor.

Kişi başı 130 litre tüketim
Ama bilinen bir gerçek daha var ki Viyana Orta Avrupa’da suyun da başkenti. Viyana’da 1873 yılında ilk kez dağlardan elde edilen su vatandaşa verilmiş, ilk kanalın inşaatı dayaklaşık olarak 4 yıl sürmüş. Viyana, Aşağı Avusturya ve Steier-Mark Alpleri’nden su getirmek için karar aldıktan sonra 1862 yılında kaynak arama çalışmaları başlatılmış. I. Hochquel-lenleitung adı verilen boru hattının inşaatı için karar verilmiş. Dört yıl süren inşaat sonunda Viyana’nın ilk temiz su kanalı açılmış. 1890'da Viyana’daki evlerin % 90’nına yakını temiz suya kavuşmuş ve sıkı durun! Viyanalılar kişi başına günde 130 litre su tüketiyor.

Muhteşem mutfak
Bugün manevi UNESCO kültür mirasları arasında bulunan Viyana'nın kahve evleri, huzurun vahası olarak biliniyor. Viyana'da geleneksel kafelerin yanı sıra, birçok modern ve türünün stilistik örneği kafe de bulmak mümkün... Kentin her köşesinden bu kafelerden var. Biz birçoğunda kahve içme imkanı bulduk. Şehrin pastanelerinde sizi tatlı rüyalara sürükleyecek Gugelhupf, Sachertorte ve çeşitli pasta türleri mevcut. Hele Viyana mutfağı, gerçekten bizim yemek kültürümüze çok yakın... Ben bize uygun damak tadını burada yakaladım, et yemekleri çok meşhur... Hele biri var ki yemeğe doyamadım adı: "Gulaş".

Çift pasaport yok
Viyana'nın nüfusu 1 milyon 700 bin... Bu nedenle o koca şehir, sakin ve huzurlu bir görünüme sahip... Kent parlamentosu, bu sayının artmasına asla izin vermiyor. Bu nüfusun bir bölümünde Türkler yaşıyor, mahalleleri, düğün salonları, kafeleri bile var. Tramvay ve metro durağındaki kafelerde, büfelerde Türkler çalışıyor genellikle... Bir anlamda kültürümüzü sergiliyorlar ancak yaşadıkları kentin değerlerini de önemsiyorlar. Bu ülkede çifte pasaport imkanı yok. Ya Avusturya vatandaşı olursunuz ya da geçici oturma müsadesiyle Türkiye'nin...

Öylesine kuralcılar ki...
Son günlerde, İzmir'de çok tartışılan tramvay kültürü, Viyana'nın temel taşlarından biri olmuş... Metro ve tramvay birlikteliği, kent ulaşımını rahatlatmış... Otobüsler de onlara uyuyor. Tek bir bilet alıyorsunuz, örneğin üç günlük... Sonra her bir araca, bu süreçte kendinizinmiş gibi biniyorsunuz. Ancak biletinizi yanınızda taşımanız gerekiyor, herhargi bir kontrolde ibra edemezseniz, yerin dibine girseniz daha iyi... Öylesine kuralcı... Güven söz konusu olduğu zaman, suistimale katlanamıyor Viyanalı... Tramvay demişken, bu araçlar parklardan, otoparklardan geçmiyor, yolun bir bölümü tramvaya ayrılmış... Tabi bunda caddelerin geniş olmasının payı var.


Her şey insanı hakkı üzerine kurulmuş
Avusturya'nın başkenti Viyana, tam bir demokrasi şehri... Kadın hakkı, çocuk hakkı diye bir tartışma yok burada; tüm düzen "insan hakkı" üzerine kurulmuş... Her şey insanın rahatı için düşünülmüş, insanlar özgür, bağımsız burada ... Kafeler, lokantalar, opera ve bale salonları, çarşılar, AVM'ler birer özgürlük abidesi... Kimse kimseye rahatsızlık vermiyor, hakkını çiğnemiyor. Bir hakkı gaspetmek, hırsızlıkla eşdeğer burada.. Viyana'ya geldiğimiz ikinci gün, belediyenin davetiyle kendimizi opera salonunda bulduk... Ünlü sanat adamı ve besteci HerbertVonKarajan'ın ismini taşıyan opera binası büyüleyiciydi.

Opera binasında caz izledik
Beş katlı binanın son katından ve ilk sırada izledik muhteşem gösteriyi... Aslında sahnelenen bir opera değildi; caz festivali vardı o günlerde... Bize de dünyaca ünlü caz sanatçıları Sarah Jones ve Charles Bradley'i izlemek düştü. Gerçekten yaşadığımız anlar muhteşemdi, sanatçıların sahneye geldiği andan itibaren 3 saat boyunca hiç sıkılmadan müzik gösterisine ortak olduk. Bunda sadece sanatçların değil, "akıllı" opera binasının mükemmel ses düzeni ve izleyicilerin coşkusunun büyük payı vardı.

Daha iki yüz yıl yetecek suları var
Viyana Belediyesi yüz yıl önce su sorununa köklü bir çözüm getirmiş, Alpler’in zirvesinden minik bir kaynaktan başlayan yolculuk 80 kilometre uzaklıktaki kente kadar uzanıyor. Hem de hiçbir teknik donanım kullanmadan borulardan akıp gidiyor Alpler’in buz gibi suları. Yani pompa kullanılmıyor; su geldiği gibi kente yakın bir merkezde önce depoya ulaşıyor, orada kentin ihtiyacı kadar olan bölüm yine pompa kullanılmadan musluklara veriliyor. Viyana’nın suyu mükemmelin de ötesinde, Avrupa Birliği gözünü suya dikmiş ama Avusturya devleti suyunu kaptırır mı? Çünkü o su geleceğin Viyana’sına 200 yıl yetecek kadar akmaya devam edecek. Belki hiç bitmeyecek birkaç yüz yıl daha akmaya devam edecek. Bir yanda Alplerden gelen şeker tadında içme suyu bir yandan da yaz kış yağmaya devam eden yağmurlar bu tarihi kenti kültür ve sanatın yanında adeta dünyanın özel yeşil bir köşesine çevirmiş. Ağacı olmayan bulvar, cadde ve sokak yok, çiçeği olmayan balkon ve pencere önü ise görmek mümkün değil.

Alpler’den gelen suyu yudumladık
Bir günümüz suyun öyküsünün geçtiği yerleri görmek ve yaşamak için geçti. Sabah erken saatlerde Viyana Belediyesi’nin yetkilileriyle yola koyulduk. Yaklaşık 80 kilometre gittikten sonra yemyeşil bir ormanın içine kadar devam ettik ve tesislere ulaştık. Kaynağın bulunduğu kilitli kapı bizim için özel olarak açıldı, ardından cam bölmenin ardından görebildiğimiz pırıl pırıl Alpler’den gelen suyun yakından fotoğrafını çekebilmek için o özel cam bölmeler de bizim için aralandı. Çok titiz davranarak fotoğraf çekimlerimizi tamamladık. Daha sonra suyun akış hızından, ana depoya ulaşmasına, oradan kentin ihtiyacı olan şebekeye götürülmesine kadar olan çalışmaları dakikalarca anlattılar. Viyana su işletmeleri basın sözcüsü Bayan Astrid Rompolt, hem minibüsümüzü kullandı, kaptanlık yaptı; hem de suyun doğuşundan kente varışına kadar izlenen yolu o kadar güzel anlattı ki not almama bile gerek kalmadı hepsi beynime yerleşti.

Dört bin noktada alarm sistemi kurulmuş
Benim bu gezide su deposunun bulunduğu alan çok ilgimi çekti. Avrupa’nın en büyük su deposunu yapmışlar yukarıda 65 bin metre karelik bir alan ve aşağıda dört bölümden oluşan 600 bin metre küp kapasiteli depoda kaynak suyu, buz gibi ve biz cam bölmenin ardından izliyoruz. Neusiedl am Steinfeld Su Deposu. Yapıldığı zamanda dünyanın en büyük kapalı temiz su deposu olarak kayıtlara geçti. 1950'lerde inşa edilen memba suyu deposu 600.000 metreküp su depolayabiliyor. Bu büyük alan 4 tane büyük su deposundan oluşuyor. Depolar 10 metre yüksekliğinde. 120 metreye 134 metre büyüklüğünde.

Kumanda odası 24 saat çalışıyor
4 bin  noktada alarm sistemi kurulmuş, kente su gelişigüzel verilmiyor, ihtiyaç bilgisayar ortamında belirleniyor ve ona göre akış sağlanıyor. Ana borularda su kaçağı diye bir sorun yaşanmıyor. Ancak kent içindeki şebeke dağılımında yüzde onluk bir kayıp var (kaçak değil). Ortadoğu ne kadar petrol zenginiyse Orta Avrupa da o kadar su zengini. Viyana ise bu zenginlikten fazlasıyla nasibini almış bir başkent. Alp sıradağları üzerinde bulunan büyük dağların kar suları Avusturya'nın su kaynaklarını oluşturmuş. Onlarca nehir ve gölleriyle de zengin olan Avusturya'nın bir iki gölünün dışındaki tüm suları içme suyu kalitesinde. Yani bu kalitedeki bir suyun evlerde çamaşır ve bulaşık makinelerinde kullanılmasını düşündüğümde içim acıdı.

Viyanalılar sularına sahip çıkmış
Her ne kadar denizden yüzlerce kilometre uzakta olsa da, kuzeyindeki Tuna, çevresindeki Viyana ormanları, ülkenin doğusundaki Alp Dağları Viyana'yı su kültürüne pek uzak düşürmüyor. Viyana ve su denilence insanların aklına en çok Alp dağlarından süzülen içme suyu geliyor. Tüm Viyana çeşmelerinden akan su doğrudan Alpler'den geliyor; tadına ve içmeye doyulamıyor. İnsanın ülkesine dönerken, bu suyu şişeleyip yanında götüresi geliyor. Bu arada, Avrupa Birliği’nin  Avusturya'nın suyunda gözü olduğunu ve sık sık  gündeme taşıdığını öğrendim.

Bisiklet yolları ağ gibi
Hem de çiçeğin bin bir türlüsü, her çeşidi… Sokaklarda ceviz ağaçları, kestane ağaçları, her biri yüzlerce yaşında, dimdik göğe uzanıyor yeşil yapraklarıyla. Öyle bir kent ki Viyana: kentin genel sekreterini ziyaret ettik, belediye binasında makamında buluştuk. Dört gündür gezdiğimiz kentte gözle görünür bir problem yok. Bisiklet yolları tamamen kentin  dört bir yanını ağ gibi örmüş, her türlü kolaylık sağlanmış, geçiş üstünlükleri var kaldırımlarda. Metro  ise en büyük kolaylık kent içinde gitmediği bölge yok, tramvay deseniz öyle, otobüsler vızır vızır çalışıyor, temiz ve tertemiz.

Yeşil kamusal alan
Kentin yüzde ellisi yeşil kamusal alan. Kent merkezindeki birinci bölgedeki tüm binalar birbirleriyle yarışıyor mimarı güzellik açısından, her bina bir sanat eseri barındırıyor. Her bina ünlü mimarlar tarafından tasarlanmış, duvarlarında, balkonlarında ve çatılarında heykeller, figürler ve resimler yer alıyor, insan gözünü alamıyor. Kent içinde gül bahçesi oluşturulmuş. Hikayesi de ilginç, kentte yaşayan vatandaşlar bahçeye gelip gül fidanı dikiyor ve adını yazıyor, binlerce  fidan boy atmış ağaç gibi olmuş gül fidanları ve çok özel bir köşe oluşmuş. 

Üçüncü Adam filmi kanallarda çekimiş
Gül bahçesine havuzlar,ceviz, kestane ve ıhlamur ağaçları ve diğer bitkiler ayrı bir güzellik katmış, banklarda insanlar saatlerce oturup bu güzelliği izliyor, sohbet ediyor, banklarda yatıyor, hava bir de güneşli olduğu zaman mayolu ve bikinili insanları da görmek mümkün. Birçok Avrupa kentine hayat veren Tuna ise Viyana'nın simgelerinden biri. Ancak bu kentin Tuna'yla ilişkisi pek hayal ettiğimiz gibi değil. Tuna kentin içinden geçmiyor, kuzeyinde kalıyor. Üstelik insanların müdahaleleri sonucu yatağı değiştirilmiş, yerinden oynamış; sonuçta ortaya bir Tuna kanalı, bir eski Tuna, bir de asıl Tuna olmak üzere üç ayrı bölüm çıkmış. Buradan asıl Tuna küçücük bir gölet şeklinde görülüyor. Kentin altında Tuna nehrinin bir bölümü yaklaşık iki kilometrelik bir tünel sisteminin içinden geçip gidiyor, turistler bu tüneli görmek için 7,5 Euro ödüyor. Atık suların yer aldığı bölüm ise 140 yıl önce tasarlanıp, planlanıp yapılmış, düzenli kanallardan akıp giden tünellerde 1949 yılında bir de film çevrilmiş. Filmin adı Üçüncü Adam. Gerilim ve gizem tadındaki filmin yönetmenliğini Carol Reed yapmış, oyuncular arasında ise Orson Welles gibi ünlüler de yer alıyor. Tünelin içinde bu filmden fragmanlar izledik, kokular arasında, yani insanlar turizm için neleri değerlendiriyor ibretle bakakaldık arkadaşlarımla.

Ulaşım pahalı
Viyana’da kaldığımız dört gün boyunca genellikle yürümeyi, metroyu ve tramvayı tercih ettik. Viyana gerçekten demir ağlarla örülmüş. Ulaşım sorun değil ancak çok pahalı. Aktarmalar bizim ülkemizdeki gibi ücretsiz, bizim kullandığımız 72 saatlik bilet 21,90 Euro oldukça pahalı. Kentte U simgesi ile gösterilen 5 metro hattı, 100 civarında otobüs hattı, 29 tramvay hattı ve banliyö trenleri (S-Bahn) şehiriçi ulaşım sağlıyor. Cuma ve Cumartesi geceleri metro hatları 24 saat hizmet veriyor, ayrıca haftanın tüm günleri gece seferleri yapan Night Line otobüsleri ve belli noktalar arasında çalışan gece dolmuşları (ASTAX) var. Viyana bisikletle de gezmeye uygun bir kent. CityBike adlı bisiklet paylaşım sisteminin kent içindeki birçok noktasında 1 Euro karşılığında kredi kartınızla ya da 2 Euro’ya  Touristcard alarak kayıt olabilirsiniz. Bisiklet almanızdan itibaren ilk saat her zaman bedava. Sonraki saat 1 Euro, üçüncü saat 2 Euro şeklinde uygulanıyor. Ama Viyana ova üzerine kurulmuş ve bisiklet ile gezmek çok kolay ve pek keyifli.

Işık Teomanisikteoman@gmail.com

 

Etiketler

bertina

Yazar Hakkında

bertina

Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Gazetecilik yapıyorum.